AYDINOĞULLARI BEYLİĞİ

AYDINOĞULLARI BEYLİĞİ

1176’da Anadolu Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan’ın, Bizans imparatoru I. Manuel Komnenos’u yenilgiye uğratmasının ardından Türkler, o günkü adıyla Tralles olan Aydın ve Antiohia (Karacasu) şehirlerini ele geçirmişlerdi. Ancak, I. Manuel buraları tekrar ele geçirmeyi başarmıştır. 1280-1282 yıllarında ise Salpakis (sahil beyi Menteşe Bey) Tralles ve Nyssa (Sultanhisar) şehirlerini aldı.[1]

Antik Lidya ve İonya bölgesinde Aydınoğulları Beyliği’ni kuran Mehmed Bey,[2] Germiyan Beyliği ordusunda sübaşı idi.[3] Aydınoğlu Mehmed Bey, Germiyanoğlu I. Yakub Bey’in emri ile Ege sahillerine indi. Aydın ve Menteşe kuvvetleri bu sırada birlikte hareket ediyorlardı. Katalanların Batı Anadolu’ya yönelik seferinden sonra Sasa Bey, Tire (1304), Efes (Ephesus) ve Birgi’yi (Pyrgion) ele geçirirken, Mehmed Bey de Ayasuluğ civarını almıştı.[4] Enverî’ye[5] göre Birgi’yi ele geçirmiş olan Sasa Bey (Menteşe Bey’in damadı) ile mücadele eden Mehmed Bey, Birgi’yi onun elinden aldı. Sasa Bey ise bu savaş sırasında öldü. Mehmed Bey, onun bertaraf edilmesiyle 1307-1308 yılında Aydın (memleket-i Birgi) iline tamamen hâkim oldu. Beylik merkezi Birgi idi. Daha sonra Ayasuluğ (Selçuk), Tire, Sultanhisarı, Bodemya (Ödemiş’te Bademiye köyü) ve 1317’de de İzmir yukarı kalesini (Kadife kale) ele geçirdi.[6]

Mehmed Bey, hâkimiyeti altındaki yerleri aile arasında paylaştırarak, beylik arazisini beş kısma ayırmış, oğullarından her birini buralara tayin etmiştir.[7] Ayasuluğ ve Sultanhisarı’nı büyük oğlu Hızır Bey’e, İzmir’i diğer oğlu Umur Bey’e, Bodemya’yı üçüncü oğlu İbrahim Bahadır Bey’e, Tire’yi dördüncü oğlu Süleyman Bey’e verdi. En küçük oğlu İsa Bey’i de yanında alıkoydu.[8]

İlk donanmayı Ayasuluğ’da kuran Mehmed Bey, İzmir’i Cenevizlilerin ellinden aldıktan sonra (1327-1328) burada da bir donanma meydana getirdi. Nitekim, İzmir’in idaresiyle görevlendirilen Umur Bey, daha babasının sağlığında Rumeli sahillerine ve Ege adalarına akınlar düzenledi.[9]

