ASYA HUN DEVLETİ’NDE ATIN YERİ VE ÖNEMİ

ASYA HUN DEVLETİ’NDE ATIN YERİ VE ÖNEMİ

At yaradılışı itibariyle, diğer hayvanlara fazla benzemeyen bir hayvandır. Fizik olarak az da olsa ata benzeyen eşek, katır gibi hayvanlar olsa da, bu hayvanlar hiçbir zaman atın yerini tutamamışlardır. Daha çok dayanıklılığı sebebiyle ticaret kervanlarında tercih edilen deve, hiçbir zaman bir at kadar hızlı ve güçlü olamaz. At, dayanıklılık konusunda deveyle boy ölçüşebilir ancak atın diğer özelliklerinin hiç biri devede bulunmaz. Benzer şekilde, atın bir melez türü olan katır çok güçlüdür. Özellikle sarp arazilerde yük taşımacılığı için kullanılır. Ancak bir at kadar hızlı olamaz. At, en az katır kadar güçlüdür, bunun yanında daha hızlı ve daha dayanıklıdır. Kısacası at, ticari ve askeri faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli pek çok özelliği, bünyesinde barındıran bir hayvandır.

At, bütün özellikleriyle gerçekten özel bir hayvandır. Atın apayrı bir hayvan olduğunun en önemli göstergelerinden biri İslam dininin kutsal kitabı, Kur’an- Kerim’de, kendisinden övgüyle bahsedilmesi ve atların üzerine Allah (C.C.)’ın and içmesi, yemin etmesidir. Âdiyât Suresi 1-6. ayetlerde, soluk soluğa süratle koşan, koşarken ayaklarını vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten rabbine karşı pek nankördür.[1] Kur’an- Kerim’de pek çok yerde andolsun ki, ifadesi geçer. Ancak bu ifadelerle yemin eden Yüce Allah’ın, kutsal kitabında, başka bir hayvan üzerine and içtiği görülmemektedir. Bu yönüyle atın, bütün özelliklerine ilaveten, Allah katında kutsiyete de sahip olduğu açıkça ifade edilmiştir. Elbette bütün canlılar kutsaldır ve ilahi kudretin bir tecellisidir ancak at, sadakatten, güce kadar pek çok farklı özelliğe sahip olduğu için, kutsal metinlerde yer almış ve daha da önemlisi Yüce Allah’ın üzerine yemin ettiği bir hayvan olmuştur. Yukarıda verdiğimiz ayetlerin ana fikri, vermek istediği mesaj, genel olarak insan türünün, zaman zaman kendisini yaratana, verdiği nimetler için şükür etmemesi, O’nun varlığını akıldan çıkarması veya O’nu hiç tanımaması ve varlığın kabul etmemesidir. Burada, en başta savaşların en önemli unsuru olması ve insana faydalı olan diğer özellikleri sebebiyle atların üzerine yemin edilmektedir. Yeminin amacı, böylesine yararları bulunan ve insanların en çok sevdiği mallardan olan atları, onlara bağışlayanın Allah olduğuna işaret etmek ve sonraki ayetlerdeki mesajlara dikkat çekmektir.[2] Âdiyât, koşan atlar anlamına gelmektedir ve atların, Kur’an-ı Kerim gibi bir kutsal metinde, bir sureye isim vermeleri, onların diğer hayvanlardan daha fazla özelliğe sahip olduğunu ve insan için çok faydalı ve değerli olduğunu gösterir. Tabii ki bu düşüncemiz, İslam dinine inananlara ve Kur’an-ı Kerim’i bir kutsal kitap olarak kabul edenlere yöneliktir.

