ATATÜRK’ÜN DIŞİŞLERİ BAKANI: TEVFİK RÜŞTÜ ARAS

ATATÜRK’ÜN DIŞİŞLERİ BAKANI: TEVFİK RÜŞTÜ ARAS

Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, 1883 yılında doğdu. Aras’ın dünyaya geldiği dönem Doğu Sorunu’nun Avrupa için Osmanlı Devleti’nin tamamının paylaşılması olarak algılandığı bir dönemdi.[1] Osmanlı Devleti’nin dağılma aşamasına geldiği bu dönem için söylenebilecek tek olumlu gelişme, Tanzimat Dönemi’nin açtığı çığırla gelişen eğitim sistemiyle sorgulayan, çözüm arayan bir neslin yetişmesiydi. Mülkiye, Askeriye ve Tıbbiye mezunu ağırlıklı ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz durumdan çıkabilmesi için çaba sarfeden bu yeni nesil içinde Mekteb-i Tıbbiye mezunu Dr. Tevfik Rüştü Bey de bulunmakta idi.

Babası Hasan Rüştü Bey’in ceza yargıcı olması nedeniyle çeşitli bölgelerde devam ettiği ilk ve orta öğrenimini Üsküp İdadisi’nde, üniversite eğitimini Beyrut Mekteb-i Tıbbiyesi’nde, ihtisasını da Paris Broca Hastahanesi’nde jinekoloji ve doğum alanında tamamlayan Dr. Tevfik Rüştü Bey burada politika ile de ilgilenmeye başlamış ve İttihat ve Terakki Partisi saflarına katılmıştır.[2] İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra önemli merkezlerde İttihat ve Terakki’nin yayın organları halkı Meşrutiyet yönetimine alıştırmaya çalışıyordu. Bu gelişmenin İzmir’deki örneği İttihat gazetesi idi. Yurda dönüşü sonrasında İzmir Gureba-i Müslimin Hastanesi’nde göreve başlayan Dr. Tevfik Rüştü Bey İttihat gazetesindeki yazıları aracılığı ile düşüncelerini kamuoyuna yansıtma fırsatını buluyordu.[3] Tevfik Rüştü Bey’in genel sekreterliğini yaptığı İttihat ve Terakki Cemiyeti 1909 Selanik Kongresi’ne damgasını vuran gelişme, Trablusgarb Delegesi Mustafa Kemal’in subayların parti ile ilişkilerini sürdürmelerinin hem ordu hem de parti açısından yıpratıcı olduğunu parti içindeki subayların bir seçim yapmaları gerektiğini kaydeden konuşmasıydı.[4] Mustafa Kemal’in Kongre’de yaptığı konuşma Tevfik Rüştü Aras’ın anılarına şöyle yansımıştır:[5]

“Huzurunuzda şimdi ifade edeceğim kanaatime göre, ben bugün burada bulunmamalıydım. Fakat, aziz vatanımızın maruz bulunduğu büyük tehlikeyi düşünerek, ordu içindeki teşkilatıyla ordumuzu, Mebuslar Meclisi’§ndeki azaları ile meclisi, hükümeti elinde tutan Cemiyet’in en selahiyetli makamı olup, en büyük mesuliyeti taşıması lazım gelen bu kongreye, gerçeği anlatmak için geldim. İnkılâbı, ordumuzun yardımı ile yaptık. Ondan sonrasını getiremedik. Cemiyetimiz hâlâ orduya dayanıyor. Bu sebeple, ordumuzda disiplin sakatlanmış, talim, terbiye aksamıştır. Halbuki etrafımızı çeviren düşmanlarımız, durmadan ordularını kuvvetlendirmektedirler. Tehlike büyüktür. Ordumuzun içinde bulunan cemiyet arkadaşlarımız, politikada devam etmek istiyorlarsa, ordudan çıkmalıdırlar. Bu suretle, gün bile kaybına meydan vermeyerek, ordumuz politikadan uzaklaşmalıdır. Ve, ordu içinde kalacak olan dostlarımız da, artık politika ile meşgul olmamalı ve bütün gayretlerini ordumuzun kuvvetlenmesine çevirmelidirler. Cemiyetimiz de biran önce teşkilatımızı halkın içinde genişleterek milletimize dayanan siyasi bir parti haline gelmelidir.”

Selânik Kongresi’ne katılan İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri, Mustafa Kemal’in ikna edici konuşması sonrasında, orduda kalacakların Cemiyet’ten çekilmelerine ve politikada devam edecekleri ordudan istifa etmelerine karar verse de bu karar uygulanamadı.

