BAĞIMSIZ ÖZBEKİSTAN’DA GÖÇ VE DEMOGRAFİK DEĞİŞİMLER

BAĞIMSIZ ÖZBEKİSTAN’DA GÖÇ VE DEMOGRAFİK DEĞİŞİMLER

Bir gözlemci, Taşkent’in en büyük ve en renkli Çorsu Pazarını ilk ziyaret ettiğinde, Özbekistan nüfusunun ne kadar geniş bir çeşitliliğe sahip olduğunu görecektir. Binlerce müşteri arasında egzotik olarak giyinmiş Karakalpaklar ve Kazaklar, modaya uygun olarak giyinmiş Ruslar, Ukraynalılar, Almanlar ve zeki Koreliler ve Tatarlar ile karşılaşılabilir. Ancak bu gözlemci, göz alıcı çayhanelerden birinde bir bardak çay içerek dinlenmeye karar verirse, muhtemelen ak sakallı bir dede ona mahallesindeki tüm değişikliklerden bahsedecektir. Ak sakallı dede ayrıca Özbekistan’ın 10 yıllık bağımsızlık tarihinde yaşadığı büyük göç ve demografik değişimlerle ilgili hikayeler de anlatacaktır. Mahallesinde eskiye oranla daha az sayıda Rus ve Ukraynalı olduğunu, neredeyse tüm Almanların, Polonyalıların, Rumların ve Yahudilerin ortalıktan kaybolduğunu ve çok az sayıda Kırgız, Türkmen ve Gürcünün kendisinden alışveriş yaptığını anlatacaktır. Bununla birlikte, daha çok Türkün, Pakistanlının, Afganın, Hintlinin, İranlının ve hatta Amerikalının düzenli müşterisi haline geldiğini söyleyecektir.

Özbekistan 1 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan ettikten sonra egemenliğini barışçı yollarla elde etmiştir; bununla birlikte, Cumhurbaşkanı Kerimov önderliğindeki hükümetin ülkedeki çeşitli etnik kökenden gelen 21 milyon insanı bir araya getirip getiremeyeceği hususunda ciddi endişeler mevcuttu (Boris Rumer, 1993). İnsanlar 1989 ve 1999 yıllarında Fergana vadisinde meydana gelen kanlı çatışmaların (Abazov R., 1999: 62-90) ve Ocak 1992’de Taşkent’te meydana gelen ve neredeyse kontrolden çıkan öğrenci gösterilerinin istikrarı bozucu etkilerini hiç unutmamıştır. Dolayısıyla, Özbekistan hükümetinin 1991 sonrasında karşılaştığı ilk görevlerden birisi, yeni bir milliyetçilik politikası oluşturmaktı. Bu politikanın kapsamında; 4 milyon nüfuslu etnik azınlık gruplarına yönelik uzlaştırıcı bir yaklaşım, tüm Özbekistan vatandaşlarının sivil kimlikleri üzerinde yoğunlaşan bir devlet milliyetçiliğinin tesis edilmesi ve bölgesel farklılıkların ve husumetlerin bertaraf edilerek Özbeklerin tek bir millet şemsiyesi altında birleştirilmesi bulunmaktaydı.

Bu makale, 1991 yılında bağımsızlığın kazanılmasından sonra geçen on yıl içerisinde Özbekistan’da yaşanan temel ekonomik ve siyasi değişiklikleri incelemektedir ve bu dönüşümlerin demografik değişimler ve göç eğilimleri üzerindeki etkileri üzerinde durmaktadır.

Ekonomik Değişiklikler

1991 yılında Özbekistan, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’nın ardından BDT’deki (nüfus bakımından) en büyük üçüncü devletti ve Orta Asya bölgesindeki nüfus yoğunluğunun en yoğun olduğu cumhuriyetlerden bir tanesiydi. Özbekistan, temel ekonomik göstergeler esasında bir ölçüm yapıldığında, kalkınmakta olan orta gelirli bir ülke olarak düşünülebilir. Özbekistan, 1980’lerin sonlarında 2390 Dolar düzeyinde bir kişi başına düşen milli gelire sahipti; bu düzey Güneydoğu Asya ülkelerindeki düzeye neredeyse denktir (UNDP, 1997).

