ALTAY TÜRKLERİ EDEBİYATI TARİHİ

ALTAY TÜRKLERİ EDEBİYATI TARİHİ

Altay Türkleri Güney Sibirya’da Rusya Federasyonu sınırları içinde yer alan 92.900 km2 büyüklüğündeki Dağlık Altay Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar. Cumhuriyet’in 200.000 civarında olan nüfusunun yaklaşık 65.000’ini Altay Türkleri oluşturur. Güney ve Kuzey olarak iki gruba ayrılan Altay Türklerinin Güney grubunu; Altay-kiji, Telengit ve Teleüt, Kuzey grubunu ise; Tuba, Kumandı ve Çalkandı Türkleri oluşturmaktadır.

Yaklaşık 250 yıl önce Rus idaresi altına giren Altay Türkleri XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren de Rus-Ortodoks misyonerlerin Hristiyanlığı yayma, bu yayma faaliyeti esnasında da çeşitli baskılara maruz kalmışlardır. Bugün resmî olarak Hristiyan kabul edilen fakat bu dini samimi olarak benimsemeyen Altay Türklerinin birçoğu kamlık dinine inanmaya devam etmektedir.

Altay Türkçesinin ilk yazı dili bölgeye Hristiyanlığı yaymak için gelen misyonerler tarafından, Kiril alfabesiyle “Teleüt” ağzının esas alınmasıyla oluşturulmuştur. Çoğunlukla kilise kitaplarında kullanılan bu yazı ile V. İ. Verbitsky ve arkadaşları tarafından Altay Türkçesinin ilk gramer kitabı olan “Grammatika Altayskogo Yazıka” (Kazan, 1869) ve Verbitsky’nin “Slovar Altayskogo i Aladagskogo Nareçiy Tyurskogo Yazıka” (Kazan, 1870) kitapları yayımlanmıştır. Bolşevik İhtilaline kadar sadece bazı kilise kitaplarında ve yukarıda adı geçen eserlerde kullanılan bu yazı dili yerine 1922 yılında “Altay-kiji” ağzının esas alındığı ve kiril alfabesiyle yazılan yeni bir yazı dili oluşturulmuştur. 1928’e kadar kullanılan bu alfabeden sonra 1928 ile 1938 yılları arasında Lâtin alfabesi kullanılmıştır. 1938 yılında tekrar kiril alfabesine dönülmüş, 1940’dan itibaren bu yazı diliyle sistemli bir şekilde Altay Türkçesi gramerleri, okul ve tarih kitapları, Altay sözlü edebiyat ürünleri, edebî eserler ve Rus klasikleri tercüme edilerek yayımlanmıştır.

Halk Edebiyatı

Altay halk edebiyatı bütün türleriyle oldukça zengin bir edebiyattır. Doğrusu nüfusun çok az olduğu bir Türk boyunda bu kadar zengin bir sözlü edebiyatın olması, hatta bu edebiyatın bugüne kadar yaşatılması şaşırtıcıdır. Modern Altay edebiyatını besleyen ana kaynaklardan biri işte bu zengin sözlü edebiyat olmuştur.

Altay folkoruyla ilgili ilk çalışmaları etnolog Nikolay İvanoviç Ananin yapmıştır. Onun derlediği malzemelerin Rusçaya tercümesini modern Altay edebiyatının da ilk temsilcisi olan Mihail Vasilyeviç Çevalkov yapmıştır. Ananin’den sonra en önemli çalışmaları yapan isim ünlü türkolog W. Radlof olmuştur. İlk kez 1960 yılında Altay’a gelen Radlof derlediği malzemeleri 1866 yılında “Obraztsı Narodnoy Literaturı Tyurskıh Plemen Yujnoy Sibiri,San Petersburg, 1866” adlı eserinin birinci cildinde değerlendirmiştir. Bu ciltte Altay folkloruna ait 8 masal, 6 destan, 6 efsane, 50’den fazla türkü, 4 tekerleme ve iki alkış söz yer almıştır.

