AZERBAYCAN: GEÇİŞ DÖNEMİNİN İLK ON YILINDA SOSYO-EKONOMİK VE SİYASEL GELİŞMELER

AZERBAYCAN: GEÇİŞ DÖNEMİNİN İLK ON YILINDA SOSYO-EKONOMİK VE SİYASEL GELİŞMELER

Giriş

Kafkasya’da mevcut 3,000 kilometreden fazla uluslararası sınırların sadece bir bölümü, Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesi ile Türkiye arasındaki dokuz kilometrelik kısmı, gerçekten dostane bir sınır olarak nitelendirilebilir.” The Economist dergisinin bu isabetli tespiti,[1] hem Azerbaycan’ın Türkiye ile derin dostluğunu vurgulamakta hem de bu ülkenin coğrafyasının ne denli bir dezavantaj teşkil ettiğine dikkatleri çekmektedir. Gerçekten de siyasi, etnik ve kültürel açılardan çok karmaşık ve o derece de yoğun krizler içeren coğrafi konumunun yanında Türkiye ile olan tarihi ve kültürel bağları, Azerbaycan’ın geçiş döneminin en önemli iki dış etkenini oluşturmaktadır. Bu dönemin en belirleyici iç unsurları ise, bir taraftan Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Azerbaycan toplumunun bağımsızlık düzeninde gelişmesinin ve özellikle ulusal ekonominin sistem halinde tesisinin gerektirdiği yapısal uyum politikalarının geliştirilmesi, öte taraftan da merkeziyetçi planlama sisteminden piyasa ekonomisine geçişin kurumsal koşullarının gerçekleştirilmesidir. Sözü geçen bu faktörler, bu makalenin ana konularını oluşturmaktadır.

1. Ulusal Bağımsızlık Süreci

Azerbaycan toplumunun bağımsızlık hareketi, Dağlık Karabağ bölgesinin siyasi statüsü konusunda Ermenistan’a karşı verilen mücadele ile yakından bağlantılıdır.[2] Ermeniler, 1988 bağlarında kendi ülkelerinde ve Dağlık Karabağ’da gösteri yürüyüşleri tertipleyerek Azerbaycan’a bağlı bu özerk bölgenin Ermenistan’a geçmesini ulusal dava ilan etmişlerdir. Bu talep, aynı yılın Şubat ayında, Dağlık Karabağ bölgesi yönetimi tarafından resmen Moskova, Ermenistan ve Azerbaycan hükümetlerine iletilmiş, fakat hem Bakü hem de Moskova yönetimleri tarafından reddedilmiştir.

Bunun üzerine Ermenistan ve Dağlık Karabağ’da giderek şiddetlenen gösteriler, 1988 sonlarında Bakü’ye de sıçramıştır. Azeri Türkleri, Ermenilerin bu haksız ve temelsiz talepleri karşısında Bakü’de 1 milyon civarında kişinin katılımıyla 1988-1989 yıllarında zaman zaman gösteriler düzenlenmiştir. Fakat bu sadece Dağlık Karabağ sorunuyla sınırlı kalmamıştır: Bakü halkı, Ermeni taleplerine karşı çıkmanın ötesinde Moskova yönetiminin ekonomi politikasının doğurduğu zor hayat şartlarına karşı da protesto yürüyüşleri düzenlemiş ve özellikle ülkedeki iktisadi kurumların ve işletmelerin Moskova’daki Birlik Bakanlıklarından bağımsızlığını talep etmişlerdir. Bu siyasi hareket sürecinde, 1989 yılı ortalarında Halk Cephesi oluşmuş ve Azerbaycan toplumunun siyasi, iktisadi ve kültürel bağımsızlığını programına yazmıştır.

Halktan geniş destek alan bu örgüt, kısa sürede siyasi parti statüsünü kazanmış ve bu partinin talebi üzerine Azerbaycan Devlet Şurası, 23 Eylül 1989 tarihinde ülkenin bağımsızlığını ilan etmiştir.

