BATI ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ: İZMİR ÖRNEĞİ

BATI ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ: İZMİR ÖRNEĞİ

Onbirinci yüzyılın ilk çeyreğinden sonra doğu, Güney Doğu Anadolu ve Kuzey Suriye’ye doğru gelişen düzensiz Türkmen akınları, Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasından sonra düzenli bir fetih hareketine dönüşmüştür. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’ne kadar olan dönemde Türkler, zaman zaman Orta Anadolu’ya kadar akınlar yapmış olmakla birlikte, onların fetih hareketleri doğu ve güney-doğu Anadolu bölgeleri ile sınırlı kalmıştı. Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra ortaya çıkan gelişmeler, Türklere kısa sürede Marmara kıyılarına kadar ilerleme imkânı vermiştir.

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 1072’de ölümünden sonra Urfa bölgesine gelen Kutalmış oğlu Süleyman Şah, kendisini destekleyen Türkmenlerle birlikte Halep, Antakya ve Konya üzerinden İznik taraflarına gelmiş, Bizans İmparatorluğu’nda yaşanan taht mücadelesinden yararlanarak İznik merkezli yeni bir Selçuklu Devleti kurmayı başarmıştı.

Süleyman Şah’ın, Anadolu’nun kuzey-batısında yeni bir Türk devleti kurması ve Anadolu’daki Bizans hâkimiyetini Marmara sahillerine kadar geriletmesi, Horasan’dan Anadolu’ya doğru gelişen ve büyük kitleler halinde gerçekleşen Türk göçünün artmasına ve hız kazanmasına neden olmuştur. Bu dönemde bir taraftan kalabalık Türkmen kitlelerinin Batı Anadolu bölgesine nüfuz etmeye başladığını, diğer taraftan da 1081’de Bizans’ta meydana gelen taht değişikliğinden sonra İzmir’i ele geçirmeyi başaran Çaka Bey’in burada bir Türkmen Beyliği kurduğunu görmekteyiz.

1096 yılında, yani I. Haçlı Seferi’nin başlangıcına kadar olan dönemde Türklerin Batı Anadolu bölgesinde Bizans’ın hâkimiyetini oldukça zayıflattıkları ve bu bölgeye yerleşmeye başladıkları bilinmektedir. Ancak, I. Haçlı Seferi’nin Türkiye Selçuklu Devleti’nde yarattığı sarsıntı, Türklerin Batı Anadolu bölgesinden Orta Anadolu’ya çekilmesine ve Bizans’ın buralara yeniden hâkim olmasına neden olmuştur. I. Haçlı Seferi’nin yarattığı sarsıntı atlatıldıktan sonra Türklerin Batı Anadolu bölgesinde Bizans’a karşı yeniden mücadeleye başladığını görmekteyiz.

I. Kılıçarslan’ın ölümünden sonra (1107), Kapadokya Emiri Hasan Bey’in Batı Anadolu bölgesinde Bizans’a karşı saldırıya geçtiğini, Alaşehir, Kırkağaç, Bergama ve İzmir taraflarına kuvvet sevkettiği bilinmektedir.[1] Şahinşah’ın 1110 yılında Türkiye Selçuklu tahtına çıkmasından sonra Türklerin Batı Anadolu’daki faaliyetleri artmıştır. Nitekim, II. Haçlı Seferi’ne katılan Fransa Kralı Louis, 1147’de Bergama-Efes-Denizli üzerinden Antalya’ya ulaşmaya çalışırken Türkmenler tarafından ağır kayıplara uğratılmıştır. Fransa Kralı’nın maiyetinde bulunan Odon de Deuil’in ifadesinden anlaşıldığına göre Türkler, Efes’e kadar olan kıyı kesimlerine kadar ilerlemişlerdi. Bu durum bize Türklerin XII. yüzyılın ortalarında Batı Anadolu bölgesinde etkin olduklarını göstermektedir.[2] Bilhassa 1176 yılında Miryakefalon zaferinden sonra Türkiye Selçuklu sultanının hâkimiyeti Alaşehir’in batısına kadar genişlemiştir. Bizans, Türklerin eline geçen yerleri zaman zaman geri alma teşebbüsünde bulunmuş ise de bu girişimlerinde başarılı olamamıştır.

