ALTAY-TÜRK DESTANCILIK GELENEĞİ VE MAADAY-KARA DESTANI

ALTAY-TÜRK DESTANCILIK GELENEĞİ VE MAADAY-KARA DESTANI

Türk halk edebiyatı araştırmaları tarihinde destanî mahiyetteki eserleri ifade etmek için çeşitli zamanlarda birbirinden farklı kelimeler kullanılmıştır. Bunların içinde en çok kullanılan ve bir terim olarak işletilen ‘destan’ kelimesidir.[1] Günümüzde destan kelimesi daha çok kahramanlık temalarının ağır bastığı manzum, manzummensur veya mensur eserler için kullanılan edebî bir terimdir.[2] Aşağıda, genel plânda ve yoğun bir biçimde, anlatıcıları (kayçılar), teknik özellikleri, mevzuları, teşekkül devri ve bir tür olarak isimlendirilmesi problemlerini ele alacağımız bu çalışmamızda, Altay bölgesi destanlarının özelliklerini ifade ederken, ‘destan’ kelimesini ‘arkaik kahramanlık destanlarını’ belirtmek üzere kullanacağımızı söylemek isteriz.

I. Altay Destan Anlatıcıları

Altay Türkleri, masal ve destan için umumî olarak çörçök (masal) terimini kullanmaktadırlar. Destanları masallardan ayırmak için ise kayçörçök veya kaylap aydar çörçök (kayçı tarafından anlatılan masal) terimini kullanırlar.[3] Destan anlatıcısına da kayçı denir. Bu iki terimin üretildiği kay kelimesi ise “boğaz, gırtlak şarkısı; göğüsten çıkarılan boğuk ve makamlı ses” mânâlarına gelmektedir. Destan söylemek de kaylafiili ile ifade edilir. Altaylarda kahramanlık destanları iki şekilde icra edilir: Anlatım (icra) ve kay (gırtlaktan okuma). Altay kahramanlık destanlarının kay tarzında icrası son derece zordur ve kendine has özellikleri vardır. Bunun için geleneğe uygun gırtlaksı bir ses gerekir; bu sesin elde edilmesi ise uzun yıllar egzersiz yapmayı gerektirir.[4] Bu konuda N. A. Baskakov şunları söyler: “Tüm kayçılar kahramanlık destanlarını büyük oktav hudutlarından derinalçak gırtlak sesi ile ifa ederler. Kahramanlık destanlarının gür bir sesle icrası ananevîdir”.[5] Baskakov, bir başka yazısında ise kay sanatı ile ilgili olarak şu bilgileri verir:

“Destanların icrasında kayçı tarafından iki değişik ses aynı anda çıkartılır. Yani destanlar aynı anda çıkartılan iki sesle icra edilir. Seslerden ilki gırtlaktan monoton (boğuk) bir şekilde çıkarılırken ikinci ses dudaklar vasıtasıyla değişik bir melodik yapıda çıkartılır. İkinci sesin karakterine uygun olarak üç değişik ses daha çıkartılır:1 Küülep kaylamak, denilen ikinci ses hafif vızıltılıdır.2 Kargılap kaylamak, denilen bu yapıdaki ikinci ses tıslama, fışırtı, yılan ıslığı gibi çıkartılır.

3 Sıgırtıp kaylamak, burada ikinci ses flütün sesini hatırlatır bir tonda çıkartılır”.[6]

Kayçı adı verilen anlatıcılar, destanları, topşuur[7] denilen çam veya sedir ağacından yapılan, yaklaşık 78 cm boyunda ve telleri at kılı olan bir saz eşliğinde icra ederler.[8]

Altay Türklerinde kayçı olabilmek için geleneğe göre rüya görmek gerekir. Kayçı olacak kişinin rüyasına destan kahramanı girerek destanı öğretir. Rüyada görülen kişi arjaan eezi veya tayga eezi yani su ruhu ve dağ ruhu olarak karşımıza çıkar.[9]