Gelişmiş bir sınai imalat sektörü (1991 Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 32.6’sı), pamuk ağırlıklı bir tarım sektörü (yüzde 31.1) ve büyük bir hizmetler sektörü (yüzde 36.3) olduğundan dolayı, ülkenin ekonomik yapısı yeni sanayileşen ülkelerin (örn.; Endonezya, Filipinler ve Malezya) ekonomik yapısına oldukça benzerdi (Dünya Bankası, 2001). Bağımsızlığın arifesinde, birçok yerel uzman ülkenin doğal kaynaklar (petrol, gaz, altın, vs.) bakımından zengin olmasına rağmen, bazı düzenlemeler yapılmasıyla birlikte ülkenin büyük tarım sektörünün uluslararası piyasada söz sahibi haline gelebileceğine inanmaktaydı (Kerimova G., 1995); öte yandan yabancı uzmanlar ise pek çok gelişmekte olan ülke gibi Özbekistan’ın önünde tek ürün (pamuk) kültürünün ve nispeten küçük sanayi altyapısının engel teşkil ettiğine dikkat çekmiştir (World Bank, 1993). Ancak, ülkeyi diğer birçok üçüncü dünya ülkesinden farklı kılan etken, oturmuş sosyal altyapısı, eğitim sistemi -üç aşamalı ücretsiz eğitim ile araştırma ve geliştirme olanakları- ve sağlık sistemi idi. Hem kadınlar hem de erkekler arasında yüzde 98’e ulaşan okur-yazarlık oranı, Asya’daki en yüksek oranlardan bir tanesiydi (UNDP, 1997). 1991 yılında, Özbekistan Birleşmiş Milletler Çalışma Programı Beşeri Kalkınma Endeksinde (HDI) 31. sırada yer alıyordu ve pek çok Asya ülkesini geride bırakıyordu. RBEC sıralamasında ise 4. sırada yer alıyordu.

Özbekistan, komşusu olduğu Orta Asya cumhuriyetleri ile olan birçok sosyal ve ekonomik benzerliklerine rağmen, ekonomik ve sosyal değişimleri ele alış bakımından büyük farklılıklar sergilemiştir. Cumhurbaşkanı Kerimov IMF’nin alışılmış köklü ekonomik değişimlerini reddetmiş ve ‘kademeli değişiklikler yoluyla topluma yönelik bir piyasa ekonomisinin’ tesis edilmesi amacıyla ‘kendi yenileşme ve ilerleme yöntemini’ ilan etmiştir (Kerimov, İslam, 1992). Cumhurbaşkanı Kerimov Çin’in deneyimlerinden yola çıkarak, ‘kendi modelini’ beş ilke halinde şöyle açıklamıştır: “Birinci olarak, ekonomi ideolojiden tamamen arındırılacaktır… İkinci olarak, devlet karmaşık geçiş sürecinde temel düzenleyici rolünü üstlenecektir. Üçüncü olarak, tüm yenileşme ve ilerleme süreci hukuki bir esasa dayandırılmalıdır… Dördüncü olarak, piyasa ekonomisine doğru dinamik bir ilerlemenin ve beraberinde de sosyal ve siyasi istikrarın korunmasının tek yolu etkin ve güçlü bir sosyal koruma ve güvence mekanizmasıdır. Beşinci olarak, yeni ekonomik piyasa ilişkileri kademeli bir şekilde uygulamaya konulmalıdır” (Kerimov, İslam, 1995).

Bu model, sömürgecilik sonrası dönemde Üçüncü Dünya ülkelerinde uygulanan ve 1960 ile 1970 arasında gelişmekte olan birçok ülke tarafından benimsenen İthalat İkameli Sanayileşme (İİS) unsurunu da barındıran devlet kontrolünde kalkınma politikasına oldukça benzemektedir. İİS’nin kuramsal mantığı, gerçek bağımsızlığın tesis edilebilmesi için güçlü bir sanayi altyapısının gerekli olduğu idi. Böylece ülkenin sanayileşmiş ülkelere bağımlılık oranı düşürülecekti ve ülkenin uluslararası arenadaki konumu güçlendirilecekti (Rapley, John, 1996: 27-44). John Rapley’in genel olarak gözlemlediği kadarıyla, İİS, mevcut tüm kaynakları harekete geçirebilme özelliğinden dolayı, merkezi olarak planlanmış ekonomilerde, ekonominin hızlı olarak kurulmasında etkili olabilirdi, ancak özellikle küreselleşme çağında uzun vadede etkili olamazdı.

