ALMAN DIŞ POLİTİKASINDA "TURANCILIK" ve KAZAKİSTAN

ALMAN DIŞ POLİTİKASINDA "TURANCILIK" ve KAZAKİSTAN

Türk Dış Politikası için “tehlikeli” görülen Turancılığın Alman Dış Politikasındaki yeri nedir?

Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecinde ortaya çıkan fikir akımları içinde Turancılık fikri, özellikle 1944 Türkçülük-Turancılık Davası sonrasında Türk Dış Politikası’nın “tehlikeli” bir seçeneği olarak görülmüştür. Kızılordu’nun Stalingrad’da Alman Ordusu’nu yenmesi ile birlikte Ankara II. Dünya Savaşı’nın kaderinin değiştiğini gördükten sonra Turancılık fikri, tek parti ideologları tarafından Osmanlı Devleti’ni felakete sürükleyen, II. Dünya Savaşı sırasında “vatan hainliği” olarak görülen, Soğuk Savaş döneminde tehlikeli kabul edilen ve Soğuk Savaş sonrasında hayal kırıklığına sebep olan bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir. 1960 sonrasında Türkiye’de sosyalist hareketlerin gelişmesi sürecinde Moskova güdümlü siyaset merkezleri de Türkiye’de SSCB’deki Türk halkları ile ilgilenen siyasal hareketi baskı altına almak amacı ile Turancılığa yönelik ağır politik-psikolojik saldırılar geliştirmişlerdir

Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Özellikle SSCB’nin 1990’da çökmesinden sonra Türkistan coğrafyasına yönelik politika geliştirmek, Orta Asya ile ilişkileri güçlendirmek ve Türk Cumhuriyetleri’ni dış politikada öncelikli hale getirmek gerçekten doğru bir seçenek değil midir? Bu sorunun cevabını Alman Dış Politikası’nda Türkistan’ı ve Almanya-Kazakistan ilişkilerini inceleyerek ortaya koymaya çalışacağız ve böylece Türkistan’ın yalnızca Türkiye için değil, uluslararası ilişkilerde etkin olan ve olmak isteyen her devlet için nasıl algılandığını değerlendirmiş olacağız.

Tarihi Türkistan coğrafyasının büyük bir kısmını kaplayan ve bugünkü Orta Asya Türk Cumhuriyetleri içinde ekonomik ve siyasi bakımdan güçlü bir ülke olan Kazakistan, coğrafi sınırları belirgin olmamak ile birlikte tarihsel olarak Turan coğrafyası diye anılan büyük bir parçasını oluşturmaktadır. Kazakistan’ın sahip olduğu coğrafya jeopolitik olarak önemli olmasının yanında yer altı zenginliklerine ve enerji kaynaklarına da sahiptir. Kazakistan’ın bu özel durumunun yanında Almanya-Kazakistan ilişkileri de tarih içinde özel bir yere sahiptir. Almanya’nın Kazakistan’a olan ilgisi jeo-kültürel, jeo-politik ve jeo-ekonomik olmak üzere üç başlık altında incelenebilir.

