ALMAATADA 1986 ARALIK OLAYLARI: JELTOKSAN

ALMAATADA 1986 ARALIK OLAYLARI: JELTOKSAN

Giriş

Tarih ve etnoloji bakımından Kazaklar, Türk kavimler grubunun Kıpçak bölümüne dahildir. Kazakistan’ın asıl nüfusunu teşkil eden Kazaklar, muhtelif devirlerde geniş bozkırlardan göç eden Türk kavimlerinin bakiyeleriyle, Sibirya kavimleri ve Moğol Kalmuklarının birleşmesi sonucu 15. yüzyılda teşekkül etmiş bir topluluktur[1]. Kazaklar, 15. yüzyılın 20. Yıllarında Deşt-i Kıpçak bölgesinde hüküm süren Cengiz Han soyundan gelen Özbek Hanlığı’na bağlı olarak yaşamaktaydılar. Bu topluluğun başında bulunan Barak Han’ın oğulları Kerey ve Canibek Sultanlar, Özbek Han’ı Ebu’l Hayr Han’a karşı giriştikleri mücadeleyi kaybedince 1440 yılında kendilerine bağlı boylarla birlikte Aral bölgesini terk ederek Çu nehri boylarına geldiler. Mal ve mülksüz olarak göç eden bu topluluğa yerliler “Kazak” adını verdiler[2]. Moğol Hanının desteğini alan Kazak hanları bu bölgede Kazak Hanlığı’nın temelini attılar. 15. yüzyılın sonlarına doğru Deşt-i Kıpçak’ın büyük bir bölümünü kontrol altına alacak kadar güçlendiler. 1456 yılında Kerey ve Canibek Sultanların bu bölgede Kazak Hanlığı’nı kurması sonucu Kazak halkı etnik bir topluluk olarak tarih sahnesine çıkmış oldu.

Canibek Han’ın oğlu Kasım Han devrinde güneyde Şeybani Han ile yapılan mücadelede üstünlük sağlanmış ve Sırderya bölgesinin kontrolü Kazak Hanlığı’nın eline geçmişti. Kuzeyde ise Nogay Hanlığı’nın iç mücadeleler neticesinde zayıflaması üzerine bir kısım halk Kazak Hanlığı’na katıldı. 1523 yılında Kasım Han’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Tahir Han, Kazak birliğini koruyamadı. Dış baskılar ve iç çekişmeler sonucunda Kazak Hanlığı cüzlere bölündü. Kasım Han’ın ölümünden sonra ortaya çıkan siyasi boşluk ile başlayan siyasi mücadelelerin neticesinde Kazak boylarının siyasi bakımdan birbirlerinden ayrılması ile oluşan yön, taraf, bölüm anlamına gelen cüzler ortaya çıktı. Kişi Cüz, Orta Cüz, ve Ulu Cüz olmak üzere üç siyasi idari bölgeye ayrılan Kazakların, zaman içinde ayrıldıktan sonra da dirayetli hanların yönetiminde ya da ortak tehlike karşısında yeniden birleştikleri görüldü[3].

