ANADOLU’NUN TÜRK VATANI HALİNE GELMESİ

ANADOLU’NUN TÜRK VATANI HALİNE GELMESİ

3. Entelektüel Göçlerle Anadolu’nun Kültürel Bakımdan Türkleşmesi -Moğol Saldırıları Önünde Vukû Bulan Göçler-

XI. yüzyılın ortalarından itibaren ardı arkası kesilmeden devam eden Türk göçleri, bazen yavaşlamış, bazen de kesafeti artarak hızlanmıştır. Özellikle XIII. yüzyılda Anadolu’ya birçok yeni Türkmen aşiretinin gelmiş olduğunu görmekteyiz. Bunlardan bir bölümü Moğol ordularının önünden kaçan ve kendileri için bir sığınma yeri olarak kabul ettikleri Anadolu’ya gelmiş olan Türklerdir. Bir bölümü de doğrudan Moğol hanları tarafından Anadolu’da kendi egemenliklerini sağlamak üzere Moğol orduları ile birlikte gönderilen ve Anadolu’nun muhtelif yerlerine yerleştirilen Türk ve Moğol gruplarıdır.

Nitekim bir Bizans yazarı, Türklerin Moğollar önünden kaçışını tasvir ederken, aynı zamanda bu Moğol istilâsının kendileri için bir felâket gibi görünse de aksine bir mutluluk vesilesi olduğuna şöyle dikkat çekmektedir: “Moğollar tarafından püskürtülen Türkmenler (Anadolu’da) vilâyetleri istilâ ediyor ve Rumları sıkıştırıyorlardı. Onlar Moğollar önünden nasıl kadın gibi kaçıyorlarsa, Rumlara karşı da kendilerini öyle erkekçe gösteriyorlardı. Bu sebeple Moğol istilâsı onların felâketine değil, mutluluğuna sebep oluyor, kitleler halinde Paflaganya’dan (Paphlagonia: Çankırı ve Kastamonu bölgesi) ve Pamfilya’dan (Pamphylia: Antalya vilayeti) akıp geliyor ve Roma topraklarını yağma ediyorlardı.”[44]

Prof. Dr. Osman Turan, Moğol istilâsından kaçanların Anadolu’ya sığındıklarını belirttikten sonra, müteakip gelişmeleri şöyle değerlendirmektedir: “Bu Türkmenler burada Selçuk-İlhanî Devleti’nin tazyikiyle uçlarda yığılıyor ve buradaki göçebe kesâfetini arttırarak Bizans topraklarını fethe başlıyorlardı. Nitekim henüz İznik Rum Devleti’nin İstanbul’a naklinden (1261) önce Denizli bölgesinde 200.000, Kastamonu havâlisinde 100.000 ve Kütahya-Karahisar arasında da 30.000 (toplam 330.000) çadır, yani takriben üç milyon göçebe Türkmen bulunduğuna dair haberler yalnız Garbî (Batı) Anadolu uçlarında ne kadar bir nüfusun yığıldığını gösterir.”[45]

Böylece Moğol saldırılarına bağlı olarak Anadolu’ya gelmiş olan Türkmenler, bir yandan Anadolu’daki nüfus yapısını büyük ölçüde değiştirerek Türk nüfusunun artmasına, diğer yandan da dağlık bölgelerin, sahillerin ve özellikle XIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar hâlâ Bizanslıların elinde bulunan Batı Anadolu topraklarının Türkleşmesine ve İslamlaşmasına yol açmış oluyorlardı.

Bu dönemde gelmiş olanlar arasında; bilim adamları, sanat sahipleri, tüccar ve esnaf zümreleri ile çeşitli tarîkâtlara mensup şeyh ve dervişler bulunuyordu. Mevlânâ’nın babası Bahâüddin Veled, bilginlerin sultanı (sultân-ı ulemâ) olarak adlandırılırdı. Bir rivâyete göre beş yüz deve yükü kitabın yer aldığı bir kafile ile seyahat ederek Anadolu’ya gelmişlerdi. “Pîr-i Türkistan” Ahmed Yesevî, sadece hikmetler söyleyen bir şeyh değil aynı zamanda çevresinde öğrencileri de bulunan bir mürşîd idi. O, Hacı Bektaş Velî gibi birçok mürîdini Anadolu’ya göndermiş bir eğitici olmanın yanında, zanaat sahibi olmuş birçok “Abdalân” zümresinin de şeyhi idi. Bunun yanında, diğer Türk yurtlarından kopup Anadolu’ya gelmiş olan Türklerden müteşekkil başka tarîkat müntesibi dervişlerin bulunduğu da unutulmamalıdır.[46]

