BAHRİ MEMLÛKLERLE VENEDİKLİLER ARASINDAKİ TİCARÎ ANTLAŞMALAR

BAHRİ MEMLÛKLERLE VENEDİKLİLER ARASINDAKİ TİCARÎ ANTLAŞMALAR

1. Giriş

Venedik, büyük bir uluslararası ticaret merkezi olarak ticari bağlantılarını bir ahtapotun kolları gibi birçok yöne doğru geliştirmişler. Venedikli tüccarlar ve denizciler uzak memleketlere ulaştılar. Fakat genellikle devlet tarafından yalnız bırakılmadılar. Güçlü ve iyi örgütlenmiş Venedik yönetimi diğer ülkelerin liderleriyle barış antlaşmaları yaparlardı. Tacirlerini kötü muameleye muhatap olmaktan korudular. Mallar üzerinden vergi ve harç tahsil etmekteydiler. Ve hatta, diğer ülkelerle yaptıkları ticareti kontrol etmek için o ülkelere resmi memurlar gönderdiler. Müslüman ülkelerle ve özellikle Mısır’la uzun süre devam eden ticari ilişkiler oluşturulmuştu. Milâttan sonra 1000’den önce bile, Venedik gemilerinin Mısır’a kereste ve esir götürdüğünü, ilk imtiyazların Venediklilere verildiğini bildiren 13. yüzyılın başından kalma metnin Latince tercümesi halen korunmaktadır.[1] Mısır’a o devirde Eyyûbi hanedanı (1171-1250) hükmetmekteydi, müteakip dönemde Bahri Memlük’ler (1250-1382) hükümdarlığı sırasında da aynı uygulama yapıldı. Eliyahu Ashtor’un[2] belirttiğine göre, Mısır onların hükümdarlığı sırasında ekonomik gelişmeye gösterdi. Bir yüzyıl kadar süren barış, nüfusun artmasına neden oldu; başta Irak olmak üzere diğer Müslüman ülkelerden göçler; sayısı çoğalan doktorlar, tacirler, alimler, esnaf ve zanaatçılar, Suriye ve Mısır’a giden askerler; sıhhi şartların gelişmesi, salgın hastalık tehlikesini engelledi; tarım da verimli hale geldi ve hububat üretimi arttı; para sistemi daha istikrarlı hale geldi; Memlük Sultanlığı’nın gerçek kurucusu olan Sultan I. Baybars içerisinde yüksek oranda gümüş olan dirham’ı yeniden sikke olarak basmakta başarılı oldu; onun saltanatı sırasında Kahire çok daha müreffeh bir hale geldi; 14. yüzyılın ilk yarısında bu şehrin nüfusu 600,000’e ulaşmışken, aynı dönemde batının en büyük şehirlerinden bir olan Venediğin nüfusu yaklaşık olarak 110,000/120,000 kişiydi.[3] Avrupa’yla ticaret yapmak yalnızca bu lehte durumun avantajından yararlanılmaya neden olmayıp, aynı zamanda ekonomik gelişmeye de katkıda bulundu.

Hıristiyan tüccarlar Memlük piyasalarında baharat, bitkisel ilaçlar, boyalar, doğuya özgü mallar, Memlük kraliyet üreticilerinin ürettiği tekstil ürünleri ve Yakın Doğu’da üretilen tarımsal ürünleri edindiler. Buna karşılık, Batıda üretilen malları oraya sattılar ve her şeyden önemlisi orada büyük miktarlarda gümüş ve altın sikkeler bıraktılar. Bu tüccarlar yalnızca Katalonya veya Marsilyalı değillerdi, aralarında İtalya’nın Cenova, Pisa, Messina, Ancona ve bilhassa Venedikliler de vardı.

13. yüzyılın ortasında Eyyûbilerden Memlük hakimiyetine geçiş dönemi, sorunlar dönemi olarak nitelendirilmiştir. Aynı yıllarda Venedik yönetiminde de önemli değişiklikler oldu.[4] Venedik dükası Jacopo Tiepolo 1249 yılında dukalıktan çekildi ve onun taraftarları dağıldı. Yeni yönetim zanaatçılığı destekleyen politikadan vazgeçip, ticareti desteklemek için mümkün olan bütün tedbirleri aldılar. Venedikliler papayla aralarına bir mesafe koymaya başladılar; IX Louis’in Haçlı seferlerine doğrudan doğruya katılmaktan sakındılar ve Müslüman ülkelerle çok eskiden var olan ilişkileri yeniden canlandırdılar. 1251 yılında Tunus’la yeni bir ticaret antlaşması imzalandı.[5] Suriye’deki baharat ticaretini kontrol edebilmek için 1253 yılında Cenovalılarla yapılmaya başlanılan savaş 1258 yılında sona erdi. Bu uluslararası kapsamda, Mısır’la ticaret yapmak kıyı şehirleri -Lagoon- için çok önemli bir hale geldi. 1255 yılında deniz ticaretinin bütün yönlerini belirli düzene koyabilmek için yeni bir hukuk külliyatı, deniz yasası -Statuta navium-, yayımlandı: Braudel’in Akdeniz’in birliği konusundaki meşhur hipotezini göz önüne alırsak, İslamiyet’in denizle ilgili gelenekleriyle Venedik kanunları arasındaki belirli benzerlikleri, her ikisinin de muhtemelen eski Rodos Deniz Hukukunun (Rhodian Sea Law) devamı olması gerçeğiyle açıklayabiliriz.[6]