1680 yılında han olan Tevke Han zamanında komşu ülkelerle dostane ilişkiler kurulmuş, dağınık Kazak siyasi birliği tekrar bir merkez etrafında birleştirilmeye çalışılmıştır. Tevke Han’ın ölümünden sonra Kazak siyasî birliği yeniden parçalanmış, bir taraftan doğudan gelen Moğol ve Kalmuk kabilelerin saldırıları sonucu sıkışan Kazak cüzleri, diğer taraftan da I. Petro’nun Çar olmasıyla birlikte Kazakistan ve Türkistan üzerinde ilgisi artan Rusya’nın istilasına maruz kalmışlardır. Asya ticaretinin önemli bir kapısı olarak Kazak bozkırlarını gören Çar I.Petro, Kalmuk ve Başkırt kabilelerinin saldırıları sonucunda sıkışan Küçük Cüz Han’ı Ebu’l Hayr Han’a Başkırt kabile reisi Aldarbay vasıtasıyla Başkırtlar ile barış içinde yaşamak istiyorlarsa Rusya’nın himayesini talep etmelerinin gerektiği haberini ulaştırmış, dış saldırılar neticesinde sıkışan Ebu’l Hayr Han’ın yardım talebi Rusya’nın Kazakistan’ı işgal sürecinin başlangıcı olmuştur. 19.yüzyılın ortalarına gelindiğinde Küçük, Orta ve Ulu Cüz olmak üzere Kazak bozkırlarının tamamını işgal eden Rusya, bir taraftan da işgal ettiği bölgelerde otoritesini sağlamlaştırabilmek için idari teşkilatlanmayı gerçekleştirmiştir. 1824 yılında çıkartılan kanunla Kazakistan’ın Turgay ve Ural bölgelerinin yönetimi Orenburg Genel Valiliğine devredilmiştir. Bu dört bölge daha sonraki yıllarda merkez kabul edilerek Step Genel Valiliği adı altında birleştirilmiştir[4]. Kazakistan’ın güneyinde kalan ve Kazakların yoğun olarak yaşadıkları Sirderya ve Semireçi eyaletleri ise bu bölgede kurulan Türkistan genel Valiliği yönetimine bırakılmıştır. Kazakistan’ın işgalini tamamlayan Rusya, işgal ettiği bölgelerde katı bir sömürge siyaseti izlemiştir. Rusya’nın Kazakistan’ı sömürgeleştirme hareketinin ilk adımı Kazak bozkırlarında uyguladığı iskân siyaseti olmuştur. Rus idareciler, bu siyasetlerini gerçekleştirmek için önce kale inşaatlarını bahane ederek Kazak arazilerini devletleştirip Rus Kozak birliklerinin buralara yerleştirdiler. Daha sonra Rusya’dan göç ettirilen fakir Rus köylüleri için tarım arazileri açma bahanesiyle hayvancılıkla uğraşan kazakların kullandıkları otlaklar ellerinden alınarak Rus köylüleri buralara iskân ettirdiler. Bu dönemde Kazakların sosyal hayatının kendisine özgü nitelikleri vardı. Kazakların sahip oldukları göçebe ve yarı göçebe hayat tarzı, sosyo-ekonomik hayatının biçimlenmesinde etkili olmuştur.

20. yüzyılın başında ise Rusya’da meşrutiyetin ilanıyla doğan fikri ve siyasi özgürlük etkisini Kazak bozkırlarında da gösterdi. Kazaklar arasında da siyasi ve fikri hareketler gelişmeye başladı. Bu hareketler önce Rusya’nın sömürü ve asimilasyon politikalarına karşı tepki niteliğinde doğdu. Rus politikalarına karşı Kazak aydınları ilk millî tepkilerini Rusya politikalarının aleyhinde yaptıkları mitingler ve şikâyet dilekçeleriyle gösterdiler.

1917 yılında Rusya’daki Şubat ihtilâli sonucu Kazakistan’da önemli siyasi gelişmeler meydana gelmiştir. Kazak önderleri öncülüğünde önce Kazakistan’ın muhtelif şehirlerinde bölgesel Kazak kongreleri toplanmış daha sonra ise bütün bölgelerden gelen delegelerin katılımıyla I. ve II. Kazak genel kongreleri düzenlenmiştir. II. Kongrede ise Rusya’daki 1917 yılı Ekim Bolşevik İhtilali de dikkate alınarak Alaş Orda otonomisi kurulması kararı alınmıştır[5]. Alihan Bökeyhanoğlu önderliğinde kurulan müstakil hükümet Bolşeviklerin Kazakistan’ı işgaliyle son bulmuştur. Ağustos 1920’de Kırgız(Kazak) Sovyet Otonom Sosyalist Cumhuriyeti kurularak Sovyet Rusya’ya bağlanan Kazak topraklarında yeni bir dönem başlamıştır.

