ARKEOLOJİK VE YAZILI KAYNAKLARA GÖRE MAVERAÜNNEHİR TÜRKLERİ (M.S. VI- VIII. YÜZYILLAR)

ARKEOLOJİK VE YAZILI KAYNAKLARA GÖRE MAVERAÜNNEHİR TÜRKLERİ (M.S. VI- VIII. YÜZYILLAR)

Erken Orta Çağ Devri, güçlü bir Türk Hakanlık devletinin Orta Asya gibi yerleşik ve göçebe nüfusların şiddetli etnik ve kültürel karışımlardan geçtikleri bir yerde bulunduğu zamandır. Türk Hakanlığı’nın kurucularının unvanlarından olan “Türk” kelimesi, o zamanlar Orta Asya’nın Türkçe konuşan kavimleri arasında yaygın olarak kullanılıyordu.

Türklerin tarihi hakkında M.S. 6-8. yüzyıllara ait yazılı belgeler, konu hakkında her zaman kapsamlı bilgi içermeyebilir. Maveraünnehir Türkleri hakkındaki bilgiler eksik ve düzensizdir. Bu açıdan bakılırsa, arkeolojik malzemeler özel bir anlam kazanıp, yazılı kaynaklardan ayrı olarak göz önüne alınamazlar. Bunların tümünü kapsayan bir yaklaşımla, o zamanın tarihsel işlemleri hakkında daha açık ve doğru bir tablo çizebiliriz.

Bu bölgenin Türklerinin kültür tarihi ile bağlantılı olan şu veya bu konular hakkında belli miktarda bir çalışmanın son 10 yıl içerisinde yapıldığı kayda alınmalıdır.

Bu mevcut çalışma ise çeşitli kaynakların, her şeyden önce Maveraünnehir Türklerinin etnik- kültürel tarihi ile ilgili arkeolojik malzemelerin, kapsamlı bir analizinin uğraşısıdır. Ana odağın, Türkçe konuşan öncü kavimlerden birinin gelişim tarihi üzerine olduğunu kaydetmek gerekir, yani Türklerin tarihi üzerine. Bundan dolayı, “Türkler” terimi, esas somut ve ruhani kültüre sahip olan Türk Hakanlığı’nın kurucuları olan Türkler demektir.

Bu çalışma, Türk Hakanlığı’nın kurulduğu M.S. 6. yy. ortalarından, söz konusu olan bölgenin, yani Orta Seyhun havzası, Fergana, Sogdiyan ve Toharistan’ın, M.S. 8. yy.’da Arap istilasına kadar olan zaman çerçevesini kapsar. Kısmi olarak, M.S. 6-8. yy. somut kültüründe, yeni bulguların açıkça gösterdiği Aşağı Seyhun’un bazı bölgelerini de kapsamıştır.

Göktürk Hakanlığı Döneminde, kaynakların, Maveraünnehir’deki bazı Türkçe konuşan kavimlerin isimlerini buldukları kaydedilmeye değerdir. Bunlar, Türkler, Kumiciler, Karluklar, Halaçlar, Argular, Çoliler ve diğerleridir. Altay Türklerinin (Türkler-Tu’ku) kendine özgü kültürleri, arkeolojik malzemelerde izlerinin ortaya çıkmasına yol açar.

Altay-Teles Türklerinin Arkeolojik Kültürleri

Altay-Teles Türklerinin kültürü (veya D. G. Savinov’a göre, Kuray kültürü), kendi gelişmesi esnasında ardarda gelen ve Orta Asya devletinin hakimiyetiyle aynı zaman diliminde olan aşamalardan geçerek oluşmuştur.

Araştırmacılar, Altay-Teles Türklerinin kültür gelişimini 4 döneme ayırırlar: Kudrıgin (M.S. 6-7. yy.), Katandin (M.S. 7-8. yy.), Tuektin (M.S. 8-9. yy.), Kara-Çogin (M.S. 9-10. yy.).

4. dönem, bizim araştırmamızın kronolojik çerçevesine girmediğinden, sadece 3 gelişme dönemini detaylı olarak dikkate alacağız.

Kudrıgin Dönemi (İ.Ö. 6-7. yy.): Bu tarihten itibaren, gömülen insanların doğuya doğru yönlendirilmeleri, Altay-Teles Türklerini, kültüründe belirleyici bir etken olmuştur.

Kudrıge mezar tepeciğindeki mezarların çoğu ile başka höyüklerdeki ayrı mezar yerleri (Katanda, Tuekta, Ulug-Horum, Kara-Kucur vs.), Kudrıgin Dönemi’ne aittir.

