BAŞKURT TÜRKLERİ

BAŞKURT TÜRKLERİ

Başkurt, Volga nehri ile Orta ve Güney Urallar’da yaşayan bir Türk kavminin adıdır. Kuzey Ural bölgesinde Başkurt halkının varoluşunu ilk olarak 9-10. yüzyıllara ait yazılı kaynaklardan öğrenmekteyiz.

Başkurtlar dört zümredirler:

  1. Dağ Başkurtları: (Bürcen, Üsergen, Tamyan)
  2. Yalan: (Ova-Bozkır) Başkurtları: (Yurmatı, Küdey, Geyne, İrekti, Yeney, Tanıp Urugları)
  3. Bu zümre çeşitli yüzyıllarda Başkurtlara doğudan geçerek katılan: Kıpçak, Kan” lı, Suvun, Uran, Kaylı, Katay (Boyat), Kerey (Kerayit), Çuras, Nogay, Kırgız, Merkit gibi urugların parçalarından ibarettir. Bunların Dağ Başkurtları arasında yerleşenleri tam Başkurtça konuşur, batı bölgelerine yerleşenlerin çoğu Tatar şivesi tesiri altındadır.
  4. Bu zümre batıdan, Bulgar ve Kazan taraflarından, bu yerler Rus istilasına uğradıktan sonra Başkurdıstan’a gelen mülteci Tatar, Büker (Bulgar), Mişer ve Müslüman Çuvaşlardır. Batıda Kazan Hanlığı sahasından gelen bu mültecilere Ruslar “Başkiry Pripuşçenniki” yani “içeriye alınan Başkurtlar” adını vermişlerdir.

Bu dört zümreden ilk üçü yarı göçebe yaşayan, geniş topraklara ve yaylalara sahip, kabile teşkilatını muhafaza etmişlerdir. Dördüncü zümre ise eskiden beri çiftçi olan köylülerdir. Kabile teşkilatını, tarihi destanları ve gelenekleri bilmezler.[1]

Başkurtların, Volga Bulgarları gibi Batı Türkistan’ın güney kısmından geldiklerini gösteren deliller olduğu bildirilse de onların miladın başında bile bugünkü ülkelerinde yaşadıkları, Başkurtların vatanının Ural bölgesinde olduğu Yenisey Kırgızlarının cedlerine ait menkıbeler ve Oğuz Destanı’nda belirtilmektedir.[2]

Ebu’l-Gazi Bahadır Han Başkurtların çoğunluğunu Kıpçakların oluşturduğunu söylemiştir. Şecere-i Terakime adlı eserinde bu konuda şu sözler yer alır: “Ol oğlanın Khan, öz kolunda sakladı. Yiğit bolgandın sonE (ra): Urus, Avlak (Eflak) ve Macar ve Başgırd >lleri yaEı >rdiler. Kıpçak’Ea köp >l ve nöker b>rip ol yakka Tın ve Atıl Suy’nıng yakasıEa yıbardı. Üç yüz yıl Kıpçak ol y>rlerde pâdişahlık kılıp olturdı. Barça Kıpçak Eli, anıng neslinden tururlar.” Ayrıca Şecere-i Terakime’de Başkurtlara komşu (Eştek/Heşdek, Ruslarca Ostyak) İştek kavmine ve kuban (Nogaylara göre Kuman) ırmağı boyundaki Çerkesler ile Terek boyundaki Tümen (Tuman-Kazı-Kumuk) ahalisine Cengiz istilasından sonra çok sayıda Kıpçağın sığındığı anlatılmaktadır.[3] Eski Arap müellifleri Başkurt ismini başcirt (istahri), başgird şeklinde yazarak, İbni Fadlan’ın “dağlık, ormanlık ve içerisine nüfuzu zor olan bir memlekette yaşadıklarını ve bu ülkenin merkezinin o zaman bağlı olduğu Bulgar kabilesinden 25 günlük mesafede bulunduğunu” söylediğini ifade ederler.

