ANKARA İTİLAFNÂMESİ SONRASINDA İNGİLİZ DEĞERLENDİRMESİ

ANKARA İTİLAFNÂMESİ SONRASINDA İNGİLİZ DEĞERLENDİRMESİ

Bu çalışma, Fransızlarla imzalanan Ankara İtilafnamesi sonrasında İngilizlerin, Milli Mücadele’nin değişen iç ve dış politika şartlarına, Mustafa Kemal Paşa, Enver Paşa, Anadolu’daki İttihatçı oluşumlar ve Türk-Bolşevik ilişkilerine bakış açısını İngiliz belgelerindeki [Dışişleri Bakanlığı belgeleri (Foreign Office-FO) ve kabine tutanakları (Cabinet Papers-CAB)] yansımalarıyla irdelemeyi amaçlamaktadır.

Sakarya Meydan Muharebesi 13 Eylül 1921’de Türk ordusunun mutlak zaferi ile sonuçlandığı gün, Ankara Hükümeti’yle Fransa arasında antlaşma imzalamak amacıyla gönderilen Franklin Bouillon da Paris’ten İstanbul’a gelmişti.[1] Böylece, 13 Ekim’de Kafkasötesi cumhuriyetleriyle Kars Antlaşması ve 20 Ekim’de Fransızlarla Ankara İtilafnamesi’nin imzalanması, Yunanlılara karşı Sakarya’da kazanılan askeri zaferin yarattığı bu olumlu ortamda gerçekleşecek; Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Türk Milli Mücadelesi’nin askeri başarısı, diplomatik cephedeki muhtelif göstergeleriyle pekişecekti.

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Muharebesi sonrasındaki olumlu tabloyu şöyle aktarıyordu: “…bugün memleketimizin hakiki menfaatini temin edecek gündeyiz ve bunu bize, bu Sakarya muzafferiyeti temin etmiştir. Biliyorsunuz Fransız murahhaslarıyla müzakere cereyan ediyor. İngilizlerle İstanbul’da temasımız vardır. Kars’ta konferans devam ediyor. İtalyanların müracaatları vardır”. Ancak, Milli Mücadele adına atılması gereken adımların henüz bitmediği de bir gerçekti. Bu gerçek, Mustafa Kemal’in şu sözlerinde hayat bulmaktaydı: “gayet kuvvetli bir cephe ile karşılarına çıkmazsak, hepsi teması keser ve çantalarını alır giderler”.[2] Mustafa Kemal’in oluşturmak isteği kuvvetli cephe, çok boyutlu ve kapsamlı olduğu kadar, hem Sovyet Rusya hem de İtilaf devletlerine yönelik politikalarda hassas ayarların dikkatle yapıldığı bir mücadele sahasıydı.

Fransa ile yapılan Ankara İtilafnamesi, de facto Ankara yönetiminin ilk kez bir İtilaf devleti tarafından tanınması, Kilikya’nın boşaltılması, Anadolu’nun -Hatay dışında- bugünkü güney sınırının belirlenmesi şeklinde kapsamlı bir anlam ve önem ifade etmekteydi.[3]

Diğer yandan, Milli Mücadele’nin Bolşevik Rusya’yı ikincil plana itmiş olabileceği şüphesini de bünyesinde barındırıyordu. Aslında Ankara ile Moskova arasındaki gerginlik daha Sakarya Muharebesi sırasında, yani eski İttihatçı lider Enver Paşa’nın Milli Mücadele’de yönetimsel rol oynamak için Batum’dan Anadolu’ya geçme çabasında bulunduğu bir dönemde, yoğun bir şekilde hissedilmişti. Ancak Sakarya zaferi, Sonyel’in deyimiyle, Enver’in Mustafa Kemal’e yönelik ‘açık düellosu’nu sonuçsuz bırakmış ve Sovyet Rusya’nın Anadolu’yu Enver Paşa aracılığıyla Bolşevikleştirme planlarını altüst etmişti.[4] Enver Paşa’nın Batum’da bulunduğu sırada, İttihatçılığın merkezi Trabzon’da Enverciler ‘Bozuk Parti’ ismiyle bir örgüt bile oluşturmuşlardı.[5] Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın ifadesiyle, bu cemiyetin Enver Paşa ve arkadaşları adına Ankara hükümetine bir darbe yapmaya yönelik faaliyetleri, “haricin fikri”ydi. Ancak Karabekir’in de saptadığı üzere, Sakarya zaferi sonrasında Bolşevikler artık Enver’le yol almanın mümkün olamayacağının muhtemelen farkına varmışlardı.[6]

