ADAKALE: GEÇMİŞTEKİ BİR TÜRK ADASI

ADAKALE: GEÇMİŞTEKİ BİR TÜRK ADASI

1970 yılında, Yugoslavya ve Romanya’nın işbirliğiyle, Tuna nehri üzerindeki Iron Gates geçidinde köpürerek çağlayan nehir akıntısının önüne set çeken hidroelektrik santral ve barajı inşa edilmişti. Bu tarihte, zamanın yarığından aşağı düşerek nehrin dibine batan Adakale adası, sessiz ve unutulmuş bir şekilde yatıyordu. Bölgedeki tarihi gelişmelere bakıldığında, adanın sular altında kaldığı ve Adakale’nin haritadan silindiği böylece tarihin bugüne kadar korunan ayak izlerinin kül rengi kumlarda dağılarak yok olduğu görülür. Bir zamanlar Iron Gates’in anahtarı ve Orsova Şehir Kalesinin muharebe ileri karakollarından birisi olan Adakale, aşağı Tuna bölgesinde stratejik önemi olduğundan dolayı talep edilen ve uğruna askeri güçlerin savaştığı bir nehir üssüydü. Yüzyıllar boyunca ada kalesi Osmanlılar ve Habsburglular arasındaki savaşlarda sonuca götüren dayanak noktası olmuştur. Çünkü, Ruslar tarafından göz konulan, Bulgarlar ve Sırplar tarafından içlerine sızılan ve nihayetinde Romanya’ya bırakılan aşağı Tuna’nın kontrolü bu kale vasıtasıyla sağlanıyordu. Çetin geçen bu zamanların sonunda Adakale tarih kitaplarında sadece kısa bir dipnot olarak kalmıştır.

Iron Gates’in yukarısında ve Orsova’nın aşağısında yer alan ada, her iki tarafında da yüksek dağ silsileleri olan nehrin ortasında, düz, dar bir şerit şeklinde uzanır. Ada yaklaşık olarak 800 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğindedir.

Toplumun gözünden uzak olmasına rağmen nehirde seyahat eden gemiler tarafından kolaylıkla görülebilen ada, askeri strateji uzmanlarının ve saklanacak güvenli yer arayışında olan isyancıların ilgisini çekmiştir; çünkü ada, komşu kıyılardaki yerleşim yerlerine su yoluyla kolay erişim imkanı sağlamaktadır. Bunların ötesinde ada, Iron Gates’in karmaşık savunma sisteminin önemli halkalarından birisi olarak görev yapmıştır. Aslına bakılırsa Adakale Orsova’nın bir parçası gibidir, böylelikle kim Orsova’ya hakimse, fiilen adaya da o hükmetmiştir. Iron Gates’i ve nehirdeki seyahat güzergahını kontrolünde tutan kalelerden birisi olan Adakale, ikinci olarak sadece Belgrad için stratejik öneme sahiptir. Çünkü, Tuna nehir boyunun kontrolü için yapılan muharebelerin odak bölgesidir. Zamanla stratejik rolünü yitiren ada, bir süre muharebe ileri karakolu işlevinin yanında bazı politik uygulamalara isyan edenlere sığınak veya bazı sert cezaların infazı için korunan bir infaz bölgesi halini almıştır.

Ada, Türkçe ismini alana kadar, dokümanlarda ve tarih yazılarında bir kaç değişik unvanla anılmıştır. Ada Yeni Orsova (New Orsova) veya Orsova Adası (Orsova Island) olarak biliniyordu çünkü Orsova Kalesi (aynı zamanda Rusuva veya Iirsova olarak da bilinir) bu isme karşılık Eski Orsova (Old Orsova) olarak adlandırılıyordu. Benzer şekilde, ada çoğunlukla “Iron Gates’den çok uzak olmayan tahkim edilmiş küçük ada” şeklinde ifade edilmiştir. Ada Habsburglular tarafından ise Insula Carolina veya Karlfried olarak bilinir. Ada, son olarak Almanca’da tabya anlamındaki Schanze kelimesinden türetilen Sans Adası (Tabya Adası) ismiyle anılmıştır. Adanın bölge tarihinde dönüm noktasını oluşturan Türkçe ismi ise Osmanlıların 18. yüzyılda adanın mülkiyetini elde etmek için verdiği mücadele sırasında ortaya çıkmıştır. Ada Kale, Ada Kalesi veya çok ender olarak Ada Kala veya daha da resmi olarak Ada-i Kebir olarak anılan adanın Türkçe ismi birkaç değişik şekilde kendisini muhafaza etmiştir. Türkçe dokümanlarda çoğunlukla bu isimlerin sonuncusuyla karşılaşılır. Adanın Romence’deki orijinal adı Ostrovul Mare’dir ki bu ifade Ada-i Kebir’in edebi tercümesidir. Adanın Türkçe resmi adı olan Adakale Romence kaynaklarda da Adakaleh olarak yazılmıştır.