Böylece, Sovyetler Birliği anayasasına aykırı olarak, kapsamlı karar yetkileri, özellikle özerk bölgeler ilan etme yetkisi, ülke yönetimine geçmiştir.[3]

Hızla gelişmekte olan bu ulusal bağımsızlık hareketi, Şubat 1990’da öngörülen Azerbaycan Devlet Şurası seçimlerinin arifesinde ağır bir darbe almışsa da, kısa zamanda tekrar güçlenerek ülkenin ulusal bağımsızlığının ana unsurunu oluşturmuştur. Bu seçimlerde Komünist Partinin ağır kayıplar alacağı ve Halk Cephesinin seçimleri kazanma beklentileri, 19 Ocak 1990 gecesi Sovyetler Birliği İçişleri Bakanlığı’na bağlı özel hareket birimlerinin Bakü’ye girmesine sebep olmuştur. 150’ye yakın insanın katline ve 750’den fazla ağır yaralıya neden olan bu askeri hareketin asıl hedefi, Moskova’nın öne sürdüğü gibi Dağlık Karabağ Şurası’nın 1 Aralık’ta bu bölgeyi Ermenistan’ın bir parçası ilan etmesi üzerine Ermenilere karşı yapılan bazı saldırılar değil, Halk Cephesinin sindirilmesi ve seçimlerin ertelenmesi olmuştur.[4] Bu nedenle Bakü’de olağanüstü hal ilan edilmiş, Halk Cephesinin yöneticileri tutuklanmış, parti gazetesi ve partinin diğer faaliyetleri yasaklanmıştır. Bazı gözlemciler tarafından “Kızılordu’nun Bakü’yü ikinci işgali”[5] olarak adlandırılan bu olaylar, Azerbaycan halkı için bir travma şoku oluşturmuş ve ulusal bağımsızlık hareketini halkın nezdinde daha da güçlendirmiştir. Bakü’deki Meclis binasının yanında inşa edilen özel bir parkta defnedilen bu darbenin kurbanları, Moskova zulmünün sembolleri olarak Azerbaycan halkının ulusal bilincinde kalıcı bir yer edinmişlerdir. 1990 yılının Eylül ayına ertelenen seçimleri Komünist Partinin kazanmasının başlıca nedeni ise, bu partinin de ulusal talepleri en azından bir milliyetçi retorik bazında benimsemiş olması ve seçimlerde gözlenen yaygın yolsuzluklardır. 1991 Ağustosu’nda Moskova’da kurulan “Devlet Komitesi”nin Gorbaçov’u devirme girişimi karşısında Azerbaycan Komünist Partisi Sekreteri ve Bakanlar Kurulu Başkanı Ayaz Mutallibov önce çekimser kalmışsa da, bu girişimin başarısızlığa uğramasının ardından komünist yönetim olağanüstü hal uygulamasını kaldırmış ve 18 Ekim 1991’de Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı hakkındaki Devlet Şurası kararı yürürlüğe girmiştir.

Ülke bağımsızlığının ilk aylarında, özellikle birinci Devlet Başkanı A. Mutallibov döneminde (Eylül 1991-Mart 1992) ülkenin siyasi güçleri, Dağlık Karabağ sorunu üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu özerk bölgenin en üst siyasi organının Eylül 1991’de bölgeyi Ermenistan’ın bir parçası ilan etmesine karşılık Azerbaycan Devlet Başkanı, Ocak 1992’de Dağlık Karabağ’ı kendi kontrolü altına almış, akabinde çıkan savaşta başarısız gelişmeler neticesinde Mart 1992’de görevinden istifa etmiştir. Devlet Şurası tarafından aynı yılın Mayıs ayında tekrar bu göreve getirilen Mutallibov, sadece bir gün bu görevde kalabilmiştir. Bu ara siyasi etkisini oldukça geliştiren Halk Cephesi, Devlet Başkanı’nı tekrar görevinden almış, Devlet Şurası’nı dağıtmış ve yerine Halk Cephesinin ve Komünist Partinin 25’er milletvekilinden oluşan Milli Meclis’i kurulmuştur. Haziran 1992’de yapılan Devlet Başkanı seçimlerinde ise Ebulfez Elçibey bu göreve seçilmiştir.