Ankara İtilafnamesi imzalandıktan sonra, Anadolu’ya yönelik Bolşevik ilgisi varlığını sürdürürken, Ankara yönetimi ise Bolşeviklerden Misak-ı Milli’nin Batı’ya tanıtılmasında, cephane ve mali destek temini konularında yardım beklemeye devam etmekteydi. Bu amaçla Mustafa Kemal Paşa, 20 Kasım 1921 günü Moskova’daki büyükelçi Ali Fuat Paşa’ya yolladığı talimatta, Bolşeviklerin Türk dostluğundan şüpheye düşürülmemesini ve Misak-ı Milli çerçevesinde uzlaşmada Ankara- Londra arasında aracı görevini üstlenmelerinin teminini; Ankara İtilafnamesi’nde Bolşevik Rusya ve diğer Sovyet Cumhuriyetlerini ilgilendirecek hiçbir maddenin bulunmadığının kendilerine tekrar edilmesini önemle vurguluyordu.[7] Ancak Ankara İtilafnamesi’yle ilgili İngiliz propagandası Rus cephesinde uzun süreli bir tedirginlik yarattığından, Ukrayna başkomutanı General Frunze 19 Aralık 1921’de, olumsuzlukların giderilmesine yönelik bir dostluk antlaşması yapmak amacıyla Ankara’ya gelecekti.[8]

Mustafa Kemal ayrıca, Türk-Bolşevik ilişkileri çerçevesinde, Milli Mücadele’den kopuk ama dolaylı bir irtibat boyutu olan sürgündeki İttihatçı liderler Enver ve Cemal Paşa’nın Rusya ve Afganistan’daki faaliyetlerini izlemeyi de ihmal etmiyordu. Yaklaşık iki yıldır Moskova denetimli bir çizgide faaliyet gösteren ve iyi ilişkiler içinde olmadığı Enver Paşa’dan elini yıkamış görünürken, Afganistan’daki Cemal Paşa ile irtibatını sürdürmek niyetindeydi.[9] Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği 26 Kasım tarihli telgrafında, Cemal Paşa’nın Enver Paşa ile ilişkisini kesmesi gerektiğini vurguluyor; bu konuyu ‘açıkça’ Cemal Paşa’ya iletmesini istiyordu.[10] Gerçekten de bu tarihlerde oldukça karmaşık ilişkiler ağında ilerleyen Enver Paşa, Moskova’yı bile şaşırtacak kadar yeni bir rota tayin etmekle uğraşıyordu.

Enver Paşa, Sakarya Muharebesi sırasında Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’de liderliği ele geçirmek için zaman kollamıştı. Nitekim bu tarihlerdeki İngiliz kabine tutanakları, Enver Paşa’nın Bolşevikler ile Anadolu’daki Türkiye Komünist Partisi’ni birbiriyle irtibatlandıran ‘en değerli bağlantı (the most valuable link)’ olduğu ve Envercilerle komünistlerin eşanlamlı (synonymous) olduğu yönünde bilgiler içermekteydi. İngilizler -yine bu tarihlerde- Mustafa Kemal’in, Enver’in Anadolu ve Almanya’daki uzantılarından, Türkistan ve Afganistan’daki faaliyetlerinden çekindiği; gizli Türk komünist organizasyonlarının bir süredir İstanbul’da üslendiği ve ittihatçılarla ortak hedefler etrafında irtibata geçerek gizli bir şekilde örgütlendikleri; Bolşeviklerin ise -Dağıstan ve Azerbaycan’da yaptıkları gibi- Türk komünistlerini Anadolu’daki planlarına alet edecek şekilde kullanmak istedikleri yönünde muhtelif haberler elde ediyorlardı.[11] Ancak Sakarya zaferi Mustafa Kemal Paşa komutasında kazanılmıştı. Dolayısıyla, Enver Paşa için Anadolu hareketinin liderliğini ele geçirme ihtimali artık tamamen yokolmuştu. Bu anlamda, Enver Paşa’nın, 8 Kasım 1921’de “ava gidiyorum” bahanesiyle Buhara uzerinden Türkistan seferine yönelmesi,[12] yerinde bir zamanlamaydı; ve aslında, Enver Paşa’nın hayatı ve ideallerinin geneline bakıldığında pek de sürpriz değildi.