Aynı yıllarda Memlük sultanı Aybek (d. 1257) daha evvel Venediklilere verilmiş olan imtiyazları yeniledi. yaww#l 652 (14 Kasım-13 Aralık 1254) tarihinde yayımlanan belge öncelikle Sultanın hükümdarlığında Venediklilerin güven ve emniyetini teminat altına aldı ve birtakım ticari kolaylıkları listeledi. Bu belge, Aybek’in daha önceki belgeyi teyit eden ve Suriye’de yaşayan Hıristiyanların kendi güvencesinde olduğunu beyan eden bir mektupla birlikte[7] Venedik’e gönderildi. Böylece, Venedik büyükelçisinin talebi yerine getirilebilirdi. Bu son açıklama, o döneme ilişkin belgeler açıkça göstermese de, iki devlet arasında gizli bir antlaşmanın var olabileceği ihtimalini ima eder. Bununla beraber, anılan döneme ait Venedik politikaları üzerinde çalışmalarda bulunan Ashtor, Acre şehrinin düşmesinden önce (1291) bile Venediklilerin ‘Memlüklerle ve onların dostları, Kipçak Tatar hükümdarları ile Güney Rusya için de facto işbirliğini amaçlayan bir politika izlemeye başladıkları’ sonucuna varmıştır. Bu çerçevede, Bahri Memlük’lerini ortak bir orijine sahip ve gelenekleri birbirlerine yabancı olmayan insanların yaşadığı doğuyla birleştiren güçlü bağlantıların var olduğunu hatırlamalıyız.[8]

2. Barış Antlaşmaları ve Ticari İmtiyazlar

Diplomasi açısından açısından 1254 imtiyazı Sultanın himayesindeki memurlarına vermiş olduğu bir emirdi. Fakat İslamiyet açısından, 1254 imtiyazıyla Müslüman olmayanlarla barışçıl ilişki kurabilmek için iki yasal tedbir oluşturuldu. Birincisi ateşkes (hudna), diğeri geçiş tezkeresiydi (am#n). Memlük sultanlarının bu alanda neden böyle davrandıklarını anlayabilmek açısından yazar al- Qalqa{andO’nin çalışması çok önemlidir. Al-Qalqa{andO Kahire’deki Memlük yüksek mahkemesinde (dOw#n al-in{a’) katipti (k#tib al-dast) ve katiplikler için 814 (1412) yılında tamamlanan ansiklopedik bir derleme olan the }ubI al-a‘{# fO win#‘at al-in{# adlı eseri yazdı. Bu çalışma, bu konuda bilinenleri kapsayan bir özet, olarak nitelendirilebilir ve yönetim konusunda daha önce yazılan kitaplardan bir çok alıntıyı içerir. Dokuzuncu bilimsel bölüm gayrimüslimler için hem hudna hem de am#n konularıyla ilgilidir.[9]

Öncelikle al-Qalqa{andO’a göre hudna güçlü bir hükümdar güçsüz bir hükümdarın zorlamasıyla barışı kabul etmesi durumunda oluştuğunun belirtilmesi gerekir; muh#dana eşit iki tarafın rızasıyla karşılıklı olarak imzaladıkları iki taraflı barış antlaşmasına (muw#laIa) verilen isimdi, wulI ise genelde bir Müslüman’la bir gayrimüslimin imzaladığı antlaşmaya denirdi. Barış antlaşmaları genellikle hükümdar tarafından bizzat veya onun vekili (n#’ib) tarafından imzalanırdı. Şayet barış antlaşması küçük bir bölge için yapılacaksa, antlaşma mahalli yönetici tarafından da imzalanabilirdi. Mısır’da Bahri Memlük döneminin başlarında sultanın vekili (n#’ib) sultandan sonra gelen en önemli kişiydi ve vezirlerle birlikte yönetim ve vergilendirmeyi kontrol ettiğinin belirtilmesi önemlidir.[10] Birçok neden Müslüman hükümdarları bu nevi bir antlaşma yapmaya zorlayabilirdi: Müslüman hükümdar düşmanından daha güçsüzdü, veya onun savaşacak parası yoktu, veya o gayrimüslimlerin Müslümanlığa dönebileceğini düşünmüştü, veya son olarak gayrimüslimler bu nevi bir antlaşma yapmak için büyük miktarlarda para ödemeye razı olmuştu. Yukarıda belirtilen belgede İslam hukukuyla çelişen hiç bir hükme yer verilmemişti. Memlük Sultanlığında yaygın olan şafi mezhebine göre, bu nevi antlaşmaların süresi on yıldan fazla olamazdı (diğer mezhepler herhangi bir süre kısıtlaması belirtmedi). Barış antlaşmaları iptal edilebilirdi: eğer taraflardan biri barış antlaşmasını hükümsüz ve geçersiz ilan ederse, antlaşma fasH edilmiş antlaşma olarak adlandırılırdı; şayet her iki taraf antlaşmanın sona ermesi konusunda anlaşırsa antlaşma muf#saHa edilmiş antlaşma olarak adlandırılırdı.[11]

