ATATÜRK ve FEVZİ ÇAKMAK’IN GÖZÜYLE BÜYÜK TAARRUZ

ATATÜRK ve FEVZİ ÇAKMAK’IN GÖZÜYLE BÜYÜK TAARRUZ

GİRİŞ

Yunanlıların Sakarya yenilgisi ile bozulan morallerinin yerine gelmesini ve toparlanmalarını engellemek amacıyla 1922 kışından önce bir taarruz yapılmasının komuta heyeti tarafından düşünüldüğü bilinmektedir. Hatta bunun için bir taarruz planı bile hazırlanmıştır. Gizliliği sağlamak için bu plana “Sad Planı” adı verilmiştir. “Sad” bir şifreydi ve Sandıklı’nın ilk harfi olarak düşünülmüştü. Plana göre, Eskişehir-Afyonkarahisar hattının doğusundaki Yunan ordusu, iki kolordu ile cephede tutulacaktı. On piyade ve üç süvari tümeni bulunan Ali Ihsan Paşa komutasındaki Birinci Ordu ile Afyonkarahisar-Uşak hattına doğru taarruz edilecekti. Böylece Yunan ordusunun Eskişehir-Afyonkarahisar demiryolundan yararlanamaması ve İzmir’e ulaşmasının engellenmesi amaçlanıyordu. (Belen, 1983: 367-368) Bu doğrultuda Genelkurmaydan Batı Cephesi Komutanlığına 15 Ekim 1921’de verilen bir direktif ile hazırlıkların kısa zamanda tamamlanması isteniyordu. (Türk İstiklal Harbi, 1967: 50-51) Ancak taarruzun kıştan önce yapılıp bitirilmesi değişik nedenlerle hayata geçirilemedi ve taarruz ertesi yıla kaldı. Yalnız bu plan için yapılan hazırlıklar, 1922 Ağustosunda yapılacak taarruzun esasını oluşturması açısından önemlidir. (Özçelik, 1992: 101)

Buyuk_Taarruz005[1]

ATATÜRK’ÜN GÖZÜYLE BÜYÜK TAARRUZ [1]

Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’a 1922 Haziranında karar vermiş ve bu kararını yalnızca Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa ile paylaşmıştı. (Atatürk, 1962: 665) 1922 ortalarında Yunanlılar Afyonkarahisar ve Eskişehir bölgelerinde bulunuyorlardı. Düşman, sağ yanını Menderes yöresinde bulundurduğu kuvvetlerle, sol yanını ise İznik Gölünün kuzey ve güneyindeki güçleriyle koruyordu. Yani Marmara’dan Menderes’e uzanan bir düşman cephesi söz konusu idi. (Atatürk, 1962: 665) Düşman ordusu 3 kolordu ve bağımsız kıtalardan oluşuyordu. 3 Kolordu 12 tümen, bağımsız kıtalar da 3 tümen ediyordu. (Atatürk, 1962: 666) 4-5 tümenlik Yunan kuvveti Afyonkarahisar’ın doğusunda ve güneyinde yaklaşık 90-100 km.lik bir hat üzerinde tahkim edilmiş bulunuyordu. Ayrıca düşmanın 3 tümenlik bir kuvveti de Eskişehir ve Seyitgazi’de bulunuyordu. Döğer’de de düşmanın 3 tümenlik bir kuvveti daha vardı. Düşman ayrıca Gemlik ve İznik Gölü civarında 2 tümene yakın bir kuvvete ve Menderes nehri boyunca birçok müstakil alay ve süvarilere sahip bulunuyordu. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1997: 268) Bizim ise Garp Cephesi adı altında iki ordumuz vardı. Bizim bütün kıtalarımız 18 piyade ve 5 süvari tümeni idi. İnsan ve silah gücümüz Yunanlılarla neredeyse denk idi. Yalnız silahça onlar, süvari bakımından biz daha iyi idik. (Atatürk, 1962: 666)

