AVRUPA’DA BİR TÜRK İSLAM DİYARI: DOBRUCA’NIN DEMOGRAFİK, SOSYAL VE İDARİ YAPISI

AVRUPA’DA BİR TÜRK İSLAM DİYARI: DOBRUCA’NIN DEMOGRAFİK, SOSYAL VE İDARİ YAPISI

Dobruca’da Osmanlı Hakimiyeti

Bugün Romanya sınırları içinde yer alan Dobruca’nın batısında ve kuzeyinde Tuna ile bunun kollarından Lom ve Pravdi, doğusunda Karadeniz, güneyinde Deliorman yer almaktadır.

Dobruca’nın siyasî tarihini stratejik mevkii tayin etmiştir. Rusya ve Ukrayna steplerinden İstanbul’a ve Ege’ye giden en kısa yolun buradan geçmesi bölgeyi en eski tarihlerinden beri çeşitli kavimlerin geçit yeri haline getirmiştir. Dolayısıyla bu kavimlerin her biri Dobruca’da izler bırakmıştır. Fethinden itibaren Osmanlı Devleti de özellikle Lehistan ve Rusya’ya yönelik seferlerinde, Kırım Hanlığı ile bağlantılarında hep Dobruca’yı kullanmıştır.

Daha VI. ve VII. yüzyıllardan itibaren Türklerin yerleşmeye başladıkları ve hatta devlet kurdukları Dobruca’nın hangi tarihte Osmanlı hakimiyetine girdiği kesin bilinmemektedir. Ancak eldeki bilgilere göre; bölgenin en önemli şehri olan Silistre, Tırnova Çarı Şişman (Susmanos) tarafından I. Murad’a verilmiştir. Dobruca hakimi İvanko da bu tarihlerde karşı koymaksızın, hatta bir rivayete göre gönüllü olarak Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Ancak, bölgedeki iç çekişmeler ve Osmanlı Devleti’nin Ankara Savaşı yenilgisinden sonra geçirdiği Fetret Devri, Osmanlı hakimiyetini zaman zaman sarsmıştır. Sultan I. Mehmed (Çelebi), kendisine karşı Musa Çelebi’yi destekleyen Eflâk Beyi Mircea’yı mağlup ederek Dobruca kaleleriyle birlikte Eflâk’ı da zaptetmiştir (1416-19). Böylece, bu tarihten itibaren Dobruca 460 yıl kadar Türk hakimiyetinde kalmıştır.

Osmanlılar zamanında askerî, idarî bir üs ve geçit olarak kullanılan Dobruca’nın halkı eşkinci, müsellem, cambaz, tatar gibi sınıflara ayrılıyor ve bu gruplar askerî amaçlarla istihdam ediliyorlardı. Özellikle Tatarlar, Osmanlı ordusunda önemli yardımcı görevleri yerine getirmekteydiler.

Uzun süre Silistre’den idare edilmiş olan Dobruca bölgesinin askerî ağırlığı, zamanla Babadağı’na kaydırılmıştır. Kuzey kesimler, 200 yıl boyunca serhad bölgesi olarak ün kazanmıştır. Bu yüzden de cihad ve gaza anlayışı burada yaşayan halkın ruhuna yerleşmiştir.

Osmanlıların iskân politikası sonucu, Dobruca halkının çoğu Müslüman Türklerden oluşmaktaydı. XV ve XVI. yüzyıllara ait tahrir defterindeki kayıtlar, yer adlarının çoğunun Türkçe olduğunu ve yoğun Türk yerleşmesinin meydana geldiğini göstermektedir. Bunun yanı sıra, Kuzey Dobruca’da Maçin, Karaharmanlık ve Esterbend gibi, halkının çoğu Hıristiyan olan şehirler de bulunmaktaydı.

Dobruca, fetihden sonra İstanbul’un tahıl, özellikle buğday ihtiyacının önemli bir kısmını karşılamaktaydı. Bu amaçla Karadeniz kıyısındaki birçok liman şehrinde büyük tahıl ambarları inşa edilmişti. Çeşitli limanlardan İstanbul’a ayrıca kereste, tuz, keçe ve esir sevk edilmekteydi.

Osmanlı Devleti için son derece önemli bir stratejik mevki olan Dobruca, Batılıların Şark Meselesi’ni ortaya çıkarıp Türkleri Avrupa’dan sürme plânları yapmaya başlamalarından sonra tehdit altına girmiştir. 1768’den 1877-78’e kadar meydana gelen hemen bütün Osmanlı-Rus savaşlarında Dobruca Rus işgallerine uğruyor, ancak her seferinde büyük gayretlerle Osmanlı idaresi yeniden kurulabiliyordu.