Arap müelliflerinden Şemseddin Dimaski, Moğollar zamanındaki Başkurtları, Kıpçak urugları arasında saymıştır.

Başkurt ülkesini gezen Ebu Hamid’el-Endülisî, Başkurtlardan Müslüman olan Davud b. Ali isminde birinin, Anadolu ve Konya civarında “uzun insanlar” mezarları hakkında bilgi verdiğini söyler. İdrisî de Yayık ve Ak İdil nehirleri üzerinde bulunan Nemcan, Gurhan ve Kurukaya şehirlerinden ve buralarda yapılan silahlardan ve buralarda çıkan sincap ve kunduz derilerinin yakın ve uzak beldelere ihracından bahsetmiştir.[4] Arap tarihçisi Dimiskî de Başkurtların; Tok, Kumandur, Berndi, Beçene, Kara Börklü, Uzun ve Çurtan urugları ile birlikte Kıpçakların küçük urugları olduğunu söyler.

Başkurtlar 13. yüzyılın birinci yarısında Moğol-Tatar istilasına maruz kaldılar. 13 ve 15. yüzyıllar arasında, IX. yüzyılda Kazan bölgesinde kurulan Bulgar Devleti’nin Cengiz Han’ın torunu Batı Han’ın istilâsı sonucu yıkılarak, yerine bu bölgede hüküm sürmeye başlayan Altınordu Devleti’nin himayesinde yaşadılar. Başkurtlar bu dönemde Seyyid Batır idaresinde Macaristan’a kadar uzanan seferler yaptılar.

Başkurt-Macar münasebetleriyle ilgili çeşitli görüşler şunlardır: Macarlar arasında yüzyıllarca Ural bölgesinde kardeşlerinin kaldığına dair hatıralar yaşadığı ifade edilir. Macarların doğudaki Magna Hungariası bir çok bilgini göre bugünkü Başkurt toprağı ile eşittir.

1943’te Czegledy, İbni Fadlan’ın Seyahatnâmesine dayanarak, Başkurtların bir kısmının Macar soyundan olduğunu, bunların Volga nehrine dökülen Çirmişen ırmağı çevresinde yerleşmiş olabileceklerini söyler.

13. yüzyıl seyyahı Plano Carpini ve Rubrukvis, Başkurtlarla Macarları aynı kavim olarak gösterir. Pregni’ye göre 13. yüzyılda Başkurdıstan’daki Macarlar, Volga nehrinin sağ çevresinde Bulgarlara bağlı olarak yaşıyorlardı. Ona göre Magna Hungaria burasıydı.

1963’te Rasonyi, İdil nehrinin bir hayli uzağında ve bugünkü Başkurt sahasının batı ve güneybatı bölgesinde 18. yüzyıl başlarında Macaristan’da da bulunan ortak bir kaç coğrafi yer adı bulunduğunu açıklar. Bu yer adları şunlardır: Kunduruş Irmağı (Kunduzlu) üç yerde; Bekaş (Kurbağalı) oymak adı, İdeş (tatlı) çay adı, iki yerde, Megaş (yüksek) dağ adı olarak iki yerde rastlanır.

Rasonyi tarafından bulunan eski Macar yer adları ile ilgili olarak Nemeth, bu adların eski Macarların Başkurt oymak teşkilatı içinde kalmış adlar olduğunu belirterek, tarihi bakımdan şöyle bir açıklama yapmıştır:

Bulgar-Türk fonetiğine uygun eski Macar oymak adı Cormati, Başkurt Yurmatı, Surmatı Eski Macar Yeneli, Başkurt Yeney her iki kavimde de müşterektir.

Nemeth bu adlara eski Macarlarda oymak adı olan ve bugün de yaygın olarak kullanılan üç yer adını ekler. Bu adlar:

  • Eski Macar Nek, Başkurt Neg-man
  • Eski Macar Yula, Cula, Başkurt Yula-man
  • Eski Macar Keseh, Başkurt Kese-tabın’dır.