Daha sonra sözlü Altay edebiyatı ve grameriyle ilgili en önemli çalışmaları Vasili İvanoviç Verbitskiy yapmıştır. Kendisi bir misyoner olan Verbitskiy 1853 yılında geldiği Altay’da 1890 yılına kadar otuz yedi yıl kalmıştır. O bir taraftan misyonerlikle ilgili görevlerini yerine getirirken diğer taraftan da Altay dili ve folkloruyla ilgilenmiş, Altay Türkçesini çok iyi öğrenmiştir. İlk Altay gramerini de yazan odur. (Grammatika Altayskogo Yazıka, Kazan, 1869) Bunun yanında Altay ağızlarının sözlüğünü “Slovar Altayskogo i Aladagskogo Nareçiy” adıyla Altayca-Rusça olarak hazırlamıştır. Eser Kazan’da 1884 yılında yayımlanmıştır. Verbitskiy Altay folkloruyla ilgili olarak Çevalkov’la ortak çalışmalar yapmış, çeşitli folklor ürünleri derlemiş, iki de makale yazmıştır. Onun bu çalışmaları ölümünden sonra kendi adına 1893 yılında Moskova’da “Altayskie İnorodtsı” adıyla yayımlanmıştır. Bu eserde 29 hikâye, altı masal, 28 türkü, 139 atasözü ve bilmeceler yer almıştır. Verbitskiy’in yazdığı folklorla ilgili iki makalesinin birincisi destanlardaki kahramanların fizikî görünüşleri, ikincisi ise Altay türküleri hakkındadır.

Verbitskiy’den sonra konuyla ilgili çalışmalar yapan isim ünlü etnolog Grigoriy Nikolayeviç Potanin olmuştur. Potanın “Oçerki Severo-Zapadnoy Mongolii, San Petersburg, 1883” adlı eserinde Altay boyları, inanç ve gelenekleriyle birlikte ‘Karatı-Kaan’ ve ‘Altay-Buuçay’ gibi destanlara da yer vermiştir. Ayrıca Potanin 1916 yılında Omsk’da yayımladığı “Annosskiy Sbornik” adlı eserinde bazı destancılardan derlediği destan ve masal metinlerine yer vermiştir.

Altay folkloruyla ilgili yukarıda anlatılan kapsamlı çalışmalardan sonra A. Kalaçev, V. Hvorov, etnograf ve müzikolog A.V. Anohin, Altay Türklerinin ilk ressamı G.İ. Gurkin gibi araştırmacılar derleme ve yayımlama çalışmalarını devam ettirmişlerdir. A.L. Koptelov ise ünlü destan anlatıcısı N.U. Ulagaşev’den derlediği destanları “Altay-Buuçay” adıyla 1941 yılında Novosibirsk’de yayımlamıştır. 1930’lu yılların sonundan itibaren P.V. Kuçiyak’ın bilhassa destancı N.U. Ulagaşev’den derlemeler yapması, Altay’da 1947 yılında pedagoji enstitüsünün kurulması, 1952 yılında tarih, dil ve edebiyat enstitüsünün açılması, bu derleme faaliyetlerini devletin desteklemesi folklor çalışmaları için ivme olmuştur. Folklor malzemelerini içeren eserler bilhassa masal ve destan kitapları peş peşe neşredilmeye başlanmıştır. Ulagaşev’den sonra yetişen en önemli destan anlatıcılarından A. Kalkin’den önemli destanlar derlenmiştir. Tarih, dil ve edebiyat enstitüsünün başkanı olan folklorist S.S.     Surazakov önderliğinde Altay destanları “Altay Baatırlar” adıyla 1958’de neşredilmeye başlanmıştır. Bu ilk ciltte Radlof’un derlediği destanlara yer verilmiştir. Bugüne kadar bu destan serisindeki cilt sayısı on ikiye ulaşmıştır.

