BAĞIMSIZ KIRGIZİSTAN: GEÇİŞ POLİTİKALARI

BAĞIMSIZ KIRGIZİSTAN: GEÇİŞ POLİTİKALARI

Bağımsızlığın ilan edilmesinden birkaç hafta sonra, Cumhurbaşkanı Askar Akayev ülkesine hitaben şöyle diyordu: “Benim için en önemli konu, barışın nasıl korunacağı ve ulusal ittifakın nasıl sağlanacağıdır. Ben kendimi asla sadece Kırgızların cumhurbaşkanı olarak görmedim. Cumhuriyet sınırları içerisinde yaşayan tüm insanların çıkarlarını savunuyorum. Ve bu pek de kolay değil…”[1] Kırgız Cumhuriyeti bağımsızlığını barışçı bir şekilde kazanmıştı, ancak gelecekteki siyasi, ekonomik ve uluslararası alandaki kalkınması açısından büyük belirsizlikler bulunmaktaydı. Birçok yabancı gözlemci Kırgızistan’ın, güçlü devlet kuruluşları, siyasi partileri ya da rekabetçi bir siyaset geleneği olmadığından dolayı, farklı etnik ve siyasi gruplar arasındaki çekişmenin baskısı altında, komşusu Afganistan gibi istikrarsızlıklar yaşayacağına ve hatta yıkılacağına inanmaktaydı. Bazı gözlemciler de Kırgızistan’ın diğer Orta Asya cumhuriyetlerinin ekonomilerinden ayrılamayan çok zayıf bir ulusal ekonomiye sahip olduğunu ve bağımsız bir ekonomik varlık olarak devam edemeyeceğini belirtmekteydi. Öte yandan, Kırgız halkının ulusal bir ülküden yoksun olduğu ve Sovyet ulus-devlet sınırlamasının suni bir teşekkülü olarak Kırgızistan’ın karmaşık etnik bileşimi, derin bölgesel bölünmeler ve güçlü komşuların mevcudiyeti sebebiyle yaşayamayacağı yönünde bir inanç hakimdi.

Yeni Kırgızistan’ın Ekim 1990’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Komünist Parti’nin yenilgiye uğramasından sonra, bağımsızlık ilan edilmeden önce kurulan hükümet bu güçlüklerin farkındaydı. Bu hükümet, demokrasinin deneme sürecinde fikir birliği tesis edici bir yaklaşım ile piyasaya yönelik reformlar açısından köklü bir yaklaşımı birleştiren bir politika oluşturmaya çalıştı. Bunun yanında, Kırgızistan vatandaşlarının yurttaşlık kimlikleri üzerinde yoğunlaşan, Kırgızları ve ülkedeki diğer etnik grupları tek bir ulus çatısı altında toplayan, bu grupların çıkarlarını ulusal diriliş ve refah doğrultusunda birleştiren ve ulusal kimliği güçlendiren bir devlet milliyetçiliği oluşturmaya da çalıştı.

Demokrasi Deneyimi

Bağımsızlığını yeni kazanan Kırgız Cumhuriyeti’nin ilk aşamaları arasında geniş çaplı siyasi reformların uygulanmaya başlanması ve bağımsız devletin siyasi kurumlarının kurulması bulunmaktadır. Bu süreç içerisinde, kaçınılmaz olarak, Sovyet tarzı tek partili siyasi sistemin yıkılması, egemen devlet kurumlarının kurulması, yeni bir anayasanın hazırlanması ve Jogorku Keneş (Meclisin üst kanadı) ve Cumhurbaşkanlığı’nın gücünün meşruiyetinin oluşturulması ve Gregory Gleason’un tabiriyle “Avrupa tarzı demokratik kurumların geliştirilmesi yönündeki arayışlar”[2] da bulunmaktadır. Ancak herşeyden daha önemlisi, Tacikistan’dakine benzer bir sivil savaşın önlenmesi ve Cumhuriyet’in gelecekte kalkınmasına yönelik ulusal bir fikir birliğinin tesis edilmesi için çeşitli siyasi partiler ve milliyetçi hareketler arasında bir siyasi dengenin kurulması doğrultusunda bir ihtiyaç mevcuttu.

