ALTAYLARDA TÜRKLER VE İNANÇLARI

ALTAYLARDA TÜRKLER VE İNANÇLARI

Sonsuzluğa uzanan beyaz buzla kaplı Altay Dağlarının eteğinde yaşayan soydaşlarınızın, dinî ve sosyal hayatlarını size anlatmaya çalışacağım. Altay Cumhuriyeti iç işlerinde bağımsız; dış işlerinde Rusya Federasyonuna bağlıdır. Yani cumhurbaşkanı, başbakanı, meclisi (el-kurultay), bakanları ve milletvekil­leri vardır.

Altay, Avrasya kıtasının ortasında bulunmaktadır. Cumhuriyetin yüz ölçümü 92.6 bin kilometre karedir. Moğolistan, Çin, Kazakistan Cumhuriyetleri, Rusya Federasyonu’na bağlı olan Tuva, Hakasya Özerk Cumhuriyetleri komşu ülkeler­dir. Altay’ın havası, genelde çok soğuktur. Yazları kısa, kışları uzun olur. Kışın sıcaklık -50 -60 dereceye kadar düşebiliyor. Altay’ın rölefi, yüksek dağlarla ve ince, derin ırmak ovalarıyla karakterize edilir. Sibirya’nın en yüksek dağı Beluha’dır. Beluha, Altay Türkçesinde “kadın başı” demektir. Yüksekliği 4506 met­redir. En büyük nehirlerimiz Kadın ve Biy nehirleridir. Toplam 60 bin kilomet­re uzunluğunda 20 bin tane nehir ve 600 kilometre kare alana sahip 6000 tane göl bulunmaktadır. Kadın ve Biy nehirleri birleşerek Sibirya’nın en büyük neh­ri olan Ob nehrini oluşturmaktadır. En büyük gölü sayılan Teletskoe gölü (Altın göl) 230.6 kilometre kare alana ve 320 metre derinliğe sahiptir.

İnsanlar, Altay’ın vadilerine bir buçuk milyon sene önce yerleşmişler. Baş­kentimiz Gorno-Altaysk’ta bulunan dünyaca ünlü Ulalu adlı ilk insan yerleşim yerinin yaşı da bu zamana denk geliyor. M.Ö. 8. ve 3. yüzyıllar arasında Al­tay’da yaşayan İskif ve Pazırıklar Altay hayvan sanatı stilini yaratmışlar.

Altaylılar, günümüzdeki Türklerin atalarıdır. Burada, eski Türkler 552 yılın­da, kağanlıklarını kurmuşlar. Bu zamanda ilk Türk dili oluşturulmuş ve okuma yazma geliştirilerek, kağanlığı meydana getiren uluslara yayılmıştır. O dönemde kullanılan yazı, günümüzde Orhun-Runik yazısı olarak bilinmektedir. Bunun so­nucunda günümüz ilim dünyasında “Altay Dilleri Grubu” terminolojisi ortaya çıkmıştır. Japon-Kore, Tunguz-Mançu, Türk-Moğol şeklinde üç büyük dil gru­bunun bir arada düşünülmesiyle bugün Altayistik adını verdiğimiz özel bir bilim alanı ortaya çıkmıştır.

Altay, jeopolitik yerleşimi sebebiyle Avrasya kıtasının merkezinde olup, ta­rihin değişik zamanlarında farklı etnik grupları ve kültürleri birleştirmiştir. Cen­giz Han İmparatorluğu kurulduğunda, Altay onun içinde yer almıştır. 1756 tari­hinde Merkezî Asya’da gelişen bazı tarihî olayların neticesinde Altaylıların ço­ğu kendi isteğiyle Rusya İmparatorluğu’na girmiş, 1922 yılında Altay bölgesin­de Oyrot otonom eyaleti kurulmuş, 1946 yılında da bu ad Gomıo-Altay olarak değiştirilmiştir. Mayıs 1992’de ise, Altay Özerk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Ülkeye ekonomik açıdan baktığımızda üretim etkin değildir. Sanayi çok za­yıftır. Halk tarım ve hayvancılıkla geçinmekte ve buna çok önem vermektedir. Enerji, iletişim, ulaşım ve su işletmeciliği çok gelişmemiştir. Gıda, tekstil, inşa­at, sanayi ve madencilikte 1950’li yılların teknolojisi kullanılmakta. Nüfusun % 25’i ziraatla uğraşmakta ve ülkenin gayrisafi hasılasının % 60’ı bu sektörden sağlanmaktadır.

