ALPLAR VE ELFLER: TÜRK VE İSKANDİNAV DÜNYALARINDA KAHRAMANLIK OLGUSU

ALPLAR VE ELFLER: TÜRK VE İSKANDİNAV DÜNYALARINDA KAHRAMANLIK OLGUSU

Hayli cüsseli bir kitaplık oluşturan İskandinav sagaları Türkiye’de bir genel kültür konusu olmanın ötesine geçememiştir. Bilimsel çalışmalarda ele alın­masının örnekleri yok denecek kadar azdır. Bu yüzden, bilimsel olarak fazla bilinmeyen bu konuda ileri bir aşamayı içeren, karşılaştırmalı bir tarzda bildiri sunma cesaretini dinleyici kitlemizin çoğunluğunun halkbilimci ol­masından aldık. Bu yüzden biz saga tanımlamasına girmeyeceğiz. -/ünsü­zünü bulundurmayan Türkçenin alp kelimesi ile Kuzeylilerin el/ sözcüğü arasındaki dilbilimsel ilişkiyi kanaatlerinize havale ediyoruz. Belki başka bir çalışmada bu sözcükler etimolojik olarak tahlil edilmelidir. Aşina olunan usûl, karşılaştırmadan sonra tarihi zeminle ilgili bir sonuca varmaktır. Biz ise tersini yapacak ve önce tarihi zemini açıklayıp ardından bu zeminde karşılaştırma yapacağız.

Son yıllardaki araştırmalar Türk anayurdunun Altaylarda, hele de Si­birya’nın doğusunda olamayacağını açıklıkla göstermiştir. Muhtemel Türk yurdu İdil-Ural bölgesindedir. Eski Türkçenin söz varlığının bir ormancı- avcı-tarımcı topluma işaret etmesi bunun bir kanıtıdır. Ziraat yapan insan­ları ot bitmez bölgelere yerleştiremeyiz.[1] Bölgedeki yer adlarının Türkçe isimlerinin de olması buna işaret eder. Biz Anadolu’da bin yıldır ırmak isim­lerini Türkçeleştiremeyip, sadece bazılarına renk izafe ederken, Doğu Avru­pa’da ve Batı Sibirya’daki neredeyse tüm ırmak isimlerinin Türkçe adları vardır (Karatay 2010a: 17-26). Eski Türkleri betimleyen kaynaklar nere­deyse hep bir ağızdan sarışın bir kavimden bahsederler ve Kumanlar bu bahislerde sadece küçük bir yer tutar. Bu tip insanı herhalde en iyi bu böl­gede bulabiliriz.[2] Türk boy isimlerinin ezici çoğunluğu batı tarafa aittir ve doğuda geçmez. Şu an, dayatılmış kalıpları bırakarak eldeki veri ışığında düşünen bir dilbilimcinin rahatlıkla söyleyebileceği şey, Türkçenin en yakın akrabasının Macarca olduğu ve bu ikisinin muhtemelen aynı dilden indiği­dir (Marcantonio 2009: 68-94, Karatay 2010b: 27-46). Bu da aynı bölgeye işaret edecektir. Hatta başka ayrıntılar da tespit edilmiştir. Örneğin Osman Karatay’ın yenilerdeki bir tespitine göre, Göktürk devletini kuracak olan Türk budun, uğradığı felaketin ardından Ergenekon vadilerine sığınmadan önce Orta İdil civarında yaşıyordu (Karatay 2009).

Dolayısıyla İskandinavya ile İdil boylarını harita üzerinde düşündüğü­müzde, aralarında çok sıkı tarihi ve kültürel ilişkilerin bulunması değil, bu­lunmaması şaşırtıcı olacaktır. Hatta sıkı bir etnik ilişki düşünmek için de zemin bulunmaktadır. Yaklaşık aynı iklimi yaşayan iki kuzey bölgesinden bahsediyoruz. Şu an üzerinde bir proje olarak çalıştığımız saga metinlerinin incelenmesi bu konuda haklı olduğumuzu her geçen gün daha bir katiyetle göstermektedir.

