AKKOYUNLULAR DEVLET TEŞKİLATI

AKKOYUNLULAR DEVLET TEŞKİLATI

Anadolu’nun doğusunda politik bir organizasyon olarak ortaya çıkan Akkoyunlu Devleti[1], Oğuzların Bayındır kolu tarafından oluşturulmuştur. Bundan dolayı da Akkoyunlu hanedanı Bayındır ve Bayındırlı adları ile de anılmaktadır.[2] Akkoyunlular XIV. yüzyılın ikinci yarısı süresince kuzeyde Bayburt, güneyde Urfa ile Fırat ve Dicle’nin olduğu Diyarbakır civarında yaşamaktaydılar.[3] Akkoyunlular bu dönemde yazlık ve kışlaklar arasında göç ederek[4] her tarafa akınlar ve garetler yaparak faaliyet göstermekteydiler.[5]

Akkoyunlularda düzenli bir saray teşkilatı ilk olarak Uzun Hasan Bey zamanında oluşturulmaya başlanılmıştır.[6]

A. Hakimiyet Anlayışı

Akkoyunluların yönetim anlayışında, Orta Asya Türk devlet geleneğinin ağırlığı mevcut idi. Buna göre, hükümdarlık yetki ve kudreti Tanrı tarafından bağışlanmıştı.[7] İl ve ulus ise, Bayındır Hanedanı’nın ortak malı sayılırdı. Ailenin en yaşlısı veya aile tarafından baş olarak seçilmiş olan en nüfuslu hükümdar olurdu.[8] Bazen de devletin hanedanın ortak malı olması anlayışından hareket eden bir hanedan üyesi, rakiplerini yenerek hükümdar olabilirdi. Örneğin Yakub Bey 1478 tarihinde Sultan Halil’in ordusunu yenerek Akkoyunlu tahtını ele geçirdi.[9]

Akkoyunlular’da hükümdara “Hazreti Ala”, “Ala Hazret”[10] veya “Sahip Kıran”[11] olarak hitap edilmekte idi ki, son hitap şekli Timurlulardan esinlenilmişti.[12] Akkoyunlular’ın başlarındaki yöneticinin asil bir nesepten gelmiş olması üstünlük vasfı oluşturmakta idi. Bu sebeple, Uzun Hasan Bey Dönemi’ni anlatan Kitab-ı Diyarbekriyye’de Akkoyunlu Uzun Hasan’ın nesebi Oğuz Han’a dayandırılmaktadır.[13] Akkoyunlu hakimiyet anlayışında seçkin bir nesebe mensup olmak yönetici ailede olması gereken vasıflardandı. Bu anlayışın bir sonucu olarak da Bayındır Hanedanı’nın seçkin bir nesep olduğunu gösteren altı hasleti sayılmaktadır ki, bunlar sırasıyla şunlardır:

  1. Onların atalarının tümünün hükümdar oldukları ve soylarının düşük sınıflı insanlarınkine kadar gitmediği.
  2. Bir fatihin elinin asla onların (Bayındırlıların) koca veya karılarına dokunmadığı onların hiçbiri köle bir kızdan doğarak gözden düşürülmedikleri.
  3. Onların ataları, peygamberler ile devamlı savaşmış Yemenliler, Farslılar ve Arap kralları gibi hak dolu kanunlara asla karşı olmadıkları.
  4. Onların arasında delaletin olmadığı; Büveyhilerdeki gibi Şii, Abbasilerdeki gibi Mutezile, Mervaniler arasındaki gibi yanlış dini eğilimlerin yayılmadığı.
  5. Bayındırlıların Kirman, Fars ve Horasan’ın birçok yöneticilerinde olduğu gibi kirli alışkanlıklar ile kasabalarda oturarak etkilenmedikleri.
  6. Onların askeri güce maruz kalmadıkları ve kendi kılıçlarının keskin ikna edici gücünü kullanarak kendi ayakları üzerinde durdukları, ayrıca bazı halifeler ve daha sonra Cengizilere benzemeyerek onların daima kendi kabilelerinde (il-ulus) rütbece üstün olduklarıdır.[14]

