BAĞIMSIZ VE SÜREKLİ TARAFSIZ TÜRKMENİSTAN

BAĞIMSIZ VE SÜREKLİ TARAFSIZ TÜRKMENİSTAN

Türkmenler, tarihte bu kadar çok devlet kurmuşlar, bugün ise kendi topraklarımızda yeniden millî, bağımsız devletimizi kurduk. Bizim kurduğumuz devlet gücünü işte buradan almaktadır. Neticede biz onların hepsinin üzerinde baş tacı ve övünç kaynağı olacak bağımsız ve sürekli tarafsız bir Türkmenistan’a kavuştuk. Bizim devlet olarak öncekilere saygımızın ifadesi olarak hepsini tekrar kaleme alıp kitabımızda bahsettik. Atamız Oğuz’un ruhunu yeniden dirilttik. Tarih sayfalarında kalan bütün bu devletler bizim kurduğumuz devletle doğrudan ilgilidir. Ayrıca onların arzu edip hiçbir zaman ulaşamadıkları şu üç özelliği de kendinde toplamıştır. Bunlar: Millî bağımsızlık, sürekli tarafsızlık ve Türkmenin Ruhnamesi’dir.

Bu üç sağlam temelden mutlaka söz açmak istiyorum.

Birincisi; Millî Bağımsızlık. Halkına, vatanına, serdarına inanan Türkmen 27 Ekim 1991 tarihinde Bağımsız Türkmenistan Devleti’ni kurdu. Bağımsızlık bize; halkına, vatanına, adaletine olan güveni, atamız Oğuz’un 24 boyunun birlik beraberliğini kazandırdı. Egemenlik ile millîlik birleşerek hür vatanımızda bağımsız devlet olduk. Bayrağımızı ve devlet nişanlarımızı kökümüzün derinliklerindeki cevher manalarından aldık.

Arabistan, Kafkasya, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Çin, Rusya, Hindistan, ve Pakistan gibi ülkelerde bizim millî tarihimize ait izler vardır. Bu coğrafyada Türkmenlerin herkesle doğrudan ilişki kurduğu dönemler olmuştur. Fakat bu yakın dönem itibarıyla mümkün olmamıştır. Şimdi biz tarihteki ilişkilerimizi yeniden gözden geçirip, onların hepsiyle ileri seviyede ilişki kurmayı başardık. Ben, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın 50. yıl kutlamalarında sürekli tarafsızlık statümüzü bütün dünyaya ilân ettiğimde, Oğuzların-Türkmenlerin, Selçukluların yaşadığı coğrafyadaki medeniyetlerde miras payımızın olduğunu ifade ettim. Günümüzde tarihten gelen bu uzlaşmacı kişiliğimiz iyi bir örnek teşkil etmektedir. Bunların hepsi Türkmenlerin barışsever ve uzlaştırıcı karakterinin sadece bugün bilinmesi doğru değildir, hatta onlar tarihî varlığıyla bizi çok iyi tanıyan, ilişkide olduğumuz ülkelerdir. Bundan dolayı ilk önce komşularımız ve bölgedeki devletler, tarafsızlık statümüze destek verdiler. Sonra bütün dünya devletleri destek verdi.

Sürekli tarafsızlık bizim bağımsızlıktan sonra kazandığımız ikinci temel dayanağımızdır. Semamızın daima asude olması, Oğuz Han’ın beş bin yıl önce dilinin duası haline getirdiği hedefindeki bir hakikattır. Mavi göğümüzün daima asude olması, atalarımızın inancı olmuştur. Biz halkımızın eskiden var olan bu inancını bağımsız devletimizin temel ilkelerinden biri haline getirip, kanunlaştırarak dünyada yaşayabileceğimize inandık. Dünyada yaşamanın sırrının barış ve güven olduğunu daha ilk günlerden biliyorduk. Hatta halkımız bunun komşuseverlikten başlanması gerektiğine inanmaktadır. Biz bu iyi niyetli karakterimizi daha da geliştirerek, iktisadî alanda Açık Kapılar politikamıza, dış politikamızda ise Tarafsızlık statümüze dönüştürdük. Dünya ile bütünleşmenin, ona gönülden bağlanıp herkesi sevmekten geçtiğini, bunun ise öncelikle kendi ülkemizde huzuru temin etmekle mümkün olacağına inanarak, evvela Türkmenistan Devleti’ni kurarak, bütün gönüllerde taht kurmayı temel görevlerimizden biri saydık. İlk önce bölgedeki komşu devletlerimizden başlayarak, bütün dünya ülkeleri bizim yolumuzun doğruluğunu söyleyerek, bize destek olmaya başladılar. 12 Aralık 1995 tarihinde 185 devletin oy birliğiyle Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın Baş Asamblesi tarafından devletimize sürekli tarafsızlık statüsü verildi. Böylece dünyada ilk defa tarafsız devlet kamulaştırılarak, dünyanın tek resmi tarafsız devleti olduk. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın bayrağındaki barış sembolü olan zeytin dalını alarak yeşil bayrağımıza yerleştirdik.

