BALKANLARDA RUS KONSOLOSLUKLARININ KURULUŞU VE FAALİYETLERİ

BALKANLARDA RUS KONSOLOSLUKLARININ KURULUŞU VE FAALİYETLERİ

Rusya, XVIII. yüzyılın başlarından itibaren siyasî, ekonomik ve askerî güç olarak uluslararası siyasette etkin bir devlet olarak görülmeye başladı. Yüzyılın başlarından itibaren Rusya’nın etkin bir devlet olarak ortaya çıkmasında, batı dünyasındaki gelişmeleri takip etmesinin büyük payı vardır. Özellikle I. Petro’dan sonra Rusya, Baltık Denizi, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya istikametinde topraklarını genişletmek için çaba göstermeye başladı. İsveç’i Poltova muharebesiyle yendikten sonra nüfuzunu Baltık’a kadar yayan Rusya, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya’ya yayılabilmek için bu bölgelere hakim olan Osmanlı Devleti ile karşı karşıya geldi.

XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti, Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları üzerinde geniş topraklara sahipti. Fakat bu yüz yılın başlarından itibaren batı merkezli dünyadaki siyasî, ekonomik, askerî ve teknolojik gelişmeleri takip etmediği için Rusya gibi özellikle askeri yenilikleri takip eden ülkelerle mücadele edebilecek bir durumda değildi. Bu bakımdan XVIII. yüzyıl Rusya için gelişmenin, Osmanlı Devleti için durgunluğun olduğu bir asırdır. II. Katerina’nın iktidara gelmesiyle Rusya’nın Osmanlı toprakları üzerindeki faaliyetleri daha da arttı. Balkanlar, Akdeniz adaları, Kırım ve Kafkaslarda yaşayan Osmanlı tebaası gayr-ı müslimler üzerinde siyasî ve dînî propaganda yapmaya başladı. 1768 yılında Osmanlı-Rus savaşının başlaması Osmanlı topraklarında gözü olan Rusya’ya aradığı fırsatı vermiş oldu. Altı yıl devam eden savaş boyunca Rusya, Akdeniz adaları ve Balkanlarda Osmanlı tebaası Hristiyan Ortodoks Rumları ve Kafkaslarda da Hrıstiyan Gürcüleri isyana teşvik etmek suretiyle faydalanma yoluna gitti. Rusya yaptığı siyasî ve dinî propagandanın semeresini savaş boyu görmüş oldu.

1768-1774 savaşı sonucunda imzalanan Küçük Kaynarca Andlaşması, Osmanlı Devleti, Rusya ve dünya tarihi açısından bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Andlaşma sonrasındaki gelişmelerin dünya tarihi açısından büyük önem arz etmesi Osmanlı Devleti’nin geniş topraklara sahip olması, uluslararası siyasette bu ana kadar etkinliği ve Rusya başta olmak üzere hatırı sayılır devletlerin Osmanlı coğrafyasının geleceği ile ilgili bir takım planları olmasından kaynaklanmaktadır.

Andlaşma ile beraber Osmanlı Devleti’nden Kırım gibi büyük bir eyaleti ayıran ve Karadeniz’e ortak olan Rusya, andlaşma içine koydurduğu bazı maddelerle de ileriki yıllarda Osmanlı idaresi altındaki bazı bölgelerle siyasî ve dînî irtibatını sürdürmeyi ve buraları Osmanlı Devleti’nden tamamen almayı veya en azından kendi nüfuz alanı içinde bir bölge olarak ayırmayı tasarlıyordu. Bu bakımdan andlaşmadan sonra Balkanlarda Rus konsolosluklarının kurulması ve faaliyetleri, Osmanlı yönetimindeki Balkanların durumu ve geleceği için büyük önem arz etmektedir.

Küçük Kaynarca Andlaşmasının 11. maddesine göre Rusya, Osmanlı Devleti sınırları içinde ilk defa Konsolosluk kurma hakkını elde etti. 11. maddenin başka bir özelliği, iki ülke arasındaki ticarî ilişkileri düzenleyen ve Karadeniz’de Rusya’ya ticaret izni veren bir hüküm olmasıydı[1]. Atanacak olan konsolos veya konsolos vekilleri, Osmanlı Devleti’nde ticarî faaliyetlerde bulunan Rus tüccarlarıyla ilgili meselelere bakacağından, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen ibarelerin arkasından konsolosluklar kurulması ile ilgili bilgiler andlaşmanın 11. maddesine yazılmıştı. Küçük Kaynarca Andlaşması’nın yürürlükte bulunduğu süre boyunca, konsolos veya konsolos vekillerinin atanma şekliyle ilgili iki ülke arasında ihtilaflar eksik olmadığından ve hatta 1787 Osmanlı-Rus savaşının sebeplerinden birisini de yine bu maddenin farklı tefsirlerinden kaynaklanan uygulamalar oluşturduğundan gelişen olayları kavrayabilmek için 11. maddenin iyi tetkik edilmesi gerekmektedir:

“…Rusya Devleti tarafından lâzım görülecek ‘âmme-i mevâkı’de konsoloslar ve konsolos vekillerinin ta’yinine devlet-i ‘aliyyemiz cânibinden ruhsat verilüb dost olan sâir düvelin konsolosları i’tibar olundukları gibi merkumlar dahi mu’teber tutulalar ve iş bu konsolos ve konsolos vekillerine ruhsat verileki beratlu ta’bir olunur berât-ı pâdişahanem ile müsellem tercümanlar ma’ıyyetlerinde tutup İngiltere ve Françe ve sâir milletlerin hıdmetlerinde bulunan emsalleri kâmyâb oldukları mu’âfiyata bunlar dahi nâil ve kâmyâb olalar…”

Buna göre Rusya gerek gördüğü zaman ve Rus tüccarlarının yoğun olduğu merkezlerde konsolosluklar açabilecekti. Andlaşmadaki “‘âmme-i mevâki” tabirinden kasıt ise Rus tüccarlarının gidip geldiği yerlerdi. Andlaşmaya göre konsolosluklar Osmanlı topraklarında ticari faaliyetlerde bulunan Rus tüccarlarının işleriyle ilgilenmek için açılacaktı. Dolayısıyla, Rus tüccarlarının faaliyet alanı içinde olmayan yörelerde konsolosluklar açılması düşünülemezdi. Zaten ilgili hükmün iki ülke arasında ticarî ilişkileri düzenleyen 11. madde içinde yazılması bile kurulacak olan konsoloslukların hangi amaçla açılacağını izah etmesi bakımından önemliydi. Osmanlı Devleti’nde, uzun yıllardan beri İngiltere ve Fransa’nın da konsoloslukları bulunuyordu. Bu devletlerin konsoloslukları kendi tebaalarının ticarî faaliyette bulundukları İzmir, Rodos, Selanik ve Kıbrıs gibi yerlerde açılmıştı. İlk defa Osmanlı Devleti’nde konsolosluk açma hakkı elde eden Rusya’nın, dış politikasındaki emelleri Osmanlı devlet adamlarınca bilindiği için özellikle İngiltere ve Fransa devletlerinin konsoloslukları örnek gösterilmiştir.

Rusya, galip bir devlet olarak büyük kazanımlar elde ettiği Küçük Kaynarca Andlaşması’ndan sonra 11. maddenin kendisine verdiği hakları kullanma çerçevesinde konsolosluklar açarken, Osmanlı topraklarını üç ayrı kategoride değerlendirerek bu faaliyetlerini yürüttü:

  1. Rus tüccarlarının ticarî faaliyet alanı içinde olan bölgeler.
  2. Rus tüccarlarının faaliyet alanı içinde fakat Mısır gibi itaat altına almada veya devlete karşı isyana sürüklemede hassas bölgeler.
  3. Rus tüccarlarının faaliyetinin olmadığı veya nadiren uğradıkları fakat, gayr-ı Müslim Osmanlı tebaasının yoğun olduğu bölgeler.

Rus tüccarlarının yoğun olarak gidip geldikleri yerlerde Rusya’nın konsolosluk açmasına Osmanlı makamlarının bir itirazı olmuyordu. Tespit ettikleri yörelerde konsolosluk açmayı kararlaştıran Rusya, İstanbul’daki elçisi vasıtasıyla Osmanlı Devleti’ne müracaat ederek gerekli işlemleri başlatıyordu. Açılan konsolosluklara tam yetkili olarak konsolos veya konsolos vekilleri atanıyordu. Konsoloslar, konsolos vekilleri, tercümanları, aileleri ve hizmetkârları haraç, avarız, kasabiye ve diğer vergilerden muaftılar. Konsoloslar bulundukları yörelerde devletinin temsilcisi sayıldığı için bir takım ayrıcalıklara sahiptiler. Görevleri ile ilgili konularda serbest hareket ediyorlardı. İstanbul’da oturan yabancı devlet elçiliklerinin sahip olduğu haklar onlar için de geçerliydi[2]. Rusya, kesintilere uğrasa da 1700 İstanbul Andlaşması’ndan beri İstanbul’da elçi bulundurduğu için, 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması’ndan sonra kurulan Rus konsoloslukları yapacakları faaliyetler konusunda bilgi birikimi ve tecrübeye sahiptiler. Bu bakımdan İstanbul’daki Rus elçiliği ile konsolosluklar arasında güçlü bir haberleşme ağı kurulacaktı[3].