Aydınoğlu Mehmed Bey, Bizans İmparatorluğu ile dostane ilişkiler içindeydi. İmparator Sakız’ı Cenevizlilerden alarak Foça’yı muhasara etmiş, Mehmed Bey bu muhasaraya oğlu komutasında bir donanma göndererek yardımcı olmuştu.[10] 1334 yılında bir av sırasında suya düşerek hastalanmasının ardından vefat eden Mehmed Bey’i bir yıl önce Birgi’deki sarayında ziyaret eden İbn Batuta,[11] fakihlerin gayet güzel, altın işlemeli elbiseler içinde olduğunu, sofada Rum içoğanları ile karşılaştığını ve kabul salonuna birçok merdivenlerden çıkarak girdiklerini kaydediyor. Bu salonun ortasında her köşesinde ağzından su akan tunçtan arslan heykellerinin bulunduğu bir havuz yer almaktaydı. Duvarlar ise çepeçevre üzerleri kumaşlarla döşeli sedirler ile çevrilmişti. Bunlardan daha yüksekçe olan taht ise bey için kurulmuştu. Sultanın etrafında müderris, kadı ve hâfızlar yer almakta, mükemmel derecede altın, gümüş, çini yemek takımları da mevcut bulunmaktaydı. İbn Batuta’nın izlenimlerinden Aydınoğlu Mehmed Bey’in bilim ve sanata değer verdiği anlaşılmaktadır. Nitekim Mehmed Bey, Birgi’ye ele geçirdikten hemen sonra burada bir camii ve bugün mevcut olmayan bir medrese inşa ettirmiştir. O dönemde Saa’lebî’nin Araisü’l-Mecâlis adlı peygamberler tarihi Mehmed Bey adına tercüme edilmiş, yine onun emriyle Farsça Tezkire-i Evliyâ adlı eser Türkçeye çevrilmiştir. Aydınoğlu Mehmed Bey’in mezarı Birgi’de Ulu Camii yakınındaki türbesindedir.[12] El-Ömerî’ye[13] göre, Aydınoğlu’nun altmış şehri, üçyüzden fazla kalesi bulunmaktaydı. Askeri yetmiş bin atlı civarında olup, Rumlar, Frenkler ve korsanlarla sürekli savaşmaktaydılar. Mehmed Bey’in vefatı üzerine ailenin kararıyla (amcaları ve kardeşlerinin ittifâk ve ısrarları ile), genellikle Ulu Beylik makamına büyük oğul tercih edilmesine rağmen, Hızır Bey’den küçük olan ancak, kişilik özellikleri ile kendisini gösteren Umur Bey, Beylik tahtına getirildi.[14]

Aydınoğulları Beyi olduğu sırada 25 yaşında olan Umur Bey’in hükümdarlığı aralıksız gazâlarla geçmiştir. O, Saruhan Bey ile ittifâk kurarak, Mora’ya sefer düzenlemiş, ayrıca Alaşehir’i (Philadelphia) de kendi nüfûzu altına almıştır. Bizans İmparatoru III. Andronikos’un Foça muhasarasına Saruhan Bey ile birlikte yardımcı kuvvet yollamış, bu sefer sırasında tanıdığı I. Kantakuzenos ile uzun süre dostça münasebetler kurmuştur. Yine bu sefere yardımı karşılığında Alaşehir’i bırakarak, Sakız adası imparator tarafından kendisine verilmiştir. Umur Bey bundan başka, Arnavut isyanını bastırmış, Eğriboz, Kili ve Eflâk üzerine seferler düzenlemiştir.[15]

III. Andronikos’un 1341’de ölümü üzerine yerine geçen imparatorun vasisi olan loannes Kantakuzenos, ilk anda imparatorlukta meydana gelen bu saltanat değişikliğinden yararlanarak Rumeli’ye akınlarını şiddetlendiren sahil beyleri ve Bulgar Kralı ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Bir süre sonra Dimetoka’da kendini imparator ilân ederek saltanat mücadelesine kalkışan Kantakuzenos’un yanında eski dostu Aydınoğlu Umur Bey yer aldı. Umur Bey, 1341-1343 yıllarında Adalar denizi hâkimiyetini tamamen elde etmiş, Girit ve Kıbrıs’a kadar seferler düzenlemişti.[16]

Umur Bey, 1342-1343 yıllarında Kantakuzenos’a yardım etmek üzere Rumeli’ye geçmiştir. Ancak, onun faaliyetleri karşısında endişeye düşen Latinler, bir Haçlı seferi düzenleyerek (Kıbrıs, Venedik, Ceneviz ve Rodos) 28 Ekim 1344’te İzmir’i Türkler elinden aldılar. Umur Bey’in donanmasının bir kısmı tahrip oldu. Bununla beraber Umur Bey Yukarı kaleden seferlerine devam etmeye çalıştı. Bu arada, Umur Bey’in İzmir’deki mücadelesi sırasında yalnız kalan Kantakuzenos başka müttefikler aramış, Karasioğlu Süleyman Bey ile Osmanlı Beyi Orhan ile siyasî evlilikler yolu ile ittifâk kurmuştur.[17]