Moğolların önünden kaçarak Anadolu’ya yığılan Türkmenlerin, Türkiye Selçuklu Devleti tarafından genellikle ülkenin batı kesimlerine yönlendirilmesi, Batı Anadolu bölgesinin bir sonraki asırda önemli oranda Türkleşmesine zemin hazırlamıştır.

1243 Kösedağ mağlubiyetinden sonra Türkiye Selçuklu Devleti, İlhanlıların hâkimiyeti altına girince, Selçuklu devletinin kontrolü dışında hareket eden Türkmenlerden bir kısmı Batı Anadolu bölgesinde yeni siyasî oluşumlar meydana getirmişlerdir. XIII. asrın ikinci yarısından itibaren Batı Anadolu’nun Türkleşmesi ile ilgili olarak Pachymeres şu ifadeyi kullanır: Küçük Asya’daki eyaletler zayıf düştü. Halbuki Türkler dahi cüretkâr oldular ve hiç kimsenin müdafaa etmediği, tamamıyla terk edilmiş toprakları istilâ ettiler. Bu suretle yavaş yavaş Menderes ıssızlaştı. Karia havâlisi düşmanların eline geçti. Küçük Asya için tehlike öyle büyüdü ki kimse İstanbul’dan Pontus Herakleia’sına gidemez oldular”.[3]

Kütahya ve çevresinde Germiyanoğulları,[4] Söğüt ve civarında Osmanoğulları, Balıkesir ve Çanakkale havâlisinde Karasioğulları,[5] Birgi, Tire, Ayasuluğ bölgesinde Aydınoğulları,[6] Beçin merkezli Menteşeoğulları,[7] Manisa merkezli Saruhanoğulları[8] beylikleri XIII. yüzyıl sonlarından itibaren siyasî birer oluşum olarak tarih sahnesine çıkmışlardır.

Sonuçta, XIV. yüzyıl sonlarında bütün Batı Anadolu bölgesi etnik bakımdan yarım asırlık bir sürede Türk unsurlarının yaşam sahası haline geldiği gibi, siyasî yönden de bu topraklar Türkleşmiş ve Türklerin yurdu haline gelmiştir.

Batı Anadolu bölgesinin Türkleşmesi ile ilgili verdiğimiz genel bilgiden sonra İzmir ve yöresinin Türkleşmesi konusuna geçebiliriz.

İzmir’in Türkleşmesi

Anadolu’nun zengin yörelerinden birisi olan Ege Bölgesi’nin batı sahili üzerinde kurulmuş, doğanın bahşettiği fevkalade uygun coğrafya şartlarından yararlanarak tarihin ilk çağlarından beri daima önemli stratejik pozisyona sahip olan İzmir, çeşitli kültürleri ve siyasi güçleri bünyesinde barındırmış bir liman şehridir. Ayrıca, İzmir dünyada ilk çağlardan zamanımıza kadar varlığını koruyup gelişebilmiş sayılı şehirlerden birisidir.

1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’yu yurt edinmek amacıyla, batıya hareket eden Selçuklu Türkleri, Ege ve Marmara sahil bölgelerine kadar ulaşmışlardır. Sonraki devirlerde Aydın-eli olarak adlandırılan İzmir ve havalisinin, Malazgirt Savaşı’ndan on yıl kadar sonra Türklerin eline geçtiği ve bu bölgeyi yurt edinmeye başladıkları da belgelerle kanıtlanmış bir gerçektir. 1081 yılından sonra İzmir’i ve çevresini ele geçirme başarısını gösteren Türk kitleleri, geçici de olsa Batı Anadolu’nun Türkleşmesine ilk adımı atmış oldular. Ege Denizi sahil kesimini ve civar adaları da zapt ederek burada bir Türk Beyliği (1081-1097) kurmuş olan Çaka Bey, kendisine merkez edindiği İzmir’e ek olarak Urla ve Foça şehirlerinin yanı sıra Midilli, Sakız, Sisam, Rodos ve Batı Anadolu sahillerine yakın olan adalara kısa sürede hâkim olma başarısını göstermiştir.