Rusların hızlı bir şekilde Osmanlı topraklarında örmeye çalıştıkları konsolosluk ağlarının ilki tarihçi Yorga’ya göre, Akdeniz’e gidip gelecek olan Rus tüccarlarının işleriyle ilgilenmek üzere Arşipel adalarında kurulmuştur[4]. Fakat başka kaynaklarda bu bilgiyi destekleyen bir kayıt bulunmamaktadır. Bilindiği kadarıyla Rusların ilk konsolosluğu, Küçük Kaynarca Andlaşması’nın Padişah I. Abdülhamid tarafından tasdik edilmesinden bir buçuk ay sonra 16 Aralık 1774’de İzmir’de kurulmuştur[5]. XVIII. yüzyılda İzmir ticari hareketliliğin olduğu ve dünya ile irtibatı olan önemli bir liman kentiydi. Burada açılan Rus konsolosluğu, İzmir yöresine, Ege ve Akdeniz tarafına ticari amaçlı gidip gelen Rus tacirlerinin işleriyle ilgilenecek ve bu bölgede Rusya adına ticaretin gelişmesine yardımcı olacaktı. Rusya konsolos veya konsolos vekilleri atarken İzmir ve Selanik’te olduğu gibi yörenin durumuna göre bölgede oturan Osmanlı tebaası Rumları da konsolos olarak görevlendiriyordu. Selanik önemli bir liman kenti olmanın dışında balkanlarla irtibatı sağlayan ve Rusya açısından Rumlarla rahat bir şekilde ilişki kurabilecek oldukları bir yerdi. İzmir konsolosluğunun açılmasından hemen sonra 9 Ocak 1775’te de Selanik konsolosluğunu kurdular. Önemli bir kent olması sebebiyle 16 Haziran’da Rusya’dan bir beyzade Selanik’e konsolos olarak görevlendirildi[6]. Rusya’nın İzmir, Selanik ve daha sonra da Halep örneklerinde olduğu gibi Osmanlı tebaası Rumları konsolos veya konsolos vekilleri atama politikaları ileriki yıllarda da devam etti. Bu sıralarda Avusturya da Osmanlı tebaası Yahudileri, Halep örneğinde olduğu gibi yeri geldiğinde konsolos veya konsolos vekili atıyordu[7].

Rusya kısa zamanda Kıbrıs, Rodos, Sakız, Girid, Sisam, Boğazhisarları, Trablusşam, Mora, İskenderiye, Sayda, Arnavutluk, Eğriboz Adası, Santeron, Nakşa, Silistre, Yaş ve Bükreş gibi yerlerde konsolosluk ağlarını yaydı[8]. İlk yıllarda andlaşmanın kendilerine tanıdığı yörelerde, yani Rus tüccarlarının yoğun olarak gidip geldikleri noktalarda konsolosluklar açtılar. İzmir, Selanik, Akdeniz adaları ve Kıbrıs gibi bölgeler Osmanlı Devleti için önemli stratejik noktalar olmasına ve Rusların Osmanlı Devleti aleyhine faaliyette bulunabilme ihtimali olmasına rağmen, Osmanlı hükümeti bu yörelerde onların konsolosluk açmalarına herhangi bir itirazda bulunmadı. Çünkü aynı bölgelerde diğer devletlerin de konsoloslukları vardı. Rusya’nın ilk zamanlarda iki devlet arasında sorun yaratmayacak yörelere konsolos açmasının sebebi, yine izlediği dış politikanın esaslarından kaynaklanıyordu. Çünkü Küçük Kaynarca Andlaşması’nın imzalanmasından sonra Kırım, Eflak-Buğdan‘a voyvoda tayini, Kafkasya, sınır meseleleri, Karadeniz ve boğazlardan ticari gemlerin geçişi gibi çok önemli meseleler ile ilgili Osmanlı Devleti ile mücadele halindeydi. Bu nedenle iki ülke ilişkilerinde sorun olan meselelere bir de konsolosluk açma krizi eklememek için ilk etapta sorun yaratmayacak bölgelere konsolosluklar açmaya öncelik verdi