Akkoyunlular bu üstünlüklerini her vesile ile dile getirmişlerdi. Bu anlayışın özellikle, Uzun Hasan Dönemi’nde en açık bir şekli ile ortaya çıktığı görülmektedir. Osmanlılar ile mücadeleye girişirken, kuvvet ve azametini her vasıtaya başvurarak ve muhtelif vesilelerle Osmanlılara anlatmak isteyen Uzun Hasan, büyük bir ihtimalle kendisi tarafından yazdırtılarak, Sivas Beylerbeyi Hamza Bey’e gönderilen mektupta, Uzun Hasan’ın üstün vasıfları sayılarak O’nun Timur’dan üstün olduğu anlatılmıştır. Mektuba göre; Timur bir kuyumcunun oğludur, Uzun Hasan ise yüksek bir soydandır. Hesap ve nesebinde padişahlık olan Uzun Hasan, huzuruna gelenlere değerine göre şefkat ve merhamet gösterir.[15]

Mektupta, Osmanlıların Timur karşısında uğradıkları felaket zımnen hatırlatılmakta, maddi ve manevi kuvvet bakımından çok daha üstün olan, O’ndan çok daha büyük işler başarmış bulunan Akkoyunlu hükümdarına karşı Osmanlılar ikaz edilmekte, aynı zamanda göz dağı verilmektedir. Gerek soy sop bakımından gerekse şahsi kabiliyet bakımından Uzun Hasan’ın bütün Türklerin hükümdarı olmaya en fazla layık bir şahsiyet olduğu da aynı mektupta ayrıca belirtilmektedir.[16] Verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi, Akkoyunlu hakimiyet anlayışında asil bir nesepten gelme yöneticilik için önemli vasıflardan birini oluşturmakta idi.

Akkoyunlular Orta Asya Türk Devlet geleneğinden etkilendikleri kadar, eski Orta Doğu devlet ve yönetim anlayışına da sahip bulunuyorlardı. Timuriler ile yakın ilişkide olduklarından onlardan da etkilenmişlerdi. Timurlular zamanında, yönetici hâlâ dünyaya bağlı olarak Tanrı’nın gölgesi olarak kabul ediliyordu ve yargılama ile cezalandırma kurallarının Tanrı’nın gölgesi olan bir hükümdarın varlığında sürdürüldüğü inanışı mevcut idi.[17] Bunun yanında Akkoyunlular’ın hakim oldukları bölgelerin konumu itibarı ile Hint-İran geleneğinin tesirine de maruz kalmışlardı.

Sâsâni Devleti’nin son zamanlarında hükümdarlara iyi bir devlet idaresinin esaslarını öğretmek gayesini güden nasihat kitapları Andarznâme veya Pendnâme adı altında çok yayılmış bulunuyordu.[18]

Akkoyunlular bu geleneği Selçuklulardan almış oldukları etki ile sürdürdüler ve Uzun Hasan’ın isteği ile Celaleddin Devvani devlet yönetimi ile ilgili nasihatleri içeren Ahlak-ı Celaliye’yi yazmıştır.[19] Devvani’ye göre, dürüst hükümdar imamdır ve her dürüst yönetim ayrıcalıklarla yetkilendirilmiştir. Bununla Celâleddin imam olarak kendi hükümdarı Uzun Hasan’ı göstermekte idi. Egemenlik seçkin bir adam üzerinde ihsanda bulunulan mükemmel bir hediye idi. O’na göre egemenlik yeryüzünde Tanrı’nın gölgesi idi. Geçici hakimiyet kendi yerlerinde çeşitli sınıfların sürdürülmesinden oluşmuştu. Bu durumda yönetici kamildi ve yönetici kurumun gücü izne gerek duymazdı.[20]

