ATATÜRK VE KÂZIM KARABEKİR PAŞA – Bir Dostluğun Dargınlığa Dönüşmesi

ATATÜRK VE KÂZIM KARABEKİR PAŞA – Bir Dostluğun Dargınlığa Dönüşmesi

Milli Mücadele’nin iki büyük kahramanı, Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir Paşa, yakın dönem Türk tarihinin en zor zamanlarında büyük bir başarıya ve dostluğa imza attılar. Bu başarı ve dostluğun menşei II. Meşrutiyet dönemine kadar geri gider.

Mustafa Kemal (Atatürk) 31 Mart vak’ası üzerine İstanbul’a yürüyen Hareket Ordusu’nun Yeşilköy’de duraklaması sırasında Rauf Orbay, Kâzım Karabekir, Selahattin Adil gibi sonradan birlikte çalışma imkânı bulduğu aydınlarla tanıştı. Tanışıklık Birinci Dünya Savaşı’nın hazırlıkları sırasında dostluğa dönüştü. O sırada Kâzım Karabekir, Harbiye Nezareti İkinci Şube Müdür Yardımcılığı[1] görevine atanmıştı. Bu dönemde Mustafa Kemal (Atatürk)ün Kâzım Karabekir’e yazmış olduğu mektup bu dostluğu ortaya koymaktır. Mektup Mustafa Kemal’in İkinci Şube Müdürlüğüne daha önce yazmış olduğu bir yazının yanlış anlaşıldığını dostça bir uyarı ile bildiren Kâzım Karabekir’in mektubuna cevap ve yanlış anlaşılmanın izahı doğrultusunda olup şöyle başlamaktadır. “Kardeşim Kâzım Karabekir Bey, Mektubunuzu aldım. İkinci Şube Müdür Muavinliğine atanmamızdan gerek size ve gerekse orduyu tebrike layık görürüm. Mektubunuzdan, bildirdiğiniz içten yakınlıktan pek sevindim. Son olarak yazdığım bir iki yazımın müdür beyleri pek kızdırmış olduğunu bildirerek beni uyarmış olmanıza da teşekkür borçluyum… Şurasını da ilave edeyim ki, değil böyle görev yolunda ve hatta her çeşit davranışta kişisel onurunu korumada fedakârlıktan çekinmeyeceğim için siz kardeşimden yardım görmeseydim dahi bu hususta bu yönden ben savunmamı sürdüreceğime şüphe buyurmayacağınızı sanırım. Ama orduya hizmet ve bu suretle vatanın iyiliğine dönük olacak çalışmaya katılmaktır… Yüksek saygılarımın iyi kabulünü rica eder ve gözlerinizden öperim.”[2]

Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa arasındaki dostluk I. Dünya Savaşı yılları ve sonrasında da pekişerek devam etti. Gerek Atatürk ve gerekse Kâzım Karabekir Paşa I. Dünya Savaşı öncesinde Alman subaylarının etkisi altındaki Enver Paşa ve arkadaşlarının ısrarla savaşa girme arzularına karış çıktılar. Ancak başaramadılar. Bunun üzerine her iki komutan, I. Dünya Savaşı’nda, çeşitli cephelerde görev alarak vatana faydalı olmanın uğraşı içerisine girdiler. Bu gaye ile Kâzım Karabekir, İran, Irak ve Kafkasya cephelerinde görev aldı. I. Dünya Savaşı’nın sonunda Rus ve Ermeni mezâlimine maruz kalan Doğu vilayetlerinin yanı sıra, Rusların elinde bulunan Kars ve Gümrü’yü kurtaran muzaffer bir komutan unvanını aldı. Ancak mütarekenin imzalanmasından sonra Tebriz’de bulunan kolordu karargâhının lağv edilmesi üzerine İstanbul’a dönmeye karar verdi. Gelirken Batum depolarındaki bir çok sahra Japon topu ve mermisini Reşit Paşa Vapuru ile Trabzon’a getirdi.[3] Paşanın bu davranışı daha sonra başlatılacak Milli mücadelenin ilk adımlarından biri oldu. 28 Kasım 1918’de de İstanbul’a geldi, Büyükdere açıklarında, İstanbul’u işgal eden İngiliz ve Fransız gemilerinde bayrakların göndere çekildiğini görünce dayanamayarak “Tek dağ başı mezar oluncaya kadar düşmanla mücadele ederek istiklalimizi kurmaya vicdanıma karşı ahd ettim. Ya istiklal ya ölüm”[4] diyerek kendi kendisine haykırdı.

1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale zaferinin mimarı M. Kemal Paşa ise, Mondoros Mütârekesi arefesinde Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevini ifa ediyordu.