İzmir savaşında donanmasını kaybeden Umur Bey’in yeni bir donanma hazırlamak ve İzmir’i kurtarmak için para ve ganimete ihtiyacı vardı. Bu sebeple Kantakuzenos’un teklifini kabul ederek, ona yardım etmeye karar verdi. Kantakuzenos ile birleşmek için kara yoluyla gitmesi ve Saruhan ile Karasi arazilerinden geçmesi gerekiyordu. Nitekim, Saruhan topraklarından geçerken Saruhan Bey, yapılan anlaşma gereği oğlu Süleyman Bey’i Umur Bey’e emanet ederek bir miktar askeri onun hizmetine vermiştir.[18] Böylece Karasi arazisine girdiklerinde onları karşılayan Karasioğlu Süleyman Bey, kendilerine ziyafet vermiş ve Çanakkale Boğazı’na varıncaya kadar ikramlarda bulunmuştur. Bu suretle 1345 yılı baharında Çanakkale’den Gelibolu yarımadasına geçen Umur Bey, beraberindeki 20.000 kadar süvarisiyle birlikte Dimetoka’da Kantakuzenos’la buluştu.[19] Kantakuzenos ve Umur Bey Rumeli’de mücadeleye girişirken, İstanbul’dan Kantakuzenos’un rakibi Aleksios Apokavkos’un öldüğü haberi geldi. Bunun üzerine başkente doğru yürüyüşe geçtiler. Fakat şehre yaklaşıldığında Apokavkos’u katleden Kantakuzenos taraftarlarının da ortadan kaldırıldığı haberi alındı. Bu sebeple bir sonuç elde edemeyeceklerini anlayarak geri döndüler. Bu sefer sırasında Saruhanoğlu Süleyman Bey’in ölümü üzerine, onun ölümünden kendisini sorumlu tutan ve oldukça üzülen Umur Bey derhal Anadolu’ya geçmiştir.[20]

1346 yılında Papa VI. Clement, Latin hükümdarları İzmir üzerine yeni bir Haçlı organizasyonu düzenleme çabası kısmen kabul görmüş, Viennois dükü Torfil, İzmir’e bir çıkış hareketi yaptıysa da başarılı olamamıştır. Ancak Latinler arasında bir birlik sağlanamadığından barış görüşmelerine başlanmıştı. O sırada Umur Bey, Ayasuluğ’da inşa ettirdiği yeni donanması ile Ege denizinde tekrar faaliyete başladı. Rodos şövalyeleri ise Ege deniz ticaretinin aksamaması için Aydınoğulları ile bir barış anlaşması imzaladılar (1347 yılı sonu). Buna göre İzmir tamamen Türklere teslim edilecek, sahil hisarının istihkamları Latinlere yıktırılacak, Türkler tarafından Hıristiyanlara bazı ticarî imtiyazlar verilecekti. Fakat, diğer müttefikler kabul etmediklerinden anlaşması Papa tarafından da onaylanmadı. Bunun üzerine İzmir’e hücum eden Umur Bey, bu savaşta şehit düştü (1348).[21]

Enverî’ye[22] göre 18 yaşından itibaren 26 gaza yapan Umur Bey, bütün hayatını savaş meydanlarında geçirdi. Batılı tarihçiler tarafından “Morbasan” diye anılan Umur Bey, Bahed-dîn, Gâzi ve Paşa lakablarıyla anılmıştır. Hatta onun, İzmir’i ele geçirdikten sonra yaptırdığı kadırgası gâzi adını taşımaktaydı. Onun ölümü ile Aydınoğulları Beyliği’nin parlak dönemi sona erdi. Umur Bey’in Hundi Melek, Azize Melek ve Gürci Melek adlarında üç kızı vardı. Onun zamanında ticaret gelişmiş, gigliati denilen Napoli tarzında paralar kesilerek ticarî alışverişin kolaylaşması sağlanmıştır. Aydınoğlu denizciliği de en yüksek seviyesine bu dönemde ulaştı ve tesiri Osmanlılarda da görüldü. Hatta, Osmanlı askerlerinin “Umur Bey başı için” şeklinde yemin etmeleri onun Osmanlılar üzerindeki maddî ve manevî etkisinin bir işareti gibidir. Umur Bey’in Birgi, Keles ve Alaşehir’de camii, mescit ve medrese gibi birçok vakıflarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Kabri, Birgi’de Aydınoğlu Mehmed Bey’in türbesindedir. Süheyl ü Nevbahar manzumesi onun adına tercüme edilmiştir. Umur Bey’i İzmir’de ziyaret eden İbn Batuta, onu üstün vasıflara sahip, bir gazâ kahramanı olarak nitelemiştir.[23]