Bahsi geçen 6-7. yy.’dan kalma atların da bulunduğu mezarlar, Güney Sibirya ve Orta Asya’nın değişik bölgelerine, kültürel bir birlik oluşturmadan, dağılmışlardır, fakat aynı dönemlerde var olmuş olmaları, bir gömme ayininin ortak özellikleri ve mevcut eşyalara eşlik eden parçaların birbirlerine benzerlik göstermeleri sayesinde, kesinlikle kanıtlanmıştır. Bu parçalar, dış dekorasyonlarının sadelikleri gibi küçük noktalarda birbirlerinden farklılık gösterirler. Bunların arasında yayların arkası uzun levhalar, üç ağızlı ok uçları, delik kulaklı üzengiler, şekilli kemer tokaları, geniş kemerli eyerler, üstü yuvarlak kemik tokalar vs….bulunur.[1] Ayrıca, kemer ve zırh takımlarında bitkisel süsleme sanatının ileri metotlarının yoksunluğu ile İ.S. 6-7. yy.’da gömülen malzemelerdeki herhangi bir sosyal farklılık izi bulunmaması, karakteristik bir özellik olarak kaydedilebilir.

Katandin Dönemi (M.S. 7-8. yy.): Bu dönemde doğuya yönelmiş (nadir olarak kuzey ve kuzeydoğu) höyük altı gömüleri dönemin karakterini gösteren özelliktir; onlara eşlik eden at cesetleri, genellikle ters yöne doğru yöneltilip, mezar çukurunun güney kısmında, tümsekte, insandan, kaya parçaları ve ağaç çivileri ile bölücü bir duvarla ayrılmış şekilde bulunmaktadırlar. Mevcut eşyalara eşlik eden tipik parçaların içinde düğme delikli düz levhaları, kemik veya demir eyerleri, süslemesiz, geometrik şekilli, yumuşak metal levhaları, ufak korumalıklı, oval şeklindeki tokaları, “saltov tipinde” küpeleri belirtmeye değer. Önceki zamanlardaki gibi, Katandin Dönemi kemer ve dizgin takımı eşyalarının çoğunluğu, bitkisel süslemeden yoksun kalmıştır. Katandin gömülerinde malzemeler göz önüne alınırsa, sosyal farklılık özellikleri ifade edilememiştir.[2]

M.S. 7-8. yy.’da, gerçek Türk ve yerli Teles kavimlerinin yer aldığı, Altay-Teles Türk kültürü oluşumu tamamlanmıştı.

Tuektin Dönemi (M.S. 8-9. yy.): Altay-Teles Türk kültürünün gelişmesi, İkinci Göktürk Hakanlığı’nın düşmesi ve Orta Asya’da Uygur Hakanlığı’nın egemenlik kurması dönemine rastlar. O zamanlarda, Altay, Tuva ve Moğolistan’da bilinen at mezarlarının kendilerine ait birkaç kültürel farklılık özellikleri vardı. Bu mezarlarda, Güney Sibirya’da daha önce karşılaşılmayan eşyalar bulunuyordu; demir kazan, “saltov tipinde” baltalar, metalden harp şekilli askılı kolyeler vs. Katandin serilerinden farklı olarak, 8-9. yy. eşyaları kalp, kanat şekilli motiflerle süslenmiştir. Kemer takımlarının metal levhalarının köşeleri sık oymalı, bitki süslemeleri zengin, eşyaların etrafları daha zariftir. Bazı mezarlar, mevcut malların arasındaki bazı eşya takımlarında titizlikle ifade edilen ve onları bırakan halkın sosyal imtiyaz durumunu gösteren “servet” vasıtasıyla ayrıcalık gösterir. Genellikle, M.S. 8-9. yy.’daki mezarlıklardan olan eşyaların tümü önceki Katandin geleneklerini gelişmelerine de bağlı olarak daha niteliksel bir şekilde devam ettirirler.[3]

Malzemelerin, günümüzde yapılan tarafsız değerlendirmesi, Maveraünnehir’in Türk Hakanlığı’na katılmasından önce bile, burada önemli sayıda Türkçe konuşan halkların yaşadığının tahmin edilmesine yol açıyor.

Orta Seyhun’daki Türkler

Bir bütün olarak, yazılı kaynaklardaki Seyhun Türkleri hakkındaki bilgilerin az ve noksan olduğunu kaydetmek gerekir. Taşkent bölgesi hakkında daha fazla bilgi bulunmaktadır.