Batum’da Anadolu liderliğine yönelik hayalleri gerçekleşmeyen Enver Paşa, Ankara İtilafnamesi sonrasında artık bambaşka bir kimlikle, Bolşevik karşıtı kimliğiyle, mücadelesine Türkistan’da devam edecekti. Enver Paşa’nın Batum’dan ayrılmasından sonra amcası Halil Paşa (Kut)’nın işittiği ve aktardığı şekliyle, Ruslar, Enver Paşa ile Cemal Paşa’nın Türkistan’da birleşerek görüşmelerini bilinçli olarak önlemişlerdi ve Enver Paşa, Cemal Paşa’yı Buhara’da bulamamıştı. Bu durum da onu umutsuzluğa, karşısındakilerin iyi niyetli olmadıkları inancına itmiş ve ‘Asya ihtilali’ konusunda daha önceden ertelemiş olduğu kararını uygulamaya koymasında etkili olmuştu.[13] Ayrıca ihtimal dahilindeydi ki, Sakarya zaferinden sonra, amacını aşan faaliyetler içine giren Yeşil Ordu Cemiyeti ile yeraltı Komünist Fırkası mensupları hakkında takibat başlayınca, Gürün’ün de vurguladığı gibi, artık Rusların ilgisini tamamen kaybettiğini gören Enver Paşa Buhara’ya gitmekten başka çare görememişti.[14]

İşte tam bu tarihlerde Afganistan’la ilgili görüşmeler yapmak için Moskova’dan Almanya’ya gitme hazırlığı içinde olan Cemal Paşa, Buhara’ya gittiğini öğrendiği Enver Paşa’yı tekrar Moskova çizgisine çekmek için büyük bir gayret sarfediyordu. 15 Kasım’da Cemal Paşa Berlin’den Enver’e: “…Doktor Nazım ile beraber serian Moskova’ya avdet et. Halil ve Küçük Talat’ı İran’a gönderme. Onların dahi hemen Moskova’ya gelmelerini temin et. Ve kendin vakit kaybetmeden Berlin’e gel. Oradan da Malta’dan çıkmış olanlarla birlikte bir umumi kongre akdedelim”[15] çağrısında bulunuyordu. Fakat, artık biraz geç kalınmıştı.

Ankara İtilafnamesi sonrasında İngiliz cephesine bakıldığında ise, İngilizlerin bir yandan yaklaşık onbir ay sürdürdükleri Afgan görüşmelerini 15 Kasım’da sonuçlandırarak Afganistan’ın bağımsızlığını tanıma aşamasına geldikleri,[16] diğer yandan da Ankara İtilafnamesi’nin gizli tarafları bulunduğuna dair propaganda yaptıkları görülmekteydi. İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Franklin-Bouillon’un sonuçlandırdığı bu Türk-Fransız İtilafnamesini bir türlü içine sindiremiyordu. İtilafnamenin Fransız Başbakanı Aristide Briand’ın kendi ülkesinde bile ciddi bir şekilde eleştirilmesine neden olduğunu ve Fransa’da bu itilafnamenin genelde ‘İngiltere’ye dostça olmayan ve nihayetinde Ermenilere ihanet eden’ bir nitelikte algılandığını iddia ediyordu.[17] Curzon’a göre bu itilafname, Franklin-Bouillon tarafından yürütüldüğü, İngilizlere danışılmadığı, Sevr Barış Antlaşması’ndan ödün verilmesi anlamına geldiği ve İtilaf Devletleri birlikteliğine bir darbe olduğu için hem İngiltere hem de Fransa’da ciddi eleştirilere hedef olmuş ve Briand yönetiminin geleceğini de riske atmıştı.[18]

Kısacası Lord Curzon, Kilikya’da seksen bin askeri bulunan Fransa’nın Milli Mücadelecilerle bir an önce bir antlaşmaya varmak istemesini haklı bulduğunu ifade ediyor; ama kendilerine bildirilmeden -hatta gizlenerek- yürütülmüş olan Franklin Bouillon görüşmelerinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemiyordu.[19]

Öte yandan, İstanbul’daki en üst düzeydeki İngiliz diplomatik temsilcisi Sir Horace Rumbold’a ulaşan bilgilere göre, Sakarya zaferi sonrasında Ankara’da hakim olan hava, bir kez daha, Milli Mücadeleci cephede ‘uzlaşmaz (intractable)’ bir bakış açısının egemen olacağına işaret etmekteydi. Ankara İtilafnamesi ise Milli Mücadelecilere, İtilaf Devletleri arasındaki dayanışmanın ne denli zayıf olduğunu göstermişti. Dahası Milli Mücadeleciler, İngiliz basınındaki bazı haberleri İngiltere’de kendilerine sempati beslendiği şeklinde yorumlamakta ve İrlanda sorununun gelişim evrelerini yakın bir ilgiyle izlemekteydiler. Kars Antlaşması, Milli Mücadelecilerin kuzey sınırını güvence altına almıştı. Milli Mücadeleciler İslam dünyasında güçlü bir merkezî pozisyona sahip olma yolundaki ümitlerini de tazelemekteydiler.[20]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