Jeo-Kültürel İlgi

Jeo-kültürel ilginin sebebi Kazakistan’daki yaklaşık 200 bin nüfuslu Alman azınlığın varlığıdır. Bu nüfusun Kazakistan’ın bağımsızlığı sonrasında 1 milyondan düştüğü düşünülürse durumun etkisi daha net anlaşılabilir.[1] Kazakistan’daki Alman azınlığının varlığı, Rusya’nın politikaları neticesinde ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, 18. Yüzyılın ikinci yarısında Rusya’daki boş toprakları işletmek üzere Almanlar ülkeye davet edilmiştir.[2] 1. Dünya Savaşı sırasında bu nüfusun bir kısmı casusluk şüphesiyle Kazakistan’a sürülmüştür.[3] Buna rağmen Volga Bölgesi’nde yaşayan Almanların sayısı Sovyetler Birliği’nin ilk etnik özerk bölgesini oluşturmaya yetecek sayıda olmuştur.[4] 1924’te kurulan Volga Boyu Alman Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, II. Dünya Savaşı esnasında, 1941’de, Sovyetler Birliği’nin güvenlik endişeleri sonucunda lağvedilmiştir.[5] 1933’de yüzde 66’sı Alman olan 576 bin nüfuslu Volga Alman Cumhuriyeti’nden 444 bin Alman Kazakistan’a sürülmüştür.[6] Kazakistan’daki Alman nüfusunun artışı 1979’da Kazakistan’da Özerk Alman Bölgesi oluşturma talebine neden olmuştur. Sovyet Yönetimi’nin bu talebi kabul etmesine rağmen Kazakistan‘daki protestolar sonrasında karar geri çekilmiştir.[7] Kazakistan’ın bağımsızlığı sonrasında, Kazakistan’daki uluslaşma süreci ve birleşen Almanya’nın dünyadaki tüm Almanlara kapılarını açmasıyla birlikte, Kazakistan’daki Almanlar Almanya’ya göç etmeye başlamıştır.[8] Fakat Almanya bu durumun devam etmesini istememiştir. 1996’ta Almanya Dış İşleri Bakanı Kazakistan’daki Almanların Kazakistan’da kalarak iki ülke arasında köprü olacağını belirtmiştir.[9] Almanya, Kazakistan ile ilişkilerinde yalnızca Kazakistan’daki Almanlara yönelik politika geliştirmekle kalmamaktadır. Almanya Kazakistan’a her yıl yaptığı 50 milyon Avro yardımıyla etkisini hissettirmekte[10], 1999’da açılan Alman-Kazak Üniversitesi ile eğitim alanında da kendine yer açmaya çalışmaktadır.[11]

Jeo-kültürel ilişkilerin bir başka boyutunu 20. yüzyılda Bağımsız Türkistan mücadelesini sürdürenlerin Almanya ile olan ilişkileri oluşturmaktadır. Özellikle 1925’ten önce Sovyetler Birliği’nin Türkistan’daki siyasi yapıları değiştirmesine karşı mücadele edenlerin merkezi Berlin olmuştur.[12] 1933’de Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesinin ardından Sovyet karşıtı mücadelelerini Berlin’de yürüten, aralarında ünlü Kazak fikir adamı Mustafa Çokayoğlu’nun da bulunduğu, Türkistanlı mülteciler daha fazla önem kazanmıştır.[13] II. Dünya Savaşı sırasında Almanların safında savaşa katılan Türkistanlılar için, “Türkistan Lejyonu” oluşturulmuş,[14] ve “Yeni Türkistan Gazetesi” çıkarılmıştır.[15] Nazi Dönemi’nde Türklerin Slavlardan daha aşağı bir ırk olarak görülmesi sonucunda, ırkçı bir anlayışla katledilen Türkler ise Almanların Türkistan merakı ve Türklerle olan ilişkilerinde çelişki oluşturmakta ve Nazilerin Türklerle ilişkilerinde farklı bir boyutu göstermektedir.[16] Almanya’nın mağlubiyeti ile biten II. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası sistem ve tarihi endişeler, Almanların Türkistan merakına müsaade etmemiştir.

