BALKAN GÖÇLERİ

BALKAN GÖÇLERİ

1. GİRİŞ

Tarihin ortaya çıkmasında devletlerin ve ulusların uygulamaya koydukları politikalar ve bu çerçevede gerçekleştirilen stratejik hamlelerin sonuçları son derece etkilidir. Siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan uygulamaya konan bu politikaların gerçekleşmesi için stratejiler önemli olmuştur. Buradan hareketle politika ile strateji arasında büyük bir bağın olduğu söylenebilir.

Aslında stratos (ordu) ve ago (orduyu kullanma, sevk ve idare sanatı) kelimelerinden meydana gelen strateji kavramının kökü çok eskiye dayanmaktadır. Yunan generali Strategos’un adıyla özdeşlenen strateji, savaşta sonuca ulaşmak için atılan adımlar olarak açıklanmaktadır (Köse, 2005:361). Geniş anlamda, bir ulusun ya da uluslar topluluğunun hedefe ulaşmak için ekonomik, siyasi, askerî ve moral güçlerini birbiriyle uyumlu olarak düzenlemesi ve kullanması olarak algılanmaktadır (Çeliktepe, 2002:13).

Politikaların vazgeçilmez unsuru olan stratejilerde belirleyici olan üç temel öğe vardır. Bunlar yer, zaman ve kuvvetler olarak sıralanabilir. Yer, coğrafi unsurlardan destek alarak, kuvvetler ise beşeri unsurların kullanılmasıyla sağlanmaktadır (Eslen, 2005:71). Bu çerçevede stratejik olarak, yapılacak eylemlerle dikkat çekmek suretiyle bir davayı ya da anlaşmazlığı yerel, bölgesel ya da küresel alanda bir sorun haline getirmek ve kendi hedefleri doğrultusunda çözümünü sağlamak amaçlanmaktadır (Aydın, 2006:29;39).

Osmanlı İmparatorluğu, sınırları içerisinde ayrı ırktan, dinden ve mezhepten, topluluklar yaşamaktaydı. Bu unsurlar, devletin güçlü olduğu dönemlerde fazla problem olmamışlardır. Devlet tüm bu farklılıklara karşı hoşgörüyle yaklaşmış ve asimile çalışmaları içerisine girmekten kaçınmıştır. Böylelikle insanlar geleneklerini, göreneklerini, dillerini ve dinlerini korumuş; Osmanlı toplumu zaman içerisinde sınırların da giderek büyümesiyle kozmopolit bir yapıya dönüşmüştür (Kili, 2008:48). Özellikle XVII. yüzyıldan itibaren zayıflaması ve bunun sonucunda yaşanan toprak kayıpları, sınırların daralmasına, ekonominin bozulmasına ve bu yüzden göçlerin yaşanmasına sebep olmuştur. Bu dönemde Avrupa devletlerinin Osmanlı topraklarında misyonerleri vasıtasıyla etnik farklılıkları ayrıştırma çalışmaları sonucunda, 1821 ile 1945 yılları arasında Avrupa Türkiye’sinden 156.000 ve Asya Türkiye’sinden 205.474 olmak üzere toplam 361.474 gayrimüslimin Amerika’ya göç etmesine sebep olmuşlardır (Kara, 2007:48; 169). Göçmenler, zaman içerisinde, ayrılıkçı çalışmalara başlamışlardır. Özellikle Balkanlı Hristiyan topluluklar, Türklere ve Müslümanlara karşı tavır almış; Osmanlı toplumunda huzursuzluk hat safhaya ulaşmıştır. Osmanlı Devleti’ni parçalayabilmek için geliştirilen hemen her akımın içerisinde gizli veya açık olarak ayrılıkçı çalışmalar yer almıştı (Dabağyan, 2005:22). Türkler, bulundukları hemen her yerde Batı’nın olumsuz bakış açısıyla sürekli yabancı bir unsur olarak görülmüşler ve kendilerini pasivize edici bir siyasetle karşı karşıya kalmışlardır (Kürkçüoğlu, 2005:7).