Hacı Bektaş Velâyetnâmesi’nde Oğuzların Anadolu’ya geliş sebepleri şöyle anlatılmaktadır: “Ol vakt kim Oğuz Padişahı Bayındır Han ve Beylerbeyisi Kazan Han ve Korkud Ata fevt olıcak Oğuz cemaati tefrika bulıcak taht ve saltanat Âl-i Selçuk’tan Sultan Selim Şah gazi hazretine değid, Diyar-ı Acem’i külliyen kendüye mukarrer ve musahhar eyledi dahı asker çeküp Rum mülküne (Anadolu’ya) geldi, Kayseriyyei feth eyledi, taht edinüp karar kıldı.”[47]

Aynı zamanda, daha Türkistan ve Mâverâünnehir’de toprağa sahip olmuş, yerleşik halkın işi olan çiftçilikle uğraşan Türklerin, beraberlerinde sâhip oldukları bu kültürü de getirerek Anadolu’da tarıma elverişli toprakları işlemeye başlamış olmaları da burayı yurt edinme arzu ve niyetlerini açıkça göstermektedir. Ayrıca onların hayvan yetiştirmede ve özellikle at terbiyesinde üzerinde tartışılmayacak derecede maharete sahip oldukları bilinmektedir.

Orta Asya’da İpek Yolu üzerinde bulunan Türklerin memleketleri, onların ticaret yapmaları için de elverişli bir imkan sağlıyordu. Bu bakımdan, Anadolu’ya gelenlerin ticarî faaliyetlerini burada da devam ettirmiş olmalarından daha tabii bir şey düşünülemez.

Müslüman-Türkler olarak Anadolu’ya gelmiş olan bu zümrelerin, Anadolu’da, Türkleşme ve İslâmlaşma hâdisesini birlikte gerçekleştirdiklerini söylemek hiç de garip bir ifade olarak karşılanmamalıdır. Zirâ Müslümanlığı benimsemiş olan bu Türkler, onun cihad ve gazâ fikirlerini kendilerine ideal edinerek “Allah adını yüceltme (İ‘lây-ı kelimetullâh)” uğruna gazâ yapmışlardır.

Anadolu’da vücûda getirdikleri yeni müesseseler de, bu Türklerin İslâm’a hizmet idealine ne kadar bağlı olduklarını göstermesi bakımından üzerinde durulacak bir husus olsa gerektir.[48]

Değerlendirme

Âşık Paşa bir beytinde;

“Kend’özün bilen bilür ki neyidi
İşbu mülke gelmeden kande idi”

derken kendisinin geldiği yerden kopmayarak, tıpkı Mevlânâ’nın “nây”ının koptuğu sazlığı unutmamasını hatırlattığı gibi bir düşünceye davet etmektedir. “Şecere-i Terâkime” müellifi de;

“Oğuz ili köçüp yürümedik yol bor mu,
İvin tutup olturmadık yurt bar mu.”

diye sorarken, Oğuzların her ile, ülkeye göç ettiklerini haber vermektedir.

