ARTUKLULAR

ARTUKLULAR

Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın 1071 senesinde Bizans’a karşı kazandığı Malazgirt Zaferi’yle Anadolu toprakları hızlı bir Türkleşme süreci içine girmişti. Zaferin sonrasında Türk akıncıları İzmit Körfezi’ne kadar ulaşmış ve Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ağırlıkta olmak üzere fethedilen topraklarda Türk Beylikleri kurulmuştu. Bunlardan en önemlilerinden biri Sultan Alp Arslan’ın kumandanlarından Artuk Bey’in oğulları tarafından kurulan Artuklulardır. Hısn-ı Keyfa ve Mardin’de kurulan iki ayrı beyliğe ismini veren Artuk Bey, Malazgirt Savaşı’na katılan Türkmen beylerindendir.[1] Zaferin kazanılmasının ardından emrindeki kuvvetlerle Anadolu içlerine girmiş ve bir Bizans ordusunu mağlubiyete uğratmıştı. Anadolu’daki mücadelelerin sonrasında Artuk Bey, Sultan Melikşah tarafından ikta edilen Hulvan’a çekildi (1073). Daha sonra 1077 senesinde Ahsa ve Bahreyn Karmatîlerine karşı başarılı bir sefer düzenledi.[2] Büyük Selçuklu Veziri Fahrüddevle’nin idaresinde Diyarbakır üzerine düzenlenen sefere iştirak etti. Ancak, Sultan Melikşah ile arasının açılması üzerine, Suriye Selçuklu Meliki Tutuş’un hizmetine girdi. Tutuş’un, Anadolu Selçuklu Hükümdarı Süleyman Şah ile yaptığı savaşa katıldı (1086). Nihayetinde 1091’de, Tutuş tarafından kendisine ikta edilen Kudüs’te öldü.[3] Ölümünden sonra oğulları Sökmen ve İlgazi, Kudüs’ü ellerinde tutmaya devam ettiler.

Diğer taraftan Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ın 1092 senesinde zehirlenerek öldürülmesiyle oğulları Muhammed Tapar, Berkyaruk ve kardeşi Suriye Selçuklu Meliki Tutuş arasında Büyük Selçuklu tahtı için kıyasıya bir mücadele başlamıştı. Tutuş’un bu mücadeleler sırasında hayatını kaybetmesi üzerine idaresi altında bulunan Suriye ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde karışıklıklar baş gösterdi. Tutuş’un oğullarından Rıdvan Haleb’e hakim olurken, Dukak Dımaşk’ı ele geçirdi. Ancak iki kardeş arasındaki çekişmeler bölgede siyasî bir istikrarın oluşmasını engellemekteydi. Bu, 1098’de bölgeye gelen Haçlılar için oldukça müsait bir durumdu. Haçlılar, Müslümanlar arasındaki çekişmelerden faydalanarak Kudüs, Antakya, Urfa gibi önemli şehirleri ele geçirdiler. Suriye sahil şeridinin kontrolü de Haçlıların eline geçti.

Bu gelişmelerin hemen öncesinde Artuk’un oğulları Sökmen ve İlgazi, Kudüs’ten ayrılarak Tutuş’un oğulları arasındaki mücadelelere katılmışlardı. Sökmen Rıdvan’ın tarafında yer alırken, İlgazi ise Dukak’ın yanına gitmişti. Bölgedeki Müslüman hükümdar ve emirler böylesine bir kargaşa içinde iken Haçlıların bölgeye gelip Antakya’yı kuşatmaları, onların bu tehlike karşısında birleşmelerini sağladı. Musul Atabeyi Kürboğa idaresinde Antakya’nın yardımına koşmak üzere harekete geçtiler. Artukoğlu Sökmen ve yeğeni Süleyman da, bu ordunun içinde yer almışlardı.[4] Ancak, Müslüman ordusu Antakya’ya varmadan önce Haçlılar şehri ele geçirdiler. Daha sonra şehir önlerinde yapılan savaş ise Müslüman ordusunun mağlubiyetiyle neticelendi (1098). Savaş meydanında uzun süre Haçlılara direnen Sökmen, neticede diğer komutanlarla birlikte geri çekilmek zorunda kaldı. Daha sonra kardeşi İlgazi ile birlikte Haçlıların asıl hedefi olan iktaları Kudüs’e çekildiler. Ancak, Haçlıların ilerleyişinden faydalanmak isteyen Mısır’ın şii Fatımî halifesi şehri ele geçirmek üzere Emirü’l-Cüyuş el-Efdal komutasında bir ordu gönderdi. Bir süre Fatımî ordusuna direnen Artuklular, nihayetinde şehri teslim etmek zorunda kaldılar (1098).[5] Fatımîlerin Kudüs’teki hakimiyeti de fazla uzun sürmedi. Antakya’yı ele geçiren Haçlılar ilerleyişlerini sürdürerek şehir önlerine geldiler ve Kudüs Temmuz 1099 tarihinde Haçlılar tarafından ele geçirildi. Tarihçi İbn Hallikan “Eğer şehir Haçlıların gelişi sırasında Artukluların elinde olsaydı, daha fazla direnebileceği” düşüncesindedir.[6]