1864’te kurulan Tuna vilâyetine de bağlanmış olan Dobruca, son Osmanlı-Rus Savaşı akabinde imzalanan Berlin Antlaşması’yla (1878) yeniden gündeme geldi. Buna göre: bölgenin kuzeyi Romanya’ya, güneyi özerk Bulgaristan Prensliği’ne veriliyordu. O sıralarda Kuzey Dobruca’nın %65’ini, Güney Dobruca’nın %80’ini Müslüman Türkler oluşturmaktaydı. II. Balkan Harbi akabinde yapılan Bükreş Antlaşması’yla (1913) ise güney kesimi de Romanya’ya verilmiştir. Bütün bunlara rağmen Osmanlı Devleti bölgeden hiç bir zaman alâkasını kesmeyecek, Birinci Dünya Savaşı da bu şartlar altında başlayacaktır.

Osmanlı Devleti, dünya dengelerini alt üst eden ve sonunda dört imparatorluğun ve dört hanedanlığın çöküşüyle neticelenen büyük savaşa, 11 Kasım 1914’te Almanların safında iştirak etti. Savaş boyunca da birisi Romanya olmak üzere yedi cephede savaşmak zorunda kaldı. Çanakkale’de elde edilen zaferlerden ve müttefiklerin geri çekilmesinden, Harbiye Nâzırı Enver Paşa, kesin sonucun Avrupa cephelerinden alınacağı ümidiyle, 15. Kolordu’yu Temmuz 1916 sonlarında Galiçya’ya 6. Kolordu’yu Eylül 1916’da Romanya’ya 20. Kolordu’yu da Makedonya’ya gönderdi.

Öte yandan Romanya, savaşın başından itibaren sürdürdüğü tarafsızlığını, Brossilov taarruzlarının Avusturya-Macar cephesinde sağladığı başarı üzerine bozarak, 27 Ağustos 1916 tarihinde İtilâf devletleri safına katılmıştı. Avusturya-Macaristan sınırını aşan Romen orduları kısa zamanda Transilvanya’nın büyük bir bölümünü işgal ederek, Galiçya cephesinin gerisini etkilemeye başladı. Bunun üzerine, Falkenhayn kumandasında Alman, Avusturya, Bulgar ve Türk birliklerinden oluşan müşterek kuvvetlerin karşı taarruza geçmesine karar verildi. 6. Türk Kolordusu, Eylül 1916’da başlayan Dobruca tarruzuna parça parça iştirak etti ve bölgedeki bütün çarpışmalarda başarılar gösterdi. Harekâtın sona ermesiyle birlikte, bu kolorduyu oluşturan 25. Tümen Aralık 1917’de İstanbul’a 15. Tümen de Haziran 1918’de Köstence’den vapurlarla Batum’a sevk edildi. Bu tarihten bir kaç ay sonra Makedonya cephesi çökecek, Bulgaristan, Avusturya-Macaristan ve Almanya’nın teslimi akabinde, Türkiye de 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalayacaktı.

Dobruca’nın Osmanlı Hakimiyeti’nden Çıkış Süreci

1917 yılı ortalarından itibaren artık savaşın seyri iyice belli olmuş, galip ve mağlup devletlerin safları kesinleşmişti. Mağluplar safında yer alan Osmanlı Devleti, tarihî dinî ve siyasî bağları olan, ancak o sırada idaresi altında bulunmayan Avrupa, Asya ve Afrika’daki çeşitli bölgeler üzerindeki haklarını ileride kullanmak için incelemeler yapmaya koyuldu. Maksat, muhtemel barış görüşmeleri sırasında, yaptığı bu hazırlıklardan istifade etmekti. Şüphesiz en önemli konu, savaşın önemli bir bölümü topraklarında cereyan eden Osmanlı Devleti’nin akıbetinin ne olacağı idi.

Galip devletler Osmanlı topraklarını paylaşıp bütün o plânlarını yaparken Osmanlı Devleti hem bekasını sağlamaya çalışıyor ve hem de çeşitli vesilelerle kendisinden koparılmış olan Avrupa’da Dobruca, Afrika’da Mısır gibi bölgelerin geleceğinde ne gibi bir rol oynayabileceğini araştırıyordu. İlk bakışta, her şeyiyle tükenmiş bir devletin sadece kendisine bırakılacak yerlerle yetinerek hayatiyetini sürdürme çarelerini araştırmasının dışında bir politika takip etmesi yadırganabilir. Ancak, daha önce kaybettiklerini elde etmek arzu ve ümidiyle savaşa giren Osmanlı Devleti için bu durum normal kabul edilmelidir. Öte yandan, hesapta olmayan talihsiz gelişmelere rağmen, kısa süre için de olsa, Osmanlı Devleti hâlâ büyük düşünüyordu. İşte bu düşüncelerden biri de yukarıda ehemmiyeti arzedilen ve savaş sırasında Almanların istilâ ve idaresinde kalan eski Türk ve Müslüman diyarı Dobruca’nın idaresine iştirak etmekti.

