AVRUPA HUNLARI

AVRUPA HUNLARI

4. yüzyılın sonunda Avrupa’nın ufkunda görünen Hunlar, İç-Asya’dan batıya gelen Türk soyundan kavimlerin ilki idi ve bunu başkaları izleyecekti. Bölgede yaklaşık 80 yıllık ömürleri boyunca inanılmayacak derecede önemli olaylara sebep olan Hunlar, önce Batı-Asya’nın Türkleşmesini sağlamış, Avrupa’nın o zamanki nizamını altüst etmiş, Büyük Kavimler Göçünü harekete geçirmiş ve Cermen Kavimlerini bir daha birleşmemek üzere dağıtmış, en önemlisi Doğu ve Batı imparatorluklarını temelinden sarsmışlardır. İlk Ortaçağ tarihinde bir fırtına gibi esen Hunlar, aradan geçen 1500 yıllık zamana rağmen hâlâ insanların ilgisini çeken, nereden geldikleri gibi böyle kısa bir zamanda dünya ölçüsünde bir devlet kurabilmelerinin muamması da çözülemeyen bir toplumdur. En tanınmış kağanları Attila, dünya büyükleri arasında yer alır ve devletin tarihe karışmasının 1500. yıl dönümü münasebetiyle bütün büyük Avrupa dillerinde Hunların tarihi üzerinde bir çok eser yazılmıştır.

Hun tarihinin araştırılmasında karşılaşılan en büyük güçlük, sebep oldukları olayların büyüklüğü ölçüsünde yazılı kaynaklara sahip bulunmamaktır. Hunların kendi dillerinde yazılı kaynakları yoktur ve yazıyı tanıdıklarına dair kayıtlara da rastlanmıyor. Onlara dair kaynakların hepsi hücumlarından ve akınlarından zarar gören yabancıların eserleridir ve bu kaynakların tarafsız olmaları beklenemez. Bunun dışında, son zamanlarda gittikçe artan arkeoloji malzemesi mevcut ise de bunlar asla yazılı kaynakların yerini tutamazlar. Bu gün, Asya Hunları (Hiung-nu) ve Hunların münasebetleri hakkında kesin bir hüküm vermek mümkün değildir. Hun tarihinin araştırılmasında karşılaşılan güçlüklerden biri de, daha onlar hayatta iken onların tarihi ile ilgili bir çok efsanenin türemiş olmasıdır. Bu yüzden efsane ile gerçekleri ayırmak çok zaman mümkün değildir.

Avrupa Hunları, İç-Asya da 350 sıralarında meydana gelen olaylardan sonra batıya doğru ilerlemişlerdi. Önce 370’li yıllarda, Aral gölü ile Don ırmağı arasında hüküm süren ve İrani bir kavim olan Alanları yendiler. Ardından Don ırmağı ile Dinyester ırmağı arasında uzanan sahada yerleşmiş bulunan Ostrogot hâkimiyetine son verdiler. 363-373 yıllarında Kafkasya üzerinden Ermenistan’a hücum ederek, Doğu Roma İmparatorluğu’nun Mezopotamya eyaletine akınlar yapan Hunlar, Urfa’ya kadar ilerlediler ve bu sırada Urfa’da bulunan Süryani rahibi Sent Efraim, Batı’da Hunlar hakkında ilk görgü tanığı oldu.

İlk Ortaçağda Avrupalının gözünde Don ırmağının ötesi Avrupa ve Asya hududu sayılırdı ve o devrin tarihçileri bu bölgenin ötesi hakkında hiçbir bilgiye sahip değillerdi. Onların eski çağ tarihi hakkındaki birinci kaynakları Herodotos’du. Hunların istilâsından önce de bu havalide Türk soyundan kavimlerin yaşamış olmaları muhtemeldir. Hunlara karşı uyanan alâka ise, ancak Alanları yendikten sonra başlamış ve Attila’nın iktidara gelmesinden sonra doruğuna erişmiştir. Bu olaydan sonra Bizans ve Roma tarihçileri Hunlarla yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Uzun zaman Doğu’dan gelen kavimler İskit adı altında tanımlanırlardı ve bu isim Milâttan önceki 7. yüzyıldan beri bilinirdi. Milâttan sonraki yüzyıllarda Sarmatlar ortaya çıkarlar. Her iki kavim, bütün Türkistan’ı ve Sibirya’yı ellerinde bulunduran büyük Saka kavimler grubuna mensuptu. Sakalar, bir çok varyantları bulunan Doğu İran dili konuşurlardı ve bu dil bugünkü Afgan dili ile Pamir lehçelerinin ceddi idi. Soğdtça da bir Saka dili idi ve bu dili konuşan Soğdlar Pontus ile Çin arasındaki ticareti ellerinde bulunduruyorlardı. O sıralarda bütün Doğu Asya’nın derinliklerine kadar uzanan sahalarda İranî ve İndo-Avrupaî kavimler hâkimdiler.

Prof. Dr. Şerif BAŞTAV

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