Jeo-Politik İlgi

Almanya’nın Türkistan coğrafyası bağlamında Kazakistan’a olan jeo-politik ilgisi, Dünya hakimiyeti için Avrasya’ya odaklanan jeo-politik teorilerin ve Almanya’nın dünyada hakim güç olma isteğinin ortaya çıkardığı doğal sonucudur. I. Dünya Savaşı’nda Rusya’yı arkadan çevreleme amacıyla Türkistan’a önem veren Almanlar, II. Dünya Savaşı sırasında da hem Sovyetleri parçalamak hem de Hazar petrollerine sahip olmak amacıyla Türkistan’a yönelik politikalar geliştirmeye devam etmiştir. Soğuk Savaş sonrasında uluslararası örgütlerle ve demokratik ülkelerle işbirliği temelinde dış politika oluşturan Almanya,[17] Avrupa Birliği ile birlikte hareket etmiştir. Ocak-Haziran 2009’da AB dönem başkanlığını yürüten Almanya, AB’nin önceliklerini sıralarken, güvenlik ve istikrar için Orta Asya coğrafyasının önemini vurgulamıştır.[18] Genel olarak AB’nin Orta Asya’ya yönelik politikalar geliştirmesinde Almanya öncülük etmektedir. Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier, “Orta Asya konumu itibariyle Rusya-Çin sınırında yer alıyorsa, bölgenin her iki ülkenin tekeline girmesi arzu edilmemektedir. Bölgede Avrupa’nın Orta Asya’ya ilgi göstereceğine inanan, Avrupa’ya yönelmiş geniş bir kesim var” diyerek bölgeye yönelik ilginin karşılıksız kalmayacağı ümidini dile getirmiştir.[19] Bunun yanında Avrupa’nın enerji kaynakları bağlamında Körfez Bölgesine bağımlı olması ve Rusya’nın da sahip olduğu enerji kaynaklarını jeo-politik çıkarları için kullanması, Almanya’ya göre Orta Asya enerji kaynaklarını ve bu kaynakların taşınmasında rol oynayacak olan Türkiye’yi daha önemli hale getirmektedir.[20]

Jeo-Ekonomik İlgi

Almanya’nın Türkistan coğrafyasında Kazakistan’a verdiği önemi en net gösteren iki ülke arasındaki ekonomik verilerdir. Almanya’nın Türkistan’a yönelik jeo-ekonomik ilgisi de bu bağlamda değerlendirilebilir. İki ülke arasında 2010’daki ticaret hacmi 27 milyar Dolar’a ulaşmıştır. Bu rakam Almanya ile Türkmenistan-Özbekistan ve Kırgızistan’ın toplam ticaret hacminden daha fazladır.[21] Bunun yanında Almanya, Kazakistan’ın dış ticareti açısından, ithalatta Rusya ve Çin’den sonra üçüncü sırada, ihracatta ise Çin’in ardından ikinci sırada yer almaktadır.[22] Şubat 2012’nin başında Almanya’nın Kazakistan ile gerçekleştirdiği ticaret anlaşmaları da bu ilişkinin güçlenerek devam edeceğinin göstergesidir. Özellikle Siemens, Linde, Thyssen-Krupp ve Leipzig Takraf gibi Alman şirketlerinin de yer aldığı Kazakistan’daki yer altı zenginliklerinin işletilmesi yönündeki anlaşmalar dikkat çekicidir. Kazakistan topraklarında da bulunan, lazer d iyotlarının yapımında kullanılan samaryum, güçlü mıknatısların yapımında kullanılan neodim gibi nadir yer altı kaynakları yüzde 95 oranında Çin tarafından kontrol edilmektedir fakat Almanya bu alanda Kazakistan’da yaptığı anlaşmalarla bu alana gireceğini göstermiştir.[23] Kazakistan ile Almanya arasında imzalanan anlaşmaların konusunu oluşturan ürünlerin özellikleri, anlaşmaları ticari boyuttan stratejik boyuta taşımaktadır.