Altay Türklerinin inanışına göre, destan icrasını halkla birlikte sadece kayçıya görünen destan kahramanı ile iyelerde (ruhlar) gelip dinlerlermiş. Eğer destan eksik anlatılmışsa kayçı destan kahramanı tarafından cezalandırılırmış. Bu konuda şöyle bir hikâye anlatılır: “Kan Oozı adlı yerde Anike adlı bir kayçı AltayBuuçay destanını söylerken destanın bazı bölümlerini unutur. Bu sebeple destan kahramanı AltayBuuçay Anike’nin rüyasına girerek onu kamçılar. Bu olaydan kısa bir süre sonra ölen Anike’nin ölüm sebebini halk onun gördüğü bu rüyaya yormuştur”.[10]

Kayçıların, bir sihirli güç, olağanüstü bir durum veya ölen destan kahramanının yardımı neticesinde destanı öğrendiklerini söylemelerinin sebebi, anlattıkları hikâyelerin doğruluğuna halkı inandırmak ve kendilerini ermişlik mertebesine yükselterek toplum içinde itibarlarını artırmaktır.

II. Destanların Terennüm Düzeni ve Tekniği

Kayçıların, destanları kaylamaya başlamadan önce, topşuur çalmaları gelenek haline gelmiştir. Bu, bir ölçüde destana girişi oluşturur. Bu giriş bölümleri dinleyici topluluğunun psikolojik durumuna göre uzun veya kısa olabilir. Bazen de bu giriş yapılmadan hemen destana geçilir. Kayçı giriş müziğini çalarken bir yandan da kendi sesini ayarlayıp topşuurun notasına uydurur ve “oy, iy, ey” gibi sesler çıkararak hem topşuurun sesine eşlik eder hem de kendi konsantrasyonunu sağlar. Kayçı, dinleyicilerin destanı dikkatli bir şekilde takip etmeleri için; “Altay eezi”nin de orada destanı dinlemekte olduğunu söyleyerek ona, hem şükranlarını sunar hem de güzel kaylaması için yardımını ister.[11]

Halk hikâyelerimizdeki “döşeme” geleneğinin bir benzeri sayılan bu girişte topşuura şu şekilde hitap edilir:

Muhteşem ocağından
Bir kökten büyümüş
Benim topşuurum yapılmıştır
İki teli onun kutsal at kılından
İki teli kutsal at tüyünden
Benim topşuuruma çekilmiştir
İki büyümüş kökten
Yaydan yapılmıştır
İki ince tel
Kutsal at tüyünden
Benim yayıma çekilmiştir
Benim iki parmağımın altında
Benim topşuurum senin tellerin
İnce bir şekilde cıngıldıyor (KanSulutay destanı) [12]

Ünlü kayçı A.G.Kalkin de KanCeeren Attu KanAltın destanının başında topşuurunu şöyle över:

Kutsal ağaç özünden
Yontarak yaptım topşuurumu
Bükülmüş rahvan at kılını
Kutsal ağaç sapına çektim
Topşuurumu elime aldım
Değerli malın kutsal kılından
Tellerini çektim
Oyna oyna oy topşuur
Seni inleten kıllarındır
Bilgelik destanını ben anlatayım
Bir de sözümü artırayım
Taze yüreğe haz versin
Büyük ulus sesimi duysun
Oturan ulus canlansın
Bilgili kişi söylesin
Uzun gece boyunca
Ulu kayçı kaylasın.[13]

Kayçı, bu şekilde destana giriş yaptıktan sonra esas konuya geçer. Altay destanları diğer halk edebiyatı mahsullerinde olduğu gibi formel ifadelerle başlar ve biter. Başlangıç formeli olarak en fazla Ozo ozo ozo çakta “çok çok eski zamanlarda” ifadesi kullanılır. Böyle olmakla birlikte destanlara kahramanın yaşadığı yerin özellikleri, annebabası ile sahip olduğu at tasvir edilerek de başlanabilir.

İrbisBuuday destanına önce kahramanın yaşadığı yer, daha sonra sahip olduğu attan bahsedilerek başlanmıştır:

Altan altı taalaylu,                          Altmış altı denizli,
Altın küler taygalu,                         Altın bronz dağlı,
Cüs kool altın köldü,                       Yüz kol altın göllü
İrbis Çookır atka mingen               İrbis Çookır ata binen
İrbis Buuday dep iyindü                 İrbis Buuday denen
Katanur dep kiji cattı.                     Sağlam omuzlu kişi yaşıyordu.[14]