Saldırı Planımız ve Harekete Geçiş

Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planı, askeri gücümüzün büyük çoğunluğunu düşman cephesinin dış yanında ve etrafında toplayarak düşmanı yok etmek idi. Birinci ordumuz Afyonkarahisar’ın doğusunda Akarçay ile Dumlupınar arasında bulunan düşman mevzilerine saldırarak düşmanı kuzeye atacaktı. İkinci ordumuz ise Akarçay’ın kuzeyinden Sakarya’ya kadar olan cephede düşmana saldıracaktı. Bu ordumuz, düşmanın Eskişehir’de bulunan 3 tümeni, Döğer’de bulunan 3 tümeni ve Afyonkarahisar’ın doğusunda bulunan 2 tümeni olmak üzere toplam 8 tümenini durdurmakla vazifeliydi. Kocaeli bölgesinde olan güçlerimiz düşmanın güneye inmesine engel olacak, Menderes yöresindeki kuvvetlerimiz ise düşmanın İzmir’le olan bağlantısını kesecekti. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1997: 269) Yani gücümüzün ağırlıklı kısmını düşmanın Afyonkarahisar civarında bulunan sağ yanının güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar hizasına kadar olan sahada toplayacaktık. Düşman bu taraftan vurulursa kesin sonuç alınırdı. Bu plandan Fevzi ve İsmet Paşalar da haberdardı. Mustafa Kemal Paşa’nın Fevzi Paşa ile 27-28 Temmuz gecesi Akşehir’de yaptığı görüşmede 15 Ağustos’a kadar hazırlıkların tamamlanmasına karar verildi. Ordu hazırlıklarını tamamladıktan sonra İsmet Paşa, 6 Ağustos’ta gizli kalmak üzere saldırıya hazırlık emri verdi. Bakanlar Kurulu da taarruz konusunda bilgilendirildi. (Atatürk, 1962: 672-673) Mustafa Kemal ordu aleyhinde propaganda yapan muhalif milletvekillerini de ikna ettikten sonra Ankara’dan ayrıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’dan ayrılması gizlice cereyan etti. Hatta gazetelerde Mustafa Kemal Ankara’da yokken Çankaya’da çay ziyafeti vereceği gibi haberlerin özellikle yayınlanması sağlandı. Gizliliğin bir parçası olarak trenle değil de otomobille Konya’ya gelen Mustafa Kemal, 20 Ağustos’ta Akşehir’e gelerek komutanlarla görüştü. 20-21 Ağustos gecesi Başkomutan, Birinci ve İkinci Ordu Komutanları, Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanının katıldığı görüşmede harita üzerinde taarruz planı görüşüldü. “Taarruz, sevkulceyş ve aynı zamanda bir tabiye baskını halinde icra olunacaktı.” Hazırlıklar gizli yapılmalıydı. Bu yüzden ordu geceleri ilerleyecek, gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinlenerek vakit geçirecekti. 24 Ağustos’ta karargahlar Akşehir’den Şuhut’a taşındı. 25 Ağustos sabahı da Şuhut’tan savaşın yönetildiği Kocatepe’nin güneybatısındaki çadırlı ordugaha nakledildi. (Atatürk, 1962: 674)

İlk olarak 3 önemli tepenin alınması gerekiyordu. Bunlardan birincisi, Afyonkarahisar’ın batısındaki Kaleciksivrisi’nin kuzeyinde bulunan 1310 rakımlı Erkmentepesi’dir. İkincisi Kaleciksivrisi’nin 12 km. batısındaki Tınaztepe ve üçüncüsü de bu iki tepenin arasında bulunan Belentepe idi. Bütün topçularımız bu üç tepeyi ateş altına alabilecek biçimde konuşlanmıştı. Topçularımız 26 Ağustos sabahı saat 5’te gün ışırken bu tepelere doğru ateşe başladılar. Bir saat içinde topçu ateşi amacına ulaşarak hedef mevziler düşürüldü. Saat 6’da bu kez piyadelerimiz Tınaztepe yönünde tel örgüleri aşarak süngülerle Yunan kuvvetlerini tepeledikten sonra Tınaztepe’yi ele geçirdi. Saat 9’da ise Belentepe düşürüldü. Düşman ise takviye kuvvetlerle bizim elimize geçen noktaları geri almak için karşı saldırıya geçti ve Tınaztepe’nin batısındaki mevzileri yeniden ele geçirdi. 26 Ağustos akşamı Tınaztepe tümüyle düşmanın eline geçti. Düşman ayrıca bir takım takviye kuvvetlerle Işıklar istikametinde bir topçu ateşi hazırlığına girişti. Ancak düşmanın bu girişimine karşı tedbirler alınmıştı. Askerimizin kahramanca saldırısı düşmanın bu topçu saldırısına engel oldu. Tınaztepe’nin elimizden çıkmasında hemen sonra 57. Alay büyük bir kahramanlık göstererek süngüsünü taktı ve düşman cephesine daldı. Neticede 26 Ağustos akşamı Tınaztepe’yi yeniden ele geçirdik. Böylece 26 Ağustos akşamı itibariyle Kaleciksivrisi, Belentepe ve Tınaztepe elimize geçti. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1997: 272)

Buyuk_Taarruz[1]

27 Ağustos Harekâtı

27 Ağustos sabahı, Dördüncü Kolordu Komutanı Kemalettin Paşa’nın başında olduğu askerimizin saldırısı sonucunda 1310 rakımlı Erkmentepesi alındı ve düşman, kuzey ve kuzeybatıya doğru atıldı. Askerimiz yarılan düşman cephesinden ilerleyerek 27 Ağustos günü öğleden sonra saat 5’te Afyonkarahisar’a girdi. Düşmanın önemli kuvvetleri müstahkem noktalardan atılmış ve düşman artık açık alan savaşına mecbur edilmişti. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1997: 274)