En ünlü sagaların başında gelen Heimskringla, ilk sayfasında Kral Odin’in İskitya’nın, yani Ana Rusya’nın doğusundaki Turkland’dan göçünü anlatır. Feridun Ağasıoğlu bazı İskandinav yer isimlerinin Türkçe koktuğu­na işaret etmiştir (Ağasıoğlu 2000: 14). Biz bunun daha fazla olduğu düşün­cesindeyiz ve ilerde ayrıntılı çalışmaları bilim dünyasıyla paylaşacağız. Tür­kistan’dan İskandinavya’ya göçen Kral Odin, daha sonra tanrılaştırılmış ve Kuzeylilerin baştanrısı haline gelmiştir. Kavminin adı Az’dır, yani Göktürk yazıtlarında karşımıza Az Budun olarak çıkan, Abakan bozkırında Kırgız komşuluğundaki halk.

Eskiçağda Azları Aral boylarında görüyorduk. Timur bir sefere çıkma­dan önce bu bölgedeki Öden Ata’nın kabrini ziyaret etmiş, dua ve di-lekte bulunmuştur (Nizamüddin Şâmî 1987: 77). Şimdiki Daşoğuz yakınla-rında da Ütin Kala diye eski bir yıkıntıdan haber verilmektedir (Mantayev 2010: 105). Eğer bir Türk budununun önderi İskandinav kültüründe baştanrı haline geliyorsa, bizim Alpler ile Elfleri kıyaslamamızda hiçbir beis kalma­yacaktır.

Önce tarihi açıdan Türk ve İskandinav kahramanlarını, daha sonra da destanî anlamıyla alpları ve elfleri ana başlıklar halinde anlatacağız. Alp, Türkçenin çeşitli lehçelerinde kahraman, cesur, yiğit anlamlarına gelir. Tür­kiye, Azerbaycan, Türkmen, Kırgız, Karakalpak Türkçelerinde “alp”; Çuvaş­ça’da “ulıp”; Kazak, Tatar ve Hakas Türkçelerinde “alıp” şekillerinde kulla­nılmaktadırlar. (Bayram 2010: 83)

Destan çağlarından, İslamiyet’in kabul edilmesinden sonraki dönemle­re dek Alp unvanı, birçok boy tarafından ve hükümdarlardan küçük komu­tanlara kadar yayılan bir yelpazede kullanıldı (Köprülü 1997: 380). İslami­yet’ten sonraki devirlerdeki Alp-Gazi ve Alp-Eren kullanımları yaygınlaş­mıştır (Kaplan 1985: 112). Kişi ismi, sıfat, unvan olarak çeşitli kullanımları vardır (Köprülü 1997: 379).

Alplar, süreğen savaş şartlarında yaşayan göçebe boylarda önderlik ve savaşçılık yetenekleriyle sivrilen kimselerdir. İyi binicilerdir, savaş aletleri­ni çok iyi kullanırlar ve savaşlarda kişisel kahramanlıklarını sakınmadan sergilerler. Uzun boylu, bahadır ve güçlüdürler. Aralarında kan davaları sürer. Ozanlık yeteneklerini haiz olanları vardır. Kadınlar tüm bu özellikler açısından erkeklerden geri kalmaz. Konfederasyon şartlarında bir alpın çev­resinde daha alt düzeyde alplar toplanır. En üstteki alpla bağımlı alpları arasında gelişigüzel olmayan ve bir hukuka dayanan ilişkiler sistemi vardır. Büyük alp belli zamanlarda bağımlıları toplamak ve bu toplantılarda ziya- fetli şölen düzenlemek zorundadır (Köprülü 1997: 382).

Alp tipi olarak ilk ele alacağımız örnek Oğuz olmalıdır. Oğuz, dünyaya Tanrı tarafından düzeni sağlaması için gönderilmiştir. Doğumu, daha sonra evleneceği kadınlar, hatta silahları ve atları tanrısal bir doğaüstülük göste­rirler. Bünyesi çocukluğundan itibaren olağandışı gelişim seyri izlemiştir (Kaplan 1985: 14). Oğuz, kutun gereğini yerine getirir ve evrene, yani töre­ye dirlik düzenlik getirir (Kaplan 1985: 15).

Bütün bunları tek başına değil, yüksek önderlik yetenekleriyle çevresi­ne topladığı kitleyle gerçekleştirir. Göçebe federasyonları devri ideolojisinin temsilcisidir (Kaplan 1985: 27).