Ebulfez Elçibey’in sadece bir yıl süren devlet başkanlığı döneminde süregelen siyasi istikrarsızlığın en önemli iki nedeni, Dağlık Karabağ bölgesindeki savaş ile Sovyet sisteminin siyasi ve ekonomik kurumlarının yerine geçen Cumhuriyet’in yeni kurumları arasındaki görev ve yetki sınırlarının belirsizliği olmuştur.[6] Bu durum, ilk başta Devlet Başkanı ile Milli Meclis arasındaki işbölümü için geçerlidir. Örneğin, Milli Meclis’in çıkardığı özel sektör faaliyetleri hakkındaki kanun (İşgüzarlık Kanunu, Aralık 1992) ve Özelleştirme Kanunu (Ocak 1993), gerekli uygulama kararnamelerinin çıkarılamamış olmasından dolayı tatbik edilememiştir. Neticede Halk Cephesi içerisinde ihtilaflar ve bölünmeler meydana gelmiş ve ulusal hareket önemli ölçüde siyasi etki kaybına uğramıştır. Bu gelişmeler çerçevesinde, Dağlık Karabağ yönetimi için görevlendirilmiş olan Suret Hüseynov, merkezi hükümete karşı başkaldırma söylentileri neticesinde Şubat 1993’te bu görevinden alınmış ve kendisini desteklediği iddia edilen Rus birlikleri de ülkeden çıkarılmıştır. Bunların Gence şehrindeki merkezi karargahlarında geride bıraktıkları silah ve teçhizatı ele geçiren Hüseynov, hükümetin görevden alma kararına karşı çıkınca, Elçibey de ona bağlı birliklerin silahsızlandırmalarını emretmiş ve böylece Haziran 1993’te Gence’de kanlı çatışmalar meydana gelmiştir.

Gence şehrini kontrolü altında tutmayı başaran Hüseynov, bu defa Elçibeyin devlet başkanlığından istifasını talep ederek birlikleriyle Bakü’ye doğru harekete geçmiştir. Bunun üzerine Elçibey Bakü’den kaçmış ve Milli Meclis de devlet başkanlığı görevini Haydar Aliyev’e devretmiştir. Yeni Devlet Başkanı da Hüseyinov’u Başbakanlığa getirmiştir. Eylül-Ekim 1993’te yapılan Devlet Başkanı seçimleriyle de bu siyasi gelişmeler meşruluk kazanmıştır.[7]

2. Siyasi Konsolidasyon

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin üçüncü Devlet Başkanı Haydar Aliyev, ülkenin yakın tarihinde çok önemli liderlik görevleri üstlenmiştir. 1950 ve 1960’larda Sovyetler Birliği’nin güvenlik kurumlarındaki değişik görevlerden sonra, Azerbaycan Devlet Güvenlik Komitesi (KGB) başkanlığına ve 1969 yılında Komünist Parti genel sekreterliğine getirilmiş, 1982-1987 yıllarında da bakanlar kurulu başkan yardımcılığı görevini üstlenmiştir. Fakat, Ocak 1990’da Sovyet birliklerinin Bakü’ye kanlı saldırısını protesto ederek Komünist Parti’den istifa etmiş ve Moskova’ya karşı muhalif bir tutum sergilemeye başlamıştır.[8] 1993 devlet başkanlığı seçim programında, Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyacağını, Sovyetler Birliği’nin yeniden teşekkülüne ve komünizme karşı mücadele vereceğini, hukuk devleti ve piyasa ekonomisinin oluşumu için uğraşacağını belirtmiştir.[9]

Elçibey döneminde Azerbaycan’ın eski Sovyet Cumhuriyetleri ile tamamen kopan ilişkileri, Aliyev’in iktidara gelmesiyle daha realist bir çizgide yeniden canlanmıştır. Elçibey, 21 Aralık 1991’de parafe edilen Bağımsız Devletler Topluluğu antlaşmasını imzalamamış ve Ekim 1992’de Azerbaycan’ın bu topluluktan çıktığını resmen ilan etmiştir. Böylece Ermenistan, bu topluluk çerçevesinde varılan askeri yardım antlaşması sayesinde Rusya’dan destek alarak Dağlık Karabağ savaşında avantajlı bir duruma geçebilmiştir. Hem bu askeri dezavantaj hem de tamamen diğer eski Sovyet Cumhuriyetleri üzerinde yoğunlaşmış olan geleneksel ekonomik ilişkilerin kopmasının doğurduğu sıkıntılar, Milli Meclis’in 24 Eylül 1993’te Bağımsız Devletler Topluluğu’na katılım kararı almasına sebep olmuştur.[10]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