AVRASYA’DA PİYASA EKONOMİSİNE GEÇİŞİN ON YILLIK BİLANÇOSU

AVRASYA’DA PİYASA EKONOMİSİNE GEÇİŞİN ON YILLIK BİLANÇOSU

1. Giriş

Bugün “geçiş ekonomileri” olarak bilinen ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde otuzunu oluşturan 31 Avrupa ve Doğu Asya ülkesi merkezi planlı ekonomiden piyasa ekonomisine geçiş sürecini yaşamaktadır. 1978 yılında ilk reformlara başlayan merkezi planlı ekonomisi olan Çin’den[1] 1991 sonrasında bağımsızlığını kazanan eski Sovyet ülkelerine kadar pek çok ekonomi yeniden yapılanma ve piyasa ekonomisine geçiş reformlarını uygulamaya koymuştur.[2]

Geçiş ekonomilerinin temel özelliği, merkezi planlamaya son vererek üretim araçlarının mülkiyetinin önemli ölçüde özel mülkiyete bırakıldığı piyasa uyumlu bir ekonomiye geçmektir. Geçişin temel ekonomik amaçları, ekonomik etkinliği yükseltmek ve büyümeyi sürdürmektir. Geçiş sürecinin temel elemanları, makro ekonomik istikrar, fiyat ve uluslararası ticareti de içeren piyasa liberasyonu, devlet teşebbüslerinin yeniden yapılandırılması ve özelleştirilmesi ile devletin rolünün yeniden tanımlanmasıdır. Uygulamada öncelik sırası geçiş ülkelerinin ekonomik ve sosyal politika tercihlerine göre önemli ölçüde değişmekle birlikte bu elemanlar geçiş döneminin başlangıcında yeterince açıklıkta tanımlanmıştır.

Ne var ki nihai olarak amaçlanan değişmesi gerekli temel konular benzer olmasına rağmen, hem bu güne kadar uygulanan politikalar hem de elde edilen sonuçlar bakımından ülkelerin fiili geçiş deneyimi birbirinden farklı gerçekleşmiştir. Bu farklılıkların nedenleri ülkelerin başlangıç koşulları, önemli ölçüde dış şokların etken olduğu dış çevre ve geçiş döneminde her ülkenin kendine özgü politikalarından kaynaklanmıştır.[3]

2. Reformların Düzeyi ve Sorunlar

Tablo 1, geçiş ülkelerini coğrafi konum, politikalar, reformlardaki ilerlemeleri gösteren kriterlere göre sınıflandırmaktadır. En yaygın sınıflandırma, geçiş ekonomilerini beş gruba bölmek suretiyle yapılmaktadır: Baltık ülkelerini de kapsayan Avrupa Birliği’ne geçiş konumundaki ülkeler, BDT ülkeleri ve Balkanlar’daki diğer Güneydoğu Avrupa ülkeleri. Belirtmek gerekir ki gruplar içerisindeki ülkeler arasında çeşitli farklılıklar söz konusudur. Özellikle AB’ye geçiş konumundaki ülkeler, üç Baltık ülkesi ile Romanya ve Bulgaristan diğerlerinden farklı politikalar izlemektedir.

Tablo 2, geçiş ekonomilerinde başlangıç koşullarını yansıtmaktadır. Sistematik ekonomik geçiş pek çok sahada radikal reformların gerçekleştirilmesi anlamına gelmiştir. Radikal reformlar açıkça geçiş döneminin başındaki “başlangıç koşulları”na bağlı olarak bir ülkeden diğerine farklılık göstermiştir.[4] Başlangıç koşullarına ilişkin faktörler; ülkenin coğrafi konumu diğer bir ifadeyle AB’ye yakınlığı, nüfus büyüklüğü, kişi başına GSYİH ile ölçülen gelişmişlik düzeyi, doğal kaynak zenginliği, kültürel ve tarihsel geçmişi ile piyasa ekonomisi konusundaki tarihsel deneyim ve bilginin varlığıdır.

