ATATÜRK DEVLETİ HACZEDEN HAKİM İÇİN NE SÖYLEDİ

ATATÜRK DEVLETİ HACZEDEN HAKİM İÇİN NE SÖYLEDİ

İlk Türk Gazetecilerinden Ali Suavi 1857 yılında Simav Nahiye Müdür Vekili Hacı Hafızoğlu’nun makamında şöyle bir olaya tanık olur;

“İçeriye bir zaptiye bir köylü getirir. Karı ‘davam var’ der.

Bizim sofu Hacı Hafızoğlu ‘kayıt ve tescili şer’an lazımdır’ deyup, sağ eline bir kalem, sol eline bir kağıt aldı ve gözlerini süzerek ‘söyle’ der.

Köylü karı ki köyünde dahi kimsesiz, evsiz barksız hizmetçi olduğu takririnden zahir olur.

Ta kadın ninesinden kalma olmak üzere cümlesi yirmi kuruş eder etmez toprak tencere, keser sapı gibi bir takım eşyanın köylüsünden birinin tahtında olduğundan bahisle, bunların ahiz ve tahsilini ciğer paralar niyazlarla rica eder.

Müdür vekili müfredatı eşyayı zincirleme kaydettikten sonra ‘herif celbolunduğu halde inkar ederse ispat edebilüp edemeyeceğine’ dair bazı sual ve cevap ile ademi ispat canibini bitercih ‘herifi celp ve müdafaa lazım gelmeyeceği’ cevabiyesini verir.

Kadın ağlayarak dışarı çıkmak ister.

Ama hacı Hafızoğlu kaşlarını çatup, gözlerini belertüp kalın ses ile haykırdı ki ‘kayıt ve tescil parasını ver de öyle git.’ (Elini verir kolunu kurtaramaz)

Fakir köylü para lakırtısını işitince dönüp ‘aman ağa, merhamet et, benden para isteme’ der.

Hacı Hafızoğlu der ki; ‘Müdür senin hizmetkarın mı? kaç saattir sen söyledin, işte ben yazdım (elindeki kağıdı gösteriyor) şer’an resmini ver.’

Köylü şer’an denince ne yapsın (şeriatın kestiği parmak acımaz) kaç para olduğunu sual eyler….

Hacı Hafızzade ‘şer’an altmış kuruş’ der.

Karı altmışı duyunca ‘aman ağa, Padişah başı için, evladın başı için ben köyde hizmetçiyim, aman….’ diye ağlamaya başlar.

Müdür gerdanın da delaili hamil ve mühellil olduğu halde zaptiyeye tevcihi hitap edüp ‘Al bu kadıncağızı, Kara müftüye götür ve de ki Hacı Hafızoğlu bu kadıncağızın yazdırdığı şeyler zahmeti için altmış kuruş resim istiyor…

Kitaba baksın haber versin’ der.

Zaptiye karıyı odadan çıkardı.

Biraz müddetten sonra kadın ağlayarak zaptiye ile odaya girdi ve Kara Müftünün kara kaplı kocaman kitaba bakıp ‘öyledir altmış kuruş lazım gelir’ dediğini ikrar eyler.

Lakin kendinin bunu vermeğe kudreti olmadığından çocuğunu (yanın da bir küçük oğlan var idi.) kasabada birine beslemeliğe vererek para tedarik etmesi zımnında zaptiyenin kendisi ile beraber dolaşmasına müsaade niyaz eder.

Ol veçhile de müsaade edilir ve gidilir.

İki saat sonra çocuksuz dönerler. Ağaç esnafından birinden çocuğu yıllığı kırk kuruşa vermişler ve yirmi kuruşunu peşin almışlar.

Bu yirmiyi de Hacı Hafızoğlu’na verdiler…” 

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına neden olan bürokrasinin ve adalet sisteminin kokuşmuşluğuna ve din sömürüsüne daha bu gibi çok örnek verilebilir.

CUMHURİYET REFORMLARI

Öte yandan Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu İlçelerinden birinde biriside İnebolu’da yaşanan bir olay Mustafa Kemal tarafından yapılan reformlar örnek teşkil eder.

Şöyle ki;

Anadolu’nun bu şirin kasabasında bir vatandaş, arazi ihtilafı yüzünden devlete ters düşer.

Mahkemeye başvurur. Haklı çıkar.

Mahkeme hakimi, vatandaşın uğradığı haksızlığın giderilmesi yönünde karar verir.

Ama aradan günler, aylar geçmesine rağmen vatandaş, devletten alacağını, bir türlü tahsil edemez.

O günün Mal Müdürlüğü, bugünün defterdarlığı ödeme yapmak için nazlanır. Bugün git, yarın gel felsefesi uygulanır.

Vatandaş artık bıkar. Mahkeme kararını alıp, hakimin huzuruna çıkar ve “ Hakim bey al bu kararının sıkıp suyunu iç. Sen benim haklı olduğuma karar verdin ama mal müdürü bu kararı hiçe saydı. Ödeme yapmıyor” diye sitemde bulunur.

Hakim şöyle bir vatandaşa bakar.Ve hemen “katip”e, “daktiloya bir boş kağıt tak” der.

Vatandaşın ağzından şikayet dilekçesini yazdırır, altını imzalatır, arkasından da hakim olarak kararını alır.

Sonra da yanına icra memurunu alıp, Mal Müdürlüğü’ne, mahkeme kararı gereği “haciz uygular” ve kapıya “kilit” vurdurur.

Ertesi sabah Mal Müdürlüğü elemanları gelip bakarlar ki, kapıda “haciz” mührü vardır.

Hayret ve şaşkınlık yaratacak bir durum.

Devletin mahkemesi, devletin Mal Müdürlüğü’ne “haciz” uygulamış. Kararın sonunda da şöyle denmiş: ”Devlet haciz edilemez, ama devlet varsa.”

İnebolu’nun genç hakimi, adaletini kullanmış ve ilk görevi vatandaşı korumak olan devleti haczetmiş.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında böyle bir kalma cesaretini göstermiş. Sonrası mı, elbette olay Ankara’ya ulaşır. Bir hukuk tartışması başlar. Daha doğrusu “yorum” kargaşası yaşanır.

O GENÇ KİMDİ

Konu Atatürk’e kadar gider. Ve Ulu Önder, ünlü “akşam sofra’larından birisinde olayı Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkut’a açar. Düşüncesini almak ister. Bozkurt, “Efendim olay genç bir hakimin acemice kararı, gereğini yapıyoruz” der.

Bunun üzerine büyük Atatürk, en ince detayına kadar incelediği dosyayı bildiğinden, “Esat ben senin yerinde olsam, o genç hakimi Ankara’ya alıp, Üst Mahkeme’nin başına getirirdim. Doğru bir karar vermiş.Kendisini ödüllendirmemiz gerekir” diye düşüncesini belirtir. Dediği de yapılır. İşte, olumsuz insanın adalet anlayışı. Devlet – Vatandaş ilişkilerine bakışı. İnebolu Hakimi’nin kim olduğuna gelince; göreviyle birlikte yükselen ve ünü uluslararası alana yayılan Ali Himmet Berki’ den başkası değildir.

Kudret Ulusoy – Odatv.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