“Türk tarihinde Kun, Göktürk, Selçuklu ve Osmanlı gibi tarihin azametli imparatorluklarını kuran kudretli ve büyük Oğuz kavmi Sir Deryâ havzasından Aral ve Hazar Denizi sâhillerinden garba (batıya) doğru göçerek binlerce kilometre uzakta bulunan Anadolu’ya gelmiş ve burasını takriben elli yıllık bir mücadele sonunda kendisine vatan yapmıştır. Anadolu, tarihinde, birçok kavim, din ve kültürlere sahne olduğu veya bunların kıtalar arası intikalinde köprü vazifesi gördüğü halde hiçbir zaman, Türk istilâsı devrinde olduğu gibi, etnik, dinî ve kültürel bakımlardan bu derece küllî ve süratli bir inkılâba uğramamıştı. Araplar, Emevîler ve Türk ordusu ile birlikte Abbasîler zamanında, iki asır kadar Anadolu’yu fethetmek ve İslâm’ın rakibi olan Bizans İmparatorluğu’nu çökertmek için giriştikleri fasılasız cihâd ve gâzalara rağmen bu büyük vazifeyi başaramamışlardı. Selçukluların az zamanda bu ülkeyi fetih ve kendilerine vatan yapmalarında Türk orduları yanında bir milletin toptan muhâcereti birinci derecede rol oynar. Gerçekten Anadolu ordulardan ziyâde bir milletin muhâcereti ve iskânı sâyesinde etnik simâsını tamamıyla ve âni olarak değiştirmiştir.

Anadolu bu ilk Türkleşme devrinden sonra da Türkistan’dan, göçebe ve yerleşik olarak, devamlı Türk muhâcirlerine sığınak olmuş ise de bu muahhar göçlerin en mühimini, şüphesiz, Moğol istilâsı önünden kaçan göçebe ve yerleşik halklar teşkil eder ve âdetâ ilk muhâcereti andıran sel gibi bir akın hâlini alır. Büyük bir hayatiyeti temsil eden bu yeni Türkmen göçleri Anadolu’nun bilhassa uçlarını fetheder ve Türkleştirir. Bu devrin nüfus hareketi sâyesinde önce Anadolu ucları tedricen ve muntazaman fethedilir ve Türkleşir; daha sonra da bu nüfus kesafeti Osmanlı fetihleri ile Balkanlar’a, Orta Avrupa’ya, Asya ve Afrika eyâletlerine yayılarak Türk hâkimiyetinin genişlemesine yardım eder.”[49]

Osman Turan’ın yukarıdaki ifâdelerinden de anlaşıldığı gibi, Anadolu’daki Türkmenler bağımsız yaşamayı sevmektedirler. Her ne kadar davet olunduklarında seferlere katılmak üzere beylerin veya sultanların emrine girmiş olsalar da, bu tâbiiyet geçici bir süre için olmakta, üstlendikleri görevleri tamamladıktan sonra yine bağımsız olarak yaşamak üzere kendi yurtlarına çekilmektedirler. Geçtiğimiz yüzyılın ortalarına kadar kendilerine “yörük” denilen ve konar göçer olarak yazın yaylaklarında, kışın da kışlaklarında yaşayan Türkmenlerin, Anadolu’yu vatan edinen Türkmenlerin soyundan geldiklerinde kuşku yoktur.

Bilindiği gibi, XI. yüzyıldan bugüne kadar Anadolu’da oluşmuş olan toplum hayatındaki hakim unsurun, Türklerle gelen yaşama biçimi olduğunu görüyoruz. Bu oluşum görmezlikten gelinerek Anadolu insanının bugünkü kültürü hakkında gerçekçi bir hükme varılamaz.

Zirâ Anadolu’ya gelen Türkmenler burada yerli halkla bütünleşerek kaynaşmış olmalarına rağmen, kendileriyle birlikte gelen kültür unsurlarını da yaşatmışlardır. Hatta yalnız yaşatmakla kalmamışlar, aynı zamanda yer yer onları hâkim unsur haline getirmişlerdir. İşte işlenmiş kültür budur. Dil olarak Türkçeyi konuşarak kültürün en önemli unsurunu Anadolu’da destanlaştırmışlardır. Hatta Türkçe tüm olumsuzluklara karşı direnmiş ve halkın kullanmaya devam ettiği bir kültür unsuru olmuştur.

