AZERBAYCAN’IN BAĞIMSIZLIK SÜRECİNDE AZERBAYCAN HALK CEPHESİ’NİN YERİ

AZERBAYCAN’IN BAĞIMSIZLIK SÜRECİNDE AZERBAYCAN HALK CEPHESİ’NİN YERİ

1917 Ekim Devrimi ile kurulmuş olan Sovyetler Birliği’nin kaderini, 1985 yılından itibaren iki sözcük değiştirmişti: “Glasnost” (açıklık), Perestroyka” (yeniden yapılanma). Mihail Gorbaçov’un iktidara geçmesi ile ekonomik açıdan hantallaşmış olan SSCB’nin çıkmazları göz önüne alınarak bir dizi reformlara girişildi. Gorbaçov’dan önceki yönetimler için Komünist Partisi, başarısızlığın ifadesini göstermek amacıyla birer damga vurdu. Stalin, “diktatör”, Kruşçev, “voluntarist” idi. Brejnev dönemine ise “durgunluk” dönemi denildi.[1]

Gorbaçov gerçekte SSCB’nin dağılmasından yana değildi. Brejnev döneminden beri süregelen durgunluğun giderilmesi için politik söylemler geliştirmişti. Ancak SSCB “ideolojik bir imparatorluk” olduğu kadar, içinde barındırdığı pek çok farklı millet için de bir “milletler hapishanesi” idi. Özellikle Stalin devrinden başlayarak izlenen milletler politikası, Rus olmayan halkların tüm haklarından yoksun bırakıldığı, ulusal kimliklerinin ve benliklerinin tamamen “Sovyetleştirilmek” istendiği bir asimilasyon politikası hâlini almıştı.

“Glasnost” ve “Perestroyka” sloganlarıyla durgunluğa son vermek isteyen Komünist Partisi (KP) bağlı cumhuriyetlerde yönetim değişikliğine gitmiştir. 1986 yılında Kazakistan KP’nin başkanı Kazak asıllı Dinmuhammed Kunayev çeşitli gerekçeler gösterilerek görevinden alınmış, yerine Rus asıllı Gennadiy Kolbin atanmıştır. Gorbaçov’un karşılaştığı ilk büyük sorun olan 17-18 Aralık (Jeltoksan) olayları da bu yüzden çıkmıştır. Kunayev’in idari görevlere Kazakları yerleştirmiş olmasından dolayı rahatsızlık duyan Moskova yönetimi, onu görevinden alarak Kazakları cezalandırma yoluna gitmek istemişti. Ancak Kazak Türkleri bu olaya çok şiddetli tepki göstermişler ve başkent Alma Ata dahil altı ayrı şehirde halkın katıldığı gösteriler düzenlenmiştir. Bu gösterilere bazı kaynaklara göre 300.000 kişi katılmıştır. Ruslara karşı bir hareket hâlini alan gösteride “Kazakistan Kazaklarındır”, “Kolbin Rusya’ya Dön” gibi sloganlar atılmış, pankartlar taşınmıştır. Bu büyük halk tepkisinden çekinen Moskova Kolbin’in yerine Kazak asıllı Nursultan Nazarbayev’i göreve getirmek zorunda kalmıştır.[2]

Sovyetler Birliği bu olayı dünyaya mümkün olduğu kadar duyurmamaya çalışmıştı. Çünkü bu halk hareketinin diğer bölgelere örnek olması, yapılacak olan reformların hedefinden sapacağı anlamına gelmekteydi. Dünya kamuoyunda yeterince duyulmamış olsa da (Polonya gibi, “Doğu Blokundaki” muhalif hareketler tarafından büyük destek görmüştü.) Kazakistan olayları aslında “İmparatorluk”un çöküşünün habercisi idi ve Rus olmayan halklar için de esin kaynağı olmuştu.

Glasnost ve Perestroyka ile beraber başta Ukrayna olmak üzere, Baltık cumhuriyetlerinde çeşitli yazar ve aydınlar tarafından daha sonraları “Halk Cepheleri” olarak karşımıza çıkan teşkilatlar kurulmaya başlanmıştı. Daha çok kültürel konularda, faaliyet gösteren bu teşkilatlar Azerbaycan ve Özbekistan’da da kendilerini göstermişlerdi. Azerbaycan’da Ebulfez Elçibey’in başkanı olduğu Azerbaycan Halk Cephesi, Özbekistan’da da şair Muhammed Salih’in başkanlığında teşkilatlanan Birlik ve Erk hareketleri, hemen hemen diğer cumhuriyetlerdeki halk cepheleri ile aynı anda oluşturulmuştu. Ukrayna Halk Hareketi (RUKH), Belorusya, Estonya gibi diğer Baltık cumhuriyetlerine de örnek olmuş, ayrıca gerek Özbekistan’daki gerekse Azerbaycan’daki demokrasiyi savunan halk hareketleri ile de dayanışmaya gitmiştir.[3]