Al-Qalqa{andO, am#nlar konusundaki bölümde Müslümanlara verilen geçiş tezkereleri ile Müslüman olmayanlara (larbO) verilen geçiş tezkerelerini birbirinden ayırt etmektedir. Al-Qalqa{andO hususi geçiş tezkereleri (H#ww) ile umumi geçiş tezkerelerini de f#mm) birbirinden ayırt etmektedir. Birincisi yasal olarak salahiyetli herhangi bir Müslüman tarafından bir veya belirli sayıda gayrimüslime verilebilirken, ikincisi toplumun başkanı veya onun vekili tarafından aynı kategorideki sınırsız sayıda kişi için geçerli olacak şekilde verilebilirdi. Geçiş tezkeresinin süresi bir yılı geçemezdi. Son olarak, herhangi bir delege ex-officio geçiş tezkeresinden doğrudan istifade ederken, yabancı tüccarlar bu haktan yararlanabilmek için Müslüman hükümdardan belirgin bir şekilde izin almak zorundaydılar. Umumi geçiş tezkeresi, 12. yüzyılın sonunda Müslüman ve Hıristiyan devletler arasındaki ticari ve politik ilişkilerin geliştiği dönemde ortaya çıkmış gibi görünmektedir kişilerin ve malların güvenliği konusundaki teminatlarının yanında, ticari imtiyazlar konusunda da bir çok hükümleri içerirdi. Umumi geçiş tezkereleri ferman (marsNm) şeklinde de çıkarılabilirdi. Bu fermanlar, daha çok Sultanın alt seviyeli memurlarına yöneltilirdi. Venedik-Memlük antlaşmaları bu nevi fermanlardandır.[12]

Müslüman Hıristiyan antlaşmalarının bir başka unsuru yemindi. Al-Qalqa{andO her bir tarafa birer nüsha verilecek şekilde iki ayrı nüsha olarak hazırlanan (istrumentum reciprocum-alındı belgesi olarak nitelenen-), bu nevi antlaşmaların dar-ül-harp’te görüşüldüğü sırada yemin unsurunun kullanılabileceğini ima etmektedir.[13]

Sonuç olarak, İtalyanlara Memlük sultanları tarafından verilen ticari imtiyazlar genellikle am#n ‘#mms ve / veya marsNm, denizaşırı ülkeleri yöneten (ve ortak sınırların olduğu ülkelerle) Hıristiyan güçlerle yapılan antlaşmalar ise barış antlaşmalarıydı.[14]

Bahri Memlük döneminde Venedikliler adına hazırlanan dokümanlar marsNms’dır ve ticari hükümler içerir. Bu dokümanlardan en azından 1302 tarihi olanının aynı tarihte yayınlanan ayrı bir am#n ‘#mm’’’ı vardı. Bunların hiçbiri sultanın yeminini içermemektedir ve hiç biri dar-ül-harp’te müzakere edilmemiştir. O dokümanlar 1254 yılında Kahire’de Aybek ve yine Kahire’de 1288 yılında Kalavun tarafından Suriye konusunda, 1302 yılında Muhammed, 1344 yılında Salih İsmail, 1355 ve 1361 yıllarında Hasan, 1366 yılında Şaban ve son olarak 1375 yılında yine Şaban tarafından Şam bölgesiyle ilgili olarak çıkarıldı.[15]

1288 yılında hazırlanan belge çok kısayken diğerleri daha uzundur. 1254, 1302 ve 1344 tarihli belgeler aynı konulara değinen hükümler ihtiva ederken, 1355 ve 1361 tarihli belgeler ise 1344 tarihli antlaşmanın hemen hemen kopyasıdır. 1375 tarihli olan, sultan tarafından yalnızca Şam’a gönderildiğinden çok az farklıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