ANTALYA’DA MİLLİ TEŞKİLATLANMA

ANTALYA’DA MİLLİ TEŞKİLATLANMA

Sömürgecilik yarışı on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden itibaren Almanya ve İtalya’nın katılması ile birlikte daha da hızlandı ve 1900’lerin başlarında askeri blokların ortaya çıkmasına neden oldu. Bu bloklardan ilki İngiltere, Fransa ve Rusya’nın başını çektiği Anlaşma Devletleri, diğeri de Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan oluşan Bağlaşık Devletlerdi.

Bloklar arasındaki mücadelenin silahlanma ile birlikte Avrupa’nın dahil olduğu büyük bir coğrafyanın hem siyasi hem de askeri yapısını değiştireceği aşikardı. Bu rekabetin ilerdeki günlerde Osmanlı topraklarına da sıçrayacağı, kazanan taraf için sonsuz yer üstü ve yer altı kaynakları ihtiva ettiğinden haberdar olan dönemin Osmanlı hükümeti, devletin varlığını devam ettirebilmek için iki bloktan birine dahil olmayı zorunlu görmekte idi. Bu maksatla önce Anlaşma Devletleriyle ittifak yapılması için teklif götürüldü. İngiltere, Fransa ve Rusya’nın kendi emellerini dikkate alarak bu teklifi ne kadar ciddiye aldıkları açıktır. Üstelik tarafsız kalması durumunda bile Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü garanti etmediler. Zaten savaşı kazanmaları durumunda verilen sözlerinde bir kıymeti yoktu.

Osmanlı Devleti bu durumda yeni arayışlara yöneldi. Neticede Almanya ile 2 Ağustos 1914’te Türk-Alman gizli ittifak antlaşması imzalandı.[1] Bundan sonrada 29 Ekim 1914’te Karadeniz’de Osmanlı filosunun Ruslara karşı yaptığı taarruzla fiili olarak savaşa girmiş ve 11 Kasım 1914’te İtilaf Devletlerine harp ilan etmiştir. Almanya ve müttefiklerinin kazanması halinde Osmanlı Devleti siyasi varlığını müdafaa ettiği gibi Kars, Ardahan ve Batum’u geri alabilir, Balkan Savaşı’nda uğranılan bir kısım zararlarda telafi edilebilirdi.[2]

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle bir çok cephede dört yıl savaşılan bir süreç başlamış, bu süreçte Boğazlar üstün kuvvetlere karşı savunulmuş ve kapalı tutulmuş, harbin en az iki yıl uzatılması ve Rus Çarlık idaresinin yıkılması mümkün olmuştu.

Birinci Dünya Harbi sırasında İtilaf Devletleri ağır savaşlardan yenilgilerle çıkan Osmanlı Devleti’ni paylaşmak için gizli antlaşmalar yaptılar. Bunun nedeni de Rusya’nın Boğazlar konusundaki çabaları ve Osmanlı Devleti’nin geleceği hakkındaki mesele idi.

Bu antlaşmalar şöyle idi:[3]

  • İstanbul ve Boğazları Rusya’ya bırakan 4 Mart-10 Nisan 1915 İngiliz, Fransız, Rus anlaşması.
  • Harbe girmeden önce karşılığını sağlam isteyen İtalya’ya “Antalya, Güney Anadolu ve Akdeniz kıyılarında adilane bir pay” verilmesini kabul eden, İngiltere, Fransa ve İtalya arasındaki 26 Nisan 1915 Londra Antlaşması.
  • Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye ve diğer Arap memleketleri hakkında 3 Ocak 1916 “Sykes¬Picot” anlaşması.
  • 26 Nisan 1916 İngiliz, Rus, Fransız “Petesburg” antlaşması. Buna göre, Fransa ve Rusya’nın Sivas-Kayseri-Mersin çizgisi doğusundaki bölgeyi ilhaka hakları olduğu kabul edilmişti.
  • 9-16 Mayıs 1916 “Sykes-Picot” Antlaşması. Bu antlaşma, daha önceki iki uzman arasında yapılmış olan 3 Ocak 1916 tarihli sözleşmeyi tamamlamıştı.
  • İtalya’da; St. Jean-Maurienne’de (19-21 Nisan 1917) İtalya İzmir ile birlikte Batı Anadolu’nun kendisine ilhakını İngiltere ve Fransa’ya kabul ettirdiği gibi ilhak edilecek bölgenin kuzeyinde hemen Marmara’ya yakın bir İtalyan nüfuz bölgesi elde etti.

Böylece dört devlet tarafından (İngiltere-Fransa-İtalya-Rusya) paylaşılması düşünülen Osmanlı Devleti, Kastamonu, Ankara, Eskişehir ve Bursa vilayetinin bir kısmından ibaret küçük bir devlet haline dönüştürülmek istendi.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı hükümeti tarafından İspanya aracılığı ile Wilson’a mütareke isteği bildirildi. Fakat buna bir cevap alınamadı. Bunun üzerine, İzzet Paşa Hükümeti İstanbul’da esir olan İngiliz Generali Towshend aracılığı ile Amiral Calthorpe’a mütareke isteğini tekrar belirti. Taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucunda 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı.

Mütareke ile birlikte, İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti’ni paylaşma projelerini uygulama imkanı buldular. Bunda en büyük hisseyi alacak olan İngiltere, Osmanlı ordusunun silahsızlandırılmasını, terhisini ve Osmanlı Devleti’nin müdafaasız bir hale getirilmesini istiyordu. Nitekim İngiltere bunu 16 Mart 1920 günü İstanbul’u işgal eden kuvvetlerin başında olmasıyla gösterdi.

Mondros Mütarekesi tesir ve devamı bakımından geçici bir mahiyet taşımaktan çok uzaktı. Bu mütareke Osmanlı Devleti için yeni dönemin başlangıcı idi ve aynı zamanda yeni Türkiye’nin doğuşuna neden olacaktı. Mondros Mütarekesi’nin en önemli maddeleri arasında; Boğazların işgal edilmesi, askerlerin terhis edilmesi, altı vilayette karışıklık çıkması durumunda işgal edilmesi, demiryollarının itilaf memurları emrine verilmesi, önemli stratejik noktaların işgali gibi çok ağır maddelerin kabul edilmiş olduğunu görmekteyiz.

Böylece İtilaf Devletlerinin niyetleri su yüzünü çıktı. Bunlardan biri olan İtalya 19. yüzyılda bütün Avrupa devletleri gibi sömürgecilik faaliyetlerini sürdürerek Eylül 1911’de Trablus ve Bingazi’ye saldırmıştı. Savaş sonunda da yapılan Uşi Antlaşması ile Trablus, Bingazi ve Oniki adalara sahip olma yolunda önemli adımlar attı.[4]

Birinci Dünya Savaşı’na İtalya’nın girmesinde, Türk toprakları üzerindeki emellerinin çok önemli bir rolü olduğu, savaş sırasında yaptığı gizli anlaşmalarda da görülmektedir. Londra Antlaşması olarak bilinen 26 Nisan 1915’te imzalanan antlaşmaya göre İtalya’ya Güney Batı Anadolu’dan topraklar vaat ediliyordu.[5] Antalya ve çevresi İtalya’ya verilirken, ayrıca Avusturya’dan ve Arnavutluk’tan alacağı yerlerinde tespit edildiği on altı maddelik bu antlaşmanın dokuzuncu maddesi, Anadolu’nun taksimine aittir. Şöyle açıklanmıştır: “Eğer bu savaş boyunca Fransa, Büyük Britanya ve Rusya, Asya Türkiyesi’nde yerler işgal ederlerse Antalya iline yakın olan Akdeniz Bölgesi İtalya’ya ayrılacaktır.[6] Bununla birlikte Anadolu’da menfaatleri olan İtalya, Sykes-Picot anlaşmasından haberi olmadığı için İtilaf devletlerine baskı yaparak yeni bir gizli antlaşma yapılmasını istemiştir. St. Jean de Maurenne Antlaşması olarak bilinen bu antlaşmaya göre İzmir bölgesi de İtalya’ya vaat edilmişti. Ancak Rusya’nın da bunu onaylaması gerekiyordu. Rusya’da kurulan Bolşevik rejimi bunun hükümsüz sayılmasına neden oldu.

