BALKAN SAVAŞLARI’NDAN NEDEN DERS ALMIYORUZ?

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek44

Son birkaç yıldır ülkemiz çok dramatik gelişmelere sahne oluyor. 7 Haziran günü seçimler yapıldı ama Meclis’e girmeyi başaran partiler hükümet kuramadılar. Siyasi ve ekonomik istikrar bozuldu. Siyasi partiler birbirleriyle uzlaşmaktan çok uzaklaştılar. Bu tür ortamları seven terör grupları etkinliklerini artırdılar ve başkentimizde yüzlerce insanımızı katlettiler. 100 yıl önce de Osmanlı’nın içinde bulunduğu anarşiyi fırsat bilen Balkan devletleri bize acı bir ders vermişti

Bulunduğumuz coğrafyada bugünlerde sınırlar yeniden çizilirken ve ittifaklar yenilenirken Türkiye hâlâ muhaliflere karşı cadı avı ile meşgul. Şaşırtıcı olan Balkan Savaşları öncesini andıran bu günleri ancak tarihten haberdar olarak atlatabileceğimizin hâlâ anlaşılamamış olmasıdır.

NEREYE GİDİYORUZ?

Demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde bugünlerde o kadar antidemokratik şeyler oluyor ki “Nereye gidiyoruz” diye sormak artık vatandaşlığın bir gereği oldu. Muhalif basın susturuluyor. Muhalif işadamlarına ülkede iş yaşamlarını sürdürme imkânı tanınmıyor. Yargı bağımsızlığı sorgulanmaya başladı. İnsanlar yargı kararları kesinleşmeden suçlu olarak damgalanarak cezaevlerine konuluyor. Aynı tabandan gelen insanlar bile sırf farklı siyasi kamplarda oldukları için birbirlerine düşmanca davranabiliyor.

SAVAŞTAN ÇIKARTILACAK DERSLER

Yaklaşık olarak 100 yıl önce bugün 1912 yılında Balkan Savaşları başlamıştı. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi ülkede siyasi bir birlik yoktu. Bu yüzden Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Osmanlı devletine savaş ilan ettiğinde kimse olacakları tahmin edemedi. Ne siyasete bulaşmış Osmanlı ordusu ne de iktidar olmak için birbirlerinin gırtlağına sarılmış olan siyasi partiler bir zamanlar Osmanlı tebaası olan bu küçük devletlerin Osmanlı’ya meydan okuyabileceğini düşünemediler. Bu savaşı koskoca Osmanlı ordusunun kaybedeceği ve neredeyse bütün Balkan topraklarına veda edeceğini kimse aklından geçirmemişti ama tam da bu oldu.

İTTİHATÇILAR ÜMİT VERMİŞTİ AMA…

Bugün ne kadar farklı değerlendirilirse değerlendirilsin 1908 devrimi sonrasında Meşrutiyet’in ilan edilmesi ve II. Abdülhamid’in Anayasa’yı tekrar yürürlüğe koyması, muhaliflerin özgürlüklerine kavuşması, tekrar seçimlerin yapılması o günlerde yeni bir dönemin başlangıcı ve sevindirici bir olay olarak görülmüştü.

İnsanlar Genç Türkler’in öncülüğünde gerçekleştirilen devrimi eşitlik, adalet ve kendilerine daha iyi bir ekonomik gelecek vadettiği düşüncesiyle alkılaşmışlardı. Ülkede bir bayram havası vardı. 280 kişinin milletvekili olarak Meclis’e girmesi, 40.000 siyasi sürgünün affedilmesi ve buna karşılık sultana bağlı 30.000 muhbirin tespit edilip kovulması günlerce şenliklerle kutlanmıştı.

RÜYA ÇABUK BİTTİ

Ne yazık ki Meşrutiyet’le gelen bu bayram havası, heyecan ve ümit dönemi uzun sürmedi. Çok kısa zaman içerisinde Osmanlı devleti içeride ve dışarıda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya geldi. İçeride muhalefet çok güçlenmiş, bu duruma son vermek isteyen İttihatçılar muhalefeti susturmak için baskı, zulüm ve hatta silah kullanmaktan nihayet darbe yapmaktan çekinmemişlerdi. Ama daha büyük tehlike dışarıdaydı. Avusturya’nın Bosna’yı topraklarına katması, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Girit’in Yunanistan’la birleşme çabaları ve İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmesi gibi İttihatçıları hazırlıksız yakalamıştı.

TASFİYE EDERSEK GÜÇLENİRİZ ZANNETTİLER

İttihat ve Terakki iktidarı sağlamlaştırınca II. Abdülhamid’e sadık ve kendilerine muhalif gördükleri subayları yaşlı oldukları gerekçesiyle tasfiye etti. Yerlerine genç subayları getirdi. Balkan Savaşı başlayınca Anadolu’dan bol bol asker toplandı ve bu genç subayların emrine verildi.