Örneğin, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri özellikle Macaristan, Polonya fiyat reformları konusunda uzun bir tarihsel deneyime sahiptir ve Polonya ile eski Yugoslavya örneklerinde tarım kesimi özel mülkiyetin yanısıra kollektif mülkiyet ilişkilerini de içermiştir.[5]

1989 öncesinde, eski Sovyetler Birliği’nde piyasa kurumları ya da özel mülkiyet ilişkilerinde her hangi bir deneyim söz konusu değildi. Üstelik, Sovyet ekonomisinde oldukça sadık bir biçimde uygulanan planlama sistemi uzun bir tarihsel deneyime sahipti.[6] Oysa Orta ve Doğu Avrupa’da planlı ekonomi 1940’lı yıllara kadar benimsenmemişti. Dolayısıyla, Orta ve Doğu Avrupa’da geçiş döneminin başında piyasa ekonomisinin nasıl işlediğini anımsayan çok fazla insan yaşıyordu. Bu durum Sovyetler Birliği için geçerli olmayan bir deneyimdi ve sonuç olarak öğrenim süresi daha uzun sürmüştür.

Merkezi planlamanın uygulanma süresinin etkisinin yanısıra, Ortadoğu Avrupa ülkeleri ile eski Sovyetler Birliği’ni oluşturan ülkeler arasında gelişmişlik seviyesi bakımından temel farklılıklar bulunuyordu. Orta Avrupa ülkeleri İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almıştır. Oysa Kafkas ülkeleri, Kırgızistan ve Tacikistan gibi bazı Orta Asya ülkeleri yeterli bir gelişme trendi yakalayamamıştır. Bu farklılıklar sosyalist sistem içerisinde giderilmeye çalışılmakla birlikte, bölge çapında reformların başlangıcında gelişmişlik farkı önemli bir faktör olarak kalmıştır.[7]

Coğrafi konum ve doğal zenginlikler Avrupa Birliği’ne komşu Batı ülkeleri ile Kafkas ülkeleri ve bazı Orta Asya ülkeleri arasında açık bir farkın ortaya çıkmasında rol oynayan faktörler olarak belirlenmiştir. Piyasalara geçişte ve yatırım akışının sağlanmasında Avrupa Birliği’ne yakınlık önemli bir avantaj getirmenin yanısıra modern, demokratik ve girişimcilik gücü yüksek bir toplum yapısının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Özellikle enerji alanında doğal kaynak zenginliğine sahip Orta Asya ülkeleri ile Rusya ihraç fiyatlarını dünya piyasası seviyesine getirdiğinden bu ülkeler ile ticari ilişkiler önemli ölçüde gelişmiştir. Bu kaynaklar aynı zamanda, doğrudan dış yatırımların ülkeye çekilmesinde önemli bir avantaj getirmiştir.

Bu faktörlere göre incelendiğinde, AB’ye geçiş konumundaki ülkeler, BDT ülkelerine kıyasla daha olumlu bir konumda bulunmaktadır. Batı Avrupa’ya coğrafi olarak yakınlık, merkezi planlama daha sınırlı uygulandığından, daha olumlu başlangıç koşullarını beraberinde getirmiştir. Daha istikrarlı Batı Avrupa piyasalarına uluslararası ticaretin hızla yeniden uyumu bu ülkelerin dış şoklara maruz kalma riskini önemli ölçüde azaltırken KEYK’e bağlı ticaretin önemli ölçüde azalmasını da sağlamıştır. Ortaya çıkan olumlu çıktı performansı genellikle yapısal ve kurumsal reformların daha istekli bir şekilde uygulanmasını beraberinde getirmiştir. Coğrafi konum, başlangıç koşulları ve reform politikaları arasındaki yakın ilişki bu faktörlerin her birinin sonuçlar üzerindeki etkisini değerlendirmeyi güçleştirmektedir.[8]