2 Ekim 1918’de Mütareke metni kendisine tebliğ edilince o da Kâzım Karabekir Paşa gibi mütârekenin çok müphem bir şekilde ele alınmış olduğunu, galip devletlerin bütün arzularına uymak zorunda kalınacağını belirterek karşı çıktı. Ancak İstanbul Hükümeti Tebriz’deki kolordu karargâhı gibi Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı lağv edince Mustafa Kemal da İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. İstanbul’a geldikten sonra bir motorla Sirkeci’ye giderken bütün ihtişamıyla Dolmabahçe önlerinde demirlemiş işgal kuvvetleri donanmasını görünce üzüntüsü ve kararlılığı “Geldikleri gibi giderler”[5] cümlesiyle ifade etmiştir.

Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa bu durum karşısında ne gibi önlemler alınması gerektiğini tespit etmek için ayrı ayrı yoğun bir kulis faaliyetine girdiler. Bu faaliyetlerinin sonunda İstanbul’da daha fazla kalmanın yersiz olduğu, Türklüğün mukadderatının içine düşürüldüğü bu uçurumdan kurtarılması için tek çıkar yolun Anadolu’ya geçmek olduğu kararına vardılar. Bu gaye ile Kâzım Karabekir Paşa yakın dostu Harbiye Nezareti Müsteşarı Miralay İsmet İnönü’den kendisini derhal Anadolu’ya göndermesi ricasında bulundu.[6] Karabekir Paşa aynı isteği 1 Aralık 1918’de Cevat (Çobanlı) Paşa’ya, 10 Nisan 1919’da da Fevzi (Çakmak) Paşa’ya iletti.[7]

Karabekir Paşa, görevlendirmenin yapılmasından sonra 11 Nisan 1919’da 15. Kolordu Komutanlığına atanmasından dolayı, hem teşekkür, hem de veda etmek için dönemin Sultanı Vahdeddin’in huzuruna çıktı.[8] Ardından da Şişli’de ki evinde Mustafa Kemal Paşa’yı ziyarete gitti. Bu ziyaret sırasında Karabekir Paşa, Anadolu’ya geçmek istemesinin sebebini şu şekilde açıkladı. “Şarkta Milli bir hükümet esasını hazırlamak ve ordunun kuvvetini muhafaza ederek vahim sulh şartları karşısında milli istiklâlimizi kurtarmak için mücadeleye girişmek… Muhtelif namlar altında oluşan teşekkülleri birleştirmek medeni âlemin nazar-i dikkatini celbe çalışan erbâb-i hamiyetten istifade etmek ve gerekirse milli bir hükümet kurmak” .[9]

Karabekir Paşa bu hususlarda Mustafa Kemal Paşa’nın da onayını aldıktan sonra Anadolu’da buluşmak temennisi ile Şişli’deki evden ayrıldı. Bundan dolayıdır ki Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan hemen sonra Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile temasa geçti. Mustafa Kemal Paşa’ya, 11 Haziran 1919’da İstanbul’a çağırılması ile ilgili bilgiyi de ilk olarak Karabekir Paşa verdi.[10] Aynı tarihte Mustafa Kemal Paşa’nın, Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiği mektupta İzmir’in işgal edildiği ve Manisa’nın da işgal tehlikesi ile karşı karşıya olduğu bildirildikten soma işgalin protesto edilmesi istendi ve “Zat-ı alilerin bu fikirler etrafında hassas ve müessir bulunmaları cihetle işin hüsnü idare ve muvaffakiyetinden acizlerinin (benim de) inancım tam mevcuttur” dendi. Gelişmelerin genel bir değerlendirmesinin yapılabilmesi için Amasya’da bir toplantının yapılması önerildi.

Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın önerilerini memnuniyetle kabul etti ve bir bakıma Anadolu’nun İstiklal Beyannâmesi niteliğini de taşıyan 21-22 Haziran 1919 tarihli “Amasya Tamimi” ne tereddütsüz destek verdi.

Mustafa Kemal Paşa ile Kâzım Karabekir Paşa arasındaki dostluk, Erzurum Kongresi arifesinde doruk noktaya ulaştı. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum kongresinden önce 8 Temmuz 1919’da görevden azil edileceğini öğrendi ve hemen aynı gece saat 10:50 de Harbiye Nezareti’ne, saat 11 den sonra da Padişah’a çektiği telgraflarla ordudan istifa etti.[11] İstifasında hareketlerinin İngilizler tarafından memleketin müdafası şeklinde görülemeyerek hükümeten baskı altında tutulmasından duyduğu üzüntüyü belirtti. Ve “Saltanata hilafete ve necip millete hayatının sonuna kadar bağlı” kalacağını ifade etti.[12]

10 Temmuz’da ise en yakınlarından biri olan Miralay Kâzım (Dirik), Mustafa Kemal Paşa’nın yanına gelerek “Paşam siz askerlikten istifa ettiniz. Benim bundan sonra bu vazifeye devam imkânım kalmadı müsaadenizle Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’dan askeri bir vazife isteyeceğim. Evrakı kime teslim etmemi emrediyorsunuz” dedi.[13]

İstanbul hükümetinin tutuklama emrini çıkardığı, en yakınlarının bile kendisini terk etmeğe başladığı bir sırada Karabekir Paşa, Atatürk’e “Kumandamda bulunan zabitin ve efrâdın hürmet ve tazimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de bizim muhterem kumandanımızsınız… Emrinizdeyim, Paşam..,”[14] diyerek gerçek dostluğun en büyük örneğini gösterdi.