İşte bu amaçla, bölgeye gönderilen mülkiye müfettişlerinden Kemal Bey Köstence Sancağı’nın Mecidiye, Kocalak, Hırsove, Karaömer, Mangalya kazalarıyla, bunlara bağlı altmış dokuz adet nahiye ve köye seyahat ederek incelemelerde bulundu. Ayrıca Köstence’deki Alman Menzil Müfettişliği’nde gerekli tedkîkatı yaparak, çalışmalarını geniş bir rapor halinde, o sıralarda Dahiliye Nezareti’ne vekâlet eden Cemal Paşa’ya 10 Ocak 1918 tarihinde takdim etti. Cemal Paşa da bu raporu, 9 Şubat 1918 tarihinde Sadrıâzam Vekili Enver Paşa’ya gönderdi.

Aşağıdaki satırlarda, mülkiye müfettişi Kemal Bey tarafından ve bu gün Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan ve Berlin Antlaşması’ndan sonra meydana gelen gelişmelerle Birinci Dünya Savaşı’nın hemen akabinde oluşan durumu bütün safahatıyla anlatan rapordan hareketle, (Başbakanlık Osmanlı Arşivi DH-KMS 46/46-2) artık neredeyse Türklerle alâkasını tamamen unuttuğumuz Dobruca tanıtılacaktır.

Dobruca’da Romen İskan Politikaları

Dobruca’nın Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki sosyal ve idarî durumunun anlaşılması için, Romanya idaresinde yaşadığı otuzsekiz yıllık tarihinin gözden geçirilmesi gerekmektedir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı akabinde Basarabya’nın Rusya’ya verilerek karşılığında Romanya’ya terkedilmiş olan Dobruca’nın mübadelesi esnasında, Romen unsuru umûmî nüfusun ancak %36.3’ünü teşkil etmekteydi. Geri kalan nüfusun %67.7 kısmı ise -çoğunluğu Türklere ait olmak üzere- diğer muhtelif unsurlardan oluşmaktaydı. Sadece Rusya ile Bulgaristan ve Balkanlar arasında bir engel teşkil etmek üzere Romanya’nın arzusu dışında mübadele olunan Dobruca’da Romenlerin emellerine uymamaktaydı. O yüzden, yerli ahalinin siyasî hukukunu otuz dört sene boyunca tanımamıştır. Dobruca’yı önce özel komisyonlar ve sonra da özerk kanunlarla idare eden Romanya’nın geçen süre içindeki yegâne siyasî meşgalesi, Romen unsurunu çoğaltma çabasıydı. Bunu temin için Romanya’nın diğer yörelerinden mütemadiyen, çok sayıda muhacir getirtiliyordu. Bu muhacirler, daha önce Osmanlı Devleti tarafından halka tapuyla verilmiş olan arazilerin eşit olarak üçte birine el konulması ve devlet arazilerinin tahsisi suretiyle yerleştiriliyorlardı. Yeni gelenler gerek diğer unsurların yoğun bulunduğu yerlere, gerekse çeşitli boş alanlara iskân edilerek, sadece onlardan mürekkep köyler teşkiline gayret edilmiş ve nihayet Romanya hükümeti hedefine ulaşmıştır. Bu sırada Dobruca’nın Romanya’ya terki esnasında yalnız kuzey cihetinde 93 bin kadar olan Müslüman olan ahaliden, tapulu araziye sahip çoğunun mal ve mülklerini satarak peyderpey Osmanlı topraklarına hicret ettiklerini ilâve edelim.

Muhacir Romenlere otuz senede mülkiyet hakkı doğmak üzere, senelik üç frank vergiye mukabil nüfus başına onar hektar arazi dağıtılmıştı. Ancak, üç sene arka arkaya takdir edilen bu vergi verilmediği takdirde, mülkiyet hakkı kaybolacaktı. O sıralarda arazisiz olup bu dağıtımdan istifade eden bir kısım Müslümanlar, söz konusu vergiyi ihmal ve cehaletten vermemiş, neticede tarlalarını kaybederek göçe mecbur kalmışlardır. Bu yüzden de Müslümanların nüfusu aşağıdaki cetvelden de anlaşılacağı üzere üçte bir seviyesinde inerken, Romenler çoğunluğu elde etmişlerdir. Bulgarlar da hem arâziye sahip olmuşlar hem de nüfuslarını gün geçtikçe arttırmışlardır.

