31 MART OLAYI: SİYASİ KUTUPLAŞMANIN BEDELİ

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek17

Osmanlı tarihinin en çok tartışılan olaylarından 31 Mart Vak’ası bugünlerde günlük siyasetin de tartışma konusu oldu. Bir kesim 31 Mart’ı, İmparatorluğa darbe günü olarak andı. Oysa Harekat Ordusu, Padişah II. Abdülhamid’i tahtan indirmeseydi olay muhtemelen Meşrutiyet Bayramı olarak kutlanacaktı

31 Mart Olayı, yüzyıldır tartışılmakta ve siyasi malzeme yapılmaktadır. Bu askeri isyanın irtica olayı gibi sunulması İttihat ve Terakki’nin marifetidir. “Şeriat istiyoruz” diye meydanlara çıkanların kimliğini ve asıl niyetlerini sorgulamayan bir zümre, bu olayı hâlâ sol ve muhafazakâr siyasetin arasındaki siyasi kavgayla irtibatlandırmaktadır. Harekât ordusu Abdülhamid’i tahtından indirmeseydi, bu olayı muhtemelen Meşrutiyet Bayramı olarak hep beraber kutlayacaktık.

“31 Mart Vak’ası”, Miladi takvime göre 13 Nisan 1909 tarihinde yaşanmıştır. O gün bugündür Osmanlı tarihinin belki de en çok tartışılan olaylarından birisidir. Geçen hafta bu konu ülkemizde günlük siyasete alet edilerek tartışıldı. Bir kesim 31 Mart gününü imparatorluğa darbe günü, diğer bir kesim ise Meşrutiyet’in kurtuluş günü olarak andı. Konunun en önemli uzmanı Prof. Dr. Ali Birinci ise bu olayı “II. Meşrutiyet’in bir tepkisi” olarak görmektedir.

AŞIRI SİYASİLEŞMENİN BEDELİ

Meşrutiyet döneminin Türkiye’deki en önemli tarihçisi Prof. Ali Birinci 31 Mart olayının yaşanmasında Meşrutiyet’in ilanından sonra toplumun aşırı siyasileşmesinin rolü olduğunu savunur. Meşrutiyet döneminde devletin otoritesi çökmüş, ilkesiz bir basın hürriyeti yaşanmıştı. Her alanda her türden binlerce dernek veya parