ANADOLU VE ÇEVRESİ TÜRK İŞLEMELERİ

ANADOLU VE ÇEVRESİ TÜRK İŞLEMELERİ

Blindiği gibi kumaş, deri, keçe üzerine çeşitli iğnelerle iplikler kullanarak yapılan süslemeler olarak tanımlanan işlemelerin engin bir geçmişi ve seçkin örnekleri bulunmaktadır. Çeşitli zaman dilimlerinde, çok geniş coğrafyada yaşayan Türklerin Anadolu ve çevresinde geliştirdikleri sanatlardan biri olan işleme sanatı Selçuklu Dönemi, Beylikler Dönemi, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi ana başlıkları altında ele alınarak belli başlı örnekleri ve nitelikleriyle kısaca şöyle tanıtılabilir.

Selçuklu Dönemi

Türklerin Anadolu’daki işleme sanatı konusunda bilgi aktaran en değerli yazılı kaynak[1] bütün Türk boylarının kullandığı kelimelerden oluşan Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-ı Lügat it Türk” tür. Burada yer alan pamuk, piştik, kepezlik, yatuk, çek, kıdhız, barçın, keten, karış vb. gibi kelimeler işlemelerin yapılabileceği keçe, pamuk, yün, keten vb gibi gereçlerin; yiğne, yüksek, iğne ve yüksük vb. gibi araçların bu arada bir tür nakışlı keçe karşılığı “kimeske” terimi kullanılması ise keçe üzerine yapılan işlemelerin varlığını ortaya koymaktadır. Aynı kaynakta yazar iğne için iplik büktürme karşılığı “katturdu”, yama işi için “yamag”, teğel gibi sık dikmek için “sırışdı”, bezin ikiye katlanarak dikilmesi için “küpik”, ikileme dikiş için”kubidi”, seyrekçe dikmek için “kadıldı”, iplik iğneye saplandı için “sapıldı”, altın teller üzerine süslemeler yapmak için “çiknedi” ve boncuklama için “moncukladı” terimlerini kullanarak çeşitli işleme iğnelerinin uygulandığına işaret etmiş ve böylece Anadolu Selçukluları Dönemi’nde kullanılan terminoloji yanı sıra kullanılan araç gereç ve uygulanan iğneler konusunda bizleri aydınlatmıştır. Bu yazılı kaynak dışında dönemin çini ve seramikleri ile minyatürlü el yazmaları bu belgedeki bilgileri yansıtan görsellerdir. Bu bağlamda aplike, teğelti, sarma[2] vb. gibi iğnelerle süslenmiş giysilerle yansıtılmış insan figürleriyle bezenmiş Kubadabad Sarayı’nda bulunmuş çini parçaları ile Muhammed oğlu Hoylu albümünde “Gülşah ve Varka” yanı sıra “Otomata” konulu elyazmalarını süsleyen işlemeli peşkirler, insan giysileri, çadırlar yansıtılmış bazı minyatürler önem arz etmektedir. Dönemin en ilginç örneği sayılabilecek parça kuşkusuz Lyon Tarih Müzesi’ndeki (Musee Historique) 23.475 envanter numaralı kumaş parçasıdır. Bu kumaş parçasının bir köşesinde koyu pembe renkli iplikle sarma iğnesiyle işlenmiş, Alaadin Keykubat’ın adı geçen bir yazı şeridi vardır. Henüz laboratuar analizleri ile belgelenmemiş bu işleme de eğer aynı döneme tarihlenebiliyorsa bu örnek uniktir.