Ada, ilk zamanlardan beri aşağı Tuna akış hattındaki Osmanlı hakimiyet çemberine girmiştir. 1390 yılında, Sultan I. Murat’ın emirlerinden birisi olan Firuz Bey Vidin ve Orsova’yı kısa süreliğine işgal etmiştir ve daha sonra 1417 yılında, Sultan Mehmet Çelebi Severin Kalesini almıştır. Sonraki yıllarda ise asil bir Romen ailesinden gelen ve Erdel’in cesur Voyvodası olarak bilinen Yanoş Hünyadi 1442 yılında Iron Gates’te Osmanlı ordularını yenerek bazı Türk bölgelerini işgal etmiştir. Bir varsayıma göre Hünyadi’nin ada üzerinde tahkimat yaptırdığı ve bu yerlerde piyade birliği oluşturduğu söylenir fakat bu varsayım tarihi olaylarla kanıtlanamamaktadır.

Müteakip dönemlerde ise ada sık sık Avusturyalıların, Macarların, Sırpların ve Türklerin hakimiyetine girmiştir. Ada, 1521 yılında Belgrad’ın fethinden sonra Feth-i Islam (Kladovo) ve Orsova (Rusuva veya Irsova) kaleleriyle birlikte tamamen Osmanlının kontrolü altında kalmıştır. Bu iki kale Tuna nehrini geçişte ve Belgrad istikametinde akıntıya ters yönde hareket eden Osmanlı gemilerinin savunması için çok büyük bir öneme sahipti. Böylece Adakale dolaylı olarak birliklerin geçiş noktası olması yanında aşağı Tuna’daki askeri gemiler için önemli bir nehir üssü olması sebebiyle aynı savunma sisteminin bir parçası olmuştur. Sonuç olarak adanın kaderi yüzyıllar boyunca Osmanlılar ve Habsburglular arasında yapılan savaşlarda talihin değişmesine bağlı olmuştur.

Bununla birlikte şu andaki mevcut dokümantasyon adaya Türklerin ne zaman yerleştiği konusunda kesin bir bilgi verememektedir. Farklı kaynaklarda karşılaşılan yetersiz bilgiye göre adanın ilk sakinlerinin karışık bir etnik yapıya sahip olduğu belirtilmektedir. 17. yüzyılda küçük bir Sefarit topluluğu adaya geçici olarak yerleştirilmiştir. Bu topluluğun Vidin’deki sinagoga bağışta bulunduğu bilinmektedir. Vidin’de daha önceleri İspanya’dan göç eden büyük bir Yahudi toplumunun da varlığı söz konusudur. Adada bulunan ve Türklere ait olan bazı mezar taşları 17. yüzyılın sonlarından günümüze kadar gelmiştir ve adadaki Türk varlığını desteklemektedir. Evliya Çelebi 1650 ve 1655 yılları arasında Banat bölgesini baştan sona gezmiş ve güney taraflarda Tuna nehrini geçmiştir. Evliya Çelebi eserinde Iron Gates girdabı ile çok uluslu yapılarıyla Feth-i İslam ve Orsova kalelerini tasvir etmiştir. Seyyah, Iron Gates ile Feth-i İslam arasında yer alan adalardan ve bunların etrafındaki balık dalyanlarından genel olarak bahsetmesine rağmen, eserinde Iron Gates yakınındaki adaya belirgin olarak yer vermemiştir.

Adanın tarihiyle ilgili olarak günümüze hemen hemen hiç Türkçe yazılı doküman kalmamıştır.