Akkoyunlu devlet yönetimi için öğütler içeren Ahlâk-ı Celâli’ye çağdaş olan bir çalışmada Herat’ın Timuri Prensi Hüseyin Baykara için, Hüseyin Kassafi tarafından 1494-95 tarihinde yazılan Ahlâk-ı Muhsin’dir. Kasafi benzer olarak bir kanunun insanların işlerini düzenlemek için ihtiyaç duyulduğunu ileri sürmüştür. Hükümdarın Tanrı’nın gölgesi olduğu ve hükümdarın risaletinin Peygamberliğin asaletine yakın olduğunu Necmeddin Razi de ileri sürmüştür. O’nun sergisinde merkez görüntü dünyada Tanrı’nın gölgesi sultandı.[21] Hükümdarın Tanrı’nın gölgesi olduğu anlayışı Akkoyunlu Şehzadesi, Sultan Halil’in yaptırdığı bir geçit töreninde, Sultan için dile getirilen bir duada da görmekteyiz. Bu duada Akkoyunlu hükümdarı bütün Müslümanların sultanı olarak görülmekte ve onun adaletinin sonsuz gölgesini sunması için sultana izin verilmesi dileğinde bulunulmaktadır.[22]

B. Hükümdar

Akkoyunlularda ideal hükümdar tipi, Türk devlet geleneğine uygun olarak yüksek ahlâki değerleri ve soyluluk gibi diğer üstün vasıfları şahsında bulunduran şahsiyettir. Bu anlayışın bir sonucu olarak Akkoyunlu hükümdarları şu özelliklere sahiptiler:

  1. Cesur ve Kahraman

Akkoyunlularda Hükümdarın cesur olması devletin gelişmesinin yanında hükümdarın başarılı olması için de gerekli idi. Uzun Hasan cesareti sayesinde büyük kardeşi Cihangir’i yenerek, saltanatı ele geçirmişti.[23] Daha sonra da bu üstün cesareti sayesinde Karakoyunlu Cihanşah’ı ve Horasan- Türkistan Hükümdarı Ebû Said’i yenerek beyliğini bir imparatorluk haline getirdi.[24] Uzun Hasan’ın oğlu Yakub Bey de cesareti ve kahramanlığı sayesinde saltanatı ele geçirerek ülkesini genişletme imkanı bulabilmişti.

  1. Akıllı ve Bilge

Akkoyunlularda hükümdardan beklenen özelliklerden biri olan akıl ve bilgelik, doğal olarak hükümdarın başarısının teminatı idi. Akıl ve bilgelikte üstün olan hükümdarların zamanında ülke en parlak dönemini yaşamıştı. Şark tarihçileri Akkoyunlu Devleti’ni bir imparatorluk haline getiren Uzun Hasan’ın akıllı, bilge ve karar sahibi bir şahsiyet olduğunu yazarlar.[25]

  1. Cömert

Cömert olmak, Orta Çağ tarihi boyunca hükümdarların saltanatının sürmesi için gerekli vasıflardan biri idi. Akkoyunlu hükümdarlarından Yakub Bey kadı, şair ve alimlere bolca mal vererek cömertliğini sergilemişti.[26]

  1. Adaletli ve Kanun Yapıcı

İlk Türk devletlerinden itibaren bir hükümdardan istenen onun adil olması idi. Bu özellik, Akkoyunlu hükümdarlarından da beklenen en önemli vasıflardandı. Uzun Hasan Bey, adil[27], halka karşı şefkat ve merhamet hisleri ile dolu idi, kendisinden önce konulmuş bazı vergileri haksız sayarak iptal etmiş ve vergilerin adil bir şekilde tarh ve tahsil edilmesi için bir kanunname hazırlamıştı ki[28], bu kanunname, Osmanlılar ve Safevîler zamanında da uzun süre kullanılmıştı.[29]