Tarih, dil ve folklor enstitüsü çalışanları bir taraftan derleme çalışmalarını yürütüp zengin bir arşiv oluştururken diğer taraftan da türlerin hemen hepsiyle ilgili yayımlar yapmışlardır. Altay folkloruyla ilgili çalışmalar başlangıçta destan ve masal türleri üzerinde metin neşri çalışmaları olarak yoğunlaşmışsa da sonraki yollarda teorik çalışmalar da yapılmıştır. Bilhassa S.S. Surazakov “Altay Folklor, Gorno Altaysk, 1975” adlı eserinde Altay folkloruyla ilgili çalışmalar – yukarıdaki bilgiler eserin bu bölümünden özetlenmiştir – türler hakkında bilgiler, bunlarla ilgili teorik değerlendirmeler ve ilgili kaynakları konu sonunda vermek suretiyle sistemli ve kapsamlı bir çalışma yapmıştır. Surazakov “Altay Albatının Çümdü Söstöri, Gorno-Altaysk, 1961” adlı çalışmasında atasözleri, bilmeceler, türküler, eski oyunlar ve efsanelerini, “Altay Kep söstör lö Ukaa söstör, Gorno-Altaysk, 1956” adlı eserinde ise 267 atasözünü yayımlamıştır. 1981 yılında K.E. Ukaçina “Altay Tabışkaktar” adıyla 753 Altay bilmecesini karşılıklı Altayca-Rusça olarak neşretmiştir.

Eserde Altay boylarına ait 93 bilmece de ek olarak verilmiştir. Bunun dışında “Altayskiy Folklor” adıyla (Kandarakovoy, 1988) Çalkandulara ait destan, masal, efsane, alkış ve inançlar Altayca ve Rusça olarak karşılıklı yayımlanmıştır. Teleütlere ait folklor malzemeleri ise “Altay Folklor” (Maksimoviç, 1995) adıyla yayımlanmıştır. Eserde destanlar, inanç ve gelenekler, sarınlar, sıgıtlar ve masal metinleriyle, açıklamalar bölümü ve sözlük yer almaktadır. Bunlara ek olarak Ak Çiçek yayınevi Altay foklor türlerini bir dizi halinde yayımlamayı düşünmüş ilk olarak “Atay Alkıştar” (Ukaçina, Yayımeva, 1993), ikinci kitap olarak da efsaneleri “Altay-Kep-Kuuçındar” (Yamayeva, Şincin, 1994) adıyla neşredilmiştir.

“Altay Can” (Muytuyeva, Çoçkina, 1996) adlı kitapta ise Altay inançları yayımlanmıştır. Bu kitapta değişik bir metot izlenerek okuyucunun eğer bildiği başka inançlar varsa tamamlayıp göndermesi için eksikleri tamamlayabilmek amacıyla her bölümün sonunda başlıklı birkaç kağıt boş bırakılmıştır. Altay halk edebiyatı türlerinden bazıları şunlardır:

Kay-çörçök adı verilen destanlar Altay sözlü edebiyatının en zengin ve üzerinde en çok çalışılmış türüdür. Bugüne kadar 80’e yakını basılabilmiştir. Altay destanları kayçı adı verilen destan anlatıcıları tarafından icrâ edilirler. Manzum olarak yayımlanmış bu destanlarda düzenli olarak kafiye ve hece ölçüsü görülmez.

Çok uzun olmayan bu destanların en uzunu ve en bilineni destancı A.G. Kalkin tarafından anlatılan ve Altay Türkçesinin dışında, Rusça, İngilizce, İtalyanca ve Türkiye Türkçesine de çevrilmiş olan Maaday-Kara destanıdır. Altay destanlarının birçoğunda eski Türk inancının izleri görülür. Altay kahramanlık destanlarının başlıcaları şunlardır: Maaday-Kara, Er-samır, Altay-Buuçay, Alıp-Manaş, Közüyke, Kozın-Erkeş…

Altay Türkçesinde masala çörçök adı verilir. Masal anlatıcıları ise daha çok kadınlar olmakla birlikte ‘kayçı’ adı verilen destancıların da masal anlattığı bilinmektedir. Altay masalları içinde hayvan masallarının sayısı oldukça fazladır. Bu masalların çoğu hayvanların belirgin bazı özelliklerini nasıl kazandığı üzerine kuruludur. Bu yönüyle hayvan masalları miflerle iç içe girmiştir. Masallarda yedi başlı dev karşılığı olarak celbegen geçer. Bunun yanında Ceek-Cılan, Ker-Cutpa, Almıs, Monus gibi korkunç yaratıklar da vardır. Destanlarda ve masallarda geçen tastarakay tipi Anadolu’daki keloğlan tipiyle benzerlikler gösterir.