18. yüzyılın başlarında kronoloji uzmanı Mustafa tarafından kaleme alınan bir risalede adanın Türk egemenliğine girene kadar geçen sürede yaşanan olayları anlatılmaktadır. Tanınmış tarih eserleri olan Silahtar Fındıklı Mehmet, Mehmet Raşit ve Mehmet Suphi’nin eserleri ada için yapılan muharebeleri ve müteakip kuşatmaları da kapsayan askeri faaliyetleri detaylı olarak incelemektedir. Adakale’nin değerli bir tarih analizini ise Allen Zwangil Hertz yapmıştır. Yazarın bu monografısi 1688 ve 1753 yılları arasında adada yaşanan askeri faaliyetleri kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Onun bu çalışması hem Türk kaynakları hem de Avusturya harp arşivindeki dokümanlara dayanmaktadır.

17. yüzyılın son yıllarının ardından, Adakale muhalif güçler tarafından sık sık kuşatılmış ve bunun sonucunda sık sık el değiştirmiştir. Adanın Tuna savunma hattındaki kritik rolünü hem Habsburglular, hem de Osmanlılar dile getirmişlerdir. Habsburglular 1688 yılında Tuna savunma hattını yararak Belgrad’ı Osmanlılardan aldılar ve Balkanlara karadan erişim için bir güzergah açtılar. Türk kuvvetlerini nehir boyunca püskürten Habsburglular Orsova ve Feth-i İslam kalelerini de ele geçirdiler. Bu vakitte ada zaten Avusturya’nın kontrolü altındaydı. Bölgeye hükmeden General Veterani, adanın kritik rolünü kavrayarak derhal adada tahkimat yapılması için ısrar ediyordu. Aslında Habsburglular Orsova kalesini yeniden inşa ettiler ve adanın tahkimatını güçlendirdiler; böylece Iron Gates korunacak ve nehir boyunca ulaşım güvenliği sağlanacaktı. Aslında; bu önlemler, Osmanlı gemilerinin nehirdeki seferlerini engellemek, böylece kendi orduları için kara güzergahının emniyetini sağlamak maksadıyla alınmıştı 1689 yılına kadar Osmanlı güçleri yeniden toparlanarak organize oldu ve düzenledikleri karşı taarruzla Habsburgluları Tuna nehri gerisine kadar çekilmeye mecbur etti. Avusturya yönetimine karşı direnen Sırplar ve Eflaklıların önemli (hayati) desteğini alan Osmanlı güçleri, Erdel’deki Imre Tököly ayaklanmasında aktif rol alan Macar isyancıların işbirliğinden de çok fazla istifade etti. Tuna Kaptanı Boşnak Bıyıklı Ali Paşa ve Imre Tököly’e ait birliklerin desteğinde düzenlenen Osmanlı karşı taarruzuna Silistre Komutan’ı Hüseyin Paşa komuta ediyordu. 1689 yılında Feth-i İslam’ı alan Hüseyin Paşa, Transilvanya’nın hakimi ilan edildi. Orsova önlerine kadar gelen Habsburg güçleri, güneye doğru daha da geriledi. Osmanlı güçleri Nis’i ele geçirdi ve Tököly’nin güçlerine Orsova ve Feth-i İslam’daki tahkimatları imha ettirerek nehir boyunca Vidin istikametinde hareket etmelerini sağladı. Osmanlı karşı taarruzunda kara ve deniz birlikleri müsterek görev aldılar. Bu harekat sonunda 1690 yılının baharında Belgrad Türkler tarafından ele geçirildi ve bu zafer sonunda Tuna savunma hattı yeniden tesis edildi. Üstünlüğü ele geçiren Osmanlı donanması hem karada hem de nehirde yapılacak müşterek harekatlar için teçhiz edildi. Kaptan-ı Derya Mezzomorto Hacı Hüseyin Paşa, 30 fırkatadan oluşan küçük bir deniz gücüyle, Iron Gates’e taarruz etmek maksadıyla 1690 yılının Ağustos ayında Vidin civarında hazırlıklarını tamamladı. Bununla birlikte Osmanlı Devletinin Nis’i ele geçirmesi Orsova Kalesi’ni ve ada kalesini savunmasız hale soktu. Habsburg güçleri Osmanlı gemilerinin Tuna nehrindeki ulaşımını engellemek maksadıyla bu mevzilerini sıkı bir şekilde savundular.

