ARŞİV BELGELERİNE GÖRE 1937-1938 DERSİM İSYANI

ARŞİV BELGELERİNE GÖRE 1937-1938 DERSİM İSYANI

1. ARŞİV BELGELERİNE GÖRE 1937-1938 DERSİM İSYANI

1.1. İSYANININ NEDENLERİ VE ÇIKIŞI

Dersim bölgesi, doğuda Bingöl, Kuzeyde Erzincan batıda Malatya, Güneyde Elazığ illeri ile komşu olan Karasu, Peri, Murat Akarsuları ile bir ada gibi çevrilmiş sarp dağları olan ulaşımı zor bir araziye sahiptir. Hem coğrafi özelliklerinden dolayı hem de Osmanlı Devleti’nden beri süregelen feodal bağlardan dolayı hem Osmanlı döneminde hem de Cumhuriyet döneminde Dersim de isyanlar görülmüştür[1].Tanzimat’a kadar derebeylik sistemi ile idare edilen bölge Tanzimat’tan sonra Nizam-ı Cedit usulü kabul edildikten sonra hükümet, Dersim’den de asker almayı sağlamak suretiyle bu bölgeye nüfuz etmeyi planlamıştır. Bu sebeple de nişan, rütbe ve hediyeler dağıtarak Dersim reislerini ele geçirmek istemiştir. Fakat bu dönemde bölge ağaların ve şeyhlerin iktidar mücadelelerinden kurtulamamıştır. Dersim bölgesine hükümet Dersimli kaymakamlar atamışsa da Dersimlilerin asker vermesi ve Bab-ı Ali’nin bu bölgede hükümet tesis etmesi mümkün olmamıştır[2].

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Dersim ağaları Erzurum’daki Rus Konsolosluğu’na giderek Ruslara yardım teklifinde bulunmuşlar savaşın devamında Hozat ve Mazgirt’teki kışlaları talan ve tahrip etmişlerdir.

Osmanlı-Rus Savaşı’ndan önceki günlerde Rus askerî teşkilatının Dersim hakkındaki yorumu ilgi çekicidir;

Harp vukuunda Türkler, Dersim ve Kazuçan Kızılbaşlarından yardım görmezler, bunların Rusların hesabına çalışacakları da şüphelidir. Galibiyet sağlandıktan sonra bunların Rusların hesabına hareket etmeleri sağlanır. Bunun için de Dersimlilerin asırlık iç işlerine karışmamak ve kendilerini kendi itiyatlarına terk etmek gerekir. …[3]

Birinci Dünya Savaşı sırasında da bölgede genel asayişsizlik artarak devam etmiştir. Bu savaşla birlikte Dersim’de silahlanma da artmış artık geleneksel çapul ve soygun olayları daha kırıcı hale gelmiştir.

Genel olarak Osmanlı Devleti’nin Dersim’e hâkim olmaya çalıştığı 1860’lardan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Dersim’de birçok olay olmuştur. Bunlardan bazıları tenkil harekâtını gerektirmiş 1892’de Koçuşağı ve Şamuşağı harekâtları, 1907’de soyguna son vermek için yine Koçuşağı ve Resik Aşiretlerine karşı harekât, 1908’de 4. Ordu tarafından yapılan harekât, 1909’da Haydaranlar Aşireti’ne karşı yapılan tedip, 1914 yılında Kırgan Aşireti’ne karşı yapılan harekât, 1916’da Ferhatuşağı Aşireti’nin isyanının bastırılması, nihayet Cumhuriyet döneminde 1926 tarihinde yapılan Koçuşağı Hadisesi, 1930 yılında yapılan Pülümür Harekâtı da tarihe yazılan Dersim hadiseleridir[4].

1930’lu yıllara gelindiğinde ise devlet daha merkezileşmek istiyor ve otoritesinin tesis edilmediği vatan toprağı kalmasını önlemek için tedbirler alıyordu. Bu tedbirleri dönemin basınından takip edecek olursak;

Mazideki hataları tekrar etmemek için yıllarca araştırmalar yapıldı ve izlenecek yol teferruatlı noktalara kadar karar verildi. Bir sene evvel de tatbikata geçildi fena hatıralarla dolu Dersim ismi atıldı. Anavatanın tabii hayatına yeniden karışacak olan bu kıtaya Tunceli ismi verildi. Islahat hareketinin başına da büyük salahiyetlerle General Alpdoğan getirildi.