Prof. Dr. Mehmet ŞEKER

Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 6 Sayfa: 269- 282


Dipnotlar :
[1] Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, (Çeviren: Yıldız Moran), İstanbul 1994, s. 204.
[2] Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, s. 81; Abdurrahman Küçük, Türklerin Anadolu’da Azınlıklara Hoşgörüsü, Erdem, Cilt: 8, Sayı: 23/II, Ankara 1996, s. 557; Azize Aktaş-Yaşa, Anadolu Selçukluları Dönemi Hoşgörü Ortamında Müslüman-Gayr-i Müslim İlişkileri, Erdem, Cilt: 8, Sayı: 23/II, s. 423; Ünver Günay, Anadolu’nun Dînî Tarihinde Çoğulculuk ve Hoşgörü, Erdem, Cilt: 8, Sayı: 22/I, Ankara 1996, s. 197; Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, II, İstanbul 1969, s. 162 vd.; Mehmet Şeker, Anadolu’da Birarada Yaşama Tecrübesi-Türkiye Selçukluları ve Osmanlılarda Müslim-Gayrimüslim İlişkileri-, Ankara 2000, s. 34-59; aynı müellif, Fetihlerle Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması, birinci baskı: İstanbul 1973; beşinci baskı: Ankara 1997, s. 107 v. d.
[3] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, İstanbul 1969, s. 145.
[4] Anonim, Selçuknâme, Çevirip yayınlayan: Feridun Nafiz Uzluk, Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi III, Ankara 1952, s. 23, 36; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971, s. 53-54.
[5] Azîmî, s. 361’den naklen Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 54.
[6] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 54-55.
[7] Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 195-200; aynı müellif, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 55-56.
[8] Sadreddin el-Hüseynî, Ahbarü’d-Devleti’s-Selçukiyye (çeviren: Necati Lügal), Ankara 1943, s. 49.
[9] Fuad Köprülü, Anadolu’da İslâmiyet, İstanbul 1996, s. 44. Etnolojik bakımdan Şâh İsmâil’in zamanında meydana gelen iskân hâdisesinin vücûda getirdiği gibi, dînî târih itibâriyle değişmelere yol açan başka hadiseler meydana gelmemiştir. Bkz. Köprülü, aynı eser, s. 85/11.
[10] Osman Turan, İktâ‘, İA. VI, 949-959; aynı müellif, Selçuklular ve İslâmiyet, İstanbul 1971, s. 61.
[11] Cladue Cahen, Türklerin Anadolu’ya İlk Girişleri (XI. Yüzyılın İkinci Yarısı) (Çeviren: Yaşar Yücel, Bahaedddin Yediyıldız), Belleten, Cilt: LI, Sayı: 201’den ayrı basım, Ankara 1988, s. 58.
[12] Faruk Sümer, Mengücekler, İA., VII, s. 713; Bu konuda ayrıca bkz. Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1973, s. 55-79; Necdet Sakaoğlu, Türk Anadolu’da Mengücek Oğulları, İstanbul 1971.
[13] Refik Turan, Dilmaç Oğulları Beyliği, Tarihte Türk Devletleri II, Ankara 1987, s. 469-472.
[14] İsmail Hakkı [Uzunçarşılı], Kitâbeler, İstanbul 1345, s. 43-44.
[15] Daha geniş örnekler için bkz. Zerrin Günal, Karasi Beyliği (Doktora Tezi 1991), İst. Ün. Edebiyat Fakültesi Genel Kitaplığı, s. 9-26.
[16] Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri I: Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s. 89-103; aynı müellif, Dânişmendliler, İ. A., III, 468-479; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 112-147; Abdülkerim Özaydın, Dânişmendliler, TDV. İ. A., VIII, İstanbul 1993, s. 469-474.
[17] Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 135, 156.
[18] Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 111-116.
[19] Refik Turan, Dilmaçoğulları Beyliği, Tarihte Türk Devletleri II, s. 469-472.
[20] Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 3-52; Faruk Sümer, “Saltuklular”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Sayı: III, Ankara 1971, s. 391-433; Mükrimin Halil Yınanç, Erzurum, İ. A., IV, 345-353; Refet Yınanç, Saltuklular (1072-1020), Tarihte Türk Devletleri II, s. 457-460.