Avusturya güçleri, kendi harp dokümanlarında Orsova Adası olarak isimlendirilen bu adanın tahkimatının kuvvetlendirilmesi çalışmalarına dikkatlerini yoğunlaştırdılar. Adadaki ilk tahkimatlar Avusturyalılar tarafından tesis edildi. Bu tahkimatlar yere çakılan kazıklardan ve siperlerden oluşuyordu. Yağış dönemlerinde nehir taşkınlarına maruz kalan ada, taarruzlarda da topçu ateşlerinin ana hedefi olmuştur. “Büyük kazıklı bu adanın” tahkimatlarının düzenli olarak belirli dönemlerde yeniden elden geçirilmesi ve kuvvetlendirilmesi gerekmiştir.

Adakale için yapılan savaş 1690 yılında Osmanlı güçlerinin Tuna bölgesinde toplanmasıyla başladı. Kara güçlerini destekleyen Osmanlı donanması, yelkenli ve kürekli çok sayıdaki atik gemiden oluşuyordu. Bu gemilerin bazıları saykalar, fırkatalar, oraniçalar ve çam kayıklardır. Tuna deniz gücünün en büyük parçasını Tuna Saykası oluşturuyordu. Hem yelkenli hem de kürekli olan bu küçük gemiler 150 asker ve bir hafif silah taşıyordu.

Büyük kazıklı tahkimatlarla korunan adanın savunmasını iyi teçhiz edilmiş 5000 kişilik Avusturya gücü yapıyordu. Adanın garnizon gücü Almanlar, Macarlar, haydutlar ve mürtedlerden oluşuyordu. Bunların sonuncusu, Belgrad yönünde nehrin yukarısına doğru hareket eden Türk gemilerini sık sık yağma eden pervasız korsanlardan oluşmaktadır. Avusturya garnizonu depolarında çok sayıda top, bol miktarda mühimmata ve yiyecek stoğuna sahipti. Osmanlı güçlerini ise çok sayıdaki birliği ve “Tuna suyu içindeki ıssız küçük ada” etrafında konuşlanan gemileri oluşturmaktaydı. Osmanlı komutanları adayı kuşatmaya komuta eden Serasker Mağrulzade Gürcü Mehmet Paşa birliklerini Tuna’nın güney kıyısında palanka altına konuşlandırdı. Kıyı boyunca ilerleyen Osmanlı güçleri Avusturyalıların terk ettiği Feth-i İslam ve Orsova kalelerini ele geçirdiler. Adaya akıntı yönünde demir atan Türk gemileri ile adaya Yeniçeriler, Levendler ve topçu birlikleri çıkarıldı. Ada kalesi kıyıdan topçu ateşiyle dövülerek kuşatma başlatıldı. Tuna Kaptanı Ali Paşa 60 saykadan oluşan filosunu ada yakınında nehir üstünde konuşlandırdı. Arnavut Mehmet Paşa, kuşatmanın 24. gününde, Arnavut piyade askerleriyle yüklü 50 saykadan oluşan takviye birliğini bölgeye getirdi. Birliklerini nehrin kuzey kıyısına yerleştiren Arnavut Mehmet Paşa, askerlerini Eflak kıyısına çok yakın bir noktada adanın akıntı yönündeki ucunda karaya çıkararak Avusturya garnizonunu baskına uğrattı. İmparatorluk askerleri iki Osmanlı gücü arasında kıskaca alındı. Osmanlılar silahlarıyla kalenin duvarları arasında hapis kalan bu askerlere direk olarak ateş edebiliyordu. Kuşatma 27 gün sürdü. Avusturya garnizonu zayıflamıştı fakat kaleyi savunanlar silah bırakmaya hazır değillerdi. Belgrad’ın Türkler tarafından ele geçirildiğine dair bir kanıt gösterilmedikçe teslim olmayı reddettiler. Nihayetinde konuşlandırılmak için başvurdular. 24 Ekim 1690 tarihinde Avusturya ve Macaristanlı askerlerin birliklerinde bulundurdukları haydutları teslim etmeleri koşuluyla, silahlarıyla birlikte geri çekilebilmelerine onay verildi. Sonunda imparatorluk askerleri teslim koşullarını kabul ettiler.

Yaklaşık olarak 2500 Avusturyalı ve Macaristanlı askerden oluşan bütün garnizon kendi istedikleri bir yere gemilerle güvenli bir şekilde nakledildi. Geriye kalan 300 civarındaki haydut ise bölgede idam edildi. Habsburglular geride 30 top ve mühimmatla dolu bir depo bıraktılar.