Ülkede eğitim seviyesi de çok düşüktür. Altay Türkçesiyle kitap çıkarmak zor; çünkü maddî imkânlar yoktur. Yabancı dillerde eğitim verilmemekte. Öğ­retmenler maaşlarını aylardır alamıyor. Altay Türkçesiyle eğitim, sadece başken­timiz olan Gomo-Altaysk şehrindeki bir kolejde verilmekte. Orada ise sadece yerel halkın üst seviyesinde (milletvekili v.b.) olanların çocukları okumakta. Sı­radan birinin çocuğu iyi eğitim almakta zorlanıyor. Gereken eğitimi alamayan Altaylılar, maaşlarının zamanında ödendiği ve yüksek gelirli yerlerde çalışamı­yor. Altay Türklüğünün hayvancılık yapmasını isteyen üst yönetim, Altaylı gençlerin Moskova’da, Türkiye’de ve Avrupa’da okuması için imkânlar yaratmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin verdiği öğrenci burslarında ise, mahallî yönetim ve önde gelen kişilerin hiçbir etkisi yok. Bizim devletimiz olan Rusya Federasyonu ile dostluk ve iş birliği yapan Türkiye’nin (MEB ve YÖK’ün) bu problemi çözebileceğini sanıyorum.

Radyo ve televizyon yayınlarında Altay Türkçesiyle günde toplam bir saat yayın yapılmakta. Hâlbuki Altay Cumhuriyeti Anayasasına göre, Rusça ve Altay Türkçesi arasında eşitlik sağlanmıştır; fakat uygulanmamaktadır. Eğitimi olma­yan bu küçük halkın geleceğinden bahsetmek de zordur. Geçen sene Altay top­raklarının korunması için UNESCO ile bir sözleşme yapılmıştı. Bana göre, Al­tay, uzay araçlarının deneme alanı olarak kullanılıyor. Altay Yıldızı yerel gaze­tesinin 25. baskısındaki bir yazıya göre, bir uzay aracının parçaları “Korgan” kö­yünde bir vatandaşın bahçesine düşmüş. Dağ eteğindeki halk, uzay aracının ya­kıtı olarak kullanılan proton maddesiyle zehirleniyor. Ve sakat çocuklar doğuyor. Rusya Federasyonu’nun içinde çocukların ölüm oranı sıralamasında Altay birin­cidir. Çocukların ölümünden korkunç bir şey yoktur. Altay halkının geleceği yok diyebiliriz. Erkeklerin ortalama yaş sınırı 45-50’dir. Maddî sıkıntıdan dolayı gençler, paralı asker olarak savaşa gidiyor veya dertlerini alkolle unutmaya çalı­şıyorlar. Sonuçta alkolik oluyorlar.Hastanelerde ilaç bulunmadığı için ilaçları hastanın akrabaları getirmektedir. Eğer ilaç gelmezse, hasta ölümünü bekleye bekleye ölüyor. Meselâ ilaçsızlıktan son 9 ayda, 2500 kişi hayatını kaybetmiş. Avuç içi kadar bir halk için bu rakam dehşet vericidir. Altay Özerk Cumhuriyeti’nin nüfusu 202.000 kişi. Bu rakamın % 40’ı Altay Türk’ü. Yani 70- 75 bin kişi. Ama bu rakam da gittikçe aşağıya iniyor.

Şimdi ise Altaylıların inancını size biraz anlatayım. Kamlık inancı, çok eski zamanlardan beri devam eden ve nesiller değiştirerek bugünlere kadar ulaşmış bir inanç. Altay Türkleri bu inançtan başka inanç tanımamışlar ve eski hâliyle bugüne kadar getirmişlerdir. Kamlık inancını öğrenmek, anlamak, incelemek amacıyla Dağlık Altay’a birçok bilim adamı gelip incelemelerde bulunmuşlardır. Bir zamanlar, bu inancı unutturmak ve hatırlanmayacak hâle getirmek için bir­çok kişi uğramış, buna rağmen o, Anohin’in kitaplarında ve yaşlıların kalbinde kalmış, mevcudiyetini korumuştur. Kamlık inancı ile ilgili ne kadar çok kitap okursanız okuyun, bu inanç kitaplardan okunarak anlaşılabilecek kadar basit de­ğildir.

Kamlığın kaç yaşında olduğu sorusuna kimse cevap veremez. Ben, bu inanç gökyüzüyle, ayla, güneşle, yıldızlarla yaşıttır, diyebilirim.

Benim kulaktan kulağa öğrendiğime göre, 2000 veya 1500 yıl önce Altaylılar, “kitap”lı bir toplumdu: Bizim Sudurbitçig (Kutsal Kitap)’imizi Hristiyanlar yok etmiş: Ben Altay Türklerindeki sayısı 12 olan kamlardan birisiyim.

Şimdi bir kam olarak sizlere, bazılarının Şamanizm dediği Kamlık inancını anlatmaya çalışacağım. Şamanizm kelimesini Ruslar getirmiş, Altay’a. Bizde bu, “kötü kelime” olarak geçiyor.