Beylikler Dönemi

Anadolu Beylikler Dönemi’nden de günümüze ulaşan işleme parçası bulunmamaktadır. Bu dönem işlemeleri konusunda da yazılı kaynaklar ve görsellere başvurarak bilgi edinmekteyiz. Bu konuda İbni Batuta Seyahatnamesi değerli bir başvuru kaynağıdır. Burada Konya çarşısında her sanatın erbabı bir yerde toplanmış bulunmaktadır. “Ladik’te altınla işlemeli pamuk elbiseler yapılmaktadır, Birgi’de üzerinde altın kakmalarla süslü bir lata giymiş müderris gördüm, Birgi Beyi nakışlı kumaşlarla süslü bir sedir üzerinde oturur, Ayasuluğ Beyi bana sırma işlemeli bir hilat armağan etti” vb. gibi cümlelerle Anadolu’daki işlemelerin varlığına işaret etmektedir. Aynı kaynakta yazar, Kırım Türk hakanına yapılan gezisini aktarırken, saray kesiminde kadınların Rum prenseslerin giydiği biçimde mücevherlerle işlenmiş “maluta” adı verilen elbiseler giydiklerini, uluğ ve küçük hatunların başlarına kenarları inci ve sırmalarla işlenmiş olan örtüler örttüklerini hizmetkarların da altın gümüş işlemeli giysiler giydiklerini ve kadın efendiden sonra gelen ikinci hatunun huzuruna çıktığı zaman yirmi kadar gergef işleyen cariye gördüğünü kayd etmiştir. Öte yandan, Timurlenk’in Bursa’daki Yıldırım Bayezit evinden alınan işlemeli bir perdeyi götürdüğünden söz edilmektedir.

Kuşkusuz dönemin en ilginç görseli Akşehir’de bulunan iki mezar taşıdır. Bu mezar taşlarında gergefi başında işleme yapan kadın figürleri yansıtılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi

15. yüzyıl ortalarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanan Osmanlı İmparatorluk Dönemi’nde yazılı kaynaklar, görseller yanı sıra günümüze ulaşan çok sayıda işleme örneği vardır. Fatih Sultan Mehmet’in ölümünden sonra gelenek biçimine dönüşen sultanın son giydiği giysilerini bohçalayıp kaldırarak saklama adeti, Türk işlemelerini kronolojik bir sistematikle inceleme olanağı vermektedir.[3] Bu konuda İstanbul’daki Topkapı Sarayı Müzesi dünyanın değerli müzelerinden biridir. Burada bulunan ve başka müze ile koleksiyonlarda yer alan saray, ev, çarşı, askeri birlik, okul, tekke vb. gibi merkezlerde üretilmiş örneklerin ışığında 16. yüzyıldan başlayarak Türk işlemeleri kısaca şöyle tanıtılabilir.

16. yüzyıldan kalan işlemelerle bezenmiş giyim ve giyim donatım parçaları arasında iç çamaşırları, kaftanlar, ok ve yay torbaları, tören kalkanları, tören mendilleri, bohçalar, kavuk örtüleri, kaşbastılar ile taht örtüleri ilgi çekmektedir.

Bu parçalar ince keten, ipek, keten yazma ile keten atkılı ipek havlı kadife vb gibi kumaşlar ve deri gibi gereçler üzerine, kalın bükümlü, doğal boyalı, ipek iplikler ve ince çekilmiş, altın-gümüş metal iplikle işlenmiştir. Bazı örneklerde süsleyici gereç olarak üzerine zümrüt, yakut vb. gibi değerli taşlar kakılmış, metal ya da yeşim plakalar, inciler ve bunların çevresine geçirilen sık bükülmüş, tok, ince metal iplik ile ipek bileşimli kordonlar kullanılmıştır. Yüzeysel pesent, pesent, hesap iğnesi, Slav iğnesi, dival işi, sarma iğnesi gibi işleme tekniklerinin yanı sıra aplike, metal plaka aplike, boncuk işi vb. gibi iğnelerle işlenmiştir. Örnekler arasında sögüt dallarına sarılarak yapılan süslemelerle bezenmiş kalkanlar dikkat çekmektedir.

Bu yüzyılda soyut, somut ya da karma konular seçilmiştir. Somut konular arasında nar çiçeği, lale, karanfil, zambak, sümbül, yaban gülü, rozet çiçeği, enginar yaprağı, çınar yaprağı, nar, elma vb. gibi bitkisel bezemeler, altıgen, yıldız, madalyon, geçmeli örgü vb. gibi geometrik bezemeler, rumi, kuş, ejder vb. gibi figürlü bezemeler görülmektedir. Somut ve soyut konuların bir arada kullanıldığı karma ya da bileşik konular da vardır.

Motif ve kompozisyonların tasarımında antinaturalist bir tutum söz konusudur. Doğadaki güzellikler yorumlanarak yansıtılmıştır. Ustalar Batı anlayışıyla uygulanan perspektif, gölge, ışık vb. gibi nitelikleri göz ardı ederek nesnenin gerçeğe yaklaşmasını, oylum kazanmasını sağlayan özelliklerden kaçınmışlar ve sert geometrik çizgilerin yardımıyla arı bir dille biçimlerini oluşturmuşlardır. Doğadan stilize edilmiş bitkilerle yeni bir dünya yaratmışlardır.

