ATATÜRK’ÜN İŞÇİLERLE TAHTA KAŞIKLA ÇAY İÇTİĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ?

ATATÜRK’ÜN İŞÇİLERLE TAHTA KAŞIKLA ÇAY İÇTİĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ?

Ankara Resim ve Heykel Müze binasının inşaatında, Atatürk incelemelerde bulunurken, inşaatta çalışan işçilerle tahta kaşıkla çay içtiğini, belki de birçoğumuz bilmiyordur.

Anakara Resim ve Heykel Müzesi binası, Yüksek Mimar-Mühendis Arif Hikmet Koyunoğlu (1888-1982) tarafından Namazgâh Tepesi’nde 1927 yılında inşa edilmiştir. 1.Ulusal Mimarlık Dönemi’nde en güzel örneklerinden olan yapı, Türk Ocakları Merkez Binası olarak projelendirilmiştir.

Atam1[1]

Atatürk, projeyi Arif Hikmet’in kendi çizdiği suluboya resminden beğenerek onaylamış, binada Türk süslemelerinin kullanılmasını ve inşaatlarda da Türk işçilerin çalışmasını istemiştiler.

Mimar Koyunoğlu’nun anılarında, “Atatürk’ün karlı bir kış günü inşaattaki çalışmaları incelemeye geldiği, tahtalarla çevrili odalarda mermerleri işleyen işçilerle birlikte tencerede kaynatılan çayı tahta kaşıkla içtiği yer almaktadır.

Acaba günümüzün siyasetçilerinden hangisi, Atatürk’ün yaptığı gibi işçilerin, amelelerin arasına girip onlarla çay içmiştir? Hem de çay bardağı bulamadıkları için, tahta kaşıkla çay içme mütevazılığını yüce duygulu, milletini candan seven Atatürk gibi liderler yapar bunu.

Kendini padişah sanan günümüzün siyasetçileri, işçiye, köylüye yaklaşıp hal hatır sorarak bir bardak çay içmek şöyle dursun, “hadi ananını da alıp git” gibi azarlayan sözlerle vatandaşını aşağılamışlardır.

Sanata ve sanatçılara değer veren Atatürk zamanında yapılan bu tarihi mermer yapı ile ilgili bu anıyı okuyunca, bu binada (Resim ve Heykel Müzesi’nden) çalınan resimler aklıma geliverdi. Günümüzün yobazları da Atatürk’ün özenle yaptırdığı bu tarihi binanın içindeki eserleri çalıyor, ne ki Atatürk’ün anası Zübeyde Hanım’ın heykelini bile çalıyorlardı. Bunun nedeni 1950 den bu tarafa gelen iktidarlar dini kullanarak vatandaşa yeteri kadar eğitim, kültür vermemişler, oy avcılığı için Atatürk ve sanat düşmanlığı telkin etmişler; kadın heykellerini görünce şeytan görmüş gibi, “içine tüküreyim böyle sanatın” diyerek vatandaşa heykel, sanat düşmanlığı telkin etmişlerdir.

Tahta kaşıkla çay içmek deyince, o zamanları çay ve de çay şekeri evlerde pek yoktu. Çay bulamayan yaşlılar, 1950 li yıllarda küçüklüğümde anlatılanları anımsıyorum, ayva yapraklarını ince ince kıyarlar kaynatıp çay niyetine içerlermiş. Şeker bulamayanlar da, kuru üzümü dövüp, kaynattıkları çay mıdır, ayva yaprağımıdır içine çay şekeri gibi tatlandırırlarmış.

1950 li yıllara kadar evlerde doğru düzgün çay ve kahve fincanı yoktu; birçok evde çay, şeker bile yoktu. 1950 li yıllardaki köy kahvelerindeki kahve fincanları farklı farklı, kiminin kulpu kırık, kiminin şekli ve rengi farklı görünümü ile fincanların ordan buradan toplandığı belli olurdu.

O tarihi binanın yapılışında, anladığımız kadarıyla, çaydanlık, çay bardağı bile bulamamışlar, tencerede kaynatıp, tahta kaşıkla çay içmişler. Gönlü vatandaş sevgisi ile dopdolu olan o yüce insan Atatürk, işçilerle birlikte tahta kaşıkla çay içmiştir.

Anadolu topraklarında çay içme alışkanlığı 1600’lü yıllarda başlarsa da, yurdumuzda pek çay ekilmiyor, kahve gibi başka ülkelerden geliyordu. Hacı Mehmet Efendi adında vali çay ektiğini bazı kaynaklar yazar. Hacı Mehmed İzzet Efendi 1879’da, İstanbul’da 81 sayfalık ‘Çay Risalesi’ veya ‘İzzet Efendi Risalesi’ diye bilinen eserini kaleme aldı.

Ancak o dönem Türkiye’sinde çayı sadece meraklıları tanırdı. Yıldız Sarayı’nın limonluğunda, Boğaziçi’nde Azeryan Efendi’nin yalısında, Büyükdere’deki Orman Mektebi’nde ve İstanbul Tıp Fakültesi’nin bahçelerinde Nebatat bahçelerinde sadece merak yüzünden çay yetiştirilirdi.

Türkiye’de çay yetiştirilmesi konusunda temel oluşturan girişim ise 1917 yılında gerçekleştirilmiştir. Zamanın ‘Halkalı Ziraat Mektebi Alisi’ müderrislerinden botanikçi ve eski Mardin Mebusu Ali Rıza ERTEN’inde aralarında bulunduğu bir heyet Batum ve çevresinin Türkiye’ye geri verilmesini izleyen günlerde inceleme yapmak üzere yöreye gönderilmiştir. Bu inceleme esnasında Ali Rıza Bey çay, narenciye ve bambunun Batum civarında yetiştirilmekte olduğunu görmüş; bu bitkilerden bilhassa çayı ilmi olarak da etüt etmiştir. İncelemelerini batıya doğru ilerletmesi neticesinde, Rize ve havalisinin toprak ve iklim özellikleriyle Batum ve civarı toprak ve iklim karakterlerinin birbirlerine çok benzer olduğunu gören Ali Rıza ERTEN, çayın Anadolu’muzun bu parçasında da yetiştirilebileceği kanaatine varmıştır

Kaynak: Kült. ve Turizm Bak. Resim ve Heykel Müzesi tanıtım broşürü

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al