Bu kıymetli generalimiz, çok geniş görüşlü ve tedbirli bir asker ve idare adamı olduğunu Tunceli’de işbaşında ispatlamıştır Tunceli halkına cezalandırılacak bir suçlu değil şifa bekleyen bir hasta gözüyle bakmıştır… Köle sınıfının yüzü gülmüş onlar için insanca bir hayat başlamıştır[5]

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya bölgeye yaptığı geziden sonra 18 Kasım 1931 tarihinde Başbakanlığa bir rapor sunmuştur. Raporunda Dersim için yapılacak ıslahatlar imar ve iskan faaliyetleri yer almaktadır[6].

Dönemin gazetelerine göre oluşturulan idare bölgede yaşayan halk için umulmaz bir saadet devri oldu[7].

Dersim’de yoğun bir feodal yaşam tarzı ve aşiret sistemi olduğundan dolayı devlet otoritesi sözü edilen aşiret liderlerinin şeyhlerin ağaların ve seyitlerin nüfuzunu kırmak için topyekûn bir mücadeleye girişmişti. Bu mücadelede devleti Dersim’e getirecek yollar köprüler yapılmaya çalışılırken bir taraftan da askerî olarak bölgeyi güçlendirmek amaç edinilmişti.

Nuri Dersimi, eserinde aşiret liderlerinin bu idare şeklinden rahatsız olduklarını ve bazı aşiretlerin zaman zaman bir araya gelerek bu durumdan kurtulma çareleri aradıklarını bir birleriyle anlaşma yollarına gittiklerini ve hatta Seyit Rıza ve birkaç aşiretin anlaştığını, bunu kamuoyuna ve dış ülkelere duyurma görevinin de Dersimi’ye verildiğini bu gelişmeler yaşanırken de Ermenilerin bölgede uzun zamandır propaganda yaptıklarını yazmaktadır[8].

Nitekim çeşitli asayiş raporlarında bu aşiretlerin 1930’lardan beri bir örgütlenme amacıyla aralarındaki kan davası gütmeye ara verdiklerini görüyoruz. Örneğin 4 Nisan 1930 tarihli bir belgeye göre Vali Tahsin Bey, Dâhiliye Vekâleti’ne Ovacık’ın Mercan köylerinde Keçeluşağı aşiretinden Kahraman oğlu Munzur ağa Pülümür’ün Danzik nahiyesine gelerek araları açık olan Pir Ahmet oğlu Yusuf ile barıştıkları, oradan da Seyit Rıza ve diğer Dersim aşiretleri ile barışmaya gidecekleri yazmaktadır[9].

1933 tarihli bir başka asayiş raporunda ise Maksutuşağı Aşireti Reisi Kasımoğlu Munzur Ağa’nın Seyit Rızaya geldiği Seyit Rıza’nın Kiğı ve Mazgirt’in Kureşanlı Aşiretleri ile barıştığına dair bilgiyi Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya’nın Başvekâlete verdiği şifreden öğreniyoruz[10]. Aynı belgenin ekinden öğrendiğimize göre Kureyşan, Kırgan, Demenan, Yusufan Aşiretleri toplanarak aralarındaki husumetlere son verip barış sağlamaları ve aynı zamanda Karaballı Mehmet ile Koçgirili Ali Şar’ın Doğu Dersim ile diğer aşiretlere mektup yazarak barışmaları için teklif edilmekle beraber bir taraftan da Hükümeti oyalamak için hükümete mektup yazarak sadakatlerini bildirdikleri Elazığ Valisi Tevfik Sırrı tarafından 28 Aralık 1933 tarihine kaleme alınmıştır[11].

Yine 1933 Aralık tarihli Elâzığ Vali Vekili Hilmi Bey tarafından yazılan bir başka belge ile Maksutuşağı Aşireti Reisi Kasım oğlu Munzur Ağa’nın Seyit Rıza’nın yanına geldiği ve Seyit Rıza’nın Kiğı Mazgirt Kureşanlı Aşireti ile barıştığı teyit edilmiştir[12].

