ATATÜRK VE MİLLİ EĞİTİM

ATATÜRK VE MİLLİ EĞİTİM

“Atatürk büyük bir asker, büyük bir devlet adamı ve diplomat olduğu kadar eğitim alanında da milletimizin çağ değiştirmesini, atı­lım yapmasını sağlayan büyük bir önderdir”(1) Atatürk’ün Milli Eği­tim konusundaki görüş ve çalışmaları, Onun bir eğitimci gibi konuyla her açıdan ilgilendiğini, konunun önemini her fırsatta vurguladığını ve gerekli ilkeleri gerçekleştirmek için çalıştığını ortaya koyar. Bu çalışmaları, yenilik arayışını düşündüren neden, Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki eğitimin yetersizliği ve yozlaşmasıydı.

Önceki durum, yani Cumhuriyet idaresinin devraldığı eğitim mirası neydi? Cumhuriyet’e kadarki dönemde eğitim ne durumdaydı? Eğitim nereden nereye gelmişti?

Osmanlı İmparatorluğu döneminde etkin olan öğretim müesse­selerinin medreseler olduğu, Selçuklular döneminden beri hizmet veren bu kurumların Osmanlılar tarafından da benimsendiği, öğretim kadrosu ve nitelik bakımından da giderek geliştirildiği bilinmektedir. İşte Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başlamasıyla birlikte medreselerin de etkinliklerini yitirerek bozulmaya başlaması ve bu durum dolayısıyla neden oldukları eğitimin gerilemesi, halkın cahil kalması ya da istenen ve beklenen amacın dışına çıkıp yetersiz hale gelmesi, toplumdaki bazı değer yargılarının olumsuz yönde değişmesi gibi türlü etkenler, sonuçta yeni bir eğitim sistemi ve kurumunun gerekliliği düşüncesini doğurmuştu.

Bu düşünceyi doğuran sadece medreseler ya da yetersiz durumda olan diğer öğretim müesseselerimiydi? Hayır, Bütün bunların yanında en etkili ve en önemli nedenlerden biri de Osmanlı toprakları üzerin­deki yabancı okullardı. Yabancı okuldan neyi kastediyoruz? Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde yabancı devletler tarafın­dan açılan bütün okullar. Bu okulların yanısıra konumuz açısından etkili birer kurum olarak yine Osmanlı toplumu olan gayr-ı Müslimlerin açtıkları azınlık okullarından da söz etmek yerinde olacaktır. Başlangıçları itibariyle yabancı okullara kısaca bir göz atarsak. Daha 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiği sırada, Bizans’tan miras kalan bir Lâtin Topluluğu ve onların açtıkları okullara kadar gitmemiz gerekir. Daha önce kendilerine Bizans Devleti tarafın­dan tanınan dil ve din serbestisi Fatih tarafından da tanınınca, Lâ­tin topluluğu bu hakkın arkasına sığınarak okul açma girişiminde bulunmuştu. Önce Kiliselerin içine, sonra yanına sınıflar açarak, daha sonra bunları geliştirip sayılarını artırarak, bu sınıfları ayrı binalara taşıyarak, birer cemaat okulu oluşturdular. Bunda da amaçlarının kendilerini dini konularda yol gösterecek din adamlarının yetişmesi ve çocuklarının dillerini ve kültürlerini öğrenmeleri olduğunu ve böy­lece okullara gerek duyduklarından dolayı bu girişimde bulunduk­larını belirtiyorlardı.

Daha sonra azınlık durumundaki diğer milletler aynı nedeni ile­ri sürerek kendi millet okullarını yani cemaat okullarını açmaya baş­ladılar. Giderek modern okullar görünümünü alan bu okullar yavaş yavaş Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa gibi yabancı devletlerin himayesi altına girmeye başladı. Bunun da nedeni hem kendi okulla­rını açma hakkı olmayan yabancı devletlerin bu okulları himayeleri altına alarak, onlar üzerinde böylece hâkimiyet sağlayarak, Osmanlı devletine her konuda karışabilmek ve hem de Osmanlı İmparatorluğu aleyhine faaliyette bulunabilmekti. Azınlıklar da Yabancı devlet hi­mayesine girerek onlara tanınan hak ve ayrıcalıklardan yararlanmak istiyorlardı.

Önceleri yalnızca para yardımı sonraları öğretmen, kitap araç-gereç, malzeme yardımıyla yaklaştıkları bu okullara daha sonra geniş kapsamlı yardımlar yaparak, kendi vatandaşlarına tanıdıkları bazı hakları hatta vatandaşlık hakkını tanıyarak, bu toplulukları kendi taraflarına çekmeye, giderek onları kendilerine bağımlı hale getirme­ye başladılar. Öyle ki bazı millet okulları yabancı devlet adıyla bir­likte anılır oldu. Fransız-Rum Okulu, Amerikan-Ermeni Okulu gibi(2). Zamanla Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya gibi, yabancı devletler kendilerine tanınan her türlü imtiyaz ve serbestlik­ten yararlanarak önce kendi elçilik okullarını daha sonra da modern anlamdaki okulları açmaya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun her ta­rafında yayılmaya ve çoğalmaya başladılar.

Her devlet kendine yakın bir topluluk seçerek o topluluk üzerin­de etkili olmaya çalışıyordu. Amerikalıların Ermenileri, Fransızların Katolikleri, Rusların Ortodoksları, önce İngiltere’nin sonra hem İngiltere’nin hem de Amerika’nın Protestanları korumaları gibi.

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki azınlıklar önce okulları aracılığıy­la bu devletlerin etkisi altında kalmışlar, sonra karşılıklı çıkar ilişkisi ve dayanışma içinde tam bir himayeye girmişler, tabii o devletlerin siyasi görüşleri doğrultusunda hareket ederek Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde siyasi çalışmalarda bulunmuşlardır. Tıpkı Rumların bağımsız Yunanistan Devleti’nin kurulması için çalışmaları, ya da Bulgarların bağımsız Bulgaristan’ın kurulması için Osmanlı toprakları üzerinde ve bağlı bulundukları Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetler­de bulunmaları gibi. Bu siyasi çalışmalara ilişkin bir-iki örnek verecek olursak:

1897 tarihli bir belgeden kısa bir alıntı:

“Bebek’te bulunan Robert Kolej nam mektebin müdürü ile mual­liminin Rumeli Hisarı ile civarında meskûn bulunan Ermeniler’in hicretlerini teshil ile beraber bunlara muavenet-i nakdiyede bulun­makta oldukları mesmu-ı âlî bulunduğundan…” (3)

Yine Ermeni – Amerika ilişkisine ait bir örnek: Amerikalı bir profesör olan Mr. Earle’un “American Missions in the Near East” adlı eserinde söyledikleri:

“Amerikan misyoner okullarında Ermeniler dillerini ve tarihsel geleneklerini yeniden üstün tutmayı öğrendiler. Batı’nın siyasal, top­lumsal ve ekonomik ilerleme ideallerini tanıdılar. Bulundukları duru­ma karşı daha etkin bir hoşnutsuzluk duymayı ve köylü Müslüman komşularına karşı keskin bir üstünlük duygusu beslemeyi elde etti­ler.” (4)

Birinci örnekte Amerikalıların Ermenilere silah ve para yardı­mında bulundukları, ikinci örnekte ise onların komşuları olan Müslüman Türkler’e karşı üstünlük duygularıyla beslenerek, yıllarca iç içe yaşamış olan bu iki topluluğu birbirinden ayırmak için okullarda ne­ler verildiği anlaşılmaktadır.

