ANADOLU BEYLİKLERİNİN SOSYO-EKONOMİK TARİHİNE BİR ÖRNEK: SARUHAN BEYLİĞİ

ANADOLU BEYLİKLERİNİN SOSYO-EKONOMİK TARİHİNE BİR ÖRNEK: SARUHAN BEYLİĞİ

Saruhanoğullarının sosyo-ekonomik tarihine girmeden önce, beylik hanedanına dair kısa bir bilgi vermek yerinde olacaktır.

Hârezmşahlara mensup emirlerden birinin torunu olması kuvvetle muhtemel olan Saruhan Bey tarafından 1313’te fethi tamamlanan Manisa ve çevresi, yine onun zamanında hemen hemen bütünüyle Türkleşmiş, yeni sakinlerinin engin medeniyetiyle ma’mûr ve müreffeh bir çehreye bürünmeye başlamıştır. Söz konusu tarihte Saruhanoğulları Beyliği’nin temellerini atan Saruhan Bey, karadaki mücadelelerini Ege Denizi’nde de sürdürmüş, böylece beyliğin sınırlarını Ege Denizi’ne açarak iktisadî ve askerî bakımdan büyük bir gelişme sağlamıştır.[1]

Saruhan Bey’le beraber başlayan ve bir yüzyıla yakın bir dönem devam eden beylik hanedanına ait bilgileri Mesalikü’l-Ebsâr,[2] Düstûr-nâme-i Enverî,[3] Câmiu’d-Düvel,[4] İbn-i Batuta Seyahat-nâmesi[5] Şikârî’nin Karaman Tarihi[6] gibi eserlerle bazı kitabeler,[7] şer’iye sicilleri[8] ve meskûkâta dair eser[9] ve kataloglardan[10] öğrendiğimiz gibi, XVI. yüzyıla ait vakıf defterlerinden[11] de öğreniyoruz.

Buna göre, Saruhan Bey (…-1346), Beyliğin hâkimi olduğu ve merkez Manisa’da oturduğu sırada kardeşlerinden Çuğa Bey’i Demirci’nin, Ali Paşa’yı da Nif’in (Kemal Paşa) idaresine memur etmişti.[12] Hâkimiyet sahasını Alaşehir’den İzmir ve Ege kıyılarına kadar uzatan Saruhan Bey’in kurduğu Beyliğin mütekâmil sınırları doğuda Alaşehir’in batısından İzmir Körfezi’ne, kuzeyde Bergama’dan güneyde Nif, Turgutlu ve Kemaliye’nin güneyine kadar uzanıyor; beylik kuzeyden itibaren Karesi, Germiyan ve Aydın beylikleriyle çevrilmiş bulunuyordu.[13] Çuğa Bey’den sonra Demirci’nin idaresi Saruhan Bey’in oğullarından Devlethan Çelebi’ye intikal etmiştir. Saruhan Bey’den sonra merkez Manisa’nın idaresi ise baba-oğul olarak sırasıyla İlyas Bey (1346-1363?), İshak Bey (1363?-1378) ve Hızırşah Bey (ö. 1410)’in uhdesinde bulunmuştur.

Devlet Han Çelebi’den sonra oğlu Yakub Çelebi’nin Demirci hâkimi olması,[14] bu şehirde Saruhanoğulları’nın Demirci kolunu teşekkül ettirirken, kimin oğlu olduğu tespit edilemeyen Budak Paşa, Gördes’de bulunmuş, daha sonra O’nun yerine oğlu Beğce Bey Gördes hâkimi olmuştur. Ayrıca Budak Paşa’nın diğer oğlu olan İdris’i Kayacık’a göndermesi, Budak Paşa ailesinin hakimiyet sahasını Gördüs (Gördes), Kayacık şehirleri ve çevresine yaydıklarını da göstermektedir. Aldıkları Çelebi unvanından dolayı, muhtemelen İshak Çelebi’nin oğulları olan Hayreddin Çelebi, Tarhanyat’ta (Menemen) ve Yusuf Çelebi de Gördük’te bulunmuşlardır.[15]

XVI. yüzyıl vakıf defterlerinden istihraç ettiğimiz bu bilgiler Saruhanoğulları Beyliği’ne ait toprakların Uluğ Bey’in reisliği altında Saruhanoğulları ailesi fertleri arasında müşterek olarak idare edildiğini göstermektedir. Son zamanlarda ele geçen üzerinde 814/1411 tarihi ve Saruhan bin İshak yazısı bulunan iki adet bakır sikke, bize İshak Çelebi’nin Saruhan ismini taşıyan ve şimdiye kadar bilinmeyen bir oğlu daha olduğunu, dolayısıyla bağımsızlık alâmeti olan sikkesinden hareketle[16] Çelebi Mehmed’in Saruhanili’ni Osmanlı topraklarına kesin olarak kattığı, muhtemelen 1412-1415 tarihine kadar da hüküm sürdüğü[17] düşünülürse, SaruhanoğuNarı’nm Batı Anadolu’daki hâkimiyet süresinin yaklaşık bir asırlık bir zaman dilimine tekabül ettiği anlaşılır.