Tarihte ilk defa olarak İzmir şehri merkez olmak üzere tesis edilmiş olan Türk Beyliği, Çaka Bey’in kurmuş olduğu Türkmen beyliğidir. Bu Türk Beyi’nin faaliyetleriyle ilgili bilgiler, Anna Comnena’nın İmparator Aleksios Komnenos’un (1081-1118) dönemini kapsayan eseri olan The Alexiad’da verilmiştir.[9] Danişmend-nâme’de zikredilen Çavuldur Çaka (veya Çakan)[10] Bizans kaynaklarında Çahas veya Tazachas (Tzachas) olarak geçmekte, büyük bir ihtimalle de bu iki ismin aynı şahsa ait olduğu mümkün görünmektedir.

Çaka Bey ile ilgili bilgiler çok sınırlı olmakla birlikte, onun, cesaretli, cevvâl, zeki ve mücadeleden korkmayan savaşçı bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Şahsında toplanan bu meziyetler sayesinde Çaka Bey’in en güç şartlar altında dahi daima en doğru kararları veren ve uygulayan iyi bir asker, teşkilâtçı bir devlet adamı olduğu ortadadır.[11]

Çaka Bey’in, Bizans’a karşı akınlarda bulunan genç ve gözü pek bir savaşçı olarak Anadolu’da yapılan mücadelelere katılmış, bir vuruşma sırasında tecrübesizliği nedeniyle Bizanslı kumandan Aleksandros Kabalika tarafından tutsak alınarak İmparator Nikephorus Botaniates’e (1078-81) sunulmuştur. Asil bir Anadolu Türk ailesine mensup olan bu gencin Müslüman olduğu anlaşılmaktadır.[12] İmparator N. Botaniates, Bizans sarayında yetiştirilecek olan Çaka’ya itibar ederek kendisine “Protonobilissimos” asalet unvanı yanında bazı imtiyaz ve değerli hediyeler vererek taltif etmiştir.[13] Bizans sarayında Çaka Bey’e kısa zamanda asalet rütbesi verilmesi O’nun asil bir soydan ve itibarlı bir Türk ailesinden gelmiş olduğuna açıkça delil teşkil etmektedir. Bundan sonra bu Türk beyi imparatorun tâbiiyetini kabul ederek Bizans İmparatorluğu’nun hizmetine girmiştir.[14] Ayrıca Çaka Bey’in Oğuzların Çavuldur boyundan gelmiş olduğu da rivâyet edilmektedir.

İstanbul’da imparatorluk sarayında ikâmet etme ayrıcalığı kendisine bahşedilen Çaka Bey, burada Homeros’un eserlerini okuyup anlayacak derecede Grekçe öğrenmiş ve bütün saray adetlerine uyum sağlayarak Bizans devlet teşkilatının işleyişini, Bizans kültür ve düşünce sistemini yakından öğrenme fırsatını elde etmiştir.