Ancak Sovyet döneminde de Kazak halkının çektiği sıkıntılar son bulmamış, Rusya, çarlık döneminde geliştirdiği sömürü ve asimilasyon siyasetini bu dönemde de devam ettirmiştir. 1929-1934 yılları arasında yapılan kolektifleştirme çalışmaları sonucu Kazaklar arasında açlık başlamış, birçok Kazak hayatını kaybetmiştir[6]. Bu felâketten sonra Kazak halkı ülkesini terk edenlerle birlikte nüfusunun üçte ikilik bir kısmını kaybetmiştir[7]. Bu dönemde Kazaklar için başlayan bir başka tehlike ise 1930-1937 yılları arasında Kazak aydınlarına karşı başlatılan yok etme hareketidir. Alaş Orda hareketi içinde yer almış birçok Kazak aydını bu dönemde suçlanarak sürgün edilmiş ya da öldürülmüştür.

Kazaklar Sovyet döneminde de kültürel alandaki faaliyetlerine devam etmişlerdir. Bu dönemde, Kuanış Satbayev, Muhtar Avezov, Yusufbek Aymatov, Saken Seyfulin, Gabit Musiperov, Sancar Asfendiyarov, Külaş Bayseyitova ve Sara Jiyenkulova gibi şahsiyetler yetişmiştir[8]. Sovyet Rusya’nın uyguladığı kültürel asimilasyona karşı Kazaklar milli kimliklerini korumak için mücadele etmişlerdir.

1. Kazakistan’da Bağımsızlık Hareketleri

1722 yılında Çar Petro, Kazak coğrafyasının Orta Asya’nın kapısı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu nedenle Orta Asya hâkimiyetine girişen Ruslar öncelikle bu bölgelere hâkim olma amaçlarını gerçekleştirmeye başladılar. 1723 yılında Kalmukların, Sayram, Taşkent ve Türkistan gibi Kazakların yoğunlukta oldukları bölgeleri ele geçirmesi üzerine, Ruslarda Sirderya boyları başta olmak üzere birçok askeri garnizonlar kurmaya başladılar. Bunların yanı sıra Kazakları aldatma siyaseti de yürütmekte idi. Kazakların Rus hâkimiyetini kabul etmeleri yönünde Rus elçisine 1732 yılında “Biz sizlerle barış içinde yaşamak isteriz, ancak sizin hâkimiyetinizi kabul etmeyiz”[9]. Bunun üzerine Ruslar “Rus imparatoru Kazaklara ayrıcalık tanımayacaktır. Kazaklarında hâkimiyetimiz altında yaşayan Kalmuk, Başkurt, Sibir halkı ve Yayık Kazakları (Kossaklar) gibi yok edilecek güçtedir. Rusların bu cevaplarından anlaşılmalıdır ki bundan önceki ve sonraki dönemlerde de Rusların ikili siyasetini görmekteyiz. Bu konuda Doğu Türkistan Kazakları tarihçisi, Jakıp Junısulı şu tespitde bulunmaktadır: “Ruslar Kazakları, Kalmuklara, Kalmukları da Kazaklara karşı kışkırtıp her iki tarafı güçsüzleştirip istilâ programını uygulamaya koyuldular”[10] .