Saruhanoğulları devrinin sosyo-ekonomik tarihini yazabilmek için bugün halihazırda yeterli kaynaklara sahip değiliz. Esasen Anadolu Selçuklularının ve onların varisleri olarak idarî geleneklerini devam ettiren Anadolu beyliklerinin sosyal ve ekonomik hayatlarını ortaya koyan nüfus ve mal sayımlarını hâvi vergi defterlerine, vergi kanun-nâmelerine ve her türlü adlî, hukukî, mülkî, ailevî bilgileri ihtiva eden kadı sicillerine malik oldukları kesin olmakla beraber, zamanımıza kadar kalabilmiş olanlar hemen hemen yok denecek kadar azdır.[18]

Diğer Anadolu beyliklerinde olduğu gibi, Saruhanoğulları Beyliği’nin sosyo-ekonomik tarihini ortaya koyabilmek için geriye kalan malzeme, çoğu Osmanlı devrinde kaleme alınmış ve düzenlenmiş olan Vekâyi-nâmeler, Tahrir Defterleri, ile epigrafik ve nümizmatik alanlarda yapılan yayınlardan ibaret kalmaktadır. Bu cümleden olarak, Saruhanoğullarının sosyo-ekonomik tarihi, diğerleri ihmal edilmeksizin daha çok Tahrir Defterleri ile vakıf ve vakfiyelerinden çoğunun Osmanlı devrinde ibkâ edilerek yeniden düzenlendiğini gösterir. Vakıf Defterleri, vakfiyeler ve söz konusu vakıfların Osmanlı devri Şer’iye Sicillerine akseden hususlarından faydalanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

I. Demografik Yapı ve Sosyal Tabakalaşma

Saruhanili’nin fethini 1313 yılında tamamlayan Saruhan Bey’in maiyeti ile beylik topraklarına iskân edilen Türk unsurun, etnik yapısı, mevcut bilgiler çerçevesinde öncelikle Batı Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması süreci içinde ele alınmalıdır.

Bilindiği üzere Malazgirt Zaferi’ni müteakip, Selçuklu sultanlarının daha çok güvenlik sebebi ile Batı Anadolu uçlarına bir takım Türkmen boylarını yerleştirmeleri kronolojik bakımdan XI. yüzyıla kadar çıkmakla beraber daha sonraki devirlerde gerek Anadolu’nun diğer bölgeleri, gerekse Anadolu’nun batı bölgelerine yerleştirilen Türk unsurunun Anadolu’ya göçlerinde karşımıza çıkan iki önemli safha, onların geldikleri yerler itibariyle olan menşelerini de ortaya koymaktadır. Bunlardan birincisi XIII. yüzyıl başlarında cereyan edeni olup, Karahıtaylarla, Harezmliler arasındaki mücadelede Fergana’daki şehirlerin harap bir hale gelmesiyle bu bölgeyi kesin olarak terk etmek zorunda kalan ahalinin Anadolu’ya göçüyle aynı devirde Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun Harezmliler tarafından yıkılmasını müteakip, Anadolu’ya doğru oluşan birçok göç dalgaları ve bunlar arasında özellikle Oğuzların Anadolu’ya yerleşmeleri safhasıdır. Bu safhada çoğunluk Oğuzlara ait olmakla beraber, göçmenler arasında Karluklar, Halaçlar ve diğer bazı Türk kabileleri de vardı.