Özellikle Kırım meselesinden dolayı Osmanlı Devleti ile Rusya savaşın eşiğine geldikleri bir sırada Fransa’nın aracılığıyla 21 Mart 1779’da Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalandı. Tenkihname ile Rusya, Şahin Giray’ın Hanlığını Osmanlı Devleti’ne tasdik ettirmekle Kırım meselesini, Ticaret konusundaki anlaşmazlıkları ve Eflak ve Buğdan ile ilgili sorunları kendi yararına bir çözüme kavuşturmuş oldu[9]. Burada çözüme kavuşturulan meselelerde taviz veren taraf Osmanlı Devleti oldu. Aynalıkavak Tenkihnamesi ile iki ülke arasında biriken meseleler çözüme kavuştuktan sonra Rusya, Osmanlı Devleti için hassas olan bölgelere konsolos atamak için harekete geçti. İlkönce Gelibolu ve Bozcaada’ya gidip gelecek Rus tüccarlarına yardımcı olmak için Boğazhisarlarında konsolosluk açmak üzere müracaat etti. Boğazhisarları hassas bir bölge olmasına rağmen, yörede faaliyet gösteren Rus tüccarları olduğundan Osmanlı hükümeti Rusların konsolosluk açmasına andlaşma gereği izin verdi. Rusya, Osmanlı tebaası Hayim Veled-i Salamon Daragano’yu konsolos tayin ederek 16 Ağustos 1779’da Boğazhisarlan konsolosluluğunu açtı[10].

Rusya, 1780 yılı başlarında yaptığı müracaatla da İstanbul’da uzun yıllar kalan Gürcü asıllı ve Astrahan’da oturan Sergius Laşkaref’i Eflak, Buğdan ve Bucak’a konsolos atamak için müracaat etti. Rusya’nın müracaatının kabul edilmesi Osmanlı Devleti’nce imkânsızdı. Konsolos veya konsolos vekilleri ancak ilgili ülkenin tüccarlarının yoğun olarak ticari faaliyet gösterdikleri yerlerde açılabilirdi. Eflak, Buğdan ve Bucak Rus tüccarlarının uğrak yerlerinden değildi. Bu nedenle de bu yörelerde Rus konsolosluğunun açılmasına gerek yoktu. Rusya ise Küçük Kaynarca Andlaşması’na göre Osmanlı Devleti sınırları içindeki her yerde konsolosluk açma hakkını elde ettiğini ileri sürüyordu. Andlaşmanın 11. maddesindeki “’âmme-i mevâki’” tabirini Osmanlı Devleti sınırları dâhilindeki yerler olarak yorumluyordu. Osmanlı Devleti ise bu tabiri Rusya gibi yorumlamıyordu. Ona göre “’Amme-i mevâki’ tabirinden kasıt, Rus tüccarlarının yoğun olarak ticari faaliyet gösterdikleri yerlerdi. Başka bir deyişle de İngiltere ve Fransa konsolosluklarının açıldığı yöreler bu tabirin kapsamına giriyordu. Bu amaçla Reisülküttap Halil Hamid Paşa, Rusların bu bölgelerde konsolosluk açma isteğini reddetti[11].

Osmanlı Devleti’ne göre, Rusya’nın Eflak, Buğdan ve Bucak’a konsolosluk açma isteği ihtiyaçtan kaynaklanmıyordu. Rusya’nın amacı bölgede yaşayan reayayı isyana teşvik etmek ve Eflak, Buğdan ve Bucak’ın tamamen Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını sağlamaktı. Osmanlı Devleti savaş döneminde Rusların amaçlarını çok iyi anlamıştı. Rusya, bölgede yaşayan reayanın önemli bir kesimini savaş öncesi ve sırasında yaptığı propagandalarla kandırmış ve isyana teşvik etmişti. 1769 yılında Rusların teşvikleri ile isyan eden reayanın Rus ordularına yardımları, Eflak ve Buğdan’ın kısa bir zamanda Rus işgaline düşmesi, Rus askerleri ile birlik olan kandırılmış reayanın masum insanları acımasızca katletmeleri ve özellikle de 1769 savaşında Buğdan Seraskeri Mehmed Paşanın hazinedarı ve adamlarının haşarat ilacı ve kesici aletlerle vahşice katledilmeleri hafızalardan silinmemişti[12].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