Kep sös adı verilen atasözleri en çok dört mısra uzunluğundadırlar. Bu atasözlerinde ahenk asonans, alliterasyon ve kafiye ile sağlanmaktadır. Bu atasözleri pek tabii olarak hayatın her yönüyle ilgilidir. Fakat kamlara ve zenginlere yergi taşıyanların sonradan ortaya çıkarıldığı kanaatindeyiz. Altay atasözleri ile Türkiye Türklerinin atasözleri arasında benzer olanlar çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır;

Bal tutkan barmagın calar.            Bal tutan parmağını yalar.
Köp bolup çöp bolgonço,              Çok olup çöp olacağına,
as bolup çon bolzın.                      az olup iyi olsun.

Altay bilmeceleri (tabışkaktar) bazen birden fazla mısralıdır. Bunlarda kafiye ve ölçü de mevcuttur. Altay bilmeceleriyle Anadolu bilmeceleri arasında benzerlikler epey fazladır. Altaylar arasında karşılıklı bilmece sorulurken bilmeceyi bilmesi gereken kişi cevabı bulamazsa soran kişi onu kötü veya yaşlı birine satar. Satarken şöyle der: “İhtiyar Kapış, siz kızıl tilki kürkü mü istersiniz, yoksa bilmeceyi bilemeyen Mıkaş’ı mı alırsınız?” Kapış şöyle der: “Ben bir ihtiyarım tilki kürkünü ne yapayım? Mıkaş’ı alayım. Başını bakraç, ellerini dirgen, ayaklarını baston yaparım, karnına ev kondururum, böğrünü yastık yaparım.” Veya: “Kulağından tutkaç, gözünden kadeh, dilinden yaygı, dişinden keski, burnundan musluk yaparım.” Bilmeceyi soran kişi Mıkaş’ı sattıktan sonra yerine başka biri oturur. (Surazakov, 1975: 67)

Alkışların Altayların günlük hayatında hâlâ çok önemli bir yeri vardır. Altay alkışları tamamen manzumdur. Altay Türkleri için doğumdan ölüme hayatın hemen her safhasıyla ilgili söylenecek bir alkış vardır: bayramlarda, düğünde, ava çıkarken, kuzuk adı verilen çam fıstığını toplarken, yola çıkarken… Fakat bunlar içinde şüphesiz en önemlileri kamların söyledikleridir.

Yazılı Edebiyat

Modern Altay edebiyatı teşekkül edene kadar Altay Türkleri edebî ihtiyaçlarını tabiî olarak çok canlı bir şekilde yaşamaya devam eden sözlü edebiyat mahsulleri ile karşılamakta idiler. Modern Altay edebiyatının teşekkülü ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısında olmuştur. Bu edebiyatın ortaya çıkmasında iki önemli unsur vardır: birincisi misyonerler ve onların açtıkları okullardır. Altay edebiyatının ilk temsilcileri bu okullarda yetişmişlerdir. İkincisi ise bölgeye çalışmaya gelen türkologlardır ki bunların arasında W. Radlof, V.İ. Verbitskiy. gibi isimler başta gelir. Bu bilim adamları misyoner okullarından yetişmiş olan Altay Türklerini yanlarına tercüman olarak almış, derledikleri malzemeyi de onlarla birlikte Rusçaya çevirmişlerdir. Bu çalışmalar tercüman olarak görev yapanlara âdetâ ikinci bir okul olmuştur.