Biçimlerini ya tek renkli (monokrom) ya da çok renkli (polikrom) bir anlayışla renklendirmişlerdir. Tek renkli örneklerde, altın ve gümüş rengi, çok renkli örneklerde ise domates kırmızısı, yakut rengi, çivit mavi, boncuk mavi ana renkler ve beyaz, sarı, yeşil yardımcı renkler olarak seçilmiştir. Renklerin dağılımında da antinaturalist bir aktarımla büyük lekeler biçiminde serdikleri renklerde tonlamalara yer vermemişler ve sert kontrastlara başvurmuşlardır. Gerek biçimlendirmede, gerek onu tamamlayan renk seçim ve dağılımında hareket öğesini ön planda tutmuşlardır.

İşlenen nesnenin biçimine bağlı olarak işlemelerde gözlenen kompozisyonlar iki ana başlık altında kümelenmektedir. Nesnenin belli bir ünitesini bezeyen su (bordür) biçiminde kompozisyonlar ve nesnenin bütün yüzeyini bezeyen kompozisyonlar. Su ya da bordür biçiminde tasarlanan kompozisyonlar yatay, dikey diagonal, kare, dikdörtgen, kare oval vb. gibi kuşaklar şeklinde başlıklar kapsamında ele alınabilir. Bunlar arasında göbekler ile kare, dikdörtgen vb. çeşitlemelerinde köşelerdeki kopmalar göz önüne alınarak alt başlıklar çoğaltılabilir. Nesnenin bütününü bezeyen kompozisyonlar iki ana başlık altında toplanmaktadır. Birinci grupta tek motif, ikinci grupta birden fazla motifin yinelenmesi ile oluşturulan kompozisyonlar bulunmaktadır. Sıralamalarla serilmiş motifler gözlenmektedir. Bu grupta motifler ya düzgün ya atlamalı ya bağlantılı ya geçmeli sıralamalarla ya da bir merkeze doğru yönlendirilmiş sıralamalarla yerleştirilmiştir.

17. yüzyıldan günümüze ulaşan işlemelerle bezenmiş giyim ve giyim donatım türleri arasında 16. yüzyılda görülen türler yanı sıra ayna örtüleri, traş önlüğü, ok torbası ve uçkurlar dikkat çekmektedir. Çadırlar ise göz kamaştırmaktadır.

Bunlar da çok ince kaliteli bej keten, ipek atlas, ipek havlı kadife, gezi, seraser vb.. gibi kumaşlar ile deri ve kalın bükümlü, doğal boyalı ipek iplikler ile ince çekilmiş altın ve gümüşten oluşturulmuş metal iplikler yanı sıra tören parçalarında gözlenen yer yer zümrüt, yakut kakılmış altın plakalar ve inciler kullanılmıştır. Uygulanan iğneler sarhoş bacağı, Girit iğnesi, kordon tutturma, Romanya atması, dival işi, yüzeysel pesent, pesent, hesap işi, Slav iğnesi, kum iğnesi, sarma, hasır iğne, balık sırtı, civankaşı, sarma sıraları, kesme ajur, aplike, metal plaka aplike ve boncuk işi olarak sıralanmaktadır.

16. yüzyılda olduğu gibi bu yüzyılda da soyut, somut ve konular seçilmiştir. Somut konular kapsamında küpe çiçeği, selvi ve hurma ağacı, vb. gibi konular yanı sıra vazo ve kandil motifleri fark edilmektedir. Vazo ve çiçek bileşimleriyle yapılmış nature mortlar ve sütün kemer biçimleri ile bunlardan sarkan kandillerle oluşturulmuş interior aktarımlar karma konular olarak ilgi çekmektedir.

