ANADOLU’DA HAÇLILARA KARŞI SAVAŞ (1097-1190)

ANADOLU’DA HAÇLILARA KARŞI SAVAŞ (1097-1190)

Haçlı seferleri sırasında (1096-1291) Anadolu, Haçlılar ile Türkler arasında önemli olaylara sahne olmuştur. Bu çalışmada, önce 1097-1190 yılları arasında, Anadolu’da iki taraf arasındaki askeri ilişkilerin bir özeti verildikten sonra Türklerin askeri gücü yüksek Haçlı ordusuyla yaptığı ilk savaşlar (İznik ve Eskişehir yakınlarındaki meydan savaşları) tasvir edilecek, ardından da Anadolu’da Haçlılara karşı var olma mücadelesi veren Türklerin, bu ordulara karşı uyguladığı strateji ve savaş metotları örneklerle ele alınacak, bu çerçevede Anadolu’dan geçmeye çalışan Haçlı ordularıyla yapılan savaşlar anlatılarak olaylara askerî açıdan bakılacaktır.

12. yüzyılda Anadolu’da Türklerle yapılan savaşlara katılmış olan görgü tanığı Frankların (Haçlıların) kayıtlarına öncelik verilmekle beraber. Albertus Aquensis ve Willermus Tyrensis gibi bu dönem hakkında iyi bilgi veren diğer çağdaş Latin kaynakları da tabiatıyla değerlendirilecektir. İslam dünyası, Haçlı Seferlerinin ilk safhasında bu hareketin gerçek mahiyetini kavrayamamış olduğundan, İslam kaynaklarında konuyla ilgili az ve hatalı bilgiler verilmiştir. Birinci Haçlı Seferi’nin doğurduğu sonuçlar karşısında, bu kaynaklardaki bilgiler çoğalsa da yine de, olayların Anadolu safhası hakkında verdikleri bilgiler yeterli değildir. Konuyla ilgili diğer çağdaş Bizans, Süryâni ve Ermeni kaynaklarındaki kayıtlar, çoğu zaman kısa olsa da, Latin kaynaklarının ifadelerini tamamlamakta veya doğrulamakta olduğu için göz önünde bulundurulacaktır.

1) 1097-1190 Yılları Arasında Anadolu’da Türkler ile Haçlılar Arasındaki Askeri İlişkilere Bir Bakış

11. yüzyıl sonlarında Türk dünyasının içine düştüğü kargaşa ortamından faydalanarak Anadolu ile birlikte bütün Yakındoğu’yu hâkimiyet altına almak için sahneye konan Haçlı Seferleri hareketi, Papa II. Urbanus’un Clermont Konsilin’de 27 Kasım 1095’de, dini motifleri ön plana alarak yaptığı çağrı ile resmen başladı[1]. Sadece şövalyeler değil, toplumun her kesiminden insanlar bu sefere büyük ilgi gösterdi. Papa tarafından yasaklandığı halde, kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar, hastalar bile sefer hazırlıklarına başladılar. Sefere katılacak herkesin Haçlı yemini etmesi ve seferin sembolü olarak kırmızı bezden yapılan bir haç işaretinin giysilerin omuzuna dikilmesi öngörüldü. Sefer kilisenin liderliğinde düzenlendiği için hareketin başına, bir kilise adamı ve papanın temsilcisi olarak le Puy piskoposu Adhemar tayin edildi. Papa Urbanus, seferin iaşesini sağlamak için bir deniz devletinin yardımını da sağladı. Cenova Cumhuriyeti 12 galeri ve 1 yük gemisini sefere tayin etmeye karar verdi. Bu arada bir çok Cenovalı Haçı kabul ederken İskoçya’dan, Danimarka’dan, İspanya’dan da pek çok kişi Haçlı yemini etmek üzere koşup gelmekteydi. Sefere katılacak olanlardan bazıları sefer masraflarını karşılayabilmek için mallarını ve arazilerini rehin veriyorlardı. Geri dönmeyi düşünmeyenler de her şeylerini kiliseye bağışlıyordu.