Atın Evcilleştirilmesi

Bu üstün özellikli hayvanın ilk olarak hangi millet tarafından evcilleştirildiği hep tartışma konusu olmuştur. Bu konuda pek çok farklı görüş mevcuttur. Hemen hemen her tarihçi veya antropolog, bu devrimi kendi atalarına mal etmektedir. Eskiçağ Orta Asya toplumları için de durum aynıdır. Çinli tarihçiler, atalarının atı ilk evcilleştiren toplum olduğundan emindirler. Türk ve Moğol kavimleri için de bu milletlere mensup tarihçilerin tezleri, yine atı ilk evcilleştirenlerin kendi ataları olduğu yönündedir. Ancak bölgede bulunan fosiller ve milletlerin, kültürlerin gelişimi incelendiğinde en azından bu bölgede atı ilk kullananların Türkler olduğu yönünde kuvvetli izler mevcuttur. Kuzey Amerika’da yapılan kazı çalışmalarıyla, 35 milyon yıl öncesine kadar giden ve günümüzdeki atlara benzeyen hayvan fosilleri bulunmuştur. Fosilleri bulunan hayvanın dişleri, otla benzeyen atın dişlerine oldukça benzemektedir.[3] Bu tarihte Dünya’da milyonlarca otlayan ata yetecek kadar çayır yoktu. Bu nedenle otlayan atların gelişimi, Avrasya ve Kuzey Amerika’daki geniş düzlüklerde ve bozkırlarda görülen çevresel değişime ayak uydurarak ilerlemiştir.[4] Bu değişim, bu sahalarda çayırların artmasıdır. Bu sayede hem at sayıları çoğalmış hem de at türü çeşitliliği artmıştır. Stanley J. Olsen, atıf yaptığımız makalesinde, ilk atların Kuzey Amerika’da bulunduğunu ve Bering Boğazı’ndan Asya’ya geçtiklerini ileri sürer. Bu görüş doğru olabilir ancak bunun aksi yönde bir görüş ileri sürmek de kolaydır. Bu atlar Asya’dan da aynı yolla Kuzey Amerika’ya gitmiş olabilirler. Bu tip detayların ispatı pek mümkün değildir. Bugünkü Moğolistan’da, yani Hun topraklarında çok sayıda midilli benzeri at fosili bulunduğu bilgisi de yine Olsen’in makalesinde mevcuttur.

At bir şekilde Dünya’nın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkmıştır. Bunun neresi olduğunun çok önemi yoktur. Ancak yüksek sayıda at nüfusu ancak geniş çayırların bulunduğu bozkırlarda yaşayabilir. Hun coğrafyası da atların yaşaması için Dünya’da bulunan en uygun yerlerden biridir. Atın evcilleştirilmesi konusunda, pek çok tarihçi, antropolog ve arkeolog, atın insanlar tarafından ilk olarak Doğu ve Kuzeydoğu Asya’da kullanıldığı konusunda hemfikirdirler. Zaman konusunda da insanların M.Ö. 2000’den çok daha önce ata bindikleri düşünülmektedir.[5]

Orta ve Doğu Asya’da At Kullanımı

İşte bu noktada da Orta Asya’da ilk olarak atın hangi toplum tarafından kullanıldığı sorusu akla gelmektedir. Burada bölgedeki en eski kültür hangisidir denince akla ilk olarak Çin kültürü gelmektedir. Çinlilerin Dünya’nın en eski kültür milleti oldukları ve arkalarında 5000 senelik bir kültür devri bulunduğu birçok defalar söylenmiştir. Bu fikir bu şekilde artık doğru değildir. Tabii Çin haritalarımızda gösterilen coğrafi bir mıntıka olarak ele alınacak olursa Akadlar ve Sümerler kadar olmasa bile yine, çok eski bir kültüre sahiptir. Fakat 4000 sene evvel orada mevcut olan kültür, bizim bugün gördüğümüz Çin kültürü değildir. Tıpkı bugünkü İtalya ile eski Roma İmparatorluğu’nun aynı olmadığı gibi. Bugünkü İtalya, eski Roma İmparatorluğu’nun da üzerinde bulunduğu coğrafi mıntıkadadır fakat insanları aynı değildir ve kültürleri de eski Roma kültürünün devamı değildir. Memlekete yeni kavimler gelmiş, yeni kültürler nüfuz etmiş ve netice tamamıyla yeni ve kendisine has bir şekil almıştır.[6] Son yüzyılda, özellikle arkeolojik çalışmalar ışığında yapılan araştırmalar, Orta ve Doğu Asya’da ortaya çıkan en eski kültürün Çin kültürü olmadığını göstermektedir. Bu araştırmalara göre Çin kültüründen ancak M.Ö. 1050’lerden itibaren bahsedilebilir.[7] Dolayısıyla bu coğrafyadaki en eski kültür bozkır kültürüdür demek mümkündür. M.Ö. 2000’lerden itibaren bölgede evcil at kullanıldığı bilgisiyle beraber Orta Asya coğrafyasında atın ilk olarak bozkır kavimleri tarafından kullanıldığını söylemek mümkündür. Atın evcilleştirilmesi ve ilk olarak Orta Asya’da hangi kavim tarafından kullanıldığı hakkındaki görüşlerimize herkes katılmayabilir ancak Orta Asya’da atın en etkili bir biçimde Türk kavimleri ve devletleri tarafından kullanıldığı, kanaatimizce tartışılmaz bir gerçektir.