Batı Türk geleneğini temsil eden Oğuz’un düzen-devlet-töre kurucu alp özelliklerine nazaran Doğu Türklerinin alpları mazlum halkını zulümden kurtarmaya soyunan daha savunmada bir tiptir. Devlet kuruculuktan ziya­de, varlığını işgalciye karşı korumakla uğraşır. Güney ve Kuzey Sibirya des­tanları bu türden alpları barındırır. Manas destanı ise bu iki geleneğin ara­sındadır. Manas, hem halkının esaretini ortadan kaldırır hem de devlet ku­ruculuğu görevini üstlenir. Dolayısıyla kut, Manas’ta Sibirya destanlarının alplarına göre daha belirgindir (Aça 2000: 5-17 ).

Manas destanındaki alp tipinin ortak özellikleri şu şekildedir:

  1. Çeşitli hayvanların özelliklerini taşırlar ve diğer insanlara göre bu suretle farklılık gösterirler (Alman Bet, Acı Bay).
  2. Trajedinin ideal kahramanından ziyade daha insani, iyiliği, kötülüğü, çeşitli zaafları bünyesinde taşıyan karakter yapısına sahip kimselerdir (Acı Bay, Cakıp Han, Kan Çora, Kökçö Han).
  3. Kavrayışlı, bilge, öngörülüdürler. (Alman Bet, Kara Badişa, Kara Tölök)
  4. Güçlü ve iridirler (Çalbay, Coloy). Düşman saflarını tek başlarına darmadağın ederler (Semetey).
  5. Gece hızlı hareket etme ve karanlıkta iz sürme özellikleri vardır (Kaman, Dürsün, Caynur).
  6. Cömerttirler. Halkın koruyucusudurlar.
  7. Küçük yaşlarda beden hareketlerinin, silah kullanmanın ustası olur­lar, ülke yönetirler.
  8. Kullandıkları eşyayla (at, yay, ok) bütünleşirler ve bu eşyanın insan­lar gibisinden ismi vardır.
  9. Kahramanın tekliği ideolojisi vardır. Birden fazla kahramanın varlığı çatışmaya davetiye çıkarır (Yıldız 1985: 83-164).

Erkekler böyleyken kadınların da onlardan aşağı kalır meziyetleri yok­tur. Genel özellikleri şu şekildedir:

  1. Ne düşündüklerini çekinmeden söyleyebilirler.
  2. Öngörülüdürler (kehanet yeteneğini haiz) ve mantıklıdırlar. Falcılık yeteneği taşıyanları vardır (Ak Erkeç, Ak Saykal, Ay Çörök) (Yıldız 1985: 165-188).

Bu erkek ve kadın tiplerinin özelliklerin hemen hepsinin İskandinav kahramanlarında da olduğunu göreceğiz. Peki İskandinav kahramanı kim­dir? İskandinav metinleri malzeme olarak tarihçiler açısından hala tartış­malı kabul edilir, ancak İskandinav geleneklerinin ve tarihinin incelenmesi­ne girişen bir bilim adamı açısından paha biçilemez değerde oldukları şüp­he götürmez. Destanî-tarihi metinler olan sagalar, Hıristiyanlık öncesi çağın kozmolojisini yansıtan edda şiirleri ve saga özellikleri göstermekle birlikte onlar kadar uzun olmayan kısa anlatılar anılan kaynaklardandır.

Saga metinlerinde sahneye çıkan kahraman figürlerinin bazıları ger­çekten yaşamış olan tarihi şahsiyetler, bazıları ise hayalidir, hatta bazıları düpedüz masalsıdır (Kızıl Erik-14, “Tek Ayaklılar” gibi). Buna karşılık hiç şüphe yok ki merkezdeki krallarla merkezkaçtaki soylu beylerin mücadele­lerinin ve literatürde Viking Çağı olarak adlandırılan dış seferler çağının filizlenmeye başladığı bir kahramanlık çağının atmosferi yansıtılmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. Fatih Tepe dedi ki:

    Çok güzel bir çalışma. Maniple edilmiş değil gerçek tarihi yansıtıyor. Herşey ortada ve kendi tarihçileri dahi bunları kabul etmişken bir de batı medeniyetleri bize biraz saygı gösterip hakettiğimiz kefeye koysa bizi ne güzel olacak. Tebrikler.

  2. Teşekkür ederiz.Bilgilendik.

  3. Nusret dedi ki:

    Teşekkür Ederiz…

BİR YORUM YAZ