Kültürel ve demografik bir mozaik oluşturan Balkan Coğrafyası, Avrupa kıtasının tarihsel süreç içerisinde daima jeopolitik bir bölgesi olarak kabul görüldü. Tarih boyunca Balkanları yönetmek, Doğu ile Batı güçlerini kontrol edebilecek üstünlüklere sahip olunabileceği anlamını taşıdığı için, bölge stratejik açıdan son derece önemli oldu (Jelavich, 2006:3-4; Selver, 2003:9-13). Balkanların önemi günümüzde daha da artmış görünmektedir. Zira Rusya’nın kontrol altında tutulabilmesi için Balkanlarda hâkimiyetin sağlanması gerekmektedir. Bölgenin bu önemi, geçmişte yaşanan insani dramlardan ve günümüzde Bosna, Kosova, Epir, Transilvanya, Dobruca ve Makedonya’daki ihtilafların halen çözümlenememesinden anlaşılmaktadır (Akman, 2006:17-20).

Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda ve Anadolu’da yüzlerce yıl tesis ettiği sükûneti kendi siyasi amaçları için tehlikeli bulan Avrupa devletleri, günümüzde bile bu ortamı halen sağlayamamışlardır. Aşağıda Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Balkanlardan Anadolu’ya göçü hazırlayan nedenler üzerinde durulacaktır. 

Balkan_Gocu001[1]

Kuruluş Aşamasındaki Balkan Devletlerinin Türk ve Müslümanları Göçe Zorlamaları

1.1. Yunanistan’ın Türklere ve Müslümanlara Yönelik Uygulamaları

Yunanistan, 1829’da Mora yarımadasında bağımsız olarak kurulmuş, sınırlarını Osmanlı Devleti’nden aldığı topraklarla sürekli genişletmiştir. Buna paralel olarak sınırları içine kattığı topraklarda yaşayan Müslümanlara karşı yıldırma politikaları uygulamış ve onları göçe zorlamıştır. Balkan savaşlarında elde edilen topraklarda Müslümanlara yapılanlar aşağıda incelenecektir.

a) Balkan Savaşlarından Sonra Müslümanlara Karşı Yürütülen Baskı Siyaseti

Yunanistan’a terk edilen sahada Türklerin can güvenliği kalmamıştır. Bir taraftan onlara maddi olarak büyük darbeler vurulurken bir taraftan da manevi olarak psikolojileri bozulmaya çalışılmıştır. Yunanistan, özellikle Müslümanların yerleşik oldukları köylerde zorla haraç toplamışlar; vermeyenler tutuklanarak işkencelere maruz bırakılmışlardır. Örneğin 26 Teşrinievvel 1332/ 8 Kasım 1916 tarihinde Dimetoka çevresinde olan Güplü Karyesi’nden 200, Saltık Karyesi’nden 200, Karabeğli Karyesi’nden 100, Tokmak Köyü’nden 100, Kıraç Arnavut Karyesi’nden 100, Kadıköy Karyesi’nden 100 Osmanlı Lirası topladıkları ve bu yüzden buralardaki Müslümanların açlık ve susuzluğa terk edildikleri görülmektedir (BOA. DH. EUM. 3.ŞB. 1.32.).

Yunan baskıları, Adalara da sıçramış; buralarda oturan Türkler baskılara dayanamayıp can havliyle Anadolu’ya kaçmışlardır. Ayvalık’a gelen dört Müslüman kadının verdikleri ifadelere göre, Müslüman erkeklerinin yerleşim yerinden dışarı çıkmalarının yasak olduğu ve Anadolu’dan gelen Rum göçmenlerin Müslümanların evlerine zorla yerleştirildiği ve her türlü masraflarının Müslümanlarca karşılandığı görülmektedir. Ayrıca o günlerde Karesi Mutasarrıfı Nazım Bey tarafından hazırlanıp 22 Teşrin-i sani 1330/ 5 Aralık 1914 tarihinde dâhiliye nezaretine gönderilen bir rapor o günlerdeki genel durumu gözler önüne sermektedir. Ayvalık’ta bulunan Orta Bina Mahallesi İptidai Mektebi Muallimi Yorgi’nin üzerinde bulunan ve Midilli’deki biraderi Apostol tarafından gönderildiği anlaşılan bir mektuba göre; “Bir gün gelecek Anadolu ‘ya ansızın geleceğiz, fakat biraz sabır” denmektedir. Bu mısralar, Anadolu üzerindeki Yunan emellerini göstermesi açısından son derece önemlidir (BOA. DH. EUM. 3.ŞB. 3.9.L.1.).