Birinci Dünya Savaşı boyuna iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi, bu dönemde anılan bütün kararlardan sorumluydu. Osmanlı Devleti’nin savaştan mağlup olarak çıkmasıyla parti yönetimi fesih kararı aldı. Bu işlem partinin son kongresinde, 1 Kasım 1918’de gerçekleştirildi.

İttihat ve Terakki yöneticilerinin amacı, başka bir isim altında siyasi yaşamlarına devam etmekti. Buna paralel olarak aynı kongrede Teceddüt adıyla yeni bir partinin kuruluşu da tamamlandı. Tevfik Rüştü Bey’in idare encümeni üyesi olarak kurucular listesinde yer aldığı Teceddüt Fırkası’nın önde gelen kişileri arasında; Hüsün Paşa, Seyit Bey, Mavra Kordato Efendi, Yunus Nadi Bey, Şemsettin Bey, İhsan Bey, Kara Kemal Efendi, Orfanidis Efendi, Hamdi Bey, Faki Bey, Sabri Bey, Reşit Paşa, Galip Bahtiyar Bey, Babanzade Hikmet Bey, Parsomya Efendi, Mustafa Fevzi Efendi, İsmail Canbolat Bey ve Sason Efendi bulunuyordu.[6]

Tevfik Rüştü Aras anılarında Teceddüt Fıkrası ile ilgili şu bilgileri vermektedir:[7]

“… işte o sıralarda İttihat ve Terakki Partisi’nin son kongresi toplandı. İttihat ve Terakki’nin yerini almak üzere yeni bir parti kurulmasına, bunun daha geniş esaslı bir demokrat programı bulunmasına ve adının da Teceddüt Fırkası olmasına karar verildi. Ben de yeni fıkranın merkez idare heyetine getirildim. Maksadımız, meşru vasıtalara başvurarak memleketin istiklâlini korumaktı.”

İttihat ve Terakki Partisi, İtilâf Devletleri tarafından savaş suçlusu olarak kabul ediliyordu. 1919 yılı Ocak ayından itibaren ülke içinde kalan ittihatçılar tutuklanmaya başlandı. İngilizlerin isteği doğrultusunda gerçekleşen bu olay ile Anadolu’daki direnişin zayıflatılması amaçlanıyordu.[8] İngilizlerin tutuklanmasını istediği kişiler arasında yer alan Dr. Tevfik Rüştü Bey de, 30 Ocak 1919’da, Hacı Adil, Hüseyin Cavid, Mithat Şükrü, İsmail Canbolat, Rahmi ve Ziya Beylerle birlikte tutuklandı.[9] Dr. Tevfik Rüştü Bey’in de içinde bulunduğu tutuklular başlangıçta İstanbul Polis Müdürlüğü’ne nakledildiler. Bekirağa Bölüğü’nde bulunan İttihatçıların önemli bir bölümü, Malta’ya sürgün edildi. İlaç ticareti yaptığı dönemde tanıştığı, Drogverie Central adlı ecza deposunun sahibi La Fontaine’nin yardımı ile beş gün için serbest bırakılan Tevfik Rüştü Bey ise tutuklu bulunduğu Bekirağa Bölüğü’nden çıkar çıkmaz, Milli Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçerek diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgünü gönderilmekten kurtuldu.[10] Anadolu’ya geçtikten sonra Eskişehir ve Afyon’da Milli Mücadele için çalışmalarda bulunan Tevfik Rüştü Bey bir süre sonra yeniden İstanbul’a döndüyse de İstanbul’un İngilizler tarafından işgal edilmesiyle yeniden Anadolu’ya geçme kararı olarak İzmir üzerinden Rodos’a buradan da Köyceğiz’e gitti. Bir süre sonra da Menteşe Mebusu olarak TBMM’ye katıldı.[11] Meclis’e katılımını takip eden günlerde kuruluşunda katkısının olduğu istiklâl mahkemelerinde (Kastamonu İstiklâl Mahkemesi) görev yapan[12] Tevfik Rüştü Bey aynı günlerde Atatürk’ün isteği üzerine kurulan Türkiye Komünist Partisi’ne girmiştir. Rıza Nur’a göre Tevfik Rüştü partinin en hareketli komünistidir.[13] Tevfik Rüştü Aras, partiye katılışı ve parti içindeki görevlerini, Doğan Avcıoğlu ile yaptığı ve Yön dergisinde yayınlanan söyleşide şöyle açıklamaktadır:[14]