28 Ağustos Harekâtı

Yunan ordusu Eskişehir ve Döğer’deki güçlerini henüz hiç kullanmamıştı. Birinci ordumuz kuzeye doğru, ikinci ordumuz ise batıya doğru hareket ederek düşmanın bu kuvvetlerini durdurup İzmir’e ve Kütahya’ya doğru gitmelerine engel olacaktı. Planlandığı gibi birinci ve ikinci ordumuz karşısına çıkan düşman güçleriyle çarpışa çarpışa yoluna devam etti. Süvarilerimiz ise yer yer kılıcını çekip düşman safları içerisine dalıyordu. Bütün bunlar batıya çekilmek isteyen düşman kıtalarını durmaya ve vaziyet almaya zorladı. 28 Ağustos itibariyle düşmanın toplam 7 tümeninden ikisi ancak -onlar da yenik olarak- Dumlupınar’ın batısına geçebilmiş, diğer 5 tümen arzu edilen çember içerisine sıkıştırılmıştı. Artık yapılacak şey, düşmanın ne batıya ne de kuzeye gitmesine imkân vermeden imha etmek idi.

29 Ağustos Harekâtı

29 Ağustos’ta birinci ordumuz Dumlupınar’a doğru giden 5 düşman tümenine saldırdı. İkinci ordumuz da savaş vaziyeti aldı. Düşmanın 5 tümeninin Dumlupınar ve Kütahya istikametine gitmesine engel olundu. Düşmanın tek kurtuluş seçeneği Muratdağı’nın kuzeyindeki Kızıltaş deresi idi. Çok sarp patikaları olan bu derenin karşısında süvari kolordumuz bulunuyordu. Sonuç olarak düşman tümüyle çember içine alınmıştı. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1997: 275-276)

Buyuk_Taarruz001[1]

Düşmana Nihai Darbenin İndirilmesi – 30 Ağustos

29 Ağustos’u 30 Ağustos’a bağlayan gece sabaha karşı, cepheden gelen raporları kendisine sunmak için Batı Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik Bey tarafından uyandırılan Mustafa Kemal Paşa, hemen Fevzi ve İsmet Paşalarla bir araya geldi. Raporlarda açıkça gözüken, düşmanın üç yönden sarılmaya elverişli bir duruma girmesiydi. Bu yeni duruma göre ordulara yeni emir ve talimat yazıldı. Fakat bu yazılı buyrukla yetinmeyen Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa’yı Altıntaş ve güneyinden hareket eden İkinci Ordumuzun ve bunun batısında bulunan Süvari Kolordumuzun yanına giderek planlanan biçimde harekâtı düzenlemekle görevlendirdi. Atatürk ise Birinci Ordu Karargâhından savaşı yönetecekti. İsmet Paşa ise genel Karargâhta bulunacaktı. Atatürk Birinci Ordu Karargahına varır varmaz ordu komutanına Dördüncü Kolordunun bütün tümenleriyle hızla Çalköy’ün batısındaki düşmanın büyük kısmını sararak savaşa zorlamasını emretti. Ve ekledi: “Düşman her halükârda yok edilecektir.” Mustafa Kemal Paşa, karargâhta bulunan tutsak düşman subaylarından birinden Yunan komutanlar Trikopis ve Diyenis’in de çembere alınacak düşman ordusu içinde bulunduğunu öğrendi ve Kemalettin Paşa’dan düşman komutanlarının derhal teslim alınmasını istedi. Atatürk, savaşın seyrini bizzat gözleriyle görmek için Arpalık civarında bir tepeye çıktı. Bununla da yetinmeyerek savaşın en şiddetli cereyan eden merkezine doğru hareket etti. Ordularımız var güçleriyle çembere aldıkları düşmana saldırıyordu. Akşama doğru top ve mitralyöz atışlarıyla iyice bunaltılan düşmana nihai darbe süngülerle geldi. Kararan gökyüzüne inat kurtuluş güneşi Türk milletinin talihine tebessüm ediyordu. Atatürk’ün 31 Ağustos günü savaş meydanını dolaşırken gördüğü manzara, bir gün önce kazanılan zaferin büyüklüğünü ortaya koyuyordu[2].

Buyuk_Taarruz002[1]

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. ATAYA VE SİLAH ARKADAŞLARINA NAMUS VE ŞEREF BORCUMUZU BU ÜLKEYİ SAKALLILARA KARŞI KORUYARAK GÖSTERECEĞİZ

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al