Bir grupta 16. yüzyıl biçimlendirme özellikleri süregelirken, bir grupta önceki yüzyıla kıyasla daha gerçekçi gözlemlerle doğaya yaklaşıldığı, bir düzen ve simetri endişesinin belirdiği, birimlerin bir mekan içine oturtulduğu, çiçeklerin ‘C’ kıvrımlı dallar çevresine serpiştirildiği, giderek iç ve dış konturların birbirini tamamladığı görülmektedir. Ancak bu kez de bilinçli renk seçim ve dağılımlarıyla, optik oyunlarla gerçeği erittikleri gözden kaçmamaktadır. Yüzyılın yeni renkleri pembe ve açık mavidir. Bir grupta beyazın ağırlık kazandığı görülmektedir. Renklerin serilişinde sıra atlayarak kullanılan tonlamalar önem arz etmektedir.

Önceki yüzyılda gözlenen kompozisyon çeşitlemelerinin yinelendiği bu yüzyılda bir grupta; giderek, tek motiften oluşan kompozisyonların beğeni kazandığı bir grupta ise bir merkeze yönlendirilmiş motiflerin ya da bir merkez çevresinde dönen motiflerin ağırlık kazandığı görülmektedir. İlginç kompozisyon biçimleri bir grup ayna örtüleri üzerinde de belirmektedir. Kuşkusuz kompozisyonları açısından en önemli örnekler çadırlarda karşımıza çıkmaktadır. Bu örneklerde bütün kapsamında tek tek parçaların birbirini tamamlayacak bir yaklaşımla tasarlanmıştır. Başka deyişle bu işlemelerde mimaride olduğu gibi bir bütünlük vardır.

18. yüzyıla tarihlenen parçalardan işlemelerle bezenmiş giyim ve giyim donatım türleri arasında önceden görülen türler dışında çocuk kaftanları ve makramalar, sanduka örtüleri ile sayebanlar fark edilmektedir.

Bu parçalar keten, yollu keten, yollu ipek, düz ince ipek atlas, düz pamuklu dokuma, çuha vb. gibi dokuma ve kumaşlar yanı sıra deri üzerine ipek iplik, metal iplik ve metal bükümlü iplik ile işlenmiştir. Saray kesiminde harç, kordon, yakut, zümrüt, inci vb. gibi süsleyici gereçlere de rastlanmaktadır.

Bu yüzyılda, iğne sayısında bir artış gözlenmektedir. Balıksırtı, pesent, sarma, susma bileşimleriyle bezenmiş örnekler yanı sıra hesap iğnesi, kesme ajur bileşimleriyle işlenmiş örtüler birden fazla iğnenin bir motifte kullanıldığını ortaya koymaktadır. Yüzyılın ortalarında devreye suzeni olarak bilinen zincir işinin de girdiği görülmektedir.

Önceki yüzyılllarda seçilen bitkisel bezemelere boru çiçeği, krizantem, tütün yaprağı yanı sıra ağaç çeşitlemeleri, vazo, tabak, kandil türleri ve çadır, sayeban vb. gibi konuların eklendiği görülmektedir. Yüzyılın ikinci yarısında Batı’dan gelen işleme kataloglarıyla konular zenginleşmiştir. Bu arada bir grupta yazılı bezemelerin önem kazandığı ve okunabilir nitelikteki dinsel yazı şeritleri gibi profan yazı şeritlerinin de işlemelerde konu olarak seçildiği fark edilmektedir.

Biçimlendirme açısından, önceden gözlenen biçimlendirmelerin yanı sıra bir grupta naturalist, romantik ve empresyonist izlenimler algılanan örneklere rastlanmaktadır. Renklerle çizgilerle oynayan ustaların, bazen derinliği yakaladığı ‘C’ ve ‘S’ kıvrımlı dallar çevresinde, bazı çiçeklere farklı değerler kazandırdığı örnekler vardır.

Biçimlendirmeye yardımcı olan renklendirme sisteminde bir grupta önceki yüzyıllarda beliren özellikler süregelirken, bir grupta ışık gölge oyunlarıyla tonlamalara yer verilmiştir. Kırmızı, pembe, mavi, yeşil, turkuaz, beyaz ve sarı tonları yanı sıra dönemin tipik rengi amatist morudur. Ya çizgisel bir yaklaşımla ya renk bloklar biçiminde lekelerle renklendirilen biçimlerde aynı rengin tonlarıyla işlenmiş bitkiler yeni yorumlardır.

Yeni bir kompozisyon biçiminin belirmediği bu yüzyılda çadırlar ve sayebanlar arasında bu üç boyutlu nesnelerle bütünleşen işlemelerle ilginç örnekler sergilenmiştir.