Öte yandan Kudüs’den ayrılan İlgazi, Bağdat’a gitmişti. Burada Berkyaruk ve Muhammed Tapar arasındaki taht mücadelelerine katıldı. Muhammed Tapar adına şıhnelik yaptı.[7] Sökmen ise, yeniden Suriye’ye döndü. Urfa Haçlı Kontu II. Baudouin tarafından ele geçirilmiş olan kendisine ait Seruç şehrini geri almak için yeğeni Belek ile başarısız bir girişimde bulundu.

Bu arada Musul Emiri Kürboğa’nın, Sultan Berkyaruk’a isyan eden Mevdud b. İsmail’in üzerine yürüdüğü sırada ölmesi üzerine Musul’da idare vasiyeti gereğince Sungurca adlı bir emirin eline geçmişti. Fakat, ondan memnun olmayan Musul halkı Hısn-ı Keyfa hakimi Musa’yı şehre davet etmişlerdi. Musa, Sungurca’yı öldürüp Musul’a hakim oldu. Bu karışıklıklardan faydalanmak isteyen el-Cezire hakimi Çökürmüş, harekete geçerek Musa’yı mağlup etti. Musul’a sığınmak zorunda kalan Musa ise Hısn-ı Keyfa şehri ve 10.000 dinar karşılığında Sökmen’den yardım istedi. Kudüs’ten sonra Seruc’u da kaybetmiş olan Sökmen bu fırsatı değerlendirmek için süratle harekete geçti. Sökmen’in, Musa’ya yardıma geldiğini öğrenen Çökürmüş kuşatmayı kaldırarak geri çekildi. Fakat, Musa’nın Sökmen’i karşılamaya çıkarken Kürboğa’nın köleleri tarafından öldürülmesi üzerine Sökmen derhal Hısn-ı Keyfa üzerine yürüdü. Musa’nın naiplerinden şehri teslim aldı. Böylelikle Hısn-ı Keyfa Artukluları olarak bilinen ilk Artuklu Beyliği kurulmuş oldu (1102).[8]

Artukoğlu Sökmen’in Hısn-ı Keyfa Artuklu Beyliği’ni Kurduktan Sonraki Faaliyetleri

Sökmen, Hısn-ı Keyfa’dan sonra ilk olarak Mardin’de hakimiyet kurmak üzere harekete geçti. Bu şehri idare eden yeğeni Yakutî ölmüş, yerine kardeşi Ali geçmişti. Yeni emir ise, Mardin’i ve Musul’u ele geçirmiş olan Çökürmüş’e vermek istiyordu. Ancak, Sökmen rakibinden önce davranarak Mardin’i ele geçirdi. Daha sonra, Bağdat’ta Muhammed Tapar adına şıhnelik görevini yürüyen kardeşi İlgazi’nin yardım çağrısı üzerine elindeki kuvvetlerle Bağdat’a yürüdü. Birlikte Muhammed Tapar adına şehirde düzeni sağladıktan sonra geri döndü.

Diğer taraftan, Müslümanlar arasındaki süre giden karmaşalardan faydalanmak isteyen Haçlılar boş durmayıp Harran’ı ele geçirmek için harekete geçmişlerdi. Burası, Suriye’deki emirlerin Haçlılara karşı savaşta geniş ölçüde faydalandıkları bir asker deposu niteliğindeki Irak ve el-Cezire arasında bir köprü vazifesi görüyordu. Harran’ın alınması bu bağlantıyı kesebilir ve Suriye’de Haçlıların lehine bir denge oluşturabilirdi. Urfa Kontu II. Baudouin du Bourg, kuzeni Joscelin de Courtenay, Antakya Hakimi I. Bohemund ve yeğeni Tankred’in kuvvetlerinden oluşan Haçlı ordusu Harran üzerine yürüdü. Haçlı ordusunun harekete geçtiği sırada Artukoğlu Sökmen, rakibi Musul Emiri Çökürmüş ile mücadele halindeydi. Fakat, gelen haberler üzerine iki rakip birleştiler. Türk ordusuyla Haçlılar Belih Çayı kıyısında karşı karşıya geldiler. Mücadele, taktik gereği ikiye ayrılmış olan Haçlı ordusunun ağır mağlubiyetiyle sonuçlandı. Urfa Kontu II. Baudouin ve kuzeni Joscelin esir alındı. I. Bohemund ve Tancred ise Antakya’ya kaçtılar (1104).[9]