Kam ismi verdiğimiz kişi, ruhlar ve insanlar arasında iletişimi sağlar. Kam­lar kendi istediği ve düşündüğü gibi yaşayamayan insanlar değildir. Sıradan bi­risinin, kam olmak isteğiyle gidip okuyacağı okul da, öğretmen de yoktur. “Sen kam olacak mısın?” diye kimseye de sorulmaz. Bir kam duası, başka bir kamın duasına benzemez. Kamlık inancına, birçok insan yanlışlıkla din diyor; ama bu, dünyanın en eski inancıdır. Din olsaydı İncil, Kur’an gibi kutsal kitapları olur­du. Altaylılar eskiden beri bu inancına saygılıdır. Tarih boyunca birçok milletler, insanlar, onları ve inançlarını yok etmeye çalışmışlardır. Belki yaşanılan ortam­dan dolayı inançlarımız yok olmamış. Meselâ 1800’lü yılların başından itibaren Rus misyonerleri Altay’a gelmeye başlamışlar. Altay halkı o zamanlarda sıkıntı, korku içinde yaşıyordu. Kilise papazları, plânlı bir Hristiyanlaştırma dönemi başlatmışlar. Bir senede, yaklaşık 100-200 “kırlıktaki yerli” dedikleri Altay Türk’ünü Hristiyan yapabiliyorlarmış. Yalan söyleyerek, onları kiliseye götürür­lermiş. Bu olmazsa korkutarak, o da olmazsa tarlalarına Çar askerlerinin zoruy­la el koyarak, dağlara sürgüne gönderirlermiş. Asker gücüyle halkı bir yere top­layıp, kutsal su dedikleri suyu süpürgeyle üstlerine dağıtıp, su kime değdiyse o Hristiyan oldu, derlermiş. Hastalara ve fakirlere yardım ederek, onları Hristiyan yaparlarmış. Hristiyan olanlara ise, yine zorla Rus isimlerini veriyorlardı. Bu Rus ismi verme yöntemi Sovyetler zamanında da vardı.

Rusya’nın Çarlık dönemlerinde ve tabiî ki Sovyetler zamanında, Kamlık inancı yok edilmeye çalışılmıştır. Halkın inancını unutturmak için en çok teri, ki­lise papazları dökmüştür. Şimdi ise, çeşitli din ve dinî akımların adamları çok gelip gidiyor. Son zamanlarda, Budistler bizim dine geçerseniz hayatınız değişir, diye propaganda yapmaktalar. Üniversiteye giremeyenlere burs sağlayarak “Bu­dizm eğitimi” veriyor. Gençler bir sene sonra ellerine “Budizm eğitimi” gördük­lerine dair diplomalar alıp, evlerine dönüyor; Budizm’i Altay’a yaymaya çalışı­yorlar. Kam olan birisinin elinde, kendini koruyabilecek ne diploma, ne de ser­tifika var. Onlar, kanunlarla da kendini koruyamamaktadır. Bugün böyle olduğu gibi, geçmişte de bu böyleydi. Gelecekte ise ne olacağını da ancak Tanrı bilir.

1900’lü yıllarda Altay’ın Kızıl-Özök bölgesinde bütün kamları toplu hâlde kapalı bir mekânda diri diri yakmışlar. Ama içinden gelen sesi dinleyen halk, inançlarını değiştirmiyor.

Altaylılar çeşitli ruhların varlığına inanırlar. Altaylılar bütün Türk halkların­da olduğu gibi boylara ayrılırlar. Bizde 39 boy vardır. Her boyda bir veya iki kam olur. Kam olacak insan, ilim adamlarının dediği ‘kam hastalığını’ geçirir. Bu bir tür sinir, ruh hastalığı olup, kam olarak doğan kişiyi 20-30 yaş arası ya­kalar; ancak daha erken hastalananlar da vardır. Hastalık geçince insan, kam güçlerine sahip olur, yani ruhlarla irtibata geçebilir. Kamın birçok yardımcıları olur; onlar ruh, peri ve cinlerdir. Bu ruhlar iyi ve kötü olarak ikiye ayrılır; kötü ve iyi işlerle uğraşanlar dersem daha doğru olur. Kamlar, kamı olan bir aileden gelir. Eğer birinin soyunda kam varsa, kam ruhları kendisine intikâl etmişse, o kişi kam olmak istemese de kam olma kaderinden kaçamaz. “Ben kam olmaya­cağım” diye kaderi bozamaz. İnsan, kam olma yolunun başında, çok ağır ve bü­yük bir sınavdan geçirir. İlk önce ana göbeğindeyken, sonra doğduğunda badireler atlatır ve en son olarak “kam hastalığını” geçirir. Kam kendine yardım­cı olan ruhlar aracılığıyla, Altaylıların kötü ve iyi ruhlarıyla görüşür. “Niye gö­rüşür?” onu anlatayım. Önce kötü, kara dediğimiz ruhları tanıtayım. Erlik-biy, kötü, kara ruhların en büyüğüdür. O yer altında yaşar, onun yardımcıları ve ço­cukları vardır; o, kam olana hayatı boyunca imtihanlar hazırlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Haluk Berkmen dedi ki:

    http://www.halukberkmen.net/yayinlarim.php

    Bu makalede Asya Türklerinin Ant Geleneğinden söz ediliyor.

  2. Can Merdan dedi ki:

    Türkiye'de Özbekistan'ın sesi http://www.altinmiras.com ziyaret ettiniz mi?

BİR YORUM YAZ