Yunanistan yetkilileri Anadolu’dan göçen Rumları sürekli Türkiye aleyhine tahrik etmektedirler. Yunanistan’da yayınlanan Niredoy Gazetesi’nin 8 Teşrin-i Sani 1330/ 21 Kasım 1914 tarihli sayısında çıkan bir yazıda, Yunanistan’ın himayesine ve hâkimiyetine geçmiş olmaktan dolayı şükranlarını dile getiren Midilli Belediye Reisi, Anadolu’dan gelen Rum göçmenlerine hitaben, “Sizleri Anadolu’dan atan Müslümanlardan muhakkak intikam alınacaktır” demektedir (BOA. DH. EUM. 3.ŞB. 3.9. L.2.).

Yunanistan’da Müslümanlar dini inançlarından dolayı sürekli baskı altında tutuluyorlardı. Özellikle Hanya ve Kandiye’de otuz civarında caminin zorla işgal edilmesi ve kiliselere çevrilmesinin, Müslümanların psikolojilerini oldukça bozduğu görülmektedir. Hanya’da işgal edilen camilere verilen zarar yüz elli bin Frank iken Kandiye’de işgal edilen ve zarar verilen camilerin hasar kıymeti yedi yüz elli bin Frank’ı bulmuştur[1]  (BOA. DH. EUM. 3.ŞB. 9.40. L.1-2.).

Yunan askerleri tarafından Drama ve havalisinde Müslümanların hayvanları ellerinden alınıyor, böylece onların hayat damarlarının kesilmesine sebep olunuyordu. 20 Mart 1916 tarihinde Drama kazası ve köylerinden bir kerede 1700 baş hayvan Yunan askerlerince el konularak Pravişta kasabasına götürülmüştür. Sarı Şaban’ın Karacaova Köyü’nden ise yüz üç koyun ile on köylünün öküzleri, buzağıları ve inekleri müsadere edilmiştir. Bayramlı ve Kızbükü havalisinde de çift sürmekte olan çiftçilerin hayvanlarına silah zoruyla el konulmuştur. Tüm bu hayvanların Hristiyan muhacirlerine Kral tarafından hediye edilmiş gibi gösterilerek dağıtıldığı görülmektedir. Müsadere edilen hayvanların sayılarının fazlalığı yüzünden çiftçilikle uğraşan Müslümanların tarlalarını sürebilme imkânı ellerinden alınmış ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalınmasına sebep olunmuştur (BOA. DH. EUM. 3.ŞB. 13.16).

Rumlar bir taraftan Müslümanları göçe zorlarken bir taraftan da göç hazırlıkları yapan Türklerin mallarını tasfiye etmelerine engel olmakta ve onları hapse atmak suretiyle haksız bir şekilde mallarına el koymakta idiler. Ayrıca canlarını kurtarmak için yerlerini terk edip giden ve daha sonra geri dönüp haklarını arayan Müslümanlara da aynı muamelelerin uygulandığı görülmektedir. Bu durumun en acı örneği mallarını kontrol için Hanya’ya giden Giritli Hasan Rıfat Bey’in 29 Kanunusani 1330/11 Şubat 1915 tarihinde burada Yunanistan aleyhine propaganda yaptığı bahanesiyle tutuklanması ve mallarının müsadere edilmesidir (BOA. DH. EUM. 3.ŞB. 3.58. L.1-2).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