ALTAY CUMHURİYETİ

ALTAY CUMHURİYETİ

Altay Dağları Kazakistan ve Moğolistan bozkırlarının ve Sibirya ormanlarının birleştiği yerde, Asya kıtasının ortasında bulunmaktadır. Altay dağlarında ve eteklerinde yer alan Dağlık Altay cumhuriyetinin yüz ölçümü 92.902 km karedir. Dağlık Altay Cumhuriyetinin topraklarının %85’i dağlıktır ve 1/4’i ormanlarla kaplıdır. Dağlık Altay’da bir çok nehir ve 7000 göl bulunmaktadır. Cumhuriyet, RF içinde Tuva Cumhuriyeti, Hakasya Cumhuriyeti, Kemerovo bölgesi ve Altay bölgesi ile sınırdaştır. Altay’ın üç dış ülkeyle de sınırı mevcuttur. Komşu olduğu ülkeler Kazakistan, Çin ve Moğolistan’dır.[1]

Altay’ın eşsiz güzelliği, 2001 yılında Altay ve Katun milli parklarının, Teles gölünün, Beluha dağının ve Ukok ploskogoryesinin UNESCO Dünya Tabiat Mirasının listesine girmesine vesile olmuştur.[2]

Altay Türkleri Dağlık Altay’da yaşayan çeşitli Türk kabilelerinden oluşan bir halka verilen addır. Bunlar Kuzey Altaylar denilen Tubalar, Çelkan, Kuğu Kişi, Kumandin; ve eskiden Beyaz Kalmık denilen Güney Altaylardır: Altay Kişi, Telengit, Teles ve Teleutlardır.[3]

Bugünkü Dağlık Altay Cumhuriyeti’nin toprakları, Türk tarihinin ihtişamlı dönemlerinin yaşandığı topraklardır. Milattan önce bu topraklar Sakaların ve Hunların hakimiyetine tanık olmuştur. Milattan sonra Gök Türk Kağanlığı, Uygur ve Kırgız devletleri bu topraklarda hakimiyetini sürdürmüştür. Cengiz Han ordularının bölgeye gelmesinden sonra, 12. asrın sonundan itibaren Altay’da Cengiz Han ve haleflerinin hakimiyet zamanı başlamıştır. 15. yüzyılda Altay Cungarya etkisine girmiş ve Cungarya’ya vergi öder duruma gelmiştir.[4]

Altay’daki Türk varlığını tehdit eden etki 17. asırda, bölgeye Rusya’nın girişiyle başlamıştır. Kazan Hanlığının ardından Sibirya Hanlığı’nın da düşmesinden sonra Sibirya’nın içlerine doğru ilerleyen Ruslar 17. asırda Altay Türkleriyle karşılaşmıştır.

Altay’ın Rusya tarafından işgal edilmesi ve Altay’da demografik değişim

17. yüzyıl boyunca Rusya Altay Dağlarının çevresinde çeşitli kabilelerle savaşıp, yerli halkı vergiye bağlamaya çalışıyordu. Bu yüzyılda bugün Altay halkını oluşturan bazı kavimler Rus yönetimi altına girmiştir. Mesela, 1625-1627 yılları arasında Çelkan, Tubalar ve Kumandı gibi kavimler yasağa bağlanmıştır. Çarlığın buradaki politikası mümkün olduğu kadar çok kürkü elde etmeye dayandığı için, av sahaları, otlaklar, tarlalar, nehirler, göller ve ormanların kullanımı için yerli halktan vergi alıyordu.

Fakat 17. yüzyılda Çarlığın bu bölgedeki iktidarı kesin değildi ve yerli kabileler bazen yasak ödemeyi kabul ediyor, bazen red ediyor, bazen da başka yerlere göçüyordu. Ancak Cungarya Çin tarafından dağıtıldıktan sonra, 19. asrın ikinci yarısında Altay’da Rusya’nın kesin hakimiyeti sağlanmıştır.[5]