Decsy ise, Başkurdıstan toprağında Başkurtlardan önce uzun bir süre Volga Bulgarları tesirinde kalan Macarların yaşadığını, onların büyük bir kısmının 600 yıllarında güneye göç ettiklerini, bir kısmının da eski yurtlarında kaldıklarını, bu eski Macarların dilinin Proto Başkurt dilinin de temelini oluşturduğunu, sonradan oraya göç eden Türklerin Macarları Türkleştirdiğini, daha sonra bu bölgeye akın eden Moğolların, bir çok Tatar ve diğer unsurları da birlikte getirdiklerini ifade eder.

Bütün bu bilgiler, Macarların eski yurtları olan Magna Hungaria’nın daha sonra Başkurt toprağı adı aldığına ve birçok unsurlardan meydana gelen Başkurtların içinde bir grup Macarların da bulunduğuna delil sayılabilir.[5]

Altınordu Devleti’nin dağılmasından sonra kurulan Kazan Hanlığı sınırları içinde yaşayan Başkurtların bulunduğu arazinin Ak İdil ve Kama nehirlerinin doğusunda olan kısmı, Cengizlilerden Şeybanoğulları idaresine, güneydoğu kısmı da Nogay Mirzalarının hükmü altına girmiştir. 1469 yılında Kazan Hanı İbrahim’in Ruslara karşı seferlerine Başkurtlar da katılmıştır. 15 ve 16. yüzyıllarda Başkurt bölgesini Şeyban-Tura hanları idare etmiştir. 16. yüzyılın ortasında Kazan Hanı Hak Nazar, Başkurt ülkesini idaresi altına aldı.[6]

1552’de Kazan, 1558’de Astrahan hanlıkları ortadan kalktıktan sonra, Rus istilası başlamış, gerek Nogay mirzaları gerekse Tura-Sibirya hanlarının karşı koymaları Rusların Ural bölgesine doğru yürüyüşüne engel olamamıştır.

Başkurtlar, Rusya ile bağlarını kuvvetlendirmeye başlar. Rusya ile birleşmek için elçilerini Moskova’ya gönderirler. IV. İvan tarafından kabul edilen elçiler dinlenir. Çar, onların isteklerini kabul eder. Burada yaşadıkları arazi ve daha önce Nogaylarda bulunan toprakları üzerindeki hakları kabul edilir, fakat kendileri yasağa bağlanır. 1557 yılında Kazan ve Nogay Başkurtlarının da Moskova Devleti ile birleşimi gerçekleşir.[7]

1579 yılında Rusların, Başkurt topraklarında Ufa şehrini kurmasından sonra, Başkurt topraklarını zaptetmeye başlamaları, Başkurtların Ruslara olan güvenini yitirmesine ve Başkurtlar arasında kımıldanmalara sebep olmuştur. Önce Rus karakollarına yapılan münferit baskınlar ve çete savaşları daha sonra ciddi bir mücadeleye dönüşmüştür.

Başkurtlar, 1664 yılında Seyyid Batır idâresinde ayaklandılar. Bu ayaklanma tarihte “Seyyid Ayaklanması” olarak bilinmektedir. Bu ayaklanma üç yıl sürmüş, Rus hükümetini çok uğraştırmıştır. Başkurtlar, 1662-1665 yıllarında Köçüm Han’ın oğulları tarafından idâre edilen Rus aleyhtarı savaşlarda da büyük gayretler göstermişlerdir. 1679-1781 yıllarında da Başkurt topraklarında kargaşa devam etmiştir.[8]