Umur Bey’in yerine geçen Hızır Bey, Latinlere daha fazla mukavemet gösteremedi ve ağır şartlarla bir antlaşma imzalamak zorunda kaldı (18 Ağustos 1348). Buna göre;

  1. Aydın ilinin bütün iskelelerinde alınmakta olan gümrük vergisinin yarısı müttefiklere bırakılacak ve bu gümrük vergisinin miktarı zamanla azaltılıp çoğaltılmayacaktı.
  2. Bütün deniz kuvvetlerinin bir ay içinde silah ve teçhizatı alınacak ve karaya çekilecekti. İstenilirse bu gemiler yakılmaya hazır bulundurulacaktı.
  3. Hıristiyan gemilerinin bu beylik iskelelerine serbestçe girerek ticaret yapabilmeleri için korsanlık hareketlerine son verilecek, kazaya uğrayan gemiler kurtarılacak, fakat bunlar üzerinde hiçbir hak iddia edilemeyecekti.
  4. Müttefiklerin düşmanlarıyla hiçbir anlaşma yapılmayacak, müttefikler ise Hızır Çelebi’ye karşı Hıristiyan devletlerin tecavüz emellerini önlemeye çalışacaklar, şayet imkan bulamazlarsa durumdan kendisini haberdar edeceklerdi.
  5. Beyliğin hükmettiği memleketlerin Hıristiyan ahalisine iyi muamele edilecek, buna mukabil Hıristiyanlar da Türklere hiçbir zarar vermeyeceklerdi.
  6. Müttefik devletler beylik nezdinde kaza hakkını haiz konsoloslar bulunduracaklardı. Bunlar müttefik Hıristiyan teba ile Türkler arasında çıkacak anlaşmazlıkları mahallin beyi ile danışarak halletmeye çalışacaklardı.

Yirmi dört maddeden oluşan bu anlaşma Papa tarafından da onaylandı. Böylece, her bakımdan faaliyeti kısıtlanan beylik çöküş dönemine girmiştir. Bu anlaşmada yer almayan Cenevizliler de üç yıl sonra 1351’de aynı imtiyazları elde etmişlerdir. Kapitülasyon özelliği taşıyan bu antlaşmalar, Aydınoğulları Beyliği Osmanlılara intikâl ettikten sonra dahi devam ettiği, Yıldırım Bayezid tarafından Venediklilere verilen 21 Mayıs 1390 tarihli üç fermandan anlaşılmaktadır. Beyliğin içine düştüğü zor şartlar altında Hızır Bey, idarî merkezi Ayasuluğ’a taşıdı. Onun ölüm tarihi belli değildir. Muhtemelen 1360 yılında vefat etmiş olmalıdır. Âlim bir şahıs olan İsa Bey zamanında ilim ve fikir hayatı hayli ilerledi. Ayasuluğ’da kendi adını taşıyan bir camii inşa ettirdi (1337). Meşhur tabip Hacı Paşa, Şifaü’l- eskâm ve devâü’l-âlâm adlı eserini İsa Bey’e sunmuştur. Yine, Yakub bin Mehmed tarafından tercüme edilen Hüsrev ve Şirin adlı eser İsa Bey’e ithaf edilmiştir. Bizans tarihçisi Dukas’ın bir âlim olan babası da Bizans’tan kaçarak İsa Bey’in yanına gelmiş ve onun himâyesini görmüştür.[24]

Öteki kardeşleri İbrahim Bahadır ve Süleymanşâh daha önce vefat etmiş olduğundan[25] Aydınoğlu Hızır Bey’in yerine en küçük kardeşi İsa Bey geçti. Aydınoğlu İsa Bey, 1371’de Venediklilerle daha önce yapılan anlaşmayı yeniledi. Kosova Savaşı’nda (1389) ise Saruhan Beyliği kuvvetleriyle birlikte Osmanlı ordusunun sol kanadında yer aldı. Daha sonra Yıldırım Bayezid’in Alaşehir’i ele geçirmesi üzerine, Osmanlı sultanına tâbiyetini bildirdi ve beylik merkezini Ayasuluğ’dan Tire’ye nakletti. Bayezid ise İsa Bey’in kızı Hafsa Sultan ile evlenmiştir. Bu suretle Aydınoğulları Beyliği’nin Osmanlılar tarafından ilk ele geçirilişi gerçekleşmiştir (1390). Aydınoğlu İsa Bey, muhtemelen Ankara Savaşı öncesinde vefat etmiştir.[26]