  1. Dirlik ve Düzen Sağlayıcı

Türk devlet geleneğine bağlı olarak, Akkoyunlu Devleti’nde hükümdar tebasının dirlik ve düzenini sağlamak zorundaydı. Bunu da en iyi şekilde mümkün kılmak ancak kanunlar yapmak ve bu kanunları adaletle tatbik etmekle olabilirdi. Bu durumun farkında olan Uzun Hasan yaptığı kanunlarla kumar gibi bazı kötü alışkanlıkları ülkesinde yasakladı.[30] Ayrıca, ülke sınırları içerisinde toplanılan verginin miktarını düzenleyerek tebaası arasında meydana gelen anlaşmazlıkları çözmek için bir kanunname yazdı.[31]

C. Hükümdarlık Alametleri

  1. Unvan ve Lakab

Akkoyunlular’da unvan ve lakablar, başlıca hükümdarlık alâmetleri arasında bulunmakta idi. Akkoyunlu hükümdarlarının kullandıkları unvanlar Han[32], Sultan[33] ve padişah’tı.[34] Lakapları ise sahip kıran[35], ebu’l-nasır[36], ebu’l-muzaffer[37] ve abû’l-farac’dı.[38]

  1. Hutbe

Türkler İslâmiyet’i kabul ettikten sonra, hükümdarlık alameti olarak yeni bir yer tutan hutbe, başta Selçuklular olmak üzere Orta Çağ Türk-İslâm devletlerinin çoğunda hakimiyet alâmeti olarak görülmüştür. Hükümdarlığın önemli manevi unsurlarından olan hutbe hükümdarın hakim olduğu bölgelerdeki camilerde Cuma namazları esnasında adının, unvanlarının ve lakaplarının zikredilmesidir. Uzun Hasan büyük kardeşi Cihangir’den Diyarbakır’ı alınca[39] ahali de Uzun Hasan’ın hakimiyetini tanıyarak onun adına hutbe okuttu. Çünkü bu dönemde Akkoyunlu payitahtı olan Diyarbakır’a hakim olan Uzun Hasan aynı zamanda Akkoyunlu hükümdarı da olmuştu.[40]

  1. Sikke

Akkoyunlu hükümdarları da diğer Türk hükümdarları gibi bağımsızlık alameti olan sikke bastırmışlardır. Akkoyunlular’da ilk sikke bastıran Tur Ali Bahadır’dır.[41] Akkoyunlular bastırdıkları paraların üzerinde kendi damgalarını da kullanmışlardır.[42] Uzun Hasan adına bastırılan bir sikkenin arka yüzünde El Sultan El Melik El adil Ebu’l feth Hasan Bahadır yazılıdır.[43]

  1. Taht

Hükümdarlığın en önemli maddi unsuru olarak taht, hakimiyet sembolü olarak başta gelir. Hükümdar olmanın en önemli belirtisi tahta oturmakla ilan edilir.

Uzun Hasan vefat ettiği zaman, en büyük oğlu Sultan Halil Şiraz’dan Tebriz’e gelerek tahta çıkma törenini gerçekleştirdi. Bu tören Sahib Abad meydanında yapıldı. Sultan Halil’den yaşça çok küçük olan kardeşi Yakub Bey yanına oturmuş, diğer şehzade ve emirler ise kendi derecelerine göre sırada durmuşlardı.[44] Sultan Halil’in tahta çıkma törenini Tebriz’deki olağanüstü derecedeki soğuğa rağmen gerçekleştirmek istemesi, tahtın hükümdarlık alameti olarak önemini göstermektedir.[45]

  1. Çetr ve Sancak

Hükümdarların başlarında saltanat şiarından olan çetrleri ve muhtelif tabirlerle zikredilen sancakları vardı. Akkoyunlular’ın bayraklarının rengi Bayındırlıların bayrağı olan beyaz renkti.[46]

  1. Nevbet

Akkoyunlular’da diğer Türk-İslâm devletlerinde olduğu gibi hükümdarlar bağımsızlık alameti olarak nevbet çaldırırlardı. Akkoyunlu ordusunda ise hükümdarlarla şehzade ve emirlerin maiyetlerindeki kuvvetlerin Tablhane ve Nekkare denilen bandoları vardı.[47]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