1905 senesinde yapılan nüfus sayımının sonuçları Romenlerce başvurulan tedbirlerin semeresini verdiğini göstermektedir. Nitekim, Dobruca’da sakin Romen nüfusun diğer unsurlara nispetle %48 derecesine vardığı 1909-10 senelerinde ise %55’lere çıktığı anlaşılmaktadır. Romen ve Bulgar istatistiklerine göre, Dobruca’nın Köstence ve Tolça sancaklarında, 1909-10 tarihlerindeki nüfus tablosu şöyledir:

Milliyeti               Köstence                 Tolça                       Dobruca
Romen                      109713                      58436                         168145
Türk                           7686                          3351                           11037
Tatar                          23208                         2160                          25368
Bulgar                       22345                         29633                         41978
Rus                            15282                         15784
Lipovan                     1601                           13734                         15335
Rum                           5198                          4721                          9919
Alman                       4100                          4110                           8210
Çingene                    3352                          1865                           5217
Musevi                       1557                          2827                           4384
Gagauz                     3758                          3758
Ermeni                       1978                           973                             2951
İtalyan                       480                             1027                           1507
Diğer                          1534                          1350                           2884

Yekûn                183254                  143223                      326477

Romanya hükûmetinin müteakip senelerdeki nüfus istatistikleri elde edilememiş olduğundan, bu rakamlar eksik kabul edilmelidir. Romanya’nın Birinci Dünya Savaşı’na giriş tarihi 1916 senesine kadar her iki sancağın nüfuslarına, her sene için bölgenin tabiî artış nispeti olan %13’ü ilave etmek gerekmektedir.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Dobruca nüfusunda mutlak çoğunluğa sahip olan Romenler ile ikinci sıradaki Bulgar ve Türk unsurların bulunduğu yerlerde, ziraate elverişli 615.819 hektar arazi mevcuttu. Bundan 392.786 hektarı Romenlerin, 223.533 hektarı da diğer unsurların tasarrufunda bulunmaktaydı. Şu halde Romenler üçte iki ve diğer unsurlar toplam, üçte bir nispetinde araziye sahiptirler.

Romen nüfus çoğunluğu böylece sağladıktan sonra, Dobruca halkına ilk defa 1912 seçimlerine iştirak hakkı tanındı ve tabiî olarak istenen netice de elde edildi. Bu arada, ihtiyatî bir tedbir olarak da, çoğunluğunu Bulgarların teşkil ettiği Tolça sancağına tabi Babadağ kazası, Köstence sancağına ve çoğunluğu Romenlerde olan Hırsove kasabası da Tolça’ya bağlanmıştı.

Dobruca’nın güney hududu Balkan Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’dan alınan 7.225 kilometrekare yüzölçümündeki arazi ile hayli genişlediği gibi; bu arazi dahilinde sakin -Bulgarlara göre 350 bin ve Romenlere göre 285.760 kişiden ibaret- nüfusunun ilâvesiyle Romenlerin umûmi nüfusu mühim oranda artmıştı. Ancak yeni tebaanın çoğunluğunu Türkler ve geri kalanını Bulgarlar teşkil etmekte, Romenler yalnız on bin dolayında bulunmaktaydı. Dolayısıyla, hükümetin uzun zamandan beri takviyesine gayret ettiği idarî siyâset tekrar tehdit altına girmiş oluyordu. Ancak Birinci Dünya Savaşı, bu meseleyi ikinci plâna düşürecekti.

Sosyal ve İktisadi Durum

Dobruca’nın özel bir idareye tabi tutulduğu otuz dört sene zarfında (1878-1912) bölgenin, imar ve gelişmesine taalluk eden hususların da nazar-ı dikkatten uzak tutulmayarak, bu konuda hükümetlere düşen görevlerin imkân ölçüsünde yerine getirildiği inkâr edilmeyecek bir gerçektir. Vergilerin ve toplanma usûllerinin mükellefleri hoşnût edecek esas ve kaidelere bağlanması, Köstence’nin mükemmel bir liman haline getirilmesi, Tuna üzerinde büyük bir köprü inşaatı, kasabalar arasında geniş şoseler açılması, emniyet ve asayişin te’mini, her sene ziraat yarışmaları ve hayvan koşuları tertîbî, bütün köylere her nev’î ziraat makineleri dağıtımı, uygun yerlere un fabrika ve değirmenler kurulması sayesinde ahâlinin servet ve refahı arttırılmıştır.

Dobruca nüfusunun yüzde doksan beşi çiftçidir. Romanya’da, bir köyün arazisine toptan sahip ve mutassarruf demek olan çukoylar Dobruca’da dahi çokça bulunmalarına rağmen, köy ahâlisi az çok bir miktar araziye mâliktir. Nüfusu tamamen Türk olan köylerde ise, mevcut arazi ayrı ayrı veya birkaç kişinin tasarrufu altında tutularak muhafaza edilmiştir. Savaş yıllarında Köstence Sancağı’ndaki Türklerin arazi tasarrufundaki yeri %7’dir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al