BAŞLANGICINDAN MALAZGİRT SAVAŞINA KADAR SELÇUKLU-BİZANS MÜNASEBETLERİ

BAŞLANGICINDAN MALAZGİRT SAVAŞINA KADAR SELÇUKLU-BİZANS MÜNASEBETLERİ

Yirminci yüzyıl ortalarında Maveraünnehir ve Türkistan adlı Türk yurtlarında, Türk ve İslâm tarihi bakımından çok önemli bir tarihi hadise gerçekleşmiştir. Oğuzlar büyük bir kitle halinde (200 bin çadır halkı) Müslüman oldular. İslâmiyet’i kabul eden yirmi dört Oğuz boyundan Kınıklara mensup Selçuklu Hanedanı’nın ortaya çıkması ve bu Oğuz kitlelerini önce İran ve Azerbaycan’a sonra Anadolu’ya sevk etmeleri bu hadiseyi daha da önemli hale getirdi. Selçuklu Türkleri Oğuz yayılmasına öncülük ettikleri için kısa zamanda, İslâm dünyasında haklı bir şöhrete ulaştılar. Selçuklular batıya doğru gelişen bu yayılmaları ile çabucak, Müslüman ülkelerinin büyük bir bölümüne hakim oldular. Bozulan İslâm birliğini, büyük ölçüde yeniden kurmayı başardılar. Ayrıca Anadolu da giriştikleri fetihlerle bu toprakları bir İslâm memleketi ve Türk Yurdu haline getirdiler.

Anadolu’nun İslâmlaşması ve Türkleşmesi, Türk tarihinin gerek siyasi ve gerekse medeniyet tarihi bakımından en önemli ve büyük faslı olduğu kadar, İslâm tarihinin de fütühat ve medeniyet bakımından en azametli bir kısmıdır. XI.yüzyılın başlarında “Oğuz” veya “Türkmen” adıyla anılan Türk boyları, kalabalık kitleler halinde Anadolu’yu açarak kendilerine vatan yapmalarından itibaren başlar. O zamandan günümüze kadar bu kıtada yaşayan ve zaman zaman bu ülkeden taşarak, muhtelif iklimleri ve coğrafyaları fetheden Türk Milleti’nin, gerek Anadolu’daki ve gerekse Anadolu üssünden hareketle, fethettikleri diğer kıta ve memleketlerdeki yapıcılıkları, siyasi ve medeni faaliyetleri, Türk tarihinin önemli bir kısmını teşkil etmektedir.

Henüz Selçuklu Devleti kurulmadan önce, Oğuzlar Anadolu fetihlerine iştirak etmek suretiyle Bizanslılarla temas kurmuşlardır. XI. yüzyıl başlarında ise siyasi ve iktisadi sebepler Selçukluların Anadolu’ya geçişini vazgeçilmez bir zorunluluk haline getirmiştir. XI. yüzyılın ilk yarısında Bizans İmparatorluğu’nun hudutları üzerinde Selçuklu Türklerinin görünmeleri ile İslâm ve Bizans tarihinde yeni bir dönem başlıyordu. Zira Selçuklular XI. asrın ortasından itibaren, Bizans tarihinin en mühim faktörlerinden biri haline geldiler.

XI. yüzyılın ilk çeyreğinde Azerbaycan ve Doğu Anadolu bölgesine yöneldiğini gördüğümüz ilk Selçuklu akınlarının, kısmen Sultanlar tarafından gönderilmeyen, bağımsız Türkmen grupları, bazen de siyasi otorite ile arası açılan ve onlardan kaçan gruplar tarafından başlatıldığını görüyoruz. Türkmen beyleri Anadolu yaylasına geldikleri zaman, binlerce senelerdir hayal ettikleri ülkenin burası olduğunu ve milli ideallerinin ancak buradan gerçekleşebileceğini sezmekte gecikmediler. Gerçi ilk zamanlar, Anadolu’ya hakim olmak isteği, Hıristiyan dünyasından İslâm dünyasına yöneltilen tehlikeleri göğüsleyebilmek gibi stratejik bir zarurete dayanıyordu. Fakat bunun arkasından cihan hakimiyeti ideallerine de en elverişli yerin yine bu ülke olduğunu ve burayı bir ana üs olarak kullanmak gerektiğini çabucak fark ettiler. Bu aşk ve imanla toprağa yerleşen Türkmen boyları yeni vatanlarını hiç yadırgamadılar ve buraya kolayca intibak ettiler. Çünkü burası sadece iklim bakımından eski yurtlarını andırmakla kalmıyor, aynı zamanda asırlık ideallerinin tahakkukuna da yarayacak bir coğrafya olduğunu gördüler. Böylece Müslüman Türkün elinde Anadolu’nun kaderi kökünden değişiyor, her ova, yayla, şehir bir başka kutsallaşıyordu.