Modern Altay edebiyatında işlenen temalar çok fazla çeşitlilik göstermemekle birlikte bu temalar arasında bir çelişki de göze çarpar. Şöyle ki, bilhassa Bolşevik İhtilâlinden sonraki edebî eserlerde bir taraftan Komünizm sistemine ve Lenin başta olmak üzere yöneticilere övgü teması işlenirken diğer taraftan vatan ve dil sevgisi, Köktürk bengü taşlarını sahiplenme ve bu bunlarda yazılanlardan hareketle kimliğini sorgulama yönünde yazılmış eserler vardır. Köktürk bengü taşları hiç şüphesiz bütün Türk boylarının ortak tarihî ve edebî mirasıdır. Fakat şunu söylemek gerekir ki Altay Türkleri bu hem abidelerde kullanılan Türkçenin dillerine yakınlığı hem de onların bulunduğu coğrafya civarında yaşamaları sebebiyle edebiyatlarını bu abidelerden başlatırlar. Altay Türklerinden folklorist S.S. Surazakov Altay Türkçesiyle yazdığı ve ilk baskısı 1962 yılında yapılan “Altay Literatura” adlı eserinde Köktürk yazılı bengü taşların dilini kuzey Altay Türkleri olan Tuba, Çalkandu ve Kumandıların diline daha yakın bularak bu konuda şunları söyler: “Bu biçikter Türk el-condordın, ol toodo altayda curtagan el-condordın, baştapkı cebren literaturnıy da pamyatnikteri bolup cat:” (Bu yazılı metinler Türk boylarının ve Altayların ilk ve en eski edebî abideleridir) (Surazakov, 1975: 8) Gerçekten de Köktürk bengü taşlarında kullanılan (özel isimler, yer adları, zamir ve isimlerin çekim eki almış şekilleri, fiillerin olumsuzluk eki, sıfat-fiil ve zarf-fiil almış şekilleri hariç) yaklaşık altı yüz kelimenin 415’i (%70) Altay edebî dilinde aynen veya kısmen değişerek yaşamaktadır. Bu 415 kelimenin 91’i (%25) fonetik olarak hiç değişmeden geriye kalanının ise bazı fonetik anlam farklılıklarıyla devam ettiği tespit edilmiştir. (Dilek, 1996: 139) Edebî dilde görülen bu yakınlığın Surazakov’un yukarıda zikrettiği Altay ağızlarında daha fazla olacağı aşikârdır.

Türklerin ilk tarihî vesikaları sayılabilecek Pazırık kurganlarının Altayların yaşadıkları coğrafyada olması ve yukarıda bahsedilen nedenlerle Göktürklere kendilerini yakın hissetmeleri Altay edebiyatında bazı şiirlere konu olmuştur. E. Palkın “Korım” adlı şiirinde eski Türklere ait mezar taşlarına bakarak kimliğini sorgulayan bir öğrenciyi tasvir eder. (Kindikova, 2000: 85) Bu yolda L. Kokışev’in “Surak” (Soru), A: Adarov’un “Tonyukuk” ve “Kül-teginnin Kölötközi” (Kültigin’in Gölgesi), B. Bedurov’un “Taş Kezer” ve B. Ukaçin’in “Tonyukuktın Kereezi” adlı şiirleri hep bu yolda yazılmış şiirlerdir.

Bunun yanında Altay edebiyatında komünizmin getirdiği yeni hayatla eski hayatın mukayesesi yapılır. Geleneklere ve inançlara yergi ön plana çıkar. Yazılan şiirlerin, manzumelerin bir çoğu Altay destanlarından, masallarından ve efsanelerinden açık izler taşır. Bilhassa II. Dünya Savaşı sırasında yazılmış edebî eserlerin büyük bir kısmı savaşa katılanları destan kahramanlarına benzetir. II. Dünya Savaşı’na S.S. Surazakov, A. Saruyeva, İ. Koçeyev, İ. Şodoyev, C. T. Bedurov, İ. Tantıyev, T. Ozoçinov, V. İrtanov… gibi Altay edebiyatçıları katılmış, bunların bir kısmı geri dönememiştir.

Altay edebiyatında kadınları sosyal hayata davet, kolhoz ve sovhoz yaşamını öven, bilimin gerçekliğini ön plana çıkaran eserler çoğunluktadır. Rusça’dan ve diğer dillerden yapılan tercümeler ise henüz emekleme devrindeki Altay edebiyatına yeni ufuklar açmıştır. Bu yolda bilhassa Puşkin, Lermantov, Krılov, Nekrasov, Gogol gibi Rus edebiyatçılarıyla Musa Celil, Cengiz Aytmatov ve Muhtar Avezov’dan yapılan tercümeler etkili olmuştur. Ayrıca Moskova’daki Gorki Edebiyat Enstitüsü’nün ikinci kuşak Altay edebiyatçılarının yetişmesinde büyük rolü olmuştur. Çünkü bu kuşağın temsilcileri daha çok burada eğitim görmüşlerdir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