Devlet yandaşlığı düşüncesine genel olarak mesafeli duran ve Devlet görevlilerinin raporlarında da sık sık ismini andıkları Seyit Rıza 1917’de Erzincan’ın kuruluşu sırasında Dersim’de lider olarak benimsenmiş, manevi ve maddi otoritesi kabul edilmişti. Seyit Rıza hem ağa hem de seyit olması nedeniyle bölgenin tek hâkimi konumundaydı. Bu durum resmî otoritenin hoşuna gitmiyordu[13]. Nitekim Naşit Hakkı Uluğ 1925-1928 yılları arasında bölgeye yaptığı ziyaretlerde Seyit Rıza’nın gücünü kavramıştı. Bu adam Dersim’in karanlık vicdanında bir urdur. Seyit Rıza varken bunların ne Türklüğü ne insanlığı kalır[14]. diyerek bölgedeki asıl tehlikenin Seyit Rıza olduğunu açıkça ifade etmiştir

1937 Nisanı ayında Rızan, Haydaran, Yusufan, Kureyşan, Abbasuşağı, Bahtiyaruşağı Aşiretlerinin reisleri ve Seyit Rıza bir araya gelerek Hükümet bizi askerle ıslah etseydi çoktan başlamıştı. Asker gönderemez diğer işlerle meşguldür[15]. diyen liderler hükümete bir ültimatom göndermişlerdir[16].

Bu ültimatoma karakol yapmayacaksınız, köprü kurmayacaksınız, kaza ve nahiye kurmayacaksınız, silahlarımıza dokunmayacaksınız, vergilerimizi pazarlık usulü vereceğiz[17]. Şartları asiler tarafından hükümete koşulan şartlar arasındadır.

Abbasan Aşireti’nin liderliğinde 24 Mart 1937 tarihinde Sin Karakolu’na saldırı düzenlenmiştir[18]. Bu tarihten tam bir ay sonrasına kadar karakoluna tacizler devam etmiş ve bunun sonucunda hükümet sert tedbirler almaya yönelmiştir.

Dersim_region_in_the_mid_1930s_English1

1.2. İSYANIN BASTIRILMASI

Dördüncü Umum Müfettişliği’nin Dâhiliye Vekâleti’ne gönderdiği şifreye göre isyana 22­-23 Nisan tarihlerinde başlaması kararlaştırılmış fakat Hükümet kuvvetleri tarafından gönderilen propagandacının telkiniyle mevzilerden geri çekilerek kendi işleriyle meşgul olmak üzere köylerine dağılmışlardı. Belgenin devamına göre

…Türümşek nahiyesindeki Yusufanlılar memurlarımızın ve kuvvetlerimizin tesiri altında bulundukları için o gece harekete geçmemişlerdir. Durdurulmuş hareketin devamını temin maksadı ile Abbaslar üçüncü Sin ateşini yapmışlardır. 150 kadar silahlı, Seyit Rıza’nın evininin önünde toplanmıştır ve Sin’in şimalinde toplanmıştır. Bu kuvvetler üzerine tesir yapmak için bugün öğlenden evvel tayyare bölüğü iki defa uçuruldu. Neticede Seyit Rıza’nın küçük oğlu Hüseyin’in eli bomba tesiri ile kopmuştur[19].

Seyit Rıza’nın evinin de bulunduğu köyde bombardıman yapılmasından sonra Seyit Rıza’nın küçük oğlu Hüseyin yaralı olarak annesiyle birlikte teslim olmuştur. Büyük oğlu Şeyh Hasan ise Hükümet yetkililerine mektup göndererek Sin saldırısı[2] ile ilgili sorumlu tutulmamasını istemiştir[21].

28 Nisan 1937 tarihinde Dersim aşiretleri Hükümet kuvvetlerini uzaklaştırmak için karakollara tecavüzler yapılmış askeri kuvvetler tarafından tard edilmişlerdir. Bu işleri yapanlar Yukarı Abbasuşağı, Haydaran, Yusufan, Kureyşan Aşiretleridir. Adı geçen aşiretler Nazımiye, Hozat, Ovacık, Pülümür mıntıkalarındaki aşiretleri de kendilerine iştirak etmeleri için zorlamışlardır. Bu aşiretlerin genişleme ihtimaline karşı Tunceli’nin muhit ve özellikle Kürtlerle meskûn olan illerinde tedbirli bulunulması için İçişleri Bakanlığı Başbakanlığa bir rapor sunmuştur[22].