Bağımsızlığın arifesinde bazı temeller zaten atılmış durumdaydı. Kırgızistan yönetimi, henüz 1990 yılında, E Huskey’in belirttiği şekliyle “seçkinler arasında fay hatları ortaya çıktıkça, Cumhuriyet de ciddi çatlaklara”maruz kalmıştı.[3] Hükümet, KKP’nin (Kırgızistan Komünist Partisi) egemen konumunu kesin ve açık bir şekilde ifade eden bir maddeyi anayasadan çıkardı. Bunun yerine Kamu Teşkilatları Kanunu’nu kabul etti. Ekim 1990’daki anayasa değişikliklerinin ardından, Kırgız Parlamentosu Jogorku Keneş cumhurbaşkanlık makamını kabul etti. Cumhurbaşkanı ilk olarak parlamento üyeleri tarafından seçilecekti. KKP’nin adayı Apsamat Masaliyev’in ilk cumhurbaşkanı olarak seçilmek için umutları, karar için gerekli çoğunluğu elde edemediği için gerçekleşemedi. Seçimlerin ilk birkaç turundan sonra, demokratik, çoğulcu bir toplumun ve liberal demokratik çok partili bir siyasi sistemin tesis edilmesi üzerinde yoğunlaşan Kırgızistan Bilimler Akademisi’nin eski başkanı Dr. Askar Akayev, Kırgızistan’ın ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhurbaşkanının yetkinliği hususundaki ilk sert sınav, Ağustos 1991’de Moskova’daki Gorbaçov karşıtı askeri ayaklanma girişiminin Kırgız Cumhurbaşkanı ve demokratik partiler ile KKP’yi karşı kaşıya getiren çarpıcı olaydır. Demokrasi karşıtı güçleri destekleyen Kırgızistan Komünist Partisi yasaklanmış ve mallarına el konulmuştur (KKP, 1993 yılında B. Amanbayev’in yeni ve ılımlı liderliği altında yeniden ortaya çıkmıştır) ve Kırgızistan SSCB’den bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığın arifesinde ve ilk yıllarında birkaç siyasi parti ve bağımsız basın örgütü kurulmuş ve bu şekilde Kırgızistan Orta Asya bölgesindeki en serbest siyasi ortamlarından birini tesis etmiştir. Bu çabalar Cumhuriyet’e “Demokrasi Adası” unvanını kazandırmıştır; Batılı ülkelerden ve uluslararası örgütlerden milyonlarca dolarlık dış yardım sağlamıştır.

5 Mayıs 1993 tarihinde, Kırgızistan daha sonraki siyasi geçiş süreci için bir yasal çerçeve sağlayan ilk Sovyet sonrası anayasasını kabul etti. Yeni Kırgızistan’ın anayasası yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığını vurguladığından günümüzün Batılı liberal demokrasilerinin anayasal düşüncelerini ihtiva ediyordu. Bazı Baltık devletlerinin aksine, Kırgızistan dil, din ve etnik köken esasında ayrımcılık yapmaksızın Cumhuriyet’teki tüm insanların vatandaşlık ve siyasi haklarını güvence altına almıştı. Anayasa, cumhurbaşkanına çok büyük bir yetki veriyordu ancak parlamentoya da cumhurbaşkanının yetkisini kontrol edecek ve dengeleyecek bir mekanizma sağlıyordu. Anayasaya göre cumhurbaşkanı devletin başkanıdır ve başbakanı ve Anayasa Mahkemesi üyelerini atama yetkisine sahiptir (Parlamentonun onayı ile). Ayrıca yeni yasalar çıkarma ve Jogorku Keneş’in kararlarını veto etme hakkına da sahiptir. Bununla birlikte, Jogorku Keneş gücünü korumaktadır; devletin bütçesi ve uluslararası anlaşmaların onayı gibi hususlarda son söz hakkına sahiptir ve cumhurbaşkanının kararlarını geri çevirebilme yetkisine sahiptir.[4]

Bir sonraki aşama olarak, Cumhurbaşkanı’nın Ekim 1994’te yayınladığı bir kararname ile Sovyet tarzı tek odalı 350 sandalyeli Jogorku Keneş bırakılmıştır ve bu karar anayasal bir krize ve muhalefetin sert eleştirilerine yol açmıştır. Bu kararının sebebi olarak, hükümetin köklü ekonomik reformları uygulamasına yardımcı olacağı ve Akayev’in ifade ettiği şekliyle “halkın geleneği ve kültürü”nü yansıtacağı düşüncesi öne sürülmüştür.[5] 6 Aralık 1994 tarihinde Cumhurbaşkanı anayasada değişiklikler yapılmasını ve eski tek odalı Jogorku Keneş’in yeni, iki odalı bir Jogorku Keneş ile değiştirilmesini önermiştir. Yeni parlamentonun 35 sandalyeli El Okuldor Jyiyny (Yasama Meclisi) ve 70 sandalyeli Myizam Chygaruu Jyiynyden (Halkın Temsilcileri Meclisi)’den oluşması önerilmiştir.