İslam öncesi dönem Türk tarihinin en önemli yazılı kaynaklarının Çin kaynakları olduğu malumdur. Asya Hun tarihine ait en önemli yazılı kaynaklardan olan Shih-chi’de ilk bozkırlı akınlarından bahsedilirken, bu kuzeyli toplumlar Jung ve Ti adıyla ikiye ayrılmaktadır. Jung ve Ti büyük Kral Tan-fu’ya saldırdılar. Tan-fu Ch’i Dağı’nın eteklerine sürgüne gitti ve Pin halkı onu takip etti ve orada Chou’yu ortaya çıkaran yeni bir yerleşim yeri kurdular.[8] Dipnottaki bilgilere ilaveten söylemek gerekir ki Bahaeddin Ögel Ti’ lerin, Hunların atalarından biri olduğunu belirtir. Bu görüş, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi I cilt sayfa 48’dedir. Prof. Eberhard ise bu konuyla ilgili şu ifadeyi kullanmıştır: (Chouların) Doğu Shensi’ ye çekilmelerine sebep, belki, yine Türklere mensup başka kavimlerin tazyikiyle olmuştur.[9] Burada etkili olan Türk kavimi Ssuma-Chien’ in kayıtlarına göre Hsun-yü’ ler yani Hsiung-nu’ lardır. Bunlar da Ti adı altında, Çin’ in kuzeyindeki toplulukların içinde yer alan kavimlerdir. Bu savaşta bizim için önemli olan nokta, savaşın tarihidir. M.Ö. 14-15. Yüzyıllarda Jung ve Ti’ler Çin’e sürekli akınlar düzenlemişlerdir. Bunlar kayıtlarda görebildiğimiz saldırılardır. Bu tip saldırıların daha eski tarihlerde vuku bulma ihtimali de mevcuttur. Ancak en azından M.Ö. 14-15. Yüzyıllarda kuzeyden Çin’e hızlı akınların yapıldığını biliyoruz. Bu tip saldırıların yaya olarak veya at dışında bir hayvan kullanılarak yapılmış olması pek mümkün görünmemektedir. Sonuç olarak bu tarihlerde atı orduda kullanan Türklerin, atı bu tarihlerden çok önce evcilleştirdikleri söylenebilir. Ayrıca Prof. Wolfram Eberhard da iki ayrı makalesinde Türklerin atı ilk evcilleştiren toplum olabileceğini belirtmiştir. Bunun yanında atın dini törenlerde yapılan yarışlarda da kullanıldığını belirtir.[10] Bunun yanında bu savaş tarihleri ile atın ilk kullanımı arasında uzun bir müddet geçmiş olmalıdır. Çünkü atın evcilleştirilir evcilleştirilmez orduda ustaca kullanılması pek mümkün değildir diye düşünüyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