Rusya, Altay Türkleri üzerinde kesin bir hakimiyet sağladıktan sonra, Altay’da yoğun bir Ruslaştırma politikası çerçevesinde Hıristiyanlaştırmayı başlatmıştır. 19. yüzyılda Altay topraklarında Ruslar, Altay Ruhani Misyonunu oluşturmuştur. Misyon, Çarlığın asimilasyon ve sömürge politikasında aktif bir rol üstlenmiştir. Altay Ruhani Misyonu Hıristiyanlaştırma politikası çerçevesinde Altay’da haç dikmeye başlamıştır. Altay Türklerine haç bulunduğu yerden 6 kilometre çevresinde kendi ayinlerin yerine getirilmesi kesin olarak yasaklanmıştır. Bunun etkisiyle Altay Türkleri dağlara çekilmek zorunda kalmıştır. Haçın etrafında ise Rus köylüleri yerleşiyordu. Misyonun üstlendiği Hıristiyanlaştırma politikası çerçevesinde Hıristiyanlığı kabul eden Altay Türklerine Altay Misyonu tarafından maddi ve mali yardım gösteriliyordu: vergiler azaltılıyor, giyim ve gıda malları veriliyordu. Hıristiyanlaşmayı Ruslaşmaya dönüştürmek için ek tedbirler de mevcuttu. Hıristiyanlığı kabul etmiş Altaylar köylere yerleşmeli, göçebeliği bırakmalı, Rus giysilerini giymeliydi. Özellikle kiliseye Altay milli kıyafetiyle girmek yasaktı. Bu gibi tedbirler Altay Türkleri arasındaki rahatsızlığa sebep oluyordu.[6]

Yürütülen Hıristiyanlaştırma politikası sonucunda bazı Altay Türkleri Hıristiyanlaşmış ve bundan dolayı daha kolay asimile olmuştur. Bunlar arasında, mesela bugün de Hıristiyan olan Telengitler ilk göze çarpanlardandır. 20. yüzyılın başında Altay’ın nüfusu 75.000 kişiden oluşuyordu. Bunların %57’sini Altay Türkleri, %40’ını Ruslar ve %2’sini Kazak Türkleri oluşturuyordu. Dini dağılım ise daha farklıydı: Ortodoks Hıristiyanlar nüfusun %67’sini, Şamanistler ve Burhanistler beraber, nüfusun %31’ini ve Müslümanlar nüfusun %2’sini oluşturuyordu.[7]

Altay’ın toprakları tarıma elverişli olduğu için, Rusya’dan kitlesel bir topraksız köylü göçüne uğramıştır. Sibirya’nın Rusya tarafından Ruslaştırılması tarihinden bilinmektedir ki, Rus göçmenlerin özellikle tarımla uğraştıkları yerlerde yerli halkların asimilasyonu daha hızlı gitmiş ve yer yer yerli halk tamamen Ruslar arasında dağılmıştır. Böylece planlı Ruslaştırma çabalarının dışında, kendiliğinden süre giden bir Ruslaşma süreci de mevcuttu. Bölgedeki Rus nüfusu artarken, işgal sırasında bir çok Altay Türkü hayatını kaybettiği gibi, Rusların getirdiği salgın hasatlıklardan dolayı da bir çok yerli hayatını yitirmiştir. Kısaca bir yandan Rus göçü, bir yandan asimilasyon, öte yandan da Altayların nüfusunun azalmasından dolayı, Altay’daki demografik durum gittikçe değişiyordu.

Altay’a yönelik Rus göçü, Rusya hükümeti tarafından çeşitli şekillerde özendiriliyor ve Rus göçmenlere kolaylıklar sağlanıyordu. Rus göçmenlerinin yerleşmesiyle ilgili olarak Altay Türklerine baskılar yapılmıştır. Altay’a gelen Ruslar Altay Türklerinin topraklarını zapt ederek, yıllar içinde geniş bir alana yayılmışlardır. Vergiye bağlanarak Rusların idaresine boyun eğen Altay Türkleri, çeşitli sebeplerle topraklarından kovuluyorlardı. Bunun için kullanılan yöntemler arasında doğrudan öldürme olduğu gibi, evlerinin yakılması, Altaylara yiyecek satma ve onları eve alma yasağı da geniş olarak kullanılmıştır. Böylece Altay Türkleri açlıkla ve ölümle karşı karşıya bırakılıyordu. Rusların bu yayılması Altay Ruhani Misyonu başta olmak üzere yetkili organlar tarafından destekleniyordu. Rusların Altay Türklerinin topraklarını zapt etmesi sadece tarım alanlarıyla sınırlı kalmıyordu. Kürk vergisi “yasak” ödeyen Altay Türklerinin sadece gerektiği kadar hayvan avladıkları biliniyordu. Tabiattaki dengeyi korumaya çalışan Altay Türklerinin aksine, Çarlık idaresi mümkün olduğunca daha fazla kürk elde etme niyetindeydi. Bu yüzden, avcılığın yapıldığı alanlardan da Altay Türklerinin zorla kovulmaları yaşanmıştır. Bunların yerine avcılık yapmak üzere Ruslar yerleştiriliyordu.[8]