Seferin asıl askeri gücünü Haçlı seferine katılan asilzadelerin kumandasındaki 5 büyük ordu oluşturuyordu. Birinci Ordu: Fransa Kralı I. Philippe’in kardeşi Hugue de Vermandois’nın kumandasındaki Fransızlardan; ikinci ordu Aşağı Lorraina Dükü Godefroi de Bouillon’un kumandasındaki Fransızlardan oluşuyordu; üçüncü ordu Güney-İtalya Normanlarının reisi Bohemund’un kumandasındaydı; dördüncü ordu, Toulouse Kontu Raymond da St. Gilles’ın kumandasındaki Güney Fransızlarından oluşuyordu ve bu sefere katılan en büyük gruptu; Kuzey-Fransızlarından oluşan beşinci büyük haçlı ordusu da Normandia Dükü Robert ile eniştesi Champagne Kontu Etıenne de Blois ve kuzeni Flandre Kontu II. Robert’in müşterek idaresindeydi. Bu liderlerin yanında asalet sınıfına mensup bir çok ünlü şövalye ve bazı önemli kilise adamları vardı. Haçlı seferinin yaratacağı yeni imkânları göz önüne alan ve geri dönmeyi düşünmeyen Raymond de St. Gilles, Bohemund. Baudouin gibi liderler ailelerinin bir çok mensubunu, eşlerini ve çocuklarını da yanlarına alarak yola çıkmışlardı. Bunlardan Raymond de St. Gilles, büyük bir tören düzenleyerek hayatının geri kalan kısmını Kutsal topraklarda geçireceğini ilan etti. Sefer masraflarını karşılayabilmek için arazisinin bir kısmını sattı, bir kısmını da rehin verdi.

Haçlıların öncüleri durumunda olan. Pierre L’Ermitte’in idaresindeki yirmi bin kişilik disiplinsiz ve çapulcu kitlenin, İznik yakınında Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından imha edilmesinden (21 Ekim 1096) sonra, asillerin kumandasındaki asıl ordular arka arkaya İstanbul’a geldiler. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos. Batı’dan istediği ücretli asker yardımı yerine, Haçlılar adı altında değişik milletlerin katılımıyla sayısız insandan oluşan büyük orduların gelmekte olduğunu duyunca endişeye kapıldı ve güçlükle de olsa Haçlılardan vasallik yemini almayı başardı.

Birinci Haçlı Seferi orduları, ilk olarak Selçuklu başkenti İznik önündeki savaştan sonra şehrin Bizans’a teslim edilmesi (19 Haziran 1097), ardından Eskişehir (Dorylaion-1 Temmuz 1097) ve Ereğli’de Sultan I. Kılıç Arslan’a karşı kazandıkları zaferler sayesinde, büyük kayıplar verseler de güneye inmeyi başardılar ve Antakya’yı kuşattılar. Uzun süren bir kuşatmadan sonra 3 Haziran 1098’de şehir Haçlıların eline geçti. Büyük Selçuklu sultanının, Musul Valisi Kürboğa idaresinde şehre yardıma göndermiş olduğu birleşik Türk ordusu, 28 Haziran 1098’de, surlar önünde yapılan savaşta yenilgiye uğrayınca, Antakya kesin olarak kaybedildi. Ardından 1101 Yılı Haçlı Seferleri’ne karşı Anadolu’da varlığını koruma mücadelesi veren Türkler, uyguladıkları başarılı strateji ve taktikler sayesinde kendilerinden çok kalabalık olan üç ayrı Haçlı ordusunu Merzifon, Konya ve Ereğli’de imha ettiler.