MUHALİFLER DEFALARCA UYARDI

İttihatçı elitleri, muhalifler defalarca uyardılar. Ne bu köylü asker ne de genç subayların savaşta inisiyatif alamayacağını söylediler. İttihatçılar’ın cevabı şuydu: Her şey lidere bağlıdır. Elbette, bu doğru değildi ve Osmanlı ordusu daha dün tebaası olan milletler karşısında tarihi bir yenilgi aldı.

BALKAN SAVAŞLARINI NEDEN KAYBETTİK

Bugün Karadağ’ın Osmanlı’ya savaş ilan etmesinin üzerinden tam 103 yıl geçti. Hâlâ Balkan Savaşları’ndan ders almamış olmamız çok ilginç. Zira zannedildiğinin aksine Balkan Savaşı’nı kaybetme sebebimiz askerimizin az olması falan değildi.

ORDU SİYASETEN BÖLÜNMÜŞTÜ

Tarafların asker ve silah sayıları denkti. Ama Osmanlı ordusunda siyaseten bölünmüşlük varken, düşmanlar arasında iyi bir uzlaşma ve işbirliği vardı. Batılı tarihçilere göre bir zamanlar Osmanlı’nın “kulu” olan Balkan ulusları Türkler’e özgürlüğün neler yaptırabileceğini göstermişti.

ORTADOĞU’DA HARİTALAR YENİDEN ÇİZİLİRKEN

Sonuçta Balkan Savaşları’nda Osmanlı ordusu İstanbul yakınlarında Çatalca’ya kadar Rumeli topraklarını kaybetti. Edirne’nin geri alınması II. Balkan Savaşı’nın tesellisi oldu. Osmanlı devleti Balkanlarda sınırların çizilmesine seyirci kaldı.

100 YIL SONRA AYNI TABLO

Bir kaç yıldır Ortadoğu’da haritaların yeniden çizildiğine şahit oluyoruz. Ortadoğu’da da 100 yıl önce kurulan dengeler bozuldu. Şimdi o günlerde çizilen suni sınırlar birbiri ardına değişiyor. Ve Türkiye içerdeki siyasi hesaplaşmalar yüzünden komşu olduğu sınırların çizilmesini seyrediyor.

BİR MÜZMİN MUHALİF PRENS SEBAHATTİN EFENDİ

Prens Sabahattin yaklaşık 100 yıl önce şöyle demişti: “Efendim, acı ama gerçek şu ki bunu kendimize itiraf etmeliyiz, bizim en büyük düşmanlarımız ne İtalya, ne Avrupa, ne de Balkanlar. Bizim en büyük düşmanımız kendimiziz. Kötülüğün yuvası bizim kendi özel hayatımızda.”

150 YILDIR BEKLENEN DEMOKRASİ

Kanaatimizce ülkenin içinde bulunduğu sorunları aşması ve gelişmiş ülkeler gibi ekonomik kalkınmasını başarması demokratikleşmesi ile mümkündür. Osmanlı devleti 1876 ve 1908 yıllarında iki kez çoğulcu demokrasiye geçmeyi denemiş ancak iktidarın otoriterleşmesi sonucu başaramamıştır. Türkiye demokrasisi de hâlâ çıkmazdadır. Ne yazık ki 100 yıl önce Meşrutiyetçiler’in sloganı hala geçerliliğini korumaktadır: “Hürriyet, müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik).

TÜRKİYE UYAN, TÜRKİYE UYAN!

Balkan Savaşları’nın yaşandığı günlerde Peyam Gazetesi’nin ilk sayısında “Türkiye uyan, Türkiye uyan” başlığı altında bir yazı yayınlanmıştı. Bu yazıda zor günlerde halkın birlik beraberlik içinde bulunması gerektiği, topyekûn bir seferberliğin vatan için gerekli olduğu vurgulanmaktaydı. Bu çağrıya 103 sene sonra hâlâ ihtiyaç duymamız ne kadar acı.

MUHALEFETSİZ TARİH YAZILMAZ

Tarih boyunca otoriter rejimler muhalefeti yok etmeye çalışmışlardır. Gerekçe olarak ülkelerine çağ atlatmak istediklerini ancak muhalefetin buna engel olduğunu iddia edegelmişlerdir. Hâlbuki muhalefet-İktidar çekişmesi demokrasinin vazgeçilmezidir. Dünyada demokratikleşmesini tamamlamadan gelişmiş ülke statüsü kazanan bir ülke de yoktur.

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