Yukarıda anlatıldığı gibi, Altay Türklerinin topraklarını zaptetmeye yönelik Çarlık politikası, yüksek vergiler, ekonomik ilişkilerin değişmesi, salgın hastalıklar gibi sebepler, Altay Türklerinin kitlesel ölümlerine yol açıyordu. Çarlık zamanında Altay Türklerinin yeryüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları o zamanın Rus edebiyatına bile yansımıştır.[9] Asimilasyon ve ölümler dolayısıyla Altay Türklerinin maruz kaldıkları nüfus kayıpları şu örnekten bariz anlaşılmaktadır: Altay tarihçisi Satlayev’in de değindiği gibi, 16. yüzyılda Teleutlar, Altay Türklerinin en kalabalık Altay kabilesiydi, halbuki bugün Teleutlar, Altay Türklerinin az nüfuslu gruplarından biridir ve nüfusları sadece 3.000’dir.

20. Asrın Başında Milli Hareket

19. asrın sonunda Altaylar arasında çıkan ilk milliyetçi hareket Burhanizm denilen mesihçi bir din çerçevesinde örgütlenmiştir. Bu dinin doğmasının sebebi Altayların yaşadığı zorlu şartlardı. Çarlık idaresi altında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelen Altay halkının elinden topraklar alınmış, dağlık bölgelere sıkıştırılmış, Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma çabalarıyla asimile edilmeye çalışılmış, vergi toplayıcıların ve yerel otoritelerin zorba davranışlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bütün bunlar Altay halkını sefalete sürükleyince ve asimilasyona karşı tepki yükselince, Cungar dönemi altın çağ olarak hatırlanmaya başlanmış ve Cungar dönemine atfen Oyrot Han adındaki kurtarıcının geleceği yönünde efsaneler dolaşmaya başlamıştır.

Ak inanç veya süt inanç olarak adlandırılan Burhanizmde Lamaizm’den gelen bazı motifler yerli efsanelerle ve Şamanizm’de olan bazı inanışlarla birleşmiştir. Farklı usullerle ibadet etmeyi getiren Burhanizm, Hıristiyanlığa, Ruslaşmaya ve Şamanizm’e karşı çıkmıştır. Burhanizm’in yayıcısı olarak tanınan Çet Çelpan’ın vaatleri direk olarak Rus karşıtıydı ve Rus mallarının kullanımını, Rus paralarının kullanımını dahi yasaklıyordu. Altaylar arasında hızla yayılan Burhanizm Çarlık otoritelerini harekete geçirmiş ve 1904 yılında Çet Çelpan’ın da bulunduğu ayin polis tarafından ve silahlandırılmış Rus köylüleri tarafından basılmıştır.[10]

1905 ihtilalinden sonra, Rusya’da genel özgürlük havası içerisinde ve yayılan liberal akımların etkisinde, kurulan birinci Duma’nın liberaller grubu Çet Çelpan’a ve yandaşlarına karşı açılan davaya müdahale etmişler ve gönüllü olarak müdafaasını üstlenmişlerdir. Devlet Duması’nın müdahalesi ve liberal avuktların yardımıyla Burhanistler idam cezasından kurtulmuştur.[11]

Burhanizm dışında Altay’da aydınlar arasında Türkçü hareket de oluşmaya başlamıştır. Çarlık Rusyası’ndaki Türkçülük daha çok Müslüman Türkler arasında yayıldıysa da, Altay ve Hakas gibi resmi olarak Hıristiyan olan ve sayıca çok küçük olan halklar arasında da Türkçülük etkili olmuştur. Ve Çarlık Rusyası’nın Türklerin yaşadığı bölgelerinde olduğu gibi, Çarlığın yıkılması Altay milliyetçilerinin önünde tarihi bir fırsat sermiştir. Uyanış yaşayan diğer Türk halkları gibi, Altaylar da bağımsız bir devlet kuracaklarına inanmışlar ve bu uğurda çalışmışlardır.

Rusya’da Şubat Devrimi’nden sonra, Altay’da oluşan otorite boşluğu Altay Türkçüleri için büyük bir fırsat olmuştur. Şubat 1918’de toplanan Dağlık Altay Kurultayı’nda konuşan Altay milliyetçisi Anuçin, Altaylar dışında Hakasları ve Tuvaları da kapsayan Altay Cumhuriyeti’nin kurulmasını talep etmiştir. Anuçin parçalanmışlıktan doğan güçsüzlüğü ve zayıflığı görmüş, Güney Sibirya Türklerinin birlikte hareket etmeleri gerektiğini anlamıştı. Kongrede toplananlara göre ancak Güney Sibirya Türklerinin ortak devletinin kurulmasıyla süre giden Ruslaşmayı önlemek mümkündü. Kurulacak olan devlet üç devletin topraklarında: Rusya, Çin ve Moğolistan topraklarında kurulacaktı. Kolarz’ın söylediği gibi, bugün bu proje ütopya gibi gözükebilir, fakat Rusya’nın parçalanmak üzere olduğu, Çin’in iç sorunlarla boğuştuğu ve Moğolistan’ın karışıklık yaşadığı o dönemden bakılırsa, durum hiç de böyle değildi.[12]