Halkın kalbinin derinliklerine inmek, onu millet eden insanî düşünce ve vasıfları bilmek, kendimiz ve gelecek nesillerimizin örnek alması için bu değerleri ortaya çıkarmamız önem arz etmekteydi. Bu konuda çok düşündüm. Fikirlerimi daima halkım ile paylaştım. En sonunda şu neticeye geldim; yeryüzündeki Türkmenin en iyi vasıflarını, ruhunu bütünleştiren kitap olsun, yani bir ruhnamesi olsun. Bu bizim kaybolan kitaplarımızın yerini doldursun, Türkmenin Kur’an’dan sonra başucu kitabı olsun. Ayrıca Türkmen şu zamana kadar birçok devlet kursa da kendi toprağında hiçbir zaman manevî bütünlük içerisinde devlet kurmamıştır. Biz birlik ruhu içerisinde bir devlet kurduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ruhname’miz ise ona varan köprü mesabesindedir. Ruhname, Türkmenin tarihte yaptığı yanlışları gelecekte tekrarlamaması, her yerde ve zamanda örnek insan olmasını tavsiye eden, nasihat veren ve onun yollarını gösteren kitaptır. Onun, Türkmenin temel yollarının birine dönüşeceğine inanıyorum.

Yolumuzun, esas gücünü tarihten aldığını bir defa daha hatırlatmak istiyorum. Atalarımızın dünyanın dört bir tarafına göç ettiği bir hakikattır. Bizim dünya devletlerinin ve milletlerinin kalbine giden barış yolumuz ile birlikte iktisadî yolumuzun da varlığı bellidir. Yollarımız kadimi olsa da, maksadımız dünya devletlerinin kalbine sıcaklık ve ışık saçmaktır. Yani doğal gazımız ile halkların bereket ocağına ulaşmaktır.

Bağımsız ve tarafsızlığımız altın asrımıza ışık saçar, millî değerlerimizle nurlanır. Ruhname ile ruhlanıp, inşallah, geleceğimizi tamamen altın çağa çeviririz. Bizim altın asırda, 21. asırda, esas gayemiz dünyaya örnek olabilecek Türkmen milletini öne çıkarmaktır. Siyasî açıdan kendi elbisemizi kendimizin biçmesine imkan tanıyan bağımsızlık, bütün dünyaya barış kokusunu yayan tarafsızlığımız varken, halkımızın zengin ruhunu öne çıkararak, insan ilişkilerinde, çağa uygun örnek alınacak seviyeye ulaştığımız görünmektedir.

Asude semamızın altında halkımız ile devletimiz güven içerisinde olsun.

Devlet, düşünce ve değerler bütünlüğüdür; vatan ise duygudur, kalp değerleri bütünlüğüdür. Türkmenistan haritasına baktığımda; Hazar Denizi’ne boynuzlarını dayamış kuvvetli bir boğayı andıran şekil gözümün önünde canlanmaktadır. Hazar’dan, Serhatabat’ın fıstıklı dağlarına kadar, Hocambaz’ın bereketli topraklarından Daşoğuz’un Aybövrü’ne kadar geniş düzlükler, ovalar, dağlar… Çalışma masamın üzerinde Altıntepe’de bulunan beş-altı bin yıllık tarihi olan külçe altından yapılmış öküz heykeli bulunmaktadır. Devlet Başkanlığı Sarayı’nın sağ yanında dünyayı başında taşıyan sarı öküz heykeli bulunmaktadır.

Yurdumuzun her bir karış toprağında beşerin gelişmesiyle ilgili altın sahifeler saklıdır. Gerçekten de bu topraklar beşerin henüz keşfetmediği hazinesi.

Bu toprak dünyaya birçok medeniyetleri bahşeden topraktır.

Bu toprağın altı petrol, doğalgaz ve yer altı zenginlikleri ile doludur. Yer altı zenginliği açısından Türkmenistan dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. Dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin %30’u Türkmenistan’dadır.

Çiftçimiz bu toprakların her bir avucunun altın ve cevherden daha kıymetli olduğunu, dünyada ilk ziraatın bu topraklarda yapıldığını, ak buğdayın ana vatanının bu topraklar olduğunu bilmektedir. Bu toprakta yetişen türlü meyve ve sebzelerle, buğdaygillerin lezzeti, vitamin değeri ve kalitesiyle rekabet edebilecek ikinci bir ülke yoktur.

Aziz Türkmen! İşte bu toprak, şu bağlar, ovalar, çöller, dağlar ve yaylalar bizim ata vatan olarak ifade ettiğimiz kutsal topraklardır. Biz ata vatan dediğimizde atalarımız, atalarımız dediğimizde ise ata vatanımız akla gelmektedir. Kılıç, mızrak ve gürz önünde baş eğmeyen Türkmen, şu toğrağı, atalarımızın önünde baş eğip, diz çöküp tazim etmelidir.

Bu kutsal topraklarda biz bağımsız ve sürekli tarafsız Türkmenistan Devleti’mizi kurduk.