Komşu olduğu Orta Asya cumhuriyetlerinde ve BDT başkentlerinde çeşitli ekonomik programlar ve büyük projeler kabul edilmekteydi. Burada Özbekistan’ı diğerlerinden yine farklı kılan husus ise, ekonomik politika gündemini uygulamada sergilediği tavizsiz tutarlılık ve gayretti. Devlet büyük işletmelerin büyük bir çoğunluğunu sıkı bir şekilde kontrolü altında tuttu, pamuk üretilen çiftlikler üzerinde dolaylı bir kontrol sağladı, enerji ve gıda bağımsızlığını sağlama yolunda büyük devlet yatırımları yaptı, ihracat ve doğal kaynaklar üzerindeki devlet kontrolünü korudu ve tüketim mallarının ithalatını sınırladı. Aynı dönemde, Özbekistan’daki üst düzey teknokrat kesim demografik ve etnik meselelerin, Cumhurbaşkanı Kerimov’un bahsettiği ‘her ne pahasına olursa olsun, siyasi istikrarın’ sağlanabilmesi için önemli olduğunu kavramıştı (Kerimov, İslam, 1992). Hükümet, (1980’ler ile karşılaştırıldığında çok daha küçük çaplı da olsa) temel sosyal hizmetler ile Özbekçe haricindeki dillerde eğitimin finansmanı da dahil olmak üzere eğitim alanında devlet sübvansiyonlarını devam ettirme girişiminde bulundu. Ayrıca, bağımsızlık ilan edildiği gün cumhuriyet topraklarında bulunan herkese otomatik olarak vatandaşlık hakkı veren oldukça liberal bir Vatandaşlık Kanunu’nu (1992) yürürlüğe koydu.

Bununla birlikte, uygulanan ekonomik politikalar 1990’larda bölgesel ve sosyal eşitliklerde, işsizlik oranında ve ‘beyin göçünde’ meydana gelen büyük artışın önüne geçemedi. Kalkınmakta olan pekçok ülkede olduğu gibi, Özbekistan’da da iş faaliyetleri ve yatırımlar Taşkent gibi şehir merkezlerinde yoğunlaşmaktaydı ve özellikle ülkenin güneyindeki ve batısındaki küçük kasabalar ve köyler olmak üzere diğer bölgeler derin bir ekonomik küçülme yaşıyordu (bkz. Tablo 4). Birçok sanayi kuruluşu, hükümetin ucuz yabancı malların ülkeye girişini durdurmak için bazı ticari engeller uyguladığından dolayı, herhangi bir büyük yeniden yapılanma gerçekleştirmeden çalışmaya devam etmektedir. Bu durum, ülkedeki ortalama maaşı yaklaşık 7.833 Som (resmi döviz kuruna göre 66 Dolar) düzeylerinde tutmaktadır.

Bununla birlikte, kademeli reform politikası ulusal ekonominin yeniden yapılanmasına ve orta derecede bir ekonomik büyümenin sağlanmasına katkıda bulunmuştur. 1991 ile 1996 arasında geçen 5 yılda, Özbekistan ekonomisi yıllık ortalama yüzde 1 oranında küçülmüştür. 1997 ve 1998 yıllarındaki Asya ve Rusya mali bunalımlarına rağmen, ekonomi 1996 yılından bu yana yıllık ortalama yüzde 4 gibi orta dereceli bir düzeyde büyümüştür. Bu süre zarfında, Özbekistan otomobil montaj sanayiinde yabancı yatırımcıları ülkeye çekmeyi başarmıştır ve Güney Koreli Daewoo şirketi ile birlikte ulusal ve bölgesel pazarlar için araba üretmeye başlamıştır. Özbekistan, şu anda bölgede ticari sivil uçak üreten üç ülkeden biri (Rusya ve Ukrayna ile birlikte) konumundadır.

2000 ve 2001 yıllarında Özbekistan’ın GSYH’sı, hükümetin tahminlerine göre, yıllık ortalama yüzde 4.0 oranında artmıştır. Özbekistan’ın sanayi sektör üretimi; (aynı zamanda en büyük taze para kaynağı olan) altın, doğal gaz, madeni gübre, tekstil, makine ve pamuk-lif üretimindeki artışlara bağlı olarak 2000 yılında yüzde 1.9 oranında artmıştır. Bu arada, tarım üretimi de yüzde 3.2 oranında artmıştır. Özbek ekonomisinin, toplam işgücünün yüzde 44’üne istihdam sağlayan bu önemli sektöründe, pamuk hâlâ tek önemli üretim ve ana ihracat kalemini teşkil etmektedir. Genel olarak, 2001 ve 2002 yılları esas alındığında, Özbekistan Orta Asya bölgesinde GSYH’si 1991 yılındaki düzeyden daha yüksek olan tek ülkedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