Bağımsız Birleşik Altay Devleti’ni kurmak isteyen Altay milliyetçileri, amaçlarına ulaşmak için, Beyazların ve Kızılların savaşında Beyazları desteklemişlerdir. Burhanizm de Sovyet iktidarına karşı bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak ne Kolçak ne de Altay milliyetçileri Bolşevikleri engelleyememiş ve 1919 yılında Altay’da Sovyet iktidarı yerleşmiştir.[13]

Sovyet Döneminde Altay

Sovyet iktidarının Altay’da yerleşmeye çalıştığı zaman Altay milliyetçileri ve Burhanizm’in din adamları “yarlıkçılar” bunu engellemeye çalışmıştır. Altay halkı arasında Kızıl orduya karşı tepki büyüktü ve 1919 yılından sonra da bu tepki devam etmiştir.

Bolşeviklerin zaferiyle Güney Sibirya Türklerinin birleşik devlet hülyaları bitmiş değildi. İlk başta Sovyet Rusya’nın Milletler Komiserliği, birleşik Altay-Hakas otonom bölgesini oluşturacaktı, fakat zamanla bu fikirden vazgeçilmiş ve ayrı arı Oyrot ve Hakas Otonom Bölgeleri oluşturulmuştur.

Bolşevikler iktidarda olmalarına ve Güney Sibirya Türklerinin birleşik devletinin fikri red edilmesine rağmen, Altay’da Altay milliyetçileri hala güçlüydü, bu yüzden Oyrot Otonom Bölgesi oluşturulmuş ve ilk başta Altay milliyetçileri oluşturulan Oyrot Otonom Bölgesinin yönetim organlarında yer almışlardır. 1930’ların yarısına gelindiğinde, Altay’da milliyetçilik hala çok güçlüydü, fakat Stalin’in ölüm makinesi de artık hiç engel tanımıyordu. Bu yıllarda Altay yöneticilerine ve aydınlarına karşı tasfiye hareketi başlamıştır, Oyrot Otonom Bölgesinin yöneticileri “Çin’in Sincan eyaletindeki devrim karşıtı unsurlarla” işbirliği yapmakla suçlanmıştır.[14] 1948 yılında milliyetçi duyguları yok etmek amacıyla Oyrot Otonom Bölgesi’nın adı Dağlık Altay Otonom Bölgesi olarak değiştirilmiştir.[15]

Temizlik hareketi ayrıca Burhanizm’e karşı da yapılmıştır ve yönetim organlarında “kendi amaçlarını gizleyen” Burhanistler de mahkum edilmiştir. Bu arada halk arasında Burhanizm’in etkisi zayıflatmaya çalışılmıştır. Bunun için “yarlıkçıları” karalayan propaganda ve yayınlar yayınlanmış, dinsizlik propagandası yapılmıştır. Ancak bunlara rağmen, Rus araştırmacı Danilin’in de tespit ettiği gibi 1930’lu yıllarda Burhanizm’in etkisi zayıflamış olsa da, hala etkiliydi.[16]

1924 yılında başlayan kolektifleştirme ve göçebe Altayları yerleşik hayata geçirme çabaları halk arasında büyük tepkilere yol açmış, Rusya’nın diğer bölgelerinde de olduğu gibi halkı sefalete ve açlığa sürüklemiştir. 1930 yılında Altay’da açlık baş göstermeye başlamıştır.

Dağlık Altay’ın zengin mineral kaynakları, Sovyet döneminde bölgenin büyük ölçüde Ruslaşmasına yol açmıştır. Sovyetler Birliği’nin ilk zamanlarından beri Altay’ın zengin doğal kaynaklarını kullanıma açmak için bölgeye teşvik edilen Rus göçünün sonucunda, Birinci 5 yıllık plan süresi içerisinde bile, Altay Otonom Bölgesi’ndeki toplam nüfusu içindeki Altay Türklerinin nüfus oranı %41.8’den %36.4’e düşmüştür. 1939 yılı itibariyle Altay Türklerini sayısı 47.700 idi.[17] 1970 yılına gelindiğinde, Altay Türkleri cumhuriyet içerisinde toplam nüfusun %27,8’ine inmiştir. 1979 ve 1989 yıllarında yapılan sayımda Altay Türklerinin cumhuriyet içindeki oranı sırasıyla %29, 2 ve %31’dir.[18]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