19. yüzyıldan günümüze ulaşan işlemelerle bezenmiş giyim ve giyim donatımı türleri yanı sıra bindallı entari, bindallı kadın ceketleri, kadın yelekleri, gelin duvakları, kemer, çanta, cüz kesesi, terlik yüzü, nalın bantı, havlı, beşik örtüleri, erkek ceketi, şalvar, cepken, üniforma dışında bir grup kahve nihalisi, yatak örtüsü, perde ve duvar panosu işlemelerle süslenmiştir. Bunlar arasında baş, gövde ve omuz havlularından oluşan havlı takımları, bağ, yastık ve örtüden meydana gelen beşik takımları ile yatak örtüsü ve yastıklardan meydana gelen yatak takımları ile yuvarlak nihalilerden oluşan kahve takımları dikkat çekmektedir.

Kalan örnekler 16, 17, 18. yüzyıllarda kullanılan gereçlere fabrikasyon dokuma çeşitlemelerinin eklendiğini, yazma ve havlı gibi dokumalar dışında düz pamuklu dokumaların giderek çoğaldığını ve deri ile yapılan işlemelerin süre geldiğini keçenin beğeni kazandığını ortaya koymaktadır. İplik türlerinde sentetik boyalı ipek iplikler, ebruli ipek kadife iplikler dışında pul, boncuk, koza vb.. gibi süsleyici gereçler gözden kaçmamaktadır.

Teknik açıdan en büyük yenilik makinanın devreye girişidir. Bir yandan elle yapılan iğneler süre gelirken bir yandan makine ile yapılmış işlemelerin beğeni kazandığı gözlenmektedir. Elle yapılan işlemeler konusunda “örnek bezleri” bilgi vermektedir. Bu arada astragan iğnesi gibi özel bir araçla yapılan iğnelerin ve ipek böceği kozası kullanılarak uygulanan koza işinin de yaygınlaştığı da fark edilmektedir.

Bu yüzyılda da ustalar konularını somut, soyut ve karma konulardan seçmişlerdir. Somut konular arasında mine, orkide, mimoza, sarmaşık gülü, leylak, asma, defne yaprağı, karpuz, kavun, armut, üzüm, başak, salkım söğüt vb. gibi bitkisel bezemeler ile gemi, kayık, köşk, kümbet, mescit, köprü vb. gibi nesneli bezemeler ve insan, kuş, at, şahmeran vb. gibi figürlü bezemeler konu repertuvarının zenginleştiğini ortaya koymaktadır. Bu arada yazılı bezeme ve geometrik bezeme çeşitlemelerinde de bir artış vardır. Kuşkusuz ilginç bir konu da armalardır.

Biçimlendirme açısından bir taraftan önceki yüzyıl özellikleri yinelenirken bir taraftan yeni arayışlar fark edilmektedir. Yüzyılın ilginç biçimlendirmeleri non-figüratif nitelikli geometrik bezemelerdir. Bu arada yazılı bezemeler arasında da hat sanatını çağrıştıran seçkin örnekler vardır.

Yeni bir kompozisyon biçiminin gözlenmediği bu yüzyılda giderek tek motiften oluşan kompozisyonların beğeni kazandığı, yazılı bezemeli panolarla yeni arayışlara yönelindiği, bir grup sayeban yanı sıra yan, tepelik gibi ünitelerden oluşan puşidelerde (sanduka örtüleri) birbirini tamamlayıcı parçalarla üç boyutlu tasarlanmış kompozisyonlar görülmektedir. Benzer bir durum giysiler için söz konusudur. Bu konuda bindallılar arasında ilginç kompozisyon çeşitlemeleriyle karşılaşılmaktadır.

Önceki yüzyıllarda görülen işleme türlerinin süregeldiği 20. yüzyıl ilk çeyreğinde, harita, koltuk yüzü, saltanat kayığı minderi, sünnet takımı vb. gibi yeni türler fark edilmektedir. Patiska, mermerşahi, atlas, kadife vb. gibi fabrikasyon kumaşlar dışında elle dokunmuş yöresel bezlerin gereç olarak kullanıldığı bu zaman diliminde, pamuklu sentetik boyalarla boyanmış fabrikasyon ipliklere yenilik gözüyle bakılabilir.