Bizans İmparatorluğu’nun tarihinde Anadolu siyasi, iktisâdi ve askeri anlamda çok önem arz eden bir coğrafya idi. Çağlar boyunca Bizans’ı Anadolu coğrafyası beslemişti. Anadolu’nun iyi idare edilmesi de IX. ve X. yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu’na altın devrini yaşatmıştı. Anadolu’nun verimli toprakları kadar coğrafi mevkii de Bizans için bir iktisadi gelir kaynağı idi. Asya-Avrupa arasındaki ticaret yollarının Anadolu’dan geçmesi, onu ticaret bakımından dünyada imtiyazlı bir konuma yükseltiyordu. Bizans, Balkanlar, Karadeniz ve Akdeniz yoluyla, Avrupa, Rusya ve Kuzey Afrika ile ticari münasebetler kurabilmişti. Fakat Çin’den başlayarak batıya doğru uzanan önemli ticaret yollarını İstanbul’a ulaştıran Anadolu’nun ticari değeri çok daha fazla idi. Anadolu Bizans için hem verimli toprakları hem ticareti bakımından bu kadar önemli olduğu halde; siyasi mücadeleler zaman zaman bu bölgenin tahrip edilmesi sonucunu doğurmuş, bu da Anadolu’daki ekonomik hayatı felce uğratmıştı. Bilhassa VI-XI. yüzyıllar arasında tam beş yüzyıl ordularının devamlı suretle çiğneyip, yakıp ve yağmaladıkları Anadolu’da, hayatiyetin kaybolması tabii netice idi. Bilhassa Anadolu’yu ele geçirmek uğruna Bizans-Sasani mücadelesi uzun asırlar devam etmiş ve bu çatışma Anadolu’nun nüfusunun azalmasına sebep olmuş, aynı zamanda köy ve kasaba hayatını da yok etmiştir.

Emeviler Devri’nde başlayan ve Abbasiler Devri’nde devam ederek üç asırdan fazla süren Müslümanların Anadolu seferleri, nasıl Anadolu halkını ekonomik zorluklarla karşı karşıya bırakmışsa; XI. yüzyılın ilk yarısından başlayarak, Doğu Anadolu’dan sür’atle batıya yayılma istidadı gösteren Türk akınları da, aynı ölçüde ülke ekonomisini sarsmıştı. Ayrıca zayıflayan askeri teşkilat, idarî ve ekonomik verimliliğini kaybeden “thema”lar, güçlenen feodalite ve derebeylerin halk üzerinde artırdıkları malî baskılar, Bizans hazinesinin gelirleri ile İmparatorluğun lüksü arasında bir muvazene kurulamaması ve nihayet hazinenin açıklarını kapatmak için halka yüklenen ağır vergiler, Bizans ekonomisini sarsan iç sebepler olarak değerlendirilebilir.

Orta Bizans çağında, ekonomik hayat daha çok tarıma dayandığı için büyük toprak sahiplerinin kendi bölgelerinde söz sahibi olmaları, hükümet merkezi otoritesinin zayıflamasına yol açıyordu. Bu duruma dikkati çeken Ebu’l-Ferec; “Bu sırada (990 yılında) Tagrit ahalisi insafsız arazi sahiplerinin aldıkları ağır vergilerin tazyikinden kurtulmak için, şehirlerini bıraktılar ve yabancı yerlere dağıldılar” demek suretiyle bu gerçeği dile getirmektedir. Bu göçler Anadolu topraklarını, köylerden başlayarak, ıssızlaştırıyor ve tarım ekonomisinin hâkim olduğu şehirlerde, iktisadi sıkıntıdan nasibini alıyordu. Selçuklu istilâsı öncesinde önemli Bizans şehirlerinin bile nüfus bakımından çok küçülmesi bunun açık delilidir.

Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya ilk akınları 1016-1021 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Çağrı Bey 1018 yılında, 3.000 süvari ile Horasan, Rey ve Azerbaycan yolu ile Anadolu seferine çıkmıştır. Gazneli Sultan Mahmud’un hiddetine ve bu geçişte, gaflet gösterdiği için Tûs valisini azarlamasına sebep olan bu akıncı kuvveti ile Çağrı Bey Azerbaycan’a vardığı zaman orada daha önce Anadolu seferine çıkmış Türkmenlerle karşılaşmıştır. Bu Türkmenleri de yanına alarak Van havzasında (Vaspuragan) bulunan küçük Ermeni Krallığı topraklarına girdi.