Bu halk hareketlerinin temelini çok küçük öğrenci ve aydın grupları oluşturmaktaydı. Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle esen serbestlik rüzgarları, insanları biraz daha cesaretle politik yaşama sürüklemişti. Azerbaycan’da da çoğunu aydınların ve üniversiteli gençlerin oluşturduğu küçük teşkilatlar oluşmaktaydı. Bunlardan Bakü’de, Azerneşr binasında temeli atılan “Çenlibel” birliği, Bakü’de üniversite öğrencileri tarafından oluşturulan “Yurt” birliği, kültürel konularda faaliyet göstermekle birlikte aslında Azerbaycan’da oluşan ilk siyasal birimlerdi.[4]

Yeniden yapılanma döneminde Türk cumhuriyetleri ve Baltık cumhuriyetleri gibi Gürcistan ve Ermenistan’da da bazı örgütlenmeler baş göstermeye başlamıştı. SSCB’nin dağılma sürecine girmesini engellemek amacıyla Moskova kışkırtıcı faaliyetlere girişmeye başladı. Bunu da Ermenistan’daki politik süreci, “Türk düşmanlığı”nı yeniden canlandırarak, Azerbaycan’daki siyasi gelişmelerin önüne set çekmeye yöneltmekle başardı.[5] Ermenistan’da kurulmuş olan “Demokrasi ve Bağımsızlık” örgütünün Sovyetler tarafından sınırdışı edilen lideri Paruyr Hayrikyan 1989’da şunları söylemişti “Moskova, Ermenileri, yüzyıllardır, bahçede oynarsanız Türkler gelir sizi yutar diye korkutuyordu. Oysa şimdi Ermenistan’da bu oyunu farkeden güçler ortaya çıkmıştır. Bu ise Moskova’yı çok rahatsız ediyor ve Türk tehlikesinin ne kadar ciddi olduğunu ispatlamak için de Karabağ olayını kullanıyor.”[6]

Gelişmelerden rahatsızlık duyan Moskova, Karabağ Ermenilerini hızla örgütleyerek Türklere karşı kışkırtmaya başladı. 1988 yılının sonbaharında Karabağ’da eski Türk abidelerinin bulunduğu “Tophane” ormanı Ermeniler tarafından tahrip edildi. Olaylar Karabağ’la sınırlı kalmamış Azerbaycan’ın diğer bölgelerine de yayılmıştı. Provakasyonun bir parçası olarak 26 Şubat tarihinde Sumgayıt şehrinde 26 Ermeni öldürüldü. Sadece SSCB’de değil Ermeni lobisinin dünyadaki gücü sayesinde tüm dünyada Ermeniler “mazlum halk”, Azerbaycan Türkleri ise “katil halk” olarak gösterilmeye başlandı.

15 Kasım’da Bakü Üniversitesi’nin önünde, 16 Kasım’da da İlimler Akademisi önünde olayları protesto etmek amacıyla gösteriler yapılmıştır. Ermenilerin Karabağ’da yaptıkları katliamlara Moskova’nın tepkisiz kalması Azerbaycan Türklerini harekete geçirmiş ve Bakü’de Lenin (bağımsızlıktan sonraki adıyla Azatlık) meydanında 17 Kasım ile 5 Aralık tarihleri arasında devam eden ve 1 milyon kişinin katıldığı büyük bir gösteri düzenlenmiştir. Azerbaycan tarihinin dönüm noktalarından birisi olan bu gösteride bir isim öne çıkıyordu: Ebulfez Aliyev. Konuşmalarla halkı yönlendiren, Rus kuvvetleri ile halkın çatışmasını engelleyerek, gösterinin katliama dönüşmemesini sağlayan kişi idi Ebulfez Aliyev.[7]

Ebulfez Hoca

1938 yılında Azerbaycan’ın (Nahcivan) Ordubad bölgesinin Keleki köyünde dünyaya gelmiştir. Ataları Tebriz yakınlarındaki Kükemer köyünden Nahcivan’a gelip yerleşmişlerdir. Babası II. Dünya Savaşı’nda Sovyet orduları safında hayatını kaybetmiş ve Ebulfez yetim olarak büyümüştür. İlginçtir ki SSCB’nin dağılma devrinde milliyetçi hareketlerin başındaki aydınların pek çoğu, Ebulfez’le aynı kaderi paylaşan kişilerdir. Yani babaları veya yakın akrabaları II. Dünya Savaşı’nda ölen kimselerdir. Ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un romanlarında II. Dünya Savaşı’nda boşalan köylerdeki zorlu yaşam gayet güzel tasvir edilmektedir.