[21] Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 83-129; Ali Sevim-Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi-Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi-, Ankara 1989, s. 215-217; Beyhan Karamağralı, Ahlat Mezartaşları, Ankara 1972, s. 111-260; Faruk Sümer, Ahlatşahlar, TDV. İ. A., II, İstanbul 1989, s. 24-28.
[22] Artuk Bey için bkz. Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 133-137; Ali Sevim, Artuk b. Eksük, TDV. İA., III, 414.
[23] Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 133-241; Çoşkun Alptekin, Artuklular, TDV. İA., III, 415-418; M. Fuad Köprülü, Artukoğulları, İA., I, 617.
[24] Beyhakî, Tarihu’l-Beyhakî, (Arapçaya Ter. Yahya el-Haşşab), Beyrut 1982, s. 665-691; Bundarî, Zubdatü’n-Nusra ve Nuhbetü’l-‘Usra, (Çeviren: Kıvameddin Burslan Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi), İstanbul 1943, s. 2-3; İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, Tercümesi İslam Tarihi (Çeviren: Abdülkerim Özaydın), IX, İstanbul 1991, s. 291-294; 361-370; Müneccimbaşı Ahmed b. Lüutfullah, Câmi‘u’d-Düvel Selçuklular Tarihi I (Yayına hazırlayan: Doç Dr. Ali Öngül), İzmir 2000, s. 6-16; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, s. 122-126.
[25] Müneccimbaşı, Câmi’u’d-Düvel, I, 17.
[26] Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 42-43; aynı müellif, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 2.
[27] Neşreden V. Minorsky, Marwazî on Chına, Turks, Londra 1942.
[28] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 9.
[29] Gregory Abu’l-Farac (Bar Hebraeus), Abu’l-Farac Tarihi I (Türkçe’ye çeviren: Ömer Rıza Doğrul), Ankara 1987, s. 293, 320; Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 52-53.
[30] Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 53; aynı müellif, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 14-15.
[31] Bundarî, Zübdetü’n-Nusra, s. 6-7.
[32] Abu’l-Farac Tarihi, I, 302; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 16.
[33] Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 82.
[34] Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 109; Gerek Osman Turan’ın adı geçen eserinde gerekse bu konuda yapılan diğer araştırmalarda bu dönemle ilgili göçlere dair bol örnekleri bulmak mümkündür. Örneğin bkz. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971; Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, (Tercüme: Yıldız Moran), İstanbul 1994; Mehmet Şeker, Fetihlerle Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması, İstanbul 1973; Osman Çetin, Selçuklu Müesseseleri ve Anadolu’da İslâm’ın Yayılışı, İstanbul 1981.
[35] İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, IX, 415.
[36] İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, s. 415, Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 17-18.
[37] Ebu’l-Ferec Tarihi, I, 306; İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, s. 454-455.
[38] Osman Turan, Doğu Anadolu Beylikleri Tarihi, I, 202.
[39] Osman Turan, Doğu Anadolu Beylikleri Tarihi, I, 203.
[40] Orhan Şaik Gökyay, Dedem Korkud’un Kitabı, İstanbul 1973, s. XC.
[41] Osman Turan, Doğu Anadolu Beylikleri Tarihi, s. 50-51.
[42] Burhâneddin Anevî, “Enîsü’l-Kulûb” (Neşreden: Fuad Köprülü), Belleten XXVII, Ankara 1943, s. 466.
[43] Bkz. Mehmet Şeker, Anadolu’da Türk Kültürünün Oluşması ve Unsurlarına Bir Bakış, Türk Yurdu, Cilt: 18, Mart-Nisan 1998, Sayı: 127-128, s. 133-138.
[44] Paul Wittek, Menteşe Beyliği (Çeviren: Orhan Şaik Gökyay), Ankara 1944, s. 16; Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, I, İstanbul 1970, s. 259.
[45] Osman Turan, Selçuklular Tarihi, s. 232.
[46] Mehmet Şeker, Anadolu’daki Türk Kültürünün Oluşması ve Unsurlarına Bir Bakış, s. 135.
[47] Orhan Şaik Gökyay, Dedem Korkud’un Kitabı, s. LXXII.
[48] Mehmet Şeker, Anadolu’daki Türk Kültürünün Oluşması ve Unsurlarına Bir Bakış, s. 136.
[49] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 40-41.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al