Erzurum Kongresi devam ederken 30 Temmuz 1919 günü Damat Ferit Hükümeti’nin Harbiye Nazırı Nazım Paşa, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’ya şifreli bir telgraf çekerek Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bele’nin derhal tevkif edilerek İstanbul’a gönderilmesini istedi.

Telgrafın metni şöyleydi.

“Erzurum’da 15. Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bey’in Hükümet kararma muhalif fikir ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanması ve İstanbul’a gönderilmeleri Babiâli’ce tensip olunup mahalli memuriyete lazım gelen emir verildiğinden kolorduca da ciddi yardımda bulunulması ve neticeden malumat verilmesi rica olunur.

Merkez Dairesi 2733

Harbiye Nazırı Nazım”

Babiâlı bu emri mahalli sivil idareye vermekle yetinmeyip bu hususta Kâzım Karabekir Paşa’dan da yardım istedi. Çünkü Paşa razı olmadıkça mahalli idarenin böyle bir tutuklamayı yapamayacağının bilincindeydi.

Ataturk-ve-Kazım-Karabekir

Kâzım Karabekir Paşa, 30 Temmuz tarihli telgrafa yine şifre ile şu cevabı verdi. “Erzurum, 1 Ağustos 1919, Harbiye Nezaretine 30. 7. 1919 Merkez dairesi 2773 sayılı şifreye cevap. Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bey’in Hükümet kararına muhalif hal ve hareketlerinden dolayı yakalanmalarıyla İstanbul’a gönderilmeleri hakkında mahalli memuriyete emir verildiği için kolorduca ciddi yardımda bulunulması emir buyuruluyor. Hükümet kararları ve siyasetinin ne olduğunu bilmiyorsam da Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın fiil ve hareketlerinde vatan ve milletin maksat ve menfaatlerine ve mevcut konulara muhalif sayılabilecek hiçbir hal ve hareketinin olmadığını görüyorum… Mustafa Kemal Paşa gibi Memlekette namusuyla ve seçkin askeri vatanseverlik ve hizmetleriyle tanınmış ve askerin de pek ziyade hususi hürmetini kazanmış, bilhassa 20 gün evvel memleketin yarısına kumanda etmiş olan hal ve hareketlerinde vatan ve millet menfaatlarına aykırı hiçbir şey hissedilmeyen ve görülmeyen bir zatın tevkifine kanuni bir sebep olmayacağı ve… halk ve ordu gözünde de iyi bir hareket olarak telakki edilemeyeceği için kendisini tevkif ve kolorduca bunun için yardımda bulunulmasına halin ve vaziyetin katiyen müsait olmadığını arz ederim”.[15]

Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresi sırasındaki bu olayları daima teşekkür ve minnet, hisleri ile andı. Karabekir Paşa’nın bu davranışını o dönemde kendisine kuvvet ve cesareti veren en mühim hadise olduğunu anlattı.[16]

Mustafa Kemal Paşa ile Kâzım Karabekir Paşa arasındaki dostluk ve işbirliği Milli Mücadele süresince devam etti. Kâzım Karabekir Paşa’nın 17 Eylül 1919 da Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği zata mahsus telgrafa[17] Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği cevapta dostluk ve yakınlaşmanın boyutu daha iyi anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal Paşa telgrafında Kâzım Karabekir Paşa’ya hitap ederken “Muhterem Kardeşim, derin bir samimiyete dayandığından asla kuşku duymadığım kanıtlarınızı açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız kardeşlik bağlarımızı pekiştirmiş ve yürekten sevindirmiştir”[18] der.

Bu dönemde TBMM de ise Atatürk tarafından Kâzım Karabekir Paşa’nın kolladığını görüyoruz. Örneğin 22 Ocak 1921 tarihinde Meclis’in gizli oturumlarında Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey ve arkadaşları Kâzım Karabekir Paşa’yı önce Ermeni hareketi sırasında çok fazla kayıp verdiği, daha sonra da Komünizm’e taviz verdiği gerekçesi ile suçladılar. Bunun doğru olmadığını belirten Atatürk, Karabekir Paşa’yı savunarak “… Hüseyin Avni Bey biraderimiz gayet mühim bir meseleye temas ettiler ki bunun hakkında hiçbir söz söylemek istemiyorum. Fakat kendileri temas ettiği için heyet-i ali’nizden zihinleri karışmış olanlar bulunabileceği için bir iki kelime ile izah etmek istiyorum. Bir defa Kâzım Karabekir Paşa’yı içimizden tanıyanlar ve tanımayanlar vardır. Paşa gayet zeki, ahlaklı, namuslu, fevkalade haluk, namuskâr bir adamdır. Bunların fevkinde hasletleri vardır ki ilk temasa geldiği vakit Hüseyin Avni Bey anlayamaz… ” dedi.[19]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