Kısaca Türk toprakları üzerinde emelleri olan İtalya, önce Trablusgarb’ı daha sonrada Anadolu topraklarını istila etmek amacını ortaya koymuştur. Bu emellerini ilk fırsatta uygulamaya koyan İtalya, Antalya, Burdur ve Batı Anadolu’nun bazı kesimlerine askerlerini çıkardı.

Antalya’nın işgal edilmesinden önce İtalya’nın ve zararlı cemiyetlerin bölgede bazı faaliyetlerde bulundukları bir gerçekti. Trablusgarp Savaşı’ndan sonra İtalya’nın Antalya konsolosluğuna Marki Faranti atandı ve çok iyi bir siyaset izleyerek halkın güvenini kazandı. İşgal sırasında Marki siyasal müşavir olarak ön saflarda idi. Amacı Osmanlı hükümetinin nüfuz ve yetkisini kırmak, oradaki tek yetkili mercinin İtalya’ya ait olduğunu göstermekti.[7]

İtalyanların Antalya’yı işgal etmelerinden önce bütün zararlı cemiyetlerin temsilcileri gibi İstanbul Rum Patrikhanesi’nde bulunan “Mavri-Mira Heyeti”de bütün vilayetlerde propaganda yapmakla meşguldü.[8] Ermeni Patriği “Zaven Efendi” de Rum Heyetiyle beraber hareket ediyordu. Mütarekenin imzalanmasından sonra “Dr. Yakavos” İzmir’e gelerek Metropolit “Hirisostomos”[9] ile temasta bulunuyor, Antalya’da ne suretle hareket edeceği hakkında talimat alıyor, bunu müteakip Metropolit tarafından bir kaç balya askeri elbise Antalya limanına çıkarılıyor[10] ve daha sonra bunlar cephelerde kullanılıyordu.

1919 başlarında Marmaris’in işgalinden sonra İtalyanların Antalya başta olmak üzere Konya, Burdur, Muğla ve çevrelerini işgal edecekleri kesindi. Fransız Başbakanı Celemenceau, 3 Ocak 1919’da İtalyanların Antalya’yı işgaline razı oldu. Ancak İtalyanlar Antalya’yı hemen işgal etmediler,[11] önce mahalli hükümetten “İtalyan kontrol memuruna bir oda tahsis” edilmesini sağladılar, şehirde bir telsiz istasyonu kurdular ve okul açmak üzere rahip, rahibe ve öğretmenler getirdiler. Daha sonra da bazı mahkumların ceza evinden kaçmalarını, Antalya’dan Burdur’a giden posta arabasının 27 Mart’ta soyulmasını, aynı günün gecesinde Antalya’daki Hıristiyan mahallesinde bir kutu barutun patlamasını sağladılar. Bütün bu olanları da güvensizliğe örnek göstererek, önce Antalya’daki rahibelerin oturduğu binaya iki yüz İtalyan askeri yerleştirdiler ve 28 Mart 1919 günü öğleden sonrada şehri işgal ettiler.

İşgalden sonra Deniz Albayı Çana Aleksandro bir beyanname yayınlayarak, işgal nedenlerini açıkladı.[12] Bu beyannamede; “işgalin Antalya halkı tarafından vaki olan istid’a üzerine” asayişi korumak için yapıldığını açıklamıştı.[13]

Bu olaylar Antalya Mutasarrıf vekilinin, 176. Piyade Alayı, 57. Tümen ve 17. Kolordu Komutanlığı’nın protesto etmelerine sebep oldu. Ancak hiçbir fiili müdahalede bulunulmadı.[14]

Resmi makamların bu protestosunun yanı sıra, Antalya halkının da işgale tepki göstermesi İtalyanları tedirgin etti. İtalyan temsilcisi Marki Faranti, Mutasarrıf vekili Talat Bey’e müracaat ederek, Antalya ileri gelenlerinden Zeki ve Emin Beylerin faaliyetlerinin siyasetlerine uygun olmadığı gerekçesiyle bunların kendilerine teslim edilmelerini istedi. Talat Bey durumu derhal İstanbul’a bildirdi. Dahiliye Nezareti 5 Haziran 1919’da gönderdiği cevabi şifrede adı geçenlerin İtalyanlara teslim edilmesini istedi. Böylece İtalyanlara teslim edilen Emin ve Zeki Beyler bir İtalyan vapuru ile Rodos’a gönderdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