Dördüncü Umum Müfettişliği’nin Dâhiliye Vekâleti’ne gönderdiği 26 Nisan 1937 tarihli şifrede Demedenlılar’ın Kahmut köprüsü ve civarındaki seyyar jandarma taburuna baskın yapmaya karar verdikleri bugün üzerine bölgeye üç uçak gönderildiği uçakların Nizamiye bölgesini bombardımana tuttuğu yazılmıştır[23].

Yer yer tacizlere devam eden aşiretler Kahmut köprüsünü ve nahiye binasını yakmışlar ardından Seyit Rıza’nın liderliğinde Mazgirt tepelerine kadar ilerleyerek jandarma kuvvetlerine saldırmışlardır[24]. Jandarma kuvvetlerinin karşı koyması üzerine Şahan Aşireti Seyit Rıza’yı bırakarak hükümet kuvvetlerinin yanına geçince Seyit Rıza Kutu deresinde aşiret üyelerine şöyle bir konuşma yapmıştır; Mevcut düşmanlıklarımız baki kalmak üzere birleşerek orduları topraklarımızdan uzaklaştıralım sonra aramızdaki düşmanlık devam eder[25]. Fakat o dönemde Seyit Rıza istediği gibi aşiretleri birleştirememişse de kendi kuvvetleriyle tacizlere devam etmiştir.

Bu bombardımandan bir gün sonraya ait 27 Nisan tarihli General Alpdoğan imzalı şifre;

  1. Pah ve Kahmut mıntıkası dün geceki eşkıya tecavüzlerini çokça zayiat verdirmek suretiyle defetti.
  2. Bir süvari, bir piyade bölükleri ile Nazimiye’den getirilmiş 30 kişi bugün Pah’a intikal etti.
  3. Mazgirt’te Acemilerden 40 kişilik bir kuvvet tenzik (düzenlendi) olundu.
  4. Hozat’tan Mazgirt tarafına kuvvet naklini mahzurlu görüyorum. Her ihtimale karşı icabında Mazgirt, Sin, Hozat istikametlerinde kullanılmak üzere 17. Tümenle bir piyade taburu ile bir dağ bataryasının Pertek’e hemen ilerletilmesine yüksek emirlerini arz ve rica ederim[26]. Görüldüğü gibi hükümet bölgede kararlı bir tedip harekâtı uygulamaktadır. Harekât sonrasında gerektiğinde fazla şiddet kullanıldığı iddialarına neden olan harekâtın aynı gününün bir başka asayiş raporundan bir bölümü veriyoruz;

…Harçık garbındaki eşkıyanın cepheden geriye doğru çok miktarda ikişer kişi ile omuzda nakliyat yaptığı görülmüş ve nakledilen şeylerin elbise renklerinden yaralı ve ölü insan olduklarına hükmedilmiştir.

Sabahleyin erken uçan keşif tayyaremiz ve müteakiben uçan üçlü filomuz makineli tüfek ve bomba ile müsademeye iştirak etmiştir. Siperlerimize düşen bombalarımızdan askerimiz zarar görmemiştir. Şimdiye kadar alınan malumattan iki şehit ve bir yaralımız ve altı hayvan zayiatımız vardır[27]

Aynı günlerde Horen isimli bir Ermeni bölge halkını isyana teşvik ettiği gerekçesiyle tutuklanmıştır. 3 Mayıs 1937 tarihinde isyan daha çok büyümeden Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ilk tepkisini göstermiş ve Türk Hava Kuvvetleri uçakları aşiret reislerinin toplantıda olduğu Keçikesen köyünü bombalamışlardır. Bu bombalamaya ilk kadın savaş uçağı pilotu Sabiha Gökçen de katılmıştır[28].

İsyanı Avrupa ülkeleri destekler nitelikte yayınlar yapmışlar, Londra Radyosu Kürtlük Timsali Bir İsyan olarak duyurmuştur[29].

İsyanın başlarında 30.000 civarında olan isyancıların sayısı Hükümetin kararlı tutumuyla bir anda çözülmüş ve sayıca azalmıştır. Havadan gerçekleştirilen bombardımana karadan destek olunmadığı için isyan genişlemiştir[30].