Başlangıç koşulları açısından en avantajlı ülkeler Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Baltık devletleri olarak gösterilmiştir. Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Hırvatistan ile birlikte Estonya, Letonya ve Litvanya yukarıda belirtilen başlangıç koşullarının sağladığı yapısal avantajlardan dolayı reformlarda diğer ülkelere göre daha fazla ilerleme kaydetmiştir. Bulgaristan, Romanya, Makedonya, Moldova ve Arnavutluk’un dahil olduğu Güneydoğu Avrupa ülkelerinin ardından Beyaz Rusya hariç tutulacak olursa Rusya Federasyonu ve Ukrayna reformlarda orta düzeyde başarı sağlamış ülkeler olurken; Kafkas ülkeleri Gürcistan, Ermenistan ile birlikte Orta Asya ülkeleri Kırgızistan ve Tacikistan başlangıç koşullarının dezavantajları nedeniyle reformlarda belirli bir ilerleme kaydetmişlerdir. Türkmenistan, Kazakistan ile kısmen Özbekistan doğal kaynak zenginliklerini kullanmak suretiyle başlangıç koşullarının bu avantajını değerlendirme çabası içerisindedirler.

Reformların gerçekleştirilmesinde başlangıç koşullarının etkisi önemli olsa da tek belirleyici değildir. Geçişin başlangıcında göreli olarak benzer çıkış noktasında bulunmalarına rağmen Baltık ülkeleri batı BDT ülkeleri Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’ya göre reform sürecinde önemli ölçüde daha büyük bir ilerleme kaydetmişlerdir. Benzer şekilde, Polonya başlangıç koşulları açısından Romanya ile aynı çıkış noktasında olmasına rağmen en reformist geçiş ülkeleri arasında yer almıştır. Hırvatistan ve Bulgaristan ile Kırgızistan ve Özbekistan benzer başlangıç koşullarına sahip olmalarına rağmen farklı reform modelleri benimsemişlerdir.

Geçiş ekonomilerde benimsenen reform modelleri üzerinde özellikle politik sürecin ve yapılanmanın önemli bir etkisi olmuştur.[9] Bir çok ülkede “geçiş” politik değişimle aynı zaman sürecinde gerçekleşmiş, piyasa ekonomisine geçiş çok partili sisteme geçişle birlikte algılanmıştır. Bir kısım geçiş ülkelerinde ise politik süreçte önemli bir değişim yaşanmamıştır. Çin, Vietnam, gibi Doğu Asya’nın geçiş ekonomilerinde geçiş sürecinde politik sistem önemli bir değişim geçirmemiştir.[10]

Tablo 3, geçiş sürecinde zamanla ortaya çıkan değişimi değerlendirmekte ve ülkeler arasında reform ilerlemelerine ilişkin değerlendirme yapmayı kolaylaştırmak amacıyla yapısal değişimin sayısal göstergelerini yansıtmaktadır. En sık kullanılan geçiş göstergeleri Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından geliştirilmiştir. EBRD’nin geçiş göstergeleri 1 reform puanından 4 puana kadar sıralanmıştır. 1 reform puanı, reform öncesi üretim araçları mülkiyetinin önemli ölçüde devletin elinde bulunduğu merkezi planlı bir ekonominin varlığını ve değişmeyen koşulları göstermektedir. 4 reform puanı ileri bir piyasa ekonomisinin koşullarının geçerli olduğunu belirtmektedir.

Toplam geçiş göstergesi “EBRD Geçiş Raporu”nda yayınlanan sekiz faktörlü yapısal reform göstergesinin ortalamasıdır: özelleştirmenin boyutu ve devlet işletmelerinin yeniden yapılandırılması (üç gösterge), piyasa liberasyonu ve rekabet (üç gösterge) ve finansal sektör (iki gösterge). Bu faktörlerden üçü 1989 yılından beri, diğerleri 1994 ya da 1995 yılından itibaren hesaplanmaktadır.

Geçişin başlangıcından bugüne kadar geçen süre içerisinde geçiş ekonomilerindeki büyük değişimin iki boyutu bulunmaktadır: hükümetler tarafından gerçekleştirilmiş geniş bir yapısal-kurumsal reform dizisi ile birlikte ekonomik davranışlar ve kurumlarda meydana gelen değişim. Genelde önemli ilerlemeler sağlanmasına rağmen, 1999 yılı itibariyle yapısal reform süreci tam anlamıyla tamamlanamamış ve reform alanları arasında birbirinden çok farklı ilerlemeler sağlanmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al