Daha önemli olan ikinci safha, Moğol istilası öncesi ve sonrasında vuku bulan göçler safhasıdır. Söz konusu istila sırasında Maveraünnehr (Maveraünnehir) dolaylarında yaşayan oldukça kalabalık göçebe ve yarı göçebe Oğuz ve Karluk Türkleri Cengiz’in orduları önünden kaçarak Anadolu’ya sığındılar. Kıpçakların da aynı istilaya maruz kaldıkları, Anadolu’ya doğru göçe mecbur oldukları görülüyor. Kısa bir müddet sonra Harezmşahlar Devleti’nin yıkılışı birçok Harezm Türkü’nün Anadolu Selçuklularına sığınmasını sağladı. En son olarak Horasan, Azerbaycan ve Erran bölgelerinin Moğollar tarafından zabtı yine bir çok Türk kabilelerinin Anadolu’yu yurt tutmasına sebep oldu.[19]

Maveraünnehr, Harezm, Horasan, Azerbaycan ve Erran menşeli olarak gördüğümüz Anadolu’ya göç eden Türk unsuru, burada da Selçuk-İlhanlı Devleti’nin tazyikiyle uçlara doğru yığılıyordu. Bizans topraklarını fethe başlayan bu göçebe Türkmen kitlesinin XIII. yüzyılın ikinci yarısı başlarında Denizli bölgesinde 200 bin, Kastamonu dolaylarında 100 bin, Kütahya-Karahisar arasında 30 bin çadır teşkil ettiklerine bakılırsa, Batı Anadolu uçlarında oldukça önemli bir Türkmen nüfusu yoğunluğunun oluştuğu anlaşılabilir.[20]

Batı Anadolu’nun fethiyle görevlendirilen beylere bu arada Saruhanoğulları Beyliği’ni kuran Saruhan Bey’e[21] bağlı Türkmenler de muhtemelen yukarıdan beri izahına çalıştığımız Batı Anadolu uçlarına yerleşenler olmalıdır. Nitekim, 1371 yılında düzenlenen Revak Sultan Vakfiyesi’nin şahitleri arasında gösterilen Bektaş-ı Horasanî oğlu İbrahim Seydi Dede, Cafer-i Horasanî oğlu Yolageldi Baba, İbrahim Horasani oğlu Arık Dede, Süleyman-ı Horasanî oğlu Karaca Ahmed, İlyas-ı Horasanî oğlu Hâki Baba, Yunus-ı Horasanî oğlu Oklu Horos Dede, Hüsrev-i Horasanî oğlu Sindel Baba[22] gibi şahsiyetlerin Saruhanoğullarının kuruluşuna vücut veren Horasan erenlerinin oğullarından oluşları, Saruhaoğulları Beyliği ahalisinin daha çok Horasan Türkmenlerinden müteşekkil oldukları intibaını vermektedir. Diğer taraftan, Osmanlı devri Saruhan Sancağı dahilinde gördüğümüz “Horzum Barze” yörükleri,[23] Horzum sözünün Harezm’den gelenleri ifade ettiği hatırlanırsa,[24] Saruhanili ahalisi arasında bir takım Harezmli Türklerinin olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Bunlardan başka Gördüs (Gördes) ve Demirci’ye tâbi Danişmendlü köyleri, yine Gördüs’e tâbi Danişmend Mahmud Köyü, Manisa’ya tâbi Yunt Dağı Nahiyesi, Dazyurt Köyü’ndeki Boynu-yoğunca Ali Danişmend Mezraası[25] gibi Danişmend unvanı veya sıfatıyla anılan köy, mezraa ve şahıs isimleri Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın Danişmendli Devleti’ni hâkimiyeti altına aldığı 1175-1180 yıllarında hem idarî ve hem de askerî stratejik bir tedbir olmak üzere Danişmendli ilinden Batı Anadolu uç bölgesine, söz konusu hânedanın varisleri olan beylerle beraber naklettiği bazı Türkmen unsurunun[26] Saruhanoğulları devrinde Saruhanili ahalisi arasına bazı bölükler halinde katıldığını ifade etmektedir.

Mevcut bilgiler çerçevesinde Saruhanili’ni yurt tutan Türkmenlerin yani Müslüman Oğuzların daha önceki yurtlarını ve buraya hangi siyasî saikle geldiklerini böylece genel çizgileriyle tespit ettikten sonra, onların demografik durumları ve iskân edilmeleri meselesine geçebiliriz:

Daha önce de belirttiğimiz gibi, beylikler devrinden zamanımıza intikal eden Tahrir Defterlerine sahip olmadığımız için, Saruhanili’nin gerek şehirlerinde gerekse köy ve mezraa gibi kırsal kesimlerinde yaşayan halk zümrelerini etnik ve dinî bakımdan rakamlara dökmek imkânına sahip değiliz. Ancak bazı seyyahların verdikleri bilgilerle, Osmanlı devrinde tutulan Tahrir ve Vakıf Defterlerindeki kayıtlardan hareketle bazı tahminlerde bulunabiliriz. Bu cümleden olarak Osmanlı Tahrir Defterlerinin verileri Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması süreci içinde vukua gelen büyük göçler sonunda Anadolu’daki Türk nüfusunun, büyük iskân merkezlerinde %85-90, köylerde de %100’e yaklaştığını göstermektedir.[27] Nitekim bir fikir olmak üzere 1531 yılı hâne bazında hesaplanan rakamlara göre Manisa Kazası’nın kırsal kesiminde yaşayan köylü konar-göçer tâbir edilen yörüklerden müteşekkil Türk nüfusunun %99.63, Hıristiyan nüfusunun ise %0.37 oranında, kazanın merkezi olan Manisa şehrinde de Türk ve Müslüman nüfusun %94.23 ve sadece Yahudilerden müteşekkil olan Gayri müslim nüfusun ise %5.77 oranında bulunmaları ve bu oranın şehirde yaşayan yörük teşekküllerin Türk ve Müslüman nüfusa dahil edilmeksizin hesaplanması[28] Ö. Lütfi Barkan’ın XV. yüzyıl sonları ile XVI. yüzyıl başlarında yapılan tahrirlere dayanan verilerini tamamen doğrulaması açısından önemlidir. XV ve XVI. yüzyıllarda tespit edilen söz konusu demografik veriler, Osmanlıların Türkmen beyliklerini hâkimiyetleri altına aldıktan sonra bu bölgelerde özellikle de aradan geçen 121 yıllık zaman dilimi içinde Saruhan Beyliği topraklarında gerçekleştirdikleri iskân faaliyetleri ile nüfusun artışına veya eksilmesine tesir eden her türlü tâbii, sosyal, siyasî ve ekonomik olaylar sonunda oluşmuştur. Söz konusu olaylar manzumesini göz önüne alarak Saruhan Beyliği’nin hiç olmazsa son zamanlarına ait demografik yapısını ortaya koymamız mümkün olmamakla beraber, demografik yapıya tesir eden bazı ip uçlarını değerlendirmemize mani bir durum da söz konusu değildir.

Esasen Bizans’ı idare eden hükümetin İznik’ten İstanbul’a geçtiği yıllarda Avrupa kesimindeki faaliyetlere önem verilerek, Bizans’ın Anadolu’daki sınırlarının savunulması ihmale uğramış, bunun sonucu olarak 1270’den itibaren Anadolu’nun güneybatı ucu bir daha ele geçirilemeyecek şekilde Türkmen yayılışına sahne olmuştur. 1300 yıllarına gelindiğinde Bizans’ın bütün batı eyaletleri Ege kıyılarına kadar Türkmenlerce fethedilmişti.[29] Saruhan Bey’in Eski Lidya kıtasında yer alan toprakların fethini tamamladığı 1305-1313 yıllarında[30] Bizans teb’ası durumundaki gayrimüslimlerin önemli bir kesimi söz konusu bölgeyi terk etmiş bulunuyordu.[31]

Saruhanoğullarına ait vakıf kayıtları tarandığında, durumun bu doğrultuda olduğunu destekleyen karinelere de sahibiz. Şöyle ki: Osmanlı devrine intikal eden ve Saruhan beylerinin özellikle şeyh ve dervişlere “vakf-ı evlâdiyet” üzere verdikleri mülkleri gösteren yüzlerce kayıt ve vakıf kurma sebepleri incelendiğinde aralarında sadece bir tanesinde Nif’teki Saru Şeyh köyünde bir çiftlik ile ilgili olarak “kadîmü’l-eyyamdan Saru Şeyh zikrolunan yerin kâfirin kova gelüp ve Saruhan oğlundan vakfiyet-i evlad üzere ellerine hükm ve hüccet virilüp”[32] denilmektedir. Muhtemelen Nif ve çevresinin Saruhan Bey tarafından alınmasının hatırasını yansıtan bu belge diğer belgelerle bir arada mütalaa edildiğinde, bize bölgenin fethi sırasında yaygın ve etkili bir direnişin olmadığını göstermektedir. Saruhan Sancağı’na ait Tahrir Defterleri de, Saruhanili’ndeki gayrimüslimlerle ilgili olarak yukarıda izahına çalıştığımız demografik yapıyı doğrular mahiyettedir. Şöyle ki, fetihten sonra Saruhanili’ni terk etmeyen Yahudi ve Hıristiyanların meskun bulundukları yerleri Tahrir Defterlerindeki kayıtlardan hareketle belirtmek gerekirse sayı itibariyle 10’u geçmediği söylenebilir. Buna göre, Saruhanoğulları’nın merkez ittihaz ettikleri Manisa şehrindeki mukim Gayr-i Müslim cemaat sadece Yahudilerden ibaretti.[33]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