Çağrı Bey’in Anadolu’ya ilk akını esnasında Ermenistan ve Gürcistan hududundaki memleketler, Bizans garnizonlarının otoritesi altına girmiş idi. Bu bölgedeki Ermeni ve Gürcü krallarının Bizans Devleti ile münasebetleri pek dostane değildi. Her ne kadar imparatorlara karşı hürmet de kusur etmiyorlar, kendilerini onlara tabi gösteriyorlarsa da, Bizans’ın siyasi tahakküm ve müdahalesine tahammül edemiyorlar, bilhassa işgal söz konusu olunca, aralarındaki anlaşmazlıkları bırakıp, kuvvetlerini birleştirmeğe çalışıyorlardı. Ayrıca Ermenilerle Bizanslılar arasındaki esaslı ayırıcı bir unsurda mezhep farklılığı idi.

Çağrı Bey maiyetindeki ordusu ile Vaspuragan Krallığı arazisinde görünmesi üzerine, Türkmenlerin “rüzgar gibi atlar üstünde bambaşka kıyafetleri, kadınlarınkine benzer uzun saçları, mızrakları ve yaylarıyla görünüşleri” böyle bir manzara ile karşılaşan Vaspuragan’ın Ermeni sakinlerini telaşa düşürmüştür. Çağrı Bey, bu ilk savaştan galip çıkmış ve Van Kalesi gibi sarp ve müstahkem bölgeler hariç, bir çok yerleri zaptetmiş ve Vaspuragan Krallığı’’nın batı bölgesine hâkim olmuştur.

Çağrı Bey, bu ilk Anadolu seferi hakkında, Tuğrul Bey’e Bizanslıları kastederek, “Bu ülkede bize karşı koyacak bir kimseye rastlamadım” derken de, her taraftan sıkıştırılan ve yurtsuz kalan, Selçuklu beylerine müstakil Türk vatanının keşfedildiğini bildiriyor ve hepsini ümitlendiriyordu. Bu sefer sonrası Türkmenler de Tuğrul ve Çağrı Beyler etrafında toplanıyor ve kuvvetleniyorlardı.

Bu ilk Selçuklu akınının amacı, ne doğrudan doğruya gaza etmek, ne sırf ganimet elde etmek ne de Bizans’a sığınıp yabancı ordularda hizmet değildi. Gerçek sebep, Maveraünnehir’de henüz bağımsız yaşama imkânına ulaşamamış Selçuklu Türkmenlerine, gelecekte yerleşmek üzere, elverişli iklimler ve vatan arama mücadelesidir.

Bu akın Ermeni Ardzruni ve Bagratuni hanedanlarının istiklâllerini kaybetmelerini, dolayısıyla Ermenilerin Doğu Anadolu’dan ayrılarak, Orta Anadolu’ya yayılmalarını ve XII-XIII. asırlarda Anadolu tarihinde rol oynamalarını sağlamıştır.

Bu ilk Anadolu seferi neticesinde müdafaa ve mukavemeti kırılmış olan Ermenistan ile Gürcistan’ın bir kısmının zahmetsizce Bizans’a ilhakı zannedildiği gibi, Bizans İmparatorluğu’nun lehine sonuçlanmamıştır. Bizans’ın Selçuklu orduları karşısındaki aczi kısa bir süre sonra Anadolu kilit noktalarının süratle Türklerin eline geçmesini mümkün kılmıştır.

Bu itibarla, Çağrı Bey’in bu ilk seferi, Anadolu’yu vatan yapmak idealini gerçekleştiren Selçuklu Türklüğüne, Anadolu’ya giden en kısa yolu göstermiş ve sonuçları asırlarca hissedilen tarihi bir hadisedir.

Selçukluların Anadolu’ya ikinci akınları Arslan Yabgu’ya bağlı Türkmenler tarafından yapıldı (1028). Bu akın sırasında Yabgulu Türkmenler, pek çok kayıplar vererek Anadolu’ya girmişler; Azerbaycan, Ermenistan ve Bizans topraklarına, hatta Diyarbakır havalisine kadar yayılmışlardı. 1038’de Selçuklular Gazneliler ile uğraşırken üçüncü bir sefer düzenlenmişti. 1042’de Ermenistan’a giren onbeş bin kişilik Oğuz akıncısı, Vaspuragan havalisine kadar sokuluyor ve Ermeni Prensi Haçig’i öldürerek geri dönüyordu. Selçuklular ile Bizans arasında ilk savaş, Kutalmış idaresindeki Selçuklu ordusu 1045’de, Gence civarında Gürcü ve Ermeni kuvvetiyle takviye edilen Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratıyordu. Bu zafer üzerine Kutalmış Aras nehri boyunca ilerlemiş ve Tuğrul Bey’e: “Bu bölgelerin zengin ve Romalıların da kadınlar gibi korkak insanlar olduğunu ve bu sebeple kolaylıkla fethedilebileceğini” bildirmişti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