Sultan Kenesarı Kasımoğlu, Ruslara karşı giriştiği mücadelede büyük cesaret örneği sergilemiştir. Onun isyan hareketi başlamadan önce, Çarlık askerlerinin yoğun saldırıları sonucunda, Sibirya ve Orenburg Kazaklarıyla ilgili olarak 1822-1824 yönetmeliklerinin kabul edilmesine rağmen, siyasi soyutlanmasını hala muhafaza etmekte olan Kazakistan bölgelerinin bağımsızlığı tehlikeye düşmüş bulunuyordu. Bundan dolayı isyan çıkaran Sultan’ın temel amacı Kazakistan’ın Abılay Han devrindeki sınırlarının bütünlüğünü tekrar tesis etmek, divanları kaldırmak ve Rusya’ya iltihak etmemiş bulunan bölgelerin tam bağımsızlığını korumaktı. Kenesarı Kasımoğlu üç cüzdeki Kazak uruglarının önemli bir kısmını kendi sancağı altında toplamayı başardı. Bazen onun savaşçılarının sayısı 20 bin kişiye kadar ulaştı. İçinde Orta Cüz temsilcilerinin çoğunluk teşkil ettiği kazak sultanlarının büyük bir bölümü isyana katıldı. Kenesarı savaş hareketlerini 1838 baharında Akmola kalesini kuşatıp yakmakla başladı. 1841’de Kazakların üç cüz’ünün temsilcileri Kenesarı Kasımoğlu’nu han seçti. Kazak Hanlığı tekrar tesis edildi. Hanlık yönetiminin merkezileştirilmesine gayret eden Kenesarı Han, nüfuzlu feodal beyler arasındaki çekişmelerin sona erdirilmesine çalıştı. Han seçildikten sonra Kenesarı bağımsızlık mücadelesini eskisine göre daha kararlı bir biçimde yürüttü. Tüm çabalara rağmen, Kazak halkının hanlık temelinde kendi devletini tesis etme yolunda XIX. yüzyılın en geniş çaplı milli kurtuluş mücadelesi de, öncekiler gibi, başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat, bu hareket, Orta Asya ile Kazakistan halklarının hafızasında hiç silinmeyecek bir biçimde derin izler bıraktı[11]. Kenesarı Han’ın mücadelesi, halkın menfaatlerini korumadaki samimiyeti, komutanlık mahareti ve ince politikaların nadir görülen oyuncusu olarak daha XIX. yüzyılın kendisinde bile halkın takdirini kazanmıştı.

Kazakların Ruslara karşı gerçekleştirdiği en büyük başkaldırılardan biri de 1916 yılında gerçekleşti. 1916 isyânı Kazak Türklerinin asırlardır sürdüre geldikleri milli kurtuluş hareketleri tarihinde büyük bir önem arz eder. Ayaklanma tarihi süreç içerisinde gelişen üç derin ihtilafın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Seferberlik emri burada ateşleyici bir rol oynamıştır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi Rusların sömürgeciliğidir. Savaş sırasında her ne kadar yerleşimler hızını kaybetse de otlak alanlarının sürekli olarak azalması ağır vergiler ve zorunlu çalıştırma durumları, son olarak da Rus tüccarlar tarafından adilane olmayan bir şekilde belirlenen fiyatlar da isyana yol açmıştır. Kazak Türkleri bu isyanda büyük kayıplar vermiştir. On binlerce insan katledilmiştir.

2. 1986 Alma-Ata Olayları

1985 yılında Sovyetler Birliği Genel Sekreterliği görevine gelen Mihail Gorbaçev Glasnost ve Perestroyka politikaları ile Sovyetler Birliği’ne yeni ufuklar açmayı planlamıştı. Ancak bu politikaların Kazakistan’a etkisi olumlu olmadı. Devletin yeniden yapılandırılması sırasında, 1986 yılının 16 Aralığında Moskova’nın kararıyla Dinmuhamed Konayev[12] Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliği görevinden alınarak yerine Kazakistan’ı tanımayan ve Kazak halkının da kendisini tanımadığı G.V. Kolbin atandı. Bu durum, Kazakistan’da özellikle gençlerin büyük tepkisini çekti. Almaata’da, bu atamayı protesto eden Kazak gençler sokaklara ve meydanlara çıkarak mitingler düzenledi, Sovyetler Birliği Merkezi idaresinin kararından geri dönmesini talep etti[13].