Aydın ili hemen hemen 12 yıl boyunca Osmanlılar elinde kaldı. Timur’un Ankara Savaşı galibiyeti sonrasında bu beylik de diğer beylikler gibi yeniden canlandı. Timur, kendisine itaat arzeden Aydınoğlu İsa Bey’in oğlu Musa Bey ve kardeşi Umur Bey’e Aydınoğulları Beyliği’nin müşterek idaresini verdi. Musa Bey, 1403’te öldüğünde beyliğin başına II. Umur Bey geçti.[27] Ancak Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğlu olan İbrahim Bey’in oğlu Cüneyd Bey ona karşı saltanat mücadelesine kalkıştı.

Ancak dayısı Menteşeoğlu İlyas Bey’in yardımıyla Ayasuluğ’u geri alarak beyliğine sahip olmaya çalışan Umur Bey, bu mücadele sırasında ölünce (1405), Cüneyd Bey Aydın Beyi oldu.[28] Selçuk’a yerleşen Cüneyd Bey, Osmanlıların saltanat mücadelesine karıştı. Aydınoğulları Beyliği’nin devamlılığını sağlamak ve beylik makamını elinde tutabilmek için sürekli mücadele eden Cüneyd Bey, Çelebi Mehmed’e tâbi olarak beyliğini elinde tutabildi. Bu uğurda yıllarca Osmanlılara karşı mücadele veren Cüneyd Bey, II. Murad’a itaat arzetmeyince, hem kendi hem de Aydınoğulları Beyliği’nin sonunu hazırlayacak olan süreç başladı. Sultan II. Murad, bu âsi Aydın Beyi’nin üzerine Anadolu Beylerbeyi Hamza Bey’i sevketti. Zor durumda kalan Cüneyd Bey Karamanoğulları’ndan da destek aramış, ama umduğunu bulamamıştır. Sonuçta sığındığı İpsili kalesinde kuşatılan Cüneyd Bey teslim olmak zorunda kaldı. Fakat, gece çadırda uyurken, ailesi ile birlikte (çocukları, torunları) öldürüldü (1425-1426). Böylece Aydınoğulları tarih sahnesinden silindiler ve beylik arazisi tamamen Osmanlı mülküne dahil oldu.[29]