Parlamento seçimleri 9 Şubat 1995 tarihinde gerçekleştirilmiş ve 105 sandalye için yaklaşık 40 parti ve örgütü temsilen toplam 1021 adayın katıldığı oldukça çekişmeli bir seçim yaşanmıştır. En fazla koltuğu Sosyal Demokrat Parti kazanmıştır ve onu Asaba, Kırgızistan Birliği, Erkin (Özgür) Kırgızistan, Ata-Meken (Ana Vatan) Partisi, Kırgızistan Komünist Partisi ve Cumhuriyetçi Parti izlemiştir.

Aynı yıl, Akayev başlangıçta 1996 yılında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçiminin öne alınması çağrısında bulunmuştur. Bu, ilk çok adaylı cumhurbaşkanlığı seçimi olmuştur (1991’deki seçimde Akayev tek adaydı) ve Merkezi Seçim Kurulu’na muhalefetten dolayı sadece iki aday kaydını yaptırmıştır: Apsamat Masaliyev ve Medetkan Şerimkulov. Ülkedeki kötüleşen ekonomik durum Akayev’i, programında önemle üzerinde durduğu hususları değiştirmeye ve ekonomik reformların daha da yoğunlaştırılmasının öneminin altını çizmeye zorlamıştır. Sadece köklü ekonomik reformların, geniş çaplı bir özelleştirmenin ve Dünya Bankası ile IMF’nin tavsiye ettiği yapısal düzenlemelerin bu küçük dağlık ülkeyi kendi tabiriyle “Asya’nın İsviçresi”ne dönüşmesini sağlayabileceğini savunmuştur.[6] Bazı milliyetçi partilerin ve Jogorku Keneş’in bazı üyelerinin karşı çıkmasına rağmen, Rusçayı resmi dil haline getirerek etnik azınlıklara da hitap etmiştir (Daha önce Kırgızca devletin resmi dili durumundaydı).

Bu arada, cumhurbaşkanlığının diğer iki adayı, Akayev’in politikasını sol bir yaklaşımla eleştiriyordu. Masaliyev Komünist Parti’yi temsil ediyordu ve Sovyet döneminin değerleri ve başarıları üzerinde durarak özelleştirilmenin yeniden gözden geçirilmesini ve ekonomide devlet kontrolüne dönülmesini savunuyordu. Diğer cumhurbaşkanlığı adayı Şerimkulov ise ekonomik reformların daha da ilerletilmesinin, sosyal güvencelerin korunmasının, vergilerin düşürülmesinin ve topluma yönelik politikaların geliştirilmesinin gerekliliğini vurgulayan bir siyasi program öne sürüyordu. Seçim programının hatırı sayılır bir kısmını Cumhurbaşkanı Akayev’in ekonomik ve sosyal politikalarının eleştirisi üzerine kurmuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri 24 Aralık 1995 tarihinde gerçekleştirildi ve yüksek bir katılım oranı sağlandı: Seçmenlerin %81,1’i seçimlere katıldı. Cumhurbaşkanı Akayev oyların %71,6’sını alarak seçimi kazandı. KKP’nin adayı Masaliyev oyların %24,4’ünü, Medetkan Şerimkulov da %1,7’sini aldı.

1995 seçimlerini takip eden yıllar, ekonomik sıkıntılar devam ettiğinden, siyasi ortam yıprandığından ve yolsuzluk ve kötü yönetim suçlamaları Akayev ve hükümetin peşini bırakmadığından bağımsız Kırgızistan’ın en zor yılları oldu. 2000 yılındaki parlamento seçimleri, Cumhurbaşkanı ve hükümetin politikalarına halkın verdiği desteğin ölçülmesi açısından önemli bir vesile haline geldi. Cumhurbaşkanı’nı destekleyen siyasi partiler, geniş çaplı siyasi ve ekonomik değişikliklerin ve ekonomik istikrarın sağlanmasındaki başarıların altını çizerek Jogorku Keneş’teki mevcudiyetlerini güçlendirmeyi umuyorlardı. Bu arada, muhalefet de düşen yaşam standartlarının yol açtığı genel memnuniyetsizlikten ve derinleşen bölgesel eşitsizlikten faydalanarak çok sayıdaki küçük partiyi bir araya getirip 2000 sonbaharındaki cumhurbaşkanlığı seçimi için siyasi bir taban oluşturmayı umuyordu. 45 sandalyeli El Okuldor Jyiyny için toplam 230 aday, 45 sandalyeli Myizam Chygaruu Jyiyny için de 186 aday yarıştı. Parlamento seçimleri öncesinde muhalefet üzerindeki baskı ve seçimler sırasındaki düzensizlikler muhalefetin şansını ciddi şekilde baltaladı. Marc Stevens önderliğindeki AGİT gözlemcileri Kırgız yetkililerin “adil bir parlamento seçimi düzenleme yönündeki taahhütlerini yerine getirmediklerini ve seçimlerin ne demokratik, ne de tam olarak meşru olduğunu” ilan ettiler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