Daha önce de belirttiğimiz gibi kayçılar destanları iyelerden öğrendikleri gibi anlatmak zorundadırlar. Destanları azaltıp çoğaltamazlar. Birçok kayçı bitiş formüllerinde bunu özellikle vurgularlar. KanCeeren Attu KanCekpey ve AkKonır destanlarının kayçısı Kokpoeva Kazak’ın bitiriş formülü şöyledir:

Uzun bolordo kıskartpadım,                     Uzun olsa, kısaltmadım,
Kıska bolordo uzatpadım,                         Kısa olsa, uzatmadım,
Ulustan la ukkanım bu edi.                       Halktan duyduğum bu idi.
Koşkon menin kojumagım cok,                Benim ekleyecek bir şeyim yok,
Korodoton menin şıltagım cok.                Üzülmek için bahanem yok.[15]

Alıp Manas destanı da benzer bir formülle sona erer:

Kıska bolgonın uzatpadım.            Kısa olanını uzatmadım
Uzun bolganın kıskartpadım        Uzun olanını kısaltmadım.
Albatıdan ukkanım bu edi             Halktan duyduğum buydu.
Artık Kojorım cok turu                   Ekleyeceğim bir şey yok.[16]

Bazen de destanlar MaadayKara’da olduğu gibi çok sade bir formülle bitirilebilir:

Altay çörçök bojodı,                        Altay destanı tamamlandı,
Aydar sözim tügendi.                     Söylenecek sözüm tükendi.

Altay Türklerinin destanları, şekil olarak mısraların art arda sıralanmasıyla oluşur. Mısra kuruluşu hece ölçüsüne dayanır ve çoğunlukla 78 heceli şekillerden oluşur. Bir eserde 4, 5, 6 hatta 12 heceden oluşan mısralar bulunabilir. Mısralarda, mısralar arası ahenk, hareket ve musikî, kafiye, redif, aliterasyon ve asonanslar ile sağlanır. Destanın dili mübalağa, benzetme, tezat gibi edebî unsurlarla süslü, zengin bir üslûba sahiptir. Fakat üslûpta hâkim unsur mübalağa sanatıdır.

III. Destanların Konuları

AltayTürk destanlarında, genellikle, kahramanın yeryüzündeki kötü niyetli hanlar veya bunların bir ölçüde ilişkide bulundukları yer altı dünyasının hâkimi Erlik ve avenesi ile olan mücadeleleri anlatılır.

İ. V. Puhov, “Altay Kahramanlık Eposu” adlı çalışmasında Altay kahramanlık destanlarında işlenen konuları beş maddede toplamıştır:

  1. Kahramanın ucubelerle savaşı
  2. Kahramanın Erlik ile mücadelesi
  3. Kahramanın evlenme elçiliği (Alplara mahsus evlilik)
  4. Kahramanın yabancı hanlarla mücadelesi
  5. Kahramanın zâlim hanla mücadelesi.[17]

Burada sıralanan konuların her biri herhangi bir destanın ana konusu olmayıp, destanlarda diğer konularla birlikte işlenir. Meselâ elçilik evlenmesine çıkan kahraman yolda ucubelerle mücadele etmek zorunda kalır veya kızın babası zâlim bir han olarak kahramanın karşısına çıkar.[18]

Altay destanlarının ana konularından birini oluşturan ucubelerle savaşta kahraman, mitik özellikler taşıyan varlıklarla mücadele etmek zorunda kalır. Bu destanlarda anlatılan ucubeler, genellikle hayvan şeklinde, çok büyük, heybetli mavi (gök) veya kara renkli varlıklar olarak tebarüz eder.

Kahramanın ucubelerle savaşmak zorunda kalması; kahramanın nişanlısını almak için çıktığı yolculukta, çalınmış olan maldavarını takip ederken, müstakbel kayın pederinin verdiği zor görevleri yerine getirirken veya yer altı dünyasına inerken ortaya çıkar. Bu ucubeler kahramanın baş düşmanı değil ikinci derecede düşmanı olarak rol oynarlar. Bunlar düşman tarafından kahramana karşı kullanılan askerler gibi vazife görürler. Ucubeler ya kahramanın malını çalar ya da nişanlısı ile kız kardeşini kaçırır veya babasını öldürürler. Bu ucubeler bazen de Erlik’in saltanat muhafızları gibi iş görürler. Kahraman her seferinde ucubeleri yenerek yer altı dünyasına iner ve tutsak edilmiş olan insanları kurtarır.[19]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al