Sonuç

Almanya dış politikası için Orta Asya özel bir öneme sahip olmakla birlikte, Orta Asya içinde Kazakistan ayrı ve daha önemli bir konumdadır. Almanya’nın dış politikasında ve Alman siyasi tarihinde Türkistan’a ve özel olarak Kazakistan’a olan ilgi, ideolojik yaklaşımların değil jeo-politik, jeo-kültürel ve jeo-ekonomik gerçeklerin gerektirdiği bir siyasettir. Bu durumun tarih içindeki her türlü değişime rağmen, imkânlar dâhilinde, süreklilik göstermesi, Türk Dış Politikası açısından da dikkatle incelenmesi gereken bir meseledir. Türkiye bu coğrafyada Almanya’nın gerekçelerine fazlasıyla sahiptir. Sosyo-kültürel, ekonomik ve jeo-politik bağlamda Türkiye’nin sorumlulukları da, imkânları da bu coğrafyada etkili olabilecek potansiyel güce sahiptir ancak Orta Asya ile ilgili, geleceğe yönelik stratejik planlara sahip değildir.

Turgay Düğen

Kaynak: 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü


  1. Murat Erdoğan, AB’nin Orta Asya Politikaları, Ahmet Yesevi Üniversitesi, Ankara, 2011, s.31, https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/kz.html, (28.02.2012).
  2. Tsypylma Darieva, “Recruting fort he Nation: Post-Soviet Transnational Migrants in Germany and Kazakhstan”, Rebuilding Identies, Pathways to Reform in Post-Soviet Siberia, Erich Kasten (Ed.), Berlin, 2005, s.156.
  3. Nermin Güler, “Kazakistan’da Alman Azınlığı”, Avrasya Dosyası, Kazakistan Kırgızistan Özel Sayısı, Cilt: 7, Sayı:4, Kış 2001-2002, s.164.
  4. GÜLER, “Kazakistan’da Alman…”, s.165.
  5. Ali Yiğit, “Kazakistan’ın Değişen Etnik Yapısı”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:10, Sayı:2, Elazığ, 2001, s.7.
  6. GÜLER, “Kazakistan’da Alman…”, s.169.
  7. GÜLER, “Kazakistan’da Alman…”, s.171.
  8. ERDOĞAN, AB’nin Orta Asya…, s.31.
  9. GÜLER, “Kazakistan’da Alman…”, s.172.
  10. ERDOĞAN, AB’nin Orta Asya…, s. 32.
  11. Germany and Central Asia, Federal Foreign Office, Division 607, Public Relations, Berlin, 2010, s.7.
  12. A. Ahat Andican, Cedidizm’den Bağımsızlığa Hariçte Türkistan Mücadelesi, Emre Yayınları, İstanbul, 2005, s.233.
  13. ANDİCAN, Cedidizm’den Bağımsızlığa…, s.464.
  14. ANDİCAN, Cedidizm’den Bağımsızlığa…, s.524.
  15. ANDİCAN, Cedidizm’den Bağımsızlığa…, s.554.
  16. ANDİCAN, Cedidizm’den Bağımsızlığa…, s.492. Ayrıca bazı Türkler, Nazilerin Yahudileri ayırmak için sünnetli olup olmadıklarına bakmaları dolayısıyla Yahudi sanılıp yakılmıştır. ANDİCAN, s.493.
  17. Kemal İnat, “Birleşme Sonrası Almanya’nın Dış Politikası: Normalleşmenin Son Adımları”, Bilgi Dergisi, 2009/1, s. 2.
  18. ERDOĞAN, Orta Asya…, s.31.
  19. ERDOĞAN, Orta Asya…, s.30.
  20. Wulfdiether Zippel, “Enerji Kaynaklarını Çeşitlendirme Yaklaşımları Altında AB’nin Enerji Politikası”, Avrupa ve Orta Asya Arasındaki Enerji Köprüsü Türkiye, Werner Guapel, Alpay Hekimler, Kondrad Adenaur Stifting Yayını, s.50.
  21. ERDOĞAN, Orta Asya…, s.32.
  22. https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/kz.html, (28.02.2012)
  23. “Almanya, Kazakistan’ın Yeraltı Zenginliklerini Gözüne Kestirdi” http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1241481&title=almanya-kazakistanin-yeralti-zenginliklerini-gozune-kestirdi, (08.02.2012)
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