Diğer bir örnek te Merzifon Amerikan Koleji binasında Rum Pontus Teşkilatı’nın kurulması ve görev yapmasıdır.(5) Merzifon Pontus Teşkilatı’ndan birinin bir Yunanlıya yazdığı mektupta teşkilâtın faaliyete geçmek üzere olduğu (amacını gerçekleştirmek için harekete geçmek üzere olduğu anlamında) Yunanistan’dan imdat bekledikleri ve kullandıkları binanın Merzifon Amerikan Koleji binası olduğu be­lirtilmiştir.(6)

Makale-2293-011

Merzifon’daki Amerikan Anatolia College’in Ana Binası (1886 – 1922)

Bu Mektup ve Pontus Teşkilatı’nın amaçlarını içeren Teşkilât Nizamnamesi, Merzifon Amerikan Koleji Türkçe öğretmeni olan Zeki Efendinin cesedinin Kolej yakınında bulunması üzerine okul bi­nasında yapılan aramalar sonucu elde edilmiştir. Bulunan belgeler arasında silahlar, madalyalar, Pontusçulukla ilgili bilgiler, Pontusçularla ilişki kuran çetelerin fotoğrafıları, Pontusçulara ait bir albüm ve Pontus Kulübü nizamnamesi de bulunmaktadır(7). Kolejdeki Rum öğrencisini Maarif öğrencisiyle birleştirerek Pontus Cemiyeti’ni güç­lendirmek amacından söz edilmektedir(8).

Edremit’e bağlı Cunda Adası’nın belediye başkanının adadaki Rum okulundan elde ettiği 1884 ders yılı programına kısaca bir göz atalım. Programda şunlar yer alıyor:

  1. Türkleri Rumlara ezeli düşman olarak tanıtmak
  2. Türkleri iktisaden zayıflatmak
  3. Türklerin her konuda itibarını Avrupa devletlerine karşı zedelemek
  4. Türk Milleti’ni ahlâk, din, milliyet ve gelenek bakımından zayıflatmak
  5. Türk Gençliğini bozmak
  6. İstanbul’u ele geçirmek
  7. Türk halkı ile Devletin arasını açmak
  8. Her meslekten Türk’ü zor duruma düşürmek
  9. Rüşvet ve kandırma yoluyla Türk taraftar edinmek
  10. Türk çiftçisinin borçlandırılmasını ve işini ya da malını Rumlar’a devretmesini sağlamak(9)

İşte Türk toprakları üzerinde eğitimini sürdüren bir Rum (1884’lerde) okulunun programında belirttiği amacı.

Bu olumsuz etkileme din açısından da yapılmaktaydı. Bir küçük örnek verirsek 1928 Ocağında Bursa Amerikan Kız Koleji’nde “3” Müslüman kız öğrenci Hıristiyan dinini kabul etmiştir(10).

Bu okul 1928’de tamamen kapatılmış ve 8.6.1965 tarih ve 625 sayılı “Özel Öğretim Kanunu”nun 5. maddesi gereğince Yabancı Özel Öğretim Kurumu açma hakkını kaybetmiştir. Yine din propa­gandası ile ilgili bazı rakamlar vermemiz konunun önemi açısından yerinde olacaktır.

1893 tarihli bir belgeye göre Adana’da “18”, Aydın’da “9”, Bursa’da “7”, Diyarbakır’da “22′, Erzurum’da “24”, Ankara’da “9”, Trabzon’da “1”, Van’da “8”, Halep’te “22”, Beyrut’ta “89”, Konya’da “4”, Elazığ’da “83”, Bitlis’te “22”, Suriye’de “33”, Kudüs’te “29”, İzmit’te “2”, Bağdat’ta “1”, Selanik’te “5”, Manastır’da “3”, Edirne’de “1”, İstanbul’da “6”, olmak üzere “398” Protestan Okulu bulunmaktadır(11). Yine 1892 de yalnız İstanbul’da Lâtin Katolik rahiplerinin “306”, rahibelerinin “354” kurumu bulunmaktaydı(12). Amerikalıların Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde “436” misyoner müessesesi “400” okulu bulunmaktaydı(13). 1910 tarihli bir belgeye göre Beyrut’ta “44” Rus Okulu, 1917 tarihli bir belgeye göre de yalnızca İstanbul’da “83” İngiliz Okulu vardı(15), (14).

Dini müessese ve Yabancı Okul olarak ayrı ayrı yukardaki ra­kamlara dikkat edecek olursak her ikisinin de sayı bakımından çok­luğu ve bölge açısından yaygınlığı ortaya çıkar. Böylesine çok ve yay­gın kurumların da ne kadar yoğun bir hizmet (!) vereceği kuşkusuz­dur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