“Ben o zaman Kastamonu’da İstiklâl Mahkemesi’nde görevliydim. Yusuf Kemal Tengirşenk başkanlığında bir heyet Rusya’ya gidiyordu. Atatürk beni Ankara’ya çağırttı ve heyete katılmamı istedi. Atatürk bana şunları söyledi: -Bir komünist partisi kurdum. Ben Parti’ye girmedim. İsmet, Ali Fuat ve Fevzi Paşalar Parti’ye girdiler. Bizi dünya tanımazsa komünistlerle birlik olur, kurulan yeni dünyada yerimizi alırız. Fakat memlekete yabancı eli sokmayız.-”

Tevfik Rüştü Bey, Komünist Parti’ye katıldıktan sonra Türkiye’yi 3. Entarnasyonel’de temsil etmek ve komünizmi incelemek üzere Sovyetler Birliği’ne gitti.[15] Ancak, Sovyetler Birliği’ne göre Türkiye’deki Komünist Parti resmi nitelikliydi. Bu nedenle Türkiye 3. Enternasyonele kabul edilmedi. Bu gelişme sonrasında Tevfik Rüştü Bey, Atatürk’ün emriyle Türkiye’ye döndü.[16]

Atatürk’ün dışişleri bakanı olarak anılan Tevfik Rüştü Aras, Cumhuriyet tarihinin uzun süre işbaşında kalmış ender kişilerdendir. Dünyada egemenlik savaşlarının yaşandığı bir dönemde Türk diplomasisinin en üst düzeyinde bulunan Tevfik Rüştü Aras, Türk dış politikasına en hareketli günleri yaşatmıştır. Bu dönem Türk dış politikasının Atatürk tarafından belirlendiği kabul edilse de Nyon Konferansı ve Türk-Sovyet ilişkileri gözönüne alındığında Aras’ın Türk dış politikasının belirlenmesinde etkisi olduğu da bir gerçektir. Bu dönemde Türk-Sovyet dostluğunu geliştirmeye önem veren Aras, 1925’de SSCB ile Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması imzalanmasında etkili olmuştur. 1930’larda bir yandan Türk-Sovyet ilişkilerindeki yakınlık korunurken, diğer yandan Batı ile yakınlık sağlanmıştır. Aras’ın bu dönem ve görevdeki bir diğer başarısı Türkiye ile başta Yunanistan olmak üzere diğer Balkan devletleri arasındaki dostluk köprüsüdür.

Atatürk’ün sağlık durumunun bozulması sonrasında ortaya çıkan yeni Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı tartışmaları İnönü’ye karşıt bir hareketi de beraberinde getirmiştir. Önde gelen kişilerinin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın olduğu İnönü aleyhtarı grubun[17] amacı İnönü’nün milletvekilliğinin son bulmasını sağlayarak, Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı olmasını önlemek idi. Bu amaçla akla gelen ilk seçenek seçimlerin yenilenmesi yoluyla İnönü’yü Meclis dışında bırakmaktı. Bayar Hükümeti’nin ilk günlerinde Meclis’in yenileneceği söylentileri siyasi kulislerde duyulmaya başlandı.[18] Milletvekili seçimleriyle İnönü ve taraftarları Meclis dışına çıkarılacağı gibi, İnönü karşıtı grubun başlangıçtaki Cumhurbaşkanı adayı olan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak milletvekili yapılarak, Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanı olması sağlanacaktı.[19] Ancak, Çakmak’ın bu dönemde Aras’ın uyguladığı dış politikayı dolaylı yoldan eleştiriyor olması ve Cumhurbaşkanlığı için İnönü’yü desteklemesi bu planın uygulanmasını engelledi.[20]

Meclisin yenilenmesi düşüncesini yaşama geçiremeyen grup, bu kez İnönü’yü büyükelçilik görevi ile ülkeden uzaklaştırmak istedi. Daha önceki yıllarda Fethi Okyar, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’da büyükelçi olarak yurtdışında görevlendirilerek siyasi yaşamdan uzaklaştırılmışlardı.[21] Tevfik Rüştü Aras’ın yaratıcısı olduğu bu düşünce İnönü’nün sert tepkisi ile karşılaşması nedeniyle uygulanamadı. İsmet İnönü anılarında söz konusu teklif ve yanıtı hakkında şu açıklamaları yapmıştır.[22]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al