BATI AVRASYA STEPLERİNDE TÜRK VE ALAN HALKLARI ARASINDAKİ TARİHİ BAĞLANTILAR

BATI AVRASYA STEPLERİNDE TÜRK VE ALAN HALKLARI ARASINDAKİ TARİHİ BAĞLANTILAR

Andreas etimolojisi, bize Alan kelimesinin *aryana’dan geldiğini söylemektedir. “Aryan” kelimesi bugün hâlâ en güvenilir ad olarak kabul ediliyor.[1] Bu durumda biz büyük bir ihtimalle, kadim İndo- İranlıların, Hıristiyanlık çağının başlangıcında Sarmatyalı ırklara mensup halkların yaşadığı bölgelerde ortaya çıkan büyük ve heterojen bir kabileler konfederasyonunu adlandırmak için kullanılan bu adı, prestij kaygılarıyla kendi kendilerine verdikleri ve bu adı yeniden canlandırdıkları gerçeğiyle karşı karşıyayız. Maalesef, bu konfederasyonun ne kadar sürdüğü bilinmiyor, fakat kesinlikle M.S. 2. yüzyıldan daha uzun sürmemiştir. Daha sonra, Batılı akademisyenler tarafından sıklıkla tek bir etnik ad olarak algılanan bu ad, bütün geç Sarmatyalı kabileler için kolektif bir ad olarak yaygınlaştı ve Moğol istilalarına kadar Rusya’nın güney steplerinde yaşayan Kuzey İranlı göçebeleri adlandırmak için kapsamlı bir şekilde kullanıldı. Öte yandan, 7. yüzyıldan itibaren, kaynaklarda ikinci bir isme daha, kökeni bilinmeyen as- As, adına rastlıyoruz, başlangıçta bu ad yalnızca bazı Alan kabilelerini tanımlıyor, zamanla bu ad, onun atası olan bir başka adla, *al[l] an-. Alan, yer değiştiriyor. Günümüzde Kafkasya’nın orta bölgelerinde yaşayan Osetyalıların, Alan kabilelerinin torunları olduğu farzediliyor.[2]

1. Avrupalı Hunlar (4. ve 5. Yüzyıl)

Bazı eski kaynaklarda, Alanların Hunlar karşısında uğradığı mağlubiyetten ve Alanların Hunlara tabiiyetinden (yaklaşık 375 tarihlerinde), öte yandan Karadeniz kıyılarındaki Ostrogot Krallığı’nın Hunlar ve Alanlar tarafından yıkıldığından bahsediliyor.[3] Bu konuda en dört başı mamur görüş, Ammianus Marcellinus tarafından öne sürülmüştür. Marcellinus, etnografik tezine yazdığı ünlü arasözünde, Alanları daha az barbar olarak düşünmesine karşın iki halkın (Hunlarla Alanların) benzer hayat tarzı olduğunu anlatıyor.[4]

Çok sayıda savaş ve yağmadan sonra Hunlar, hayatta kalmayı başaran Alanların bir kısmıyla bir ittifak kurdu; Bu sebeple, kaynakların da yardımıyla Doğu Avrupa üzerinden Alan-Hun melez toplulukların izini sürmek mümkündür: Bu topluluklar ilkin Balkanlar’da (yaklaşık 377-78) Gotların müttefikleri olarak[5] ve Theodosius (379)[6] tarafından fethedildikten sonra Pannoniae’de (Batı Macaristan) (yaklaşık 380)[7] ve Raetiae’de (yaklaşık 383-4)[8] Roma’nın yardımcı kuvvetleri olarak karşımıza çıkarlar. Bu gruplardan bazıları Kuzey İtalya’ya da yerleştiler ve Batı magister utriusque militiae olan Flavius Stilicho’nun ordularının bir kısmını oluşturdular; en azından Alanlar ve Hunların, Frigidus nehrindeki (394)[9] ve Fiesole’deki (405)[10] savaşlarda birlikte olduğu kaydediliyor.