1078 yılında Süleyman Şah’ın desteğiyle Bizans tahtını elde etmiş olan Nikephorus Botaniates’in (1078-81) yerine Aleksios Komnenos’un (1081-1118) imparator olmasıyla Çaka Bey’in elde etmiş olduğu bütün imtiyazlarının geri alındığı bilinmektedir. Kaynaklarda bunun nedeni ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Belki de Çaka Bey’in, Bizans’ın bilgisi ve oluru dışında kendi başına buyruk hareket etmiş olması, yeni imparator Aleksios’un onu elde etmiş olduğu tüm haklarından mahrum etmesine sebep teşkil etmiş olmalıdır.[15]

Kendisine itibar etmediği anlaşılan İmparator Aleksios’tan çekinen veya tüm imtiyazlarının elinden alınmasına üzüldüğü anlaşılan Bizans hizmetindeki Çaka Bey, İzmir civarına giderek, müstakil bir Türk beyi olarak siyasî ve askerî faaliyetlerine, devam etmeye karar verdiği anlaşılmaktadır. İstanbul’dan kaçarak İzmir’e maiyeti ile birlikte gelmiş olan Çaka Bey, bu bölgede bulunan Türk unsurunun da desteğini alarak en kısa zamanda bir deniz beyliği kurma hazırlıklarına başlamıştır. Hadiselerin seyrinden anlaşıldığı kadarıyla Çaka Bey’in ana politikası, Batı Anadolu bölgesinde güçlü ve müstakil bir Türk beyliği kurmaktı. O, bunun sonucunda kuvvetli bir donanma kurarak Ege Denizi’ndeki önemli adaları ele geçirmeyi, İzmir’den Çanakkale’ye kadar olan bölgeyi zapt ederek Gelibolu yarımadasına çıkmayı ve Trakya’daki tüm Bizans topraklarını hâkimiyeti altına almayı planlıyordu.[16] Bu amaçlarını gerçekleştirdikten sonra yönettiği toprakları, Türk nüfusu ile iskân etmeye çalışmış olması da tabiidir.

Çaka Bey’in İzmir’e nasıl gittiği, maiyetinde veya emri altında kimlerin bulunduğu ve şehri nasıl elde edip beyliğinin merkezi yaptığına dair ayrıntılı bilgi mevcut değildir. Çaka Bey’in Bizans’tan ayrılışı İmparator Aleksios’un Bizans tahtına çıktıktan sonra gerçekleşmiştir.[17] Çaka Bey’in evli ve en az bir veya belki de iki kızı ile Yalvaç isminde bir erkek kardeşinin olduğu bilinmektedir.

İzmir’i ele geçiren bu Türk beyi, Batı Anadolu kıyılarına yakın adaları da zapt ederek bu bölgeye hâkim bir beylik kurmuştur. O’nun bu başarısı, yukarıda ifade etmiş olduğumuz, kendisinin bir müddet Bizans İmparatoru nezdinde kalmış olması ve orada Grek kültürü ile birlikte, Bizans kumandanlarının savaş taktiklerini, Bizans siyasî anlayışını da yakından tanımış olması temeline dayanmakta idi.

İmparator Aleksios’un tahta geçtiği sıralarda (1081) Bizans’ın Türklerin genişleme faaliyetini durduramamasından dolayı Türk kitleleri, Batı Anadolu’ya kadar sokulmuşlardı. Çaka Bey’in beyliğini kurma aşamasında bu müsait durumdan yararlanmış olmalıdır. Çaka Bey’in İzmir’i alış tarihi kesin olarak tespit edilememekle birlikte, beyliğin kuruluşu 1081’den hemen sonra olmalıdır.

Bizans İmparatorluğu’na karşı başarılı olabilmenin yollarını çok iyi bildiği anlaşılan Çaka Bey, İzmir merkezli bir deniz beyliği kurulabilmesinin ve siyasî varlığının devamının ancak Ege’de Bizans’a karşı yapacağı mücadelelerde güçlü bir donanma sayesinde mümkün olabileceğini, coğrafyanın özelliklerinden hareketle görmüştü. Donanmasının çekirdeğini oluşturacak olan ve Ege denizinin iklim şartlarına uygun çok sayıda harp gemisinin yapımı için yerli ustalardan da yararlanmıştır.[18] Donanmada görev yapan levendler ise civar ahaliden ve deniz hayatına alışmış Türklerden sağlanmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