Adayı ele geçiren Osmanlılar 400 yeniçeriden oluşan bir birlikle garnizon oluşturdular. Adaya Sans Adası ismi verildi. Böylece Tuna nehrinin alt kısmının tamamı Osmanlıların eline geçti ve tahkim edilen adanın daha önceden hiç bilinmeyen stratejik öneminin fakına varıldı. Serdar-ı azam tahkimatların acilen tamir edilmesi ve büyük bir sur inşa edilmesi emrini verdi. Bütün ordu yapım onarım işlerinin tamamlanması için göreve çağrıldı. Adanın fethi Tuna savunma hattının güvenliğini ve nehir ticaretinin korunmasını sağladı. Ada için yapılan muharebe onun kritik değerini gözler önüne serdi.

1691 yılı baharının başlarında ada ve Iron Gates yeniden sayıları 5000 kadar olan Habsburg birliklerinin eline geçti. Habsburglular bu sefer Tuna’yı kapatarak Osmanlıların nehirden geçişini engellemeye çalıştılar. Fakat Tököly güçleri Habsburgluların komutanını esir ettikten sonra geri çekilmek zorunda kaldılar. Bundan sonra, Kuruc ve Türk birliklerinden oluşan dört taburluk bir kuvvet Adakale ve Orsova’yı Tököly güçlerinin elinden aldı. 1691 yılının Haziran ayında Orsova’yı kontrol etmek maksadıyla nehrin yukarısına doğru hareket eden Tököly geceyi güvenli bir sığınak olan adada geçirmiştir.

1692 yılında, Tuna su yolunu Belgrad yönünde tehdit eden Avusturyalılar, Feth-i İslam ve Orsova’yı alarak kontrolü ele geçirdiler. Fakat o sene nehrin taşması sonucu adadan çekildiler. Bundan sonraki süre içinde ada, güvenli bir şekilde Türklerin elinde kaldı. 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşmasından sonra Banat, Orsova ve Adakale Osmanlı hakimiyetinde kaldı.

Osmanlılar Adakale kalesini bütün Iron Gates savunma sisteminin merkezi haline getirdiler. 1701 yılında Sultan II. Mustafa mir-i miran İbrahim Paşa’ya tezkereler göndererek Orsova’ya Tuna yoluyla erişimin güvenliğinin sağlanmasını istedi. Sultan II. Murat tezkeresinde sel sularıyla hasara uğrayan “büyük kazıklı adanın” kalesinin güçlendirme çalışmalarının başlatılmasını emretti. Kalenin yeniden inşası çalışmaları yapıldı ve sonunda kale hemen hemen yeni bir görünüm kazandı. Iron Gates’in girdap ağası Çerkes Paşa 1716 yılında adada büyük savunma setlerinin yapılması çalışmalarını yönetti. Çalışmayı hızlandırmak maksadıyla 4000 kadar Eflaklı getirilerek, yeni savunma surlarının duvar işçiliğinde kullanıldı.

Bu tarihe kadar Osmanlılar Orsova ve Adakale’nin Tuna savunma sistemindeki rolünü güçlendirdiler. Tuna boyunca aşağıya ya da yukarıya hareket eden Osmanlı gemileri için toplanma bölgesi olan Orsova bir liman vazifesi görerek, yükleme ve ikmal yapmalarına imkan veriyordu. Osmanlı donanması için, Orsova’daki iskele olanaklarıyla ilişkili bir deniz üssü işlevi gören Adakale, düşman ordularının saldırılarına karşı nehri koruyan bir kale halini aldı. Güçlendirilen bu çok birlikli deniz gücü sadece Belgrad için ikinci dereceden önemli olacaktır. Adakale’nin stratejik önemi, ada Osmanlı veya Habsburg güçlerince ele geçirildiğinde, Belgrad kalesinin o anki konumuna sıkı sıkıya bağlıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Feyzi Kantar dedi ki:

    Sayın Yetkili,
    Bu makalenin dilimize çevirisi Feyzi KANTAR tarafından yapılmıştır. Lütfen yayında bu hususu da belirtirseniz sevinirim.
    Saygılarımla

    Feyzi KANTAR

BİR YORUM YAZ