Uygulanan teknikler açısından önceki yüzyıllarda uygulanan iğnelerin süre geldiği makine işlemelerinin giderek çoğaldığı, zincir işi ve dival işi, anavata, sarma gibi iğnelerin makine ile uygulandığı astragan iğnesi, düğüm işine giderek ilginin arttığı fark edilmektedir.

Önceden seçilen konuların süre geldiği bu zaman diliminde hayvan ve insan figürlerine duyulan ilginin arttığı, arma ve sancak çeşitlemelerinin yaygınlaştığı özellikle okunabilir nitelikteki yazılı bezemelerin arttığı fark edilmektedir.

Biçimlendirme açısından yeni bir yaklaşımın belirmediği yeni bir kompoziyon çeşitlemesinin devreye girmediği bu dönemde renk sayısında artış ve bir grupta tonlamalı, başka deyişle ebruli ipliklerle yapılan renklendirmelerin çoğaldığı gözlenmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi’nde işlemecilik ev, çarşı ve okul gibi merkezlerde yapılarak süre gelmektedir.[4] Bunlar arasında ev ve çarşı ürünlerinden oluşan halk el işlemeleri hem plastik hem de folklor değerleriyle ilgi çekmektedir. Ancak bunların gelişen teknolojiye bağlı olarak yeni bir vizyon kazanan işlemeciliği karşısında pek giderek azaldığı gözlenmektedir. Evde yapılan örnekler arasında çehiz olarak hazırlanmış örnekler ve çarşıda yapılmış hayvan koşumları arasında özgün parçalara rastlanmaktadır. Bu arada seri üretilmiş çehiz eşyası niteliğindeki, işleme makine işçiliğinin yeni arayışlar içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu dönemde bir grupta Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde kullanılan el dokumaları ve fabrikasyon kumaşların, keçenin, derinin gereç olarak kullanılmağa devam edildiği, daha büyük bir grupta ise yeni fabrikasyon kumaşların el dokumalarının yerini aldığı görülmektedir. Dönemin en yaygın gereci olarak kaneviçe ayırt edilmektedir. İplikler arasında orlon iplikler, süsleyici gereçler arasında düğmeler ve ilgi çekmektedir.

Teknik uygulamalar arasında Buldan işi olarak isimlendirilen makinayla yapılan zincir iğnesinin, sarma çeşitlemelerinin, aplike, dival işi ve kordon tutturma iğnelerinin makine aracı ile yapıldığı halk dilinde “gergah işi”, olarak isimlendirilen el işlemelerinin hesap iğnesi, kum iğnesi çeşitlemeleriyle süre geldiği, tel kırma iğnesinin de uygulandığı ve kaneviçe olarak isimlendirilen çapraz iğneye ilginin giderek arttığı gözlenmektedir.

Bir grupta biçimlendirme, renklendirme ve kompozisyon açısından bir yenilik gözlenmemekte bir grupta ise piyasada satılan desen kitaplarının etkisiyle farklı yaklaşımlar sergilenmektedir.

Sonuç olarak denilebilir ki beşikten mezara kadar iğnenin fırça gibi kullanılmış olduğu işlemelerin Türk süsleme sanatları içinde bazen el sanatları, bazen artistik el sanatı, bazen de güzel sanat düzeyine ulaşmış ürünleri vardır. Türk kültürünün estetize edilmiş duygularını yansıtan bu parçalar plastik sanatlar yanı sıra halkbilim açısından değer taşır.

Prof. Dr. H. Örcün BARIŞTA

Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 12 Sayfa: 420-424


Dipnotlar:
[1] H. Örcün, Barışta, Türk İşleme Sanatı Tarihi, Gazi Üniversitesi, Mesleki Yaygın Eğitim Fakültesi, Yayın No, 1, 2. Baskı, 1995, s. 12.
[2] H. Örcün Barışta, Türk İşlemelerinden Teknikler, Gazi Üniversitesi, Mesleki Yaygın Eğitim Fakültesi, Yayın No: 2, Ankara 1997, s. 120.
[3] H. Örcün, Barışta, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Türk İşlemeleri, Kültür Bakanlığı Yayınları/2342, 1999, s. 13.
[4] H. Örcün, Barışta, Cumhuriyet Dönemi Türk Halk İşlemeciliği Desen ve Terminolojisinden Örnekler, Kültür Bakanlığı, Ankara 2001, s. 1.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