Ebulfez Aliyev 1957 yılında Bakü Devlet Üniversitesi, Şark Dilleri Fakültesi, Arap Dili Bölümü’ne girdi. Ebulfez Aliyev öğrenci iken çevresindeki arkadaşlarıyla birlikte Azerbaycan’ın geleceği konusunda sohbetlere başlar. Bu sohbet ortamı giderek bağımsız Azerbaycan fikrine yönelir. Sohbet ortamlarında kendisinin millet sevgisinden dolayı ona “millet” lakabı verilmişti. Yakın dostları ile beraber millet kelimesinin yerine eski Türkçe “el” kelimesini ve milliyetçi yerine de “elçi” lakabını kullanmaya başladı. En yakın arkadaşı Malik Mahmudov, sınıfın en başarılı öğrencisi olarak bir yıllığına Irak’a gönderilir. Mahmudov’un Irak’tan dönüşünden sonra milli konularda uzun sohbetlere devam ederler. İki arkadaş bir meramname hazırlayarak gelecekteki Halk Cephesi’nin temellerini öğrenciyken atmış olurlar. 1962 yılında üniversiteyi bitirir ve Mısır’a tercüman olarak gönderilir. İki yıl boyunca Mısır’da kalır ve fırsat buldukça kütüphanelerde çalışır. Elçibey gibi bir idealistin okuyup incelemesi gereken kitapları serbestçe bulacağı bir ortam vardır. Bu da onun için bulunmaz bir nimettir.[8]

1964 yılında ülkesine dönerek Tarih Fakültesi’nde yüksek lisans yapmaya başladı. 1968 yılında da aynı fakültede Asya ve Afrika ülkeleri bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Gençliğinden beri düşündüğü siyasi teşkilatlanma işi için üniversite fırsattı. Öğrencilerine Türklük şuurunu aşılamakla kalmayan Elçibey bir yandan da onları örgütlemeye koyulmuştu. 1971 yılından itibaren üç, beş, yedi ve dokuzar kişiden oluşan ayrı ayrı gizli gruplar teşkil etti. Bu grupların her biri bağımsız olarak çalışıyor ve Ebulfez Hoca’dan emir alıyorlardı. Öğrencilerin birbirlerinden dahi haberi yoktu. Elçibey’in hedefi öğrenciler ve asistanlardı. Elçibey propaganda yoluyla bütün üniversitede gençliği yönlendirebilmiş, sürekli toplantılarla gizli bir örgüt kurmayı başarabilmişti. Bu durum KGB’nin gözünden kaçmamış ve fakültelerde milliyetçi bir örgütün varlığını sezmişti. 1974 yılında KGB, Ebulfez Hoca’yı üç kez sorgulamıştı. Öğrenciler ve üniversite çalışanları KGB’ye onun konuşmalarını, çalışmalarını rapor etseler de, kod isim kullanan örgüt üyesi gençleri açığa çıkaramamışlardı.[9] O yıllarla ilişkili bir hatırası çok ilginçtir. Üniversitenin bölüm başkanlarından birisi olan Aslan Atakişiyev Elçibey’i yanına çağırarak “Bu işlerden vaz geç. Bir iki yazı yaz. Yaptıklarından dolayı özür dile, mesele kapansın” der. Elçibey red cevabı verir. Atakişiyev: “Seni tutuklayacaklar, ben tutuklanmanı istemiyorum.” der. Elçibey de ne yazması gerektiğini sorar: “Sen Türkiye’yi çok övüyorsun. Türkiye aleyhine bir makale yazman isteniyor” der. Elçibey red cevabı verince bu sefer makalenin yazıldığını sadece imza atması gerektiğini söylerler. Elçibey yine red cevabı verir. Bunun üzerine Atakişiyev başka bir teklifte bulunur. “Sosyalist Sistemin Müsbet Yönleri” konusunda da bir makale yazmışlar. Sen sadece imzala, “Bakroboçi” ve “Pravda”da yayımlatacağız; böylelikle mesele de kapanır”, der.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al