6. yy.’ın ikinci yarısında, Çaç, Türk Hakanlığı’nın batı kanadının en kuvvetli vilayetlerinden biri olan Istemi-Kara-Çurin’in oğlunun himayetine girdi. Fakat, Çaç’ın, Türklerin en yüksek otoritesine olan esas bağlılığı, sadece, hakanın karargahına haraç göndermekle sınırlıydı.

Ton-Yabgu Kağan (618-630) zamanında, iç düzenlenmeye yönelik, hükümeti merkezileştirme amacıyla ciddi bir teşebbüs başlatıldı. Özellikle, Orta Asya yöneticilerinin Kağan’ın vekillerine dönüştürülmesine ve kendilerine uygun unvanlar verilmesine yönelik bir reform yayınlandı. Çaç’ta, yazılı kaynaklarda verilen bilgiye dayanarak, yönetici vekilin unvanı “tudun” idi.[4]

Çaç’ın Türk hükümdarları kendi madeni paralarını bastılar. L. S. Baratova Çaç’ın Türk hükümdarlarının şu madeni para gruplarını öne çıkarıyor: Yüz tarafında “sir hakan parası” yazılı madeni para (M.S. 8. yy. ortası); Fernbag’da basım yerinin ismi ile olan grup (7-8. yy. başı); unvan ve ismi “tudun Satachar” olan grup (M.S. 8. yy. başı); Türk hükümdarının yazıtı ile olan grup (M.S. 7. yy.); Çaç’ın çatal şeklindeki işareti olan grup (7-8. yy. başı). 8.yy. ortasında Nucket’te yüz tarafında “Nanchu (Banchu) Ertegin Kral” yazılı baskılı madeni paralar vardı. Orta Seyhun’un, Çaç dahil, yer adları, bölgede, erken Orta Çağ Dönemi’nde, önemli sayıda Türkçe konuşan halkın bulunduğunu ispatlar. Taşkent vahasının bazı nehirlerinin ve şehirlerinin isimleri -Çadgal “Çakal”, Itlık, sabılık “Saylık” ve diğerleri- eski Türk tabakasına atfedilebilir.[5]

İ.Ö. 6. yy.’da Seyhun’daki Djetyasar arazisinde Türklerin somut kültürleri bulunmuştur. Djetyasar arazisi toprakları üzerinde bulunan eski Türk yazıtları büyük bir önem taşır. Altynasar eski yerleşim yeri kazılarısırasında, odalardan birinde -kültürel tabakada- M.S. 6-8. yy.’a ait tipik bir Djetyasar testisi parçaları bulunmuştur. Testinin köşe ve boyun parçaları, pişirilmemiş kil toprak üzerine kazılmış runik alfabeli işaret yazılarını içeriyordu. Bu yazıt birbirine dik olan iki satırdan oluşuyor.[6]

S. G. Klyashtorniy’nin görüşüne göre, bu yazıt, runik eski Türk yazısının Doğu Avrupa tipinin bir eseridir. Bir başka uzman, I. L. Kyzlasov, bu yazıtı, kendi görüşüne göre, Açıktaş alfabesinin öne çıkan bir eseri olarak değerlendiriyor. Bu sorunun daha ileri düzeyde ve özellikle diğer yazıtlarla karşılaştırılarak yapılan bir araştırmasının Kazakistan’da yayınlanması (fakat I. L. Kyzlasov tarafından önemsenmemiştir) umut vericidir.

M.S. 6-8. yy.’da, Orta Seyhun’da Türklerin egemenliği altında yeni silah teçhizatları, süslemeler ve metal işlemeler geliştirildi. Güney Kazakistan yerleşim yerleri (Kuyruktöbe, Kuyk-Mardan vs.) ile mezar şehirlerinin (Kök-Mardan, Böriyeri vs.) erken Orta Çağ eski Türk eşyalarının çoğunluk ve özellikli olanlar sınıflandırmasında, saptanan eşyalar arasında kemer takımları çoğunluktadır. Bazı silahlar (mızrak uçları, koruyucu yay levhaları, zırh levhaları), at zırhları (eyer-kuşak kopçaları, zırh tokaları), iş aletleri ve süslemeler, özellikle küpeler, hem Sayano-Altay hem de Orta Asya Türklerinde ve ayrıca Güney Kazakistan halkı (Kuyruk-töbe, Cambul’daki Köz-töbe mezar şehrinde) eserlerinde tanınıyordu.[7]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