4. yüzyılın son on yılında yazan bilginlerin her iki halktan da sık sık bahsettiklerini söylemek gerekir. Belki de bu, her iki halkın ortak bir kaderi paylaşmasının bir kanıtıdır.[11] Genelde, Alanlarla Hunlar arasındaki savaşa (yaklaşık 402)[12] ve muhtemelen Stilicho’nun ölümüne (405) atıfta bulunan tek bir kısa ve manalı pasaj, iki halkın Avrupa’da birlikte varoluşlarının bir sınırı olduğuna kanıt olarak gösterilebilir.

Her iki halka da ortak olarak atıfta bulunan başka pasajlar bundan elli yıl sonra bulunacaktır. Öte yandan Jordanes’in Alan kralı Sangibanus’un, Attila’nın Hunlarını mağlup etmek için gerçekleştirdiği başarısız girişimine dair yazdıkları kuşkuludur, çünkü bu Alanlar, Katolonya’nın tarlalarında verilen savaşta (451)[13] Aetius tarafından Hunların elit birliklerini karşılamak üzere Roma savunma hattının merkezine getirilmişti. Üstelik, aynı tarihçi tarafından Nedao nehrindeki savaşın anlatıldığı satırlar, yalnızca Barbar halklarının bir listesini kapsıyor, bu da bizim, Alanların savaşın bir tarafında veya öteki tarafında veya her iki tarafında birden gerçekten savaşıp savaşmadığını bilmemize imkan vermiyor.[14]

2. Erken Dönemin Türk Halkları (6. Yüzyıl)

Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasından ve Völkerwanderung’un (Kavimler Göçü) sona ermesinden sonra Alanlara dair haber kırıntılarına daha ender rastlanıyor, fakat mevcut kaynaklar bizi, Kuzey Kafkasya’da farklı Türk halklarının yanı sıra Alanların yaşadığı yer hakkında da bilgilendiriyor.

Çağdaş Ermeni tarihçileri, Kafkasyalı Hunların (Honk’), Alanlarla (Alank’)[15] ittifak kurarak ve Alan Kapıları (drownk’ Alanac’) denilen, yani pek de tarihi olmayan, fakat en azından genel bir uygulama olarak yeniden hatırlanacak gibi görünen Darial geçidi,[16] üzerinden çıktıkları seferleri anlatıyorlar. E[i{@ (5. yüzyıl) üç kez Xaylandowrk’dan[17] bahsediyor. Golden, Xaylandowrk’un “Kuzey Kafkasya’nın Hun kökenli bir kavmi” olduğunu ileri sürüyor,[18] fakat Perslilere ait anonim bir coğrafya metni olan Hudûd’ül-A’lâm’da (10. yüzyıl) Alan (Allan) ülkesinde Jaylan[19] denilen bir kasabadan bahsediliyor ve bundan dolayı da etnik bir topluluğun adı olarak düşünülen bu ad, coğrafik bir yer adı, yani Xaylan-dowrk’, “Xaylan’ın Kapıları” olarak anlaşılabilir.

Ps.-Zacharias Rhetor’un yazısındaki bir bölüm, Alanların Derbend geçidinin (tar’ad-Qaspiyün) ötesinde yaşadığını belirtiyor. Bu bölge Hunların (HNnay@) topraklarında yer alıyor ve çadırlarda yaşayan on üç Hun boyu veya Türk halklarının yaşadığı yerin hemen yanındadır; bu boyların adları ise şöyle: Onogurlar, Ogurlar, Sabarlar, Bulgarlar, Kutrigurlar, Avarlar, Ksr (*Actziri-Ağaçeriler), Dyrmr (*Itimari), Saragurlar, B’grsyq (*Barselt-Barsiller), Kwls (*Choliatae-Harezmliler), Abdelae (Abdallar) ve Eftalitler (yaklaşık 555).[20]