İsyan çıkan bölgeyi denetlemek üzere Başbakan İsmet İnönü bir doğu gezisine çıkmayı uygun görmüş ve 18 Haziran 1937 tarihinde, Genelkurmay Başkanı’na bir şifre göndererek bu seyahatte yanında olmasını istemiştir[31]. Ayrıca Sağlık Bakanı Refik Saydam, Millî Savunma Bakanı Kazım Özalp ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Naci Tınaz ve çeşitli subaylar İsmet İnönü’nün Genelkurmay Başkanlığı’na yazdığı yazıya göre toplam 13 kişi seyahate çıkmışlardır[32].

Gezinin amacı tedip harekâtını yakından tetkik etmektir. Tunceli Valisi ve Komutan Alpdoğan İsmet Paşa’nın gezisini Genelkurmay Başkanlığı’na; Başvekil İnönü bugün 20-6-37 saat 7.30 da Elaziz’den hareket Mazgirt ve şehir mıntıkasında tatbikat yaptıktan sonra Elaziz’e avdet buyurmuşlardır şeklinde haber vermiştir[33].

İsmet İnönü bölgede ıslah programını halka şöyle duyurmuştur;

Ağalık, derebeylik, şeyhlik kaldırılacak zorbaların mallarına el konulacak, Dersim’e yol, köprü, okul yapılacak, askerlik ve vergi düzene konulacak, Dersim’i ekşiya yatağı haline getirenler batı vilayetlerine gönderilecek, Dersim tamamen boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu izni olmadan kimse oturamayacak, memleketin çeşitli yerlerine yerleştirilen Dersimliler ev ev dağıtılacaktır[34].

Daha sonra Elazığ’dan Sivas, Kayseri istikametiyle Ankara’ya dönmüştür[35]. Haziran ayı tedip harekâtının yoğunlaştığı, çatışmaların arttığı bir dönem olmuştur. Bu ay içinde yapılan isyanı bastırma faaliyetlerine bir örnek teşkil etmesi bakımından Dördüncü Umum Müfettişliği’nin 22 Haziran tarihli şifresinin bir bölümünü veriyoruz;

Amutka’ya doğru taarruz eden Seyyar Jandarma Alayı, şiddetli müsademelerden sonra bugün saat 8:30 da Amutka Köyü’nü işgal etmiş ve yakmıştır. Kahramanca birçok gün sebat ve müdafaa gösteren karakol efradı ve karakola iltica edenler sevinç ve Atatürk’e derin bağlılık ve minnet ve şükran duyguları içinde Alay’a ilhak etmişlerdir. Bu gece yapılan müsademede üç er şehit, iki er yaralıdır. Haydutların kaçamadıkları 20 ceset görülmüştür[36].

24 Haziran’dan başlayarak isyan edenlerin köyleri yakılmış, isyancılara büyük zayiat verdirilmiştir. Çatışmaların 26-27-28-29 Haziran günlerinde şiddetle devam ettiğini dönemin gazetelerinden öğreniyoruz. Bu tarihlerde Hükümetin sert tutumundan dolayı teslim olanların sayısı artmıştır[37].

Güçlerini giderek kaybeden isyancılar Seyid Rıza’nın idaresinde Kutu Deresi, Kızıldağ ve Sultanbaba Dağları’na sığınmaya çalışırlarken, bu arada Roznaklı Kamer, Demenanlı Cebrail, Yusufanlı Ağdatlı Kamer, Kureyşanlı Hasso Seydo, Bahtiyar aşiretinden Şahin yakalanarak Elâzığ’a mahkemeye sevk edilmişlerdir[38]. Gittikçe sıkışan Seyit Rıza da küçük oğlu Hüseyin’den sonra diğer oğlu Hasan’ın da 17 Ağustos’ta teslim olması ve ardından sağ kolu Ali Şir’in 26 Ağustos’ta öldürülmesiyle yanında iki kişiyle birlikte[39] 10 Eylül 1937 tarihinde silahsız olarak teslim olmuştur. İlk sorgusu Erzincan’da yapılan Seyit Rıza asıl sorgusu için Elazığ’a gönderilmiştir[40].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