Her ne kadar ayaklanmanın görünürdeki nedeni bu hadise olarak gösterilse de aslında ayaklanma, Komünist Parti diktatörlüğüne, Ruslaştırma siyasetine, nükleer silah üretim sahalarının Kazakistan’da ve Kazakların yoğunlukta olduğu bölgelerde kurulmasına ve ekolojik kirlenmenin çok büyük boyutlara ulaşmasına karşı yapılmıştır[14]. 17-18 Aralık 1986 yılında Almaata başta olmak üzere Kazakistan’ın altı şehrinde meydana gelen olaylar komünizm politikasının sonunun geldiğini gösteriyordu. Ruslaştırma siyaseti gereği Kazakistan’a yerleştirilen Slav toplulukları da 17-18 Aralık olaylarının tetikleyicisi oldu. Slav toplulukları Kazakları azınlık durumuna düşürmek için bilinçli olarak Kazakistan coğrafyasına yerleştirilmekteydi. İngilterede yayınlanan “The Harvest of Sorrov: Soviet Collectization and the Terorfamine” kitabında Robert Konkvest 1930-1933 yıllarında komünist politikacıların yürüttüğü yok etme politikaları neticesinde iki milyon Kazak Türkünün öldürüldüğünü ifade etmektedir[15].

Almaata da meydana gelen olaylarla ilgili ilk haberi komünist hükümetin resmi yayın ajansı SOTA duyurdu. Haber şu şekildeydi: “Dün gece ve bugün Almaata sokaklarında Kazakistan Komünist Partisi merkezi hükümet temsilcisi seçimlerini kabul etmeyen milliyetçi gruplarca olaylar çıkarıldı.” Sonrasında, Moskova televizyonunun verdiği bu haberi, 18 Aralıkta Budapeşte radyosu da duyurdu[16]. Bu organların tümü başkaldırı, isyan hareketinin sadece Kazakistan’ın Almaata şehrinde yaşandığı yönünde haberler yaptı. Ancak bu hareketler Kazakistan’ın beş şehrinde daha aynı gün ve saatte yaşanmakta idi. Buna rağmen o günkü imkânlar nedeniyle bunu ispatlamak mümkün değildi. Sonraki günlerde bunlarla ilgili haberler çıkması doğrulandı. Royters muhabiri Uomak, “Almaata’nın 750 km. kuzeybatısında bulunan Karaganda da 300 gencin katıldığı bir gösteri düzenlendi”[17] haberini duyurdu. Muhabir, bu bilgiyi yerel halkla yaptığı röportajla doğruladı. Tutuklananların sonlarının belli olmadığına değindi. Sovyet ve Avrupa yayın ajansları, gençlerin sokaklarda Rus kökenli vatandaşları öldürdüğünü, araçları ateşe verdiğini ve kamu mallarını yağmaladıkları haberlerini yapmaktaydı. Sovyet APN ajansının muhabiri, Valeriy Navikov, 19 yaşlarında bir Kazak kızın bu haberleri duyunca “Kazakistan Kazaklarındır” gibi sloganlar atarak çevresindeki gençlerin milli duygularını harekete geçirmeye çalıştığını yazdı. Bu bağlamda bu hadise, Kazak gençlerinin milli bilincinin ne kadar yükseldiğinin kanıtıdır. Bu gençler, kendi halkları adına, artık her halka özgü olan milli gurur hissinin ezilmesine izin verilmeyeceğini açıkça ifade etti[18]. Ancak bunlar haber ajanslarınca gizlenmekteydi. D. Gardian muhabiri Martin Uolker, Moskova’da bulunduğu dönemlerde çeşitli kaynaklardan yararlanarak Almaatada olan olaylarla ilgili şunları yazdı: “Almaata’daki gösterilere on binden fazla kişi katıldı. Protestocular 17 Aralık öğleden sonra komünist parti merkezine üç koldan saldırdı. Bazı bölümler yağmalandı. Almaataya süratli şekilde yetmiş bin polis ve asker gönderildi. Edindiğim bilgilere göre; Moskovadan 15 uçak dolusu özel askerî birlikler gönderildi”[19].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al