Doç. Dr. Zerrin Günal ÖDEN

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 6 Sayfa: 793-796


Dipnotlar:
[1] H. Akın, Aydınoğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, Ankara 1968, s. 2-5.
[2] Mübârized-dîn lakabını taşıyan Aydınoğlu Mehmed Bey, muhtemelen İbn Bîbî (Tevârih-i Âl-i Selçuk, Yazıcıoğlu Âli Tercümesi, nşr. M. T. Houtsma, Leiden’nin (1902, s. 61) Anadolu Selçuklu Sultanı Rükneddîn Süleymanşâh’ın beyleri ve saltanat uluları arasında zikrettiği Aydın Alp neslinden gelmiş olabilir. Aynı eserde Leşker ili veya Aydın ili denilen yerlerde sahil gemilerinin reisi olarak Aydın Reis’in adı geçmektedir.
[3] Ahmed Eflakî (Âriflerin Menkıbeleri, II, İstanbul 1989, s. 343-344), Sultan Veled Birgi’ye geldiğinde Mübârized-dîn Mehmed Bey henüz o vilâyeti ve civarını zaptetmediğini, onun Alişiroğlu’nun sübaşılarından biri olduğunu belirterek, Sultan Veled’in ona Sultanü’l-guzât adını verdiğini, Moğol ve Türk emirleri arasında en çok onu övdüğünü ve onları şecaat, cömertlik ve mertliği ondan öğrenmeye teşvik ettiğini, buna karşılık Mehmed Bey’in her yıl ona birçok adak ve değerli hediyeler gönderdiğini kaydetmektedir. Ayr. bkz. M. Ç. Varlık, Germiyanoğulları Tarihi (1300-1429), Ankara 1974, s. 40.
[4] Akın, a.g.e., s. 15; P. Wittek, Menteşe Beyliği, çev. O, Ş, Gökyay, Ankara 1986, s. 35-39; Varlık, a.g.e., s. 39.
[5] Düsturnâme, nşr. M. H. Yınanç, İstanbul 1928, s. 17; M. H. Yınanç, Düsturnâme-i Enverî’ye Medhal, İstanbul 1930, s. 21-22; Akın, a.g.e., s. 21-25; Aydınoğlu Mehmed Bey’in Birgi’de yaptırdığı Ulu Camii’nin ana kapısı üzerindeki kitabede kenti 707/3 Temmuz 1307-22 Haziran 1308 yılında fethettiği ve camii inşaatının 712/1312 yılında tamamlandığı kayıtlıdır. Bu kitâbede Mehmed Bey’in emîrü’l-kebîr unvanıyla anılması artık onun 707/1307-1308 yılından itibaren Germiyanoğulları’ndan tamamen bağımsız olarak Aydın ilinin hâkimi olduğunu göstermektedir. Bkz. Akın, a.g.e., s. 27; Birgi (Tarihi, Tarihî Coğrafyası ve Türk Dönemi Anıtları), yay. haz. R. H. Ünal, Ankara 2001, s. 10.
[6] Akın, a.g.e., s. 31 not 186.
[7] Enverî, s. 18.
“Büyüdü bunlar selâttin oldular.
Her biri bir ile tâyin oldular.
İli beş oğluna kısmet kıldı mîr.
Her biri bir yerde kıldı dâr ü gîr.”
[8] Enverî, s. 18; A. Gökbel-H. Şölen, Aydın İli Tarihi, I, İstanbul 1936, s. 88; Akın, a.g.e., s. 30-31; İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilâtına Medhal, Ankara 1984, s. 133.
[9] Bkz. Enverî, s. 22-34; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1984, s. 104-105; Akın, a.g.e., s. 34-36; Ayn. müellif (a.g.e., s. 36), 1334 yılında 30 gemilik Haçlı donanmasının İzmir’e çıkarma yapacağını duyan Umur Bey’in hemen Birgi’den İzmir’e döndüğünü, ancak kendisi henüz varmadan düşmanların perişan edildiğini, Enverî’ye dayanarak naklederken, Haçlıların bu ilk taarruzunu bir keşif hareketi olarak nitelemektedir. Halbuki, 1334 Haçlı Seferi, yıllar süren planlı bir organizasyon sonucudur. Bu konuda bkz. Z. Günal Öden, Karasi Beyliği, Ankara 1999, s. 37-43.
[10] Uzunçarşılı, a.g.e., s. 105.
[11] Seyahatnâme, tr. Mehmed Şerif Paşa, İstanbul 1333-1335, s. 322, 331-333; Enverî, s. 35; Wittek, a.g.e., s. 66, 116, 120; Ayr. bk., H. Edhem, Düvel-i İslâmiye, İstanbul 1927, s. 283; Akın, a.g.e., s. 37; Aydınoğlu Mehmed Bey’in Birgi’deki vakıfları için bk., Birgi, s. 177, 180-181.
[12] Uzunçarşılı, a.g.e., s. 105; Ayr. bkz. Birgi, s. 11.
[13] El-Ömerî, Mesâlikü’l-ebsâr fî memâlikü’l-emsâr, F. Taeschner tabı, I. text, Leipzig 1929, s. 45-46; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 105.
[14] Enverî, s. 35-36.
“Vardı Mehmed Bey’in üç kardeşi.
Hamza ve Osman Hasan Bey yoldaşı.
Tahta paşayı görür anlar revâ.
Hızır Bey dahi anı gördü sezâ.
Gerçi Paşa çok tekellüf eyledi.