Bu arada, Birinci Haçlı Seferi sırasında Anadolu’da Urfa ve Antakya’da kurulmuş olan Haçlı devletleri de Türk dünyasındaki kargaşa ortamından faydalanarak bölgede tutunmayı başarmışlar ve doğuya doğru genişleme gayreti içine girmişlerdi. Ancak, Mardin Emiri Artuklu Sökmen ve Musul Valisi Çökürmüş, 1104 yılında Harran önünde Haçlıları kesin bir yenilgiye uğratarak bu girişimlerine büyük bir darbe indirdiler. Üstelik Urfa Kontu Baudouin de Bourg ve kuzeni Joscelin de Courtenay Türklere esir düştüler. Ancak savaştan sonra iki Türk beyinin arası açılınca bu başarılarının sonucundan gereği gibi faydalanamayan Türkler, daha bu tarihte Urfa’yı geri alma fırsatını kaçırdılar. Böylece Çökürmüş, kendi kuvvetleriyle önce 19 Mayıs-2 Haziran 1104’te, sonra da 1105 yılında Urfa’yı iki kez kuşattı, ancak başarılı olamadı. Ardından Sultan I. Kılıç Arslan’ın 1106’daki Urfa kuşatması da sonuçsuz kaldı.

Türklerin, bölgedeki Latin istilasını engellemek için ilk büyük girişimleri, Büyük Selçuklu Devleti içinde yeniden birliği sağlayan Sultan Muhammed Tapar (1105-1118)’ın emriyle 1110 yılında başladı ve ilk olarak, İslam devletleri arasına kama gibi sokulmuş olan Urfa’daki Haçlı Kontluğu hedef alındı. Böylece Haçlılara karşı mücadeleyle görevlendirilen Musul Valisi Mevdûd, 1110, 1111 ve 1112 yıllarında Urfa’ya üç sefer düzenledi. Onun 1113 yılında. Batiniler tarafından öldürülmesinden sonra yerini alan ve Haçlılara karşı mücadeleyi devam ettiren Musul Valisi Aksungur el Porsuki de 1114’te Urfa bölgesini hedef aldı. İslam dünyasının karşı saldırıya geçtiği bu dönemde Haçlılar savunma durumunda kaldılar. Ancak, Antakya Haçlı Hükümdarı Roger, Muhammcd Tapar’ın emriyle Haçlılar üzerine yürüyen Hemedan Valisi Porsuk b. Porsuk’un kumandasındaki Selçuklu ordusunu, Tell-Dânis yakınında yenilgiye uğratınca (15 Eylül 1115) Roger ve Urfa Hükümdarı Joscelin savunma durumundan kurtulup yeniden bölgede ilerleyişe geçtiler. Fakat, Mardin-Halep Hükümdarı Artukoğlu İlgazi, güçlü kuvvetlerle Antakya’ya saldırınca ona meydan okuyan Roger, 28 Haziran 1119’da bütün kuvvetleriyle beraber imha edildi. Kanlı Meydan Savaşı (Ager Sanguinis), Haçlıların 1104’ten beri uğradıkları en büyük yenilgiydi. Antakya ordusu bu şekilde imha edilince, Haçlılar Asi Nehri’nin doğusunda Esârib. Zerdana, Sermin. Maarratü’n-Nûman, Kefertâb gibi bir çok yeri kaybettiler. Antakya da zapt edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Antakya’ya yardıma gelen Kudüs Kralı II. Baudouin şehri tehlikeden kurtardı. 14 Ağustos 1119’da Burc-u Hab yakınındaki uzun ve şiddetli mücadele sonunda hiçbir taraf açıkça galip gelemese de sonuç Frankların lehine oldu ve Baudouin kaybedilen bazı yerleri geri aldı. Böylece Kudüs Kralı Baudouin, 1126 yılına kadar Antakya’nın da idaresini üstlendi. 1119-1126 yılları arasında Baudouin ile Müslüman liderler arasındaki Antakya ile Halep arasındaki toprakları ele geçirme mücadelesi yaşandı. Frankların asıl hedefi Halep idi.