Bağımsız ve Tarafsız Türkmenistan sen azizsin, çünkü seni kutsal topraklar üzerinde kurduk.

Bağımsız ve Tarafsız Türkmenistan! Dünya durdukça sen de yaşarsın, çünkü biz ömrümüzü sevgi ve muhabbet ile yoğurup, ihlas ve samimiyetle bezeyip sana bahşediyoruz.

Bağımsız ve Tarafsız Türkmenistan! Sen kutsalsın, çünkü sen, atalarımızın sekiz asır arzu edip ulaşamadığı devletsin. Seni atalarımızın arzuları üzerine bina ettik.

Bağımsız ve Tarafsız Türkmenistan! Türkmen mucizesi, Türkmen mukaddesliği senden başlamakta, senden yukarıda sadece Allah vardır.

Namı dünyaya ün salan Harezmşahların başkenti Ürgenç hakkında ilginç bir rivayet anlatılmaktadır. Kadim zamanların birinde Harezm şahının oğlu şehzade genç bir peri kızına âşık olur. Peri kızının babası da padişah olduğu için damadına kervan yüklü altın bağışlar. Onun bahşettiği altınları o kadar çoktur ki, padişahın hazinesi almaz. Arta kalan miktarını halka dağıtır. Onca kervan yüklü altını ise gelecek nesillerin nasibi olsun diyerek Ürgenç toprağına saçarak birkaç kez sürer.

Türkmen toprağı, tohum yerine altın saçılan topraktır. Böyle toprağa hizmet etsen, altınını bin kat fazlasıyla sana geri verir.

Toprağını sev ki, al-yeşil ekin olup gönlün açılsın, demet demet güllerin kokusu her tarafı reyhana çevirsin.

Toprağını sev ki, sizin sevginiz deniz gibi dalgalanan mahsul olarak ambarınıza girer. Sevginiz çınar olarak, nar, kaysı, erik, elma olarak başınıza kutlu sayesini salar.

* * *

Akıl ve düşünce, ruhî bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi pekiştirmeye hizmet etmelidir. Dış dünya için bizim tarafsız devletimizin kapıları daima açıktır. Fakat ruh kapıları önünde fikir işçileri olmalıdır. Her bir fikir ve düşünceyi rastgele kabul etmek manen ziyan verir. Biz bu değerleri kendi ruh, düşünce ve kültür yapımıza uygunlaştırmalıyız.

Atalarımız ata vatana gösterdikleri sevgi ve saygının misal ve örneklerini bırakıp gitmişlerdir.

İşte Türkmenin ata vatana beslediği sevgiyi gösteren bir misal:

Daha Oğuz Han’ın devleti kudretli, ihtişamlı yıllarına ulaşmadığı dönemde bir güçlü devlet fırsattan istifade, savaşıp Oğuz yurdunu almak ister. Bir elçi göndererek, ülkesindeki en iyi atı vermesini ister.

Oğuz Han’ın komutanları:

“Düşmanın niyeti iyi değil, vuruşalım. Fakat seçkin küheylanlarımızı vermeyelim.” derler.

Oğuz Han:

“Şerrin ehveni varken büyüğünü tercih doğru değildir. Belli olmaz, birden düşmana yenilirsek, o zaman bütün atlar düşmanın eline geçer. En iyisi bir at verin gitsin” diye cevap verir.

Seçme atı alıp giden elçi yeniden daha kötü bir haber ile geri gelir. Bu sefer düşman yurdun en güzel kızını ister. Komutanlar:

“Böylesi alçaklık olamaz, bu kez bizden namusumuzu istiyor, savaşmaktan başka çare yoktur” derler. Fakat riyaset ve kiyaset sahibi Oğuz atamız:

“Savaş olursa nice mert yiğitler ölür, belli olmaz birden düşmana yenik düşersek, o zaman kız-kızanımız, gelinlerimiz, karılarımız düşmana esir olur. Şerrin ehveni varken, büyüğünü seçmek akılsızlıktır,” der.

Oğuz ilinin en seçkin güzelini alıp götüren elçi, bu kez daha ağır teklifle gelir ve yer talep eder. Savaştan başka çare olmadığını düşünen ve o süre içerisinde savaş hazırlığı yapan Oğuz Han:

-”Ser veririz, yer vermeyiz!” der ve derhal savaş ilân eder. Azgın düşmana haddinî bildirir.

Türkmen toprağı üzerinde ne kadar savaş yapıldığı konusunda hiçbir tarihçi kesin bilgi veremez. Fakat kesin olan bir şeyi herkes bilir. Bu toprağın her karışı merdane atalarımızın kanı, analarımızın göz yaşı ile yoğrulmuştur. Bu toprağın her bir avucunda atalarımızın elinin ve kalbinin sıcaklığı hissedilir. Bu toprağın her adımında atalarımızın sevgi ve muhabbeti, emek ve zahmeti sinmiştir. Binlerce şair bu toprağı vasfetmiştir.

Hal böyle olunca bu toprak nasıl mukaddes olmaz?!

* * *

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al