Öte yandan hem Alanların hem de Kafkasyalı Hunların (özellikle de Sabarlar), Justinyen ve haleflerinin yaptığı uzun Pers savaşlarında, daima aynı safta olmamalarına rağmen, Bizansların ve Sasanilerin hizmetine girdiği kaydediliyor. Nitekim, Lazika Kralı Gubazes, Alanlarla Sabarların Sasanilere karşı ittifak kurmalarını sağladı (548).[21] Kısa ömürlü 50 Yıl Barışı’nın (561) ilk maddesi, Perslerin, Hunların ve Alanların Kafkasya geçitlerinden geçmelerini yasaklıyordu[22] ve Tiberius’un (Son İmparator Tiberius Constantine) cömertliğinden dolayı, bazı Alanlar ve Sabarlar taraf değiştirerek Romalıların hizmetine girdiler (574/578).[23]

Yaklaşık 15 yıl boyunca Bizans kaynakları, halkı için belirli bir üstünlüğü başarmış gibi görünen ve Sarasios, Sarodios veya kısaca Saroes denilen bir Alan kralından bahsediyor. Avarlar, Bizans’la ilk diplomatik ilişkiyi Saroes’in arabuluculuğuyla kurmuştur (557).[24] Daha sonra Saroes, Pers genarali Mihr@n’e karşı Ermenistan strategosu Johannes’in bir müttefiği oluyor; buna karşılık Sabarlar da Pers generalini destekliyor (572).[25]

Son fakat aynı derecede önemli bir başka husus, Büyük Michael’ın (12. yüzyıl) Bulgarlar ve Hazarların kökenine ilişkin tuttuğu kayıtlardır. Söz konusu kayıtlarda, Hazarların “Bersilya” denilen Alan topraklarına yerleştirildikleri söyleniyor; bu görüş ise, 6. yüzyıla ait bir kaynaktan ödünç alınmış gibi görünüyor.[26] Aynı şekilde, Simon de Köza’nın (13. yüzyıl) Hunlar ve Macarların efsanevi kahramanı olan Hunor ve Mogor adlı iki kardeşin, Kara Bulgarlar (filii Belar) arasında ele geçirilen ve Alan prensi Dula’nın kızları olan kadınlarla efsanevi evliliğinden bahsediyor.[27]

3. Türk İmparatorlukları (6-8. Yüzyıl)

Menander’in Tarih’inin bir bölümünde, Bizans büyükelçisi Zemarchus’un İstemi Kağan’ın huzuruna çıkmasını gerektiren misyonundan dönüşü sırasında (yaklaşık 571/572) Saroes’ın sarayına gelen Batılı Türklerle ilgili bir olaydan bahsedilir. Anlatılan öyküye göre Alan kralı, silahlarını bırakmadığı müddetçe Türk elçilerini kabul etmeyi reddeder.[28] Bu ve benzer olaylardan belirli sonuçlar çıkartılabilir, çünkü hem Alanların hem de Utigurların, Valentine’nin elçisinin *Türkşad’a (576)[29] gönderildiği dönemde, yani beş yıla tekabül eden bir zaman diliminde Türk hakimiyeti altına girdiği kaydediliyor.

Maalesef Alanların 7. yüzyıldaki durumları hemen hemen hiç bilinmiyor ve onların İkinci Göktürk Hakanlığı’yla, yani Orhun Kitabelerinde adı geçen Uz (Oğuz) halkıyla olan ilişkisini aydınlatmak için ulaşılabilen tek kaynak, çok problemlidir.[30] Uz halkıyla ilgili üç olaydan bahsediliyor: [1] 26 yaşındaki Bilge Kağan’ın Uz halkını boyunduruk altına alması (709);[31] [2] Uz askeri liderinin (tutug), Türgeş kağanının bir komutanının (buyrug) 26 yaşındaki Kül Tigin (Köl-tigin) tarafından ele geçirilmesi (710);[32] ve [3] Kara Göl’de yapılan bir savaşta Uz İlteber’in 31 yaşındaki Kül Tigin tarafından ele geçirilmesi, bozguna uğratılması ve isyan (715).[33]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