1122’de Antakya bölgesine bir sefer daha düzenleyen İlgazi, bu sefer sırasında ölünce, yeğeni Belek Haçlılarla mücadeleyi devam ettirdi. Bu arada, Antakya Prinkepsi II. Bohemund (1126-1130), Anazarba (Dilekkale) önünde Danışmendli Beyi Emir Gazi tarafından pusuya düşürülerek bütün ordusuyla beraber imha edildi (1130).

Aksungur el-Porsuki’nin ölümünden sonra 1127’de Musul’da iş başına geçen, 1128’de Halep’e de hâkim olarak Kuzey Suriye’de İslâm birliğini sağlayan İmâdeddin Zengi’nin, Haçlı devletleri üzerindeki baskısı gün geçtikçe arttı. Sonunda Zengi, üç haftadan fazla süren kuşatmadan sonra 24 Aralık 1144’de Urfa’yı Haçlılardan geri almayı başardı. Ancak, Urfa Kontu U. Joscelin, Tell-Bâşir ve civarında bir süre daha varlığını devam ettirme imkânı buldu ve 1146’da Zengi’nin ölümünden sonra Urfa’yı geri almaya teşebbüs etti, fakat Zengi’nin halefi Nureddin Mahmud bu girişimi sonuçsuz bıraktı.

Urfa’nın kaybı, Avrupa’da Haçlı ruhunu yeniden harekete geçirdi ve Doğu’da zor durumda olan Haçlılara yardım için bölgeye yeni bir sefer düzenlenmesine yol açtı. Böylece, 1147-48’deki İkinci Haçlı Seferi sırasında da Anadolu’da Haçlılar ile Türkler arasında büyük mücadeleler yaşandı. Türkler, önce gerilla taktiği ile hırpaladıkları Alman Haçlı ordusunu Dorylaion yakınında imha ettiler (26 Ekim 1147). Ardından Bizans’a ait Ege bölgesinden geçerek güneye inmeye çalışan Fransızları Honaz Dağı’nda pusuya düşürüp ağır kayıplar verdirdiler (7 Ocak 1148).

İkinci Haçlı Seferi’nin Anadolu ve Suriye’de uğranılan mağlubiyetlerden sonra fiyaskoyla son bulması üzerine, Musul ve Halep’in Türk hâkimi Nureddin Mahmud’un Suriye bölgesindeki nüfuz ve hâkimiyeti daha da arttı. Kısa bir süre sonra Antakya Prinkepsi Raymond, İnab Kalesi ile Gab Bataklığı arasında bir yerde yapılan savaşta Nureddin tarafından yenilgiye uğratıldı (29 Haziran 1149). Antakya ordusunun imhası ve bizzat prinkepsin ölümüyle sonuçlanan bu savaştan sonra Nureddin, Antakya topraklarında kolayca ilerledi; Hârım’i ve Ası Nehri Vadisi’nde Haçlıların elinde kalan son kale Efamiye’yi zapt etti (26 Temmuz 1149). Böylece Antakya Haçlı Devleti, sadece Antakya Ovası ve İskenderun Lâzıkiye arasındaki daracık kıyı bölgesi ile sınırlı kaldı. Haçlılar 1164’te Hârim’i geri aldılarsa da. 1164’te şehir surları önünde yapılan savaş, Nureddin’in zaferiyle sonuçlanınca şehri yine kaybettiler.

Nureddin Mahmud’un 1174’de ölümünden sonra halefi, Mısır ve Suriye Hükümdarı Selahaddin Eyyubi, Suriye ve Filistin’deki Haçlılara karşı mücadeleye devam etti. Sonunda 2 Ekim 1187’de, Kudüs’te 88 yıldır devam eden Haçlı hâkimiyetine son verdi. Bunun üzerine Kudüs’ü geri almak için düzenlenen ve Üçüncü Haçlı Seferi olarak adlandırılan harekât sırasında da Almanlar ile Türkler arasında Anadolu’da çatışmalar yaşandı (1190).

Hacli_Seferleri001[1]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al