Tahta geç der Hızır Şâh’a söyledi.
And içti dedi kim haşâ ki ben.
Tahta geçem varken ey şâh sen.”
Akın, a.g.e., s. 39-40; Yınanç, a.g.e., s. 32; Uzunçarşılı, a.g.e., 105, 200; Ayn. mlf., Medhal, s. 133-134; Wittek, a.g.e., s. 74; A. Taneri, Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Hükümdarlık Kurumunun Gelişmesi ve Saray Hayatı-Teşkilâtı, Ankara 1978, s. 299.
[15] F. Kurtoğlu, Türklerin Deniz Muharebeleri, İstanbul 1935-1940, s. 45-51; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 106; Akın, a.g.e., 41-43.; Aydınoğlu Umur Bey hakkında geniş bilgi için bkz. T. Baykara, Aydınoğlu Gâzi Umur Paşa (1309-1348, Kültür Bakanlığı yay., Ankara 1990.
[16] Kantakuzenos, Corpus Scriptorum Historiae Byzantine, II, nşr. V. L. Schopen, Bonnae 1828-1832, s. 65-66; Hammer, Devlet-i Osmâniye Tarihi, I, trc. Mehmed Ata, İstanbul 1336, s. 155; Yınanç, a. g, e., s. 45; Kurtoğlu, a.g.e., s. 51-54; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 106-107; Akın, a.g.e., s. 45-46; G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev. F. Işıltan, Ankara 1986, s. 471; Ş. Baştav, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1989, s. 37; D. M. Nicol, The Last Centuries of Byzantium (1261-1453), London 1972, s. 203.
[17] Kantakuzenos, II, s. 476-477; Kurtoğlu, a.g.e., s. 54-59; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 107; Akın, a.g.e., s. 46; Nicol, a.g.e., s. 204-208.
[18] Kantakuzenos, II, s. 529-530; Kurtoğlu, a.g.e., s. 59-61; Ç. Uluçay, Saruhanoğulları mad., İA; Ayr. bkz., H. İnalcık, “The Rise of Turcoman Maritima Principalitres in Anatolia, Byzantium and Crusades”, BF, c. 9, Amsterdam 1985, s. 198; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 108; krş., Akın, a.g.e., s. 59-61; Nicol, a.g.e., s. 204-208.
[19] Kantakuzenos, II, s. 530; Gregoras, II, s. 726-727; Enverî, s. 66; Nicol, a.g.e., s. 208; Ayn. mlf., (The Byzantine Family of Kantakuzenos, 1100-1460, Washington 1968, s. 57, 59), Umur Bey’in Gelibolu’ya geçişini 1344-1345 yılı kışı olarak tarihlemiştir. Bkz. P. Lemerle, L’emirat D’aydın Byzance et L’occodient, recherches sur “la Gest D’Umur Pacha”, Paris 1957, s. 204 not 1, 212-213.
[20] Kantakuzenos, II, s. 593; Dukas, Bizans Tarihi, çev. V. Mirmiroğlu, İstanbul 1956, s. 11-12; Enverî (Düsturnâme, s. 67), Saruhanoğlu Süleyman Bey’in hastalanarak öldüğünü anlatırken, Nicol (The Byzantine Family, s. 60 ve not 69) ’a göre, Kantakuzenos’un oğlu Mattheos Kantakuzenos tarafından öldürülmüştür. Yınanç, a.g.e., 63-64; Akın, a.g.e., s. 46-48;.
[21] Kurtoğlu, a.g.e., s. 61; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 108-109; Akın, a.g.e., s. 48-49.
[22] Enverî, s. 20.
“Yapdı bir ulu kadırga oldu şâd,
ol gemiye verdi paşa Gâzi ad.”
Yınanç, a.g.e., s. 12, 23; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 105.
[23] İbn Batuta, Seyahatnâme, I, s. 334; Kurtoğlu, a.g.e., s. 64; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 109; Akın, a.g.e., s. 49-50.
[24] Kurtoğlu, a.g.e., s. 64-65; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 109-110, 113; Akın, a.g.e., s. 52-54.
[25] Yakub Bey isminde bir oğlu olan Süleymanşâh 1349’da vefat etmiştir. Türbesi Tire’de İbn Melek Medresesi avlusundadır. İbrahim Bahadır Bey ise 1347’den evvel vefat etmiş olmalıdır. Onun Hasan ve Cüneyd isimlerinde iki oğlu vardı. Bkz. Uzunçarşılı, a.g.e., s. 110-111; Ayn. mlf., Kitâbeler, II, s. 136-137.
[26] Uzunçarşılı, a.g.e., s. 113; Akın, a.g.e., s. 56-58.
[27] Uzunçarşılı, a.g.e., s. 114.
[28] Uzunçarşılı, a.g.e., s. 78, 114.
[29] Aydınoğlu Cüneyd Bey bazı nadir sikkelerinde “Gâzi Cüneyd” klişesi ile göze çarpmaktadır. Bkz., Uzunçarşılı, a.g.e., s. 115-118; C. Mordtman, “Cüneyd mad.”, İA; Akın, a.g.e., s. 66.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