I. Petro Zamanında Başkurt İsyanları

Başkurtların ikinci büyük ayaklanması 1707’de I. Petro zamanında olmuş, bu ayaklanmaya da Ufa’daki Rus memurların kötü idâresi sebep olmuştur. Çeşitli işkence ve baskıya maruz kalan Başkurtlar, bu duruma Aldar ve Kösüm adlı iki yurtseverin yönettiği “Aldar Kösüm isyanı” ile cevap vermişlerdir. Bu isyanda asıl hedef, Rusya’dan tamamen ayrılmak ve bağımsızlık elde etmekti. Bu ayaklanma bastırıldıysa da Başkurt topraklarında huzur fazla uzun sürmedi. 1709’da Başkurtlar bağımsızlık elde etmek için tekrar ayaklandılar. Petro, âsi Başkurtları kılıç ve ateş ile de yok etmenin câiz olduğunu, bir gönüllü savaşçı, Başkurtlardan ne elde ederse kendisinin olacağını ilân ettirdi. Bunun üzerine Kalmuklar, on bin kişilik fırkasıyla Başkurt yurduna akın ederek bütün ülkeyi darmadağın ettiler. Bu durum karşısında Başkurtlar savaştan vazgeçtiler. Ancak, 1710 yılında Başkurt topraklarına bir kez daha Kalmukların gönderilmesi ihtiyacı doğmuştur.[9]

18. Yüzyılın 30’lu Yıllarında Başkurt İsyanları

Rus hükümeti, Başkurtları Kazak-Kırgızlardan coğrafi yönden ayırmak ve Başkurtları arkadan kuşatmak düşüncesiyle 1734’te Cayır (Ural) nehrine dökülen Or çayının ağzında bir kale kurmaya karar vermişti. O günlerde Petersburg’da bulunan Başkurt aksalı Tilekey Tokçuraoğlu, Rusların bu teşebbüsüne silahla karşı koymak gerektiğini anlatır. Kilmek-abız, bu ihtara uygun şekilde hazırlanarak Kirillov’un kafilesine hücum eder. Ancak onların ilerlemesine engel olamaz. 15 Ağustos 1735’te eski Orenbug kalesinin temeli atılmıştır. Fakat, bu sırada Başkurt topraklarında Rus birlikleriyle çarpışmalar devam etmektedir.

Petersbug hükümeti 1736 yılını sonunda, Başkurtların bir daha ayaklanmalarına engel olmak için, Kirillov’un hazırladığı içtimaî ve siyasi tedbirler tasarısını onaylar. Bu tasarıda Başkurtları yasaklı sınıfına çevirmek, evlerde silah, köylerde demirci ve demir dükkanlarının bulundurulmaması, Başkurt bölgesini idare görevini üstlenir. Başkurtlardan üç kişinin herkesin gözü önünde asılacağını ilan eden Urusov’un bu sözleri Başkurtları tekrar ayaklandırmıştır. 1740 yılının Mart ayında büyük bir ayaklanma başlar. Bu ayaklanmayı Yurmatı ulusu Başkurtlarından Karasakal lâkaplı kişi yönetiyordu. Urusov’un kurduğu komisyonda, esir düşen Başkurtlar sorguya çekiliyordu. Buna dayanamayan Karasakal Kazak-Kırgız bozkırlarına çekilip gitmeye mecbur olur. Başkurtlar Rus memurlarına teslim olmaya başlarlar. Bu isyanların ortaya çıkmasında dinî baskılar da rol oynamıştır.[10]

1755 İsyanı

Başkurtların eksik idâri muhtariyeti, günden güne daha da azaltılıyor, 1754 yılında da tuz tekeli kanunu uygulanmak isteniyordu. Bu kanuna göre Başkurtlar, vergi ödemekten muaf tutulacaklar, fakat tuzu hükümetten almaya mecbur olacaklardı.

Tuzu ülkelerindeki tuzlu göllerden çıkarıp kullanan Başkurtlar, buna karşı çıkarak 1755 yılının Mayıs ayında ayaklandılar. Bu ayaklanmayı Abız Abdullah Batırşah Alioğlu yönetiyordu. Batırşah, Kazan şehrindeki Müslümanların da baş kaldırmasına ve Kazak-Kırgızların yardımına güvenmişti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