Baudouin ve Joscelin’i, çadırında hapseden Sökmen kaçan Haçlıları takibe girişti. Çökürmüş, bundan istifade ederek esirleri, Sökmen’in çadırından alarak yanına getirtti. Bu nedenle galipler arasında meydana gelebilecek muhtemel bir çatışma ancak Sökmen’in çabaları sayesinde önlenebildi.[10] Çökürmüş’ten ayrılan Sökmen, askerlerine ölen Haçlıların elbiselerini giydirmek suretiyle Şabahtan ve civarındaki Haçlı kalelerini ele geçirdi. Belih Çayı Zaferi, Sökmen’in adının İslam dünyasında duyulmasını sağlamış ve Haçlıların yenilmezlik efsanesine son vermişti. Ayrıca bu zafer, o zamana değin Haçlılar karşısında birlik oluşturamamış olan Müslümanlar arasında Artukluların bir lider olarak sivrilmeleri için de başlangıç olmuştu. Artukluların bu konumu İlgazi ile gelişerek, Belek zamanında doruk noktasına ulaşacaktı.

Urfa ve Antakya Haçlı ordularına karşı kazanılan başarının sonrasında, yine Haçlılar tarafından sıkıştırılmakta olan Trablus şehri Sökmen’in yardımına başvurdu. Aynı dönemde, Dımaşk Emiri Tuğtekin’den “kendisinin çok hasta olduğu ve ölümünden sonra Dımaşk’ı Haçlılara karşı korumak üzere şehrin yönetimini devralmasını” isteyen bir mektup geldi.[11] Sökmen bu iki meseleyi halletmek üzere harekete geçti. Ancak, Dımaşk’a doğru ilerlediği sırada Karyeteyn denilen köyde yakalandığı difteri hastalığından kurtulamayarak vefat etti. Cenazesi adamları tarafından Hısn-ı Keyfa’ya getirilerek burada defnedildi. Beyliğin başına ise oğlu İbrahim geçti.

Artukoğlu İlgazi ve Mardin Artuklu Beyliği’nin Kurulması

İlgazi’nin, Kudüs’ün Fatımîler tarafından ele geçirilmesi üzerine Bağdat’a gittiğinden ve Muhammed Tapar adına şıhnelik yaptığından yukarıda bahsedildi. Üç buçuk sene kadar bu görevini sürdüren İlgazi, daha sonra Muhammed Tapar ile arasının açılması üzerine azledilmiş ve yerine Aksungur el-Porsukî tayin olunmuştu. Suriye’ye dönen İlgazi, Haleb Selçuklu Meliki Rıdvan ve Sincar Hakimi Alpı b. Aslantaş ile birleşerek, Musul emiri Çökürmüş’ün elinde bulunan Nusaybin’i kuşattı. Kuşatma sırasında Alpı b. Aslantaş yaralanarak memleketine döndü. Müttefiklere karşı tek başına bir şey yapamayacağını anlayan Çökürmüş ise, Rıdvan ve İlgazi’nin arasını açmayı başardı. Rıdvan tarafından hapsedilen İlgazi, emrindeki Türkmenlerin Rıdvan’dan ayrılıp etrafı yağmalamaları ve hapsedildiği Nusaybin surlarına saldırmaları üzerine kurtulmayı başardı. Türkmenlerin saldırıları karşısında kendisini güvencede görmeyen Rıdvan ise, Haleb’e çekildi. Esaretten kurtulan İlgazi emrindeki kuvvetlerle birlikte yeğeni Hısn-ı Keyfa hakimi İbrahim’in elindeki Mardin’i ele geçirdi. Böylece Mardin Artuklu Beyliği kurulmuş oldu (1106).[12] İlgazi, aynı zamanda bütün Artuklu ailesinin liderliğini de tekeline almıştı. Hısn-ı Keyfa Artukluları ve Belek, onun liderliğini kabullendiler.

İlgazi ilk olarak, Çökürmüş’ün ölümünden sonra Musul’a hakim olan Atabey Çavlı ile Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan arasındaki mücadeleye katılarak Çavlı’nın safında yer aldı. İki taraf arasında 1107 tarihinde meydana gelen Habur Savaşı’nı kazanan Çavlı bir müddet sonra İlgazi’ye ihanet ederek, onu tutuklattı. Kısa süre sonra Çavlı ile anlaşan İlgazi hapisten kurtuldu. Ancak bu kez de, Sultan Muhammed Tapar tarafından Musul Atabeyliği görevinden azledilmesine kızan Çavlı tarafından zorla yeni Atabey Mevdud’a karşı savaşmaya mecbur edildi. Bu sırada bir yolunu bulup Çavlı’nın elinden kurtulan İlgazi Mardin’e döndü. Atabey Mevdud ile anlaştı. Bunun karşılığı olarak Harran şehri, Mevdud tarafından İlgazi’ye verildi. Mevdud ile arasındaki bütün dostane ilişkilere rağmen İlgazi, Atabey tarafından Haçlılara karşı yapılan 1110, 1111 ve 1113’teki seferlere katılmayarak, oğlu Ayaz kumandasında kuvvet göndermekle yetindi. Bunda, muhtemelen, Sultan Muhammed Tapar tarafından Bağdat şıhneliğinden azlinin büyük etkisi vardı. İlgazi, hâlâ sultana karşı kırgındı.

Mevdud’un 1113 senesinde Dımaşk’ta Batınîlerce şehit edilmesinden sonra yerine Aksungur el- Porsukî atanmıştı. Aksungur, Haçlılara karşı yeni bir sefer düzenlemek üzere hazırlıklara girişti. Civardaki hükümdarlara askerleriyle birlikte yanına gelmeleri için haber gönderdi. Ancak, İlgazi’nin yine oğlu Ayaz kumandasında bir birlik göndermesine kızan Aksungur, Ayaz’ı tutuklattı. Haçlılar üzerine yapılması planlanan seferi, Artuklular üzerine çevirdi. Mardin ve çevresini yağmaladı. Musul Atabeyinin bu hareketi üzerine İlgazi yeğenleri Belek ve Hısn-ı Keyfa hakimi Davud ile birleşerek Dara yakınlarında bulunan Aksungur el-Porsukî’nin idaresindeki Selçuklu ordusu üzerine yürüdü. Gafil avlanan Aksungur ağır bir mağlubiyete uğradı. Selçuklu ordusunda bulunan Muhammed Tapar’ın oğlu Mesud, Sincar ve Nusaybin emirleri esir alındı ise de Sultan’dan çekinen İlgazi, şehzadeyi derhal serbest bıraktı. Oğlu Ayaz da, savaş sırasında esaretten kurtulmayı başarmıştı (1115).[13] Bu hareketiyle Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a karşı asî durumuna düşen İlgazi, önlem olarak yine Sultan ile arası açık olan Dımaşk Atabeyi Tuğtekin ile birleşti. Daha sonra Antakya Haçlı Kontu Roger de Salerne, onlara katıldı. Böylelikle, kendisini emniyete alan İlgazi asker toplamak için Mardin’e döndü. Ancak, sultana bağlı Hıms emiri tarafından esir edildi. Esaretten Tuğtekin’in gayretleri ve oğlu Ayaz’ı rehin bırakmak suretiyle kurtulabildi. Mardin’e gidip askerlerini topladıktan sonra müttefikleriyle birleşti. Bu arada, Sultan Porsuk b. Porsuk kumandasındaki bir orduyu onların üzerine göndermişti. Ancak, taraflar arasında herhangi bir çatışma meydana gelmedi. Selçuklu ordusuna karşı oluşturulmuş olan Müslüman-Haçlı ittifakı dağıldı. Bunun üzerine Porsuk yeniden bölgeye döndü. Antakya hakimi Roger, ordusuyla birlikte onu karşılamak üzere harekete geçti. Eylül 1115’de pusuya düşürdüğü Selçuklu ordusunu Tell-Danis’de mağlup etti.[14]

İlgazi ve Haçlılar

Roger, Selçuklulara karşı kazandığı zaferin meyvelerini, Antakya Haçlılarının sürekli olarak ele geçirmek için çabaladıkları Haleb şehrini sıkıştırarak sömürmeye başladı. Haleb’de ise Melik Rıdvan’ın Kasım 1113’deki ölümünden sonra oğlu Alp Arslan tahta çıkmıştı. Kısa süre sonra Alp Arslan, Hâcib Lü lü tarafından öldürüldü. Kardeşi Sultan-şah Lü lü tarafından tahta çıkarıldı. Ancak, Haçlıların devam eden baskısı şehri açlık ve yok olmanın eşiğine gelmişti. Şehir halkı çareyi Artukoğlu İlgazi’yi yönetimi devralmak üzere Haleb’e davet etmekte buldu. İlgazi Mayıs 1117’de Haleb’e gelerek idareyi ele aldı. Şehirde oldukça kötüleşmiş olan iktisadî durumu biraz olsun düzeltip, Haçlılarla kısa süreli bir ateşkes yaptıktan sonra asker toplamak üzere Mardin’e döndü. Haleb’in idaresini oğlu Timurtaş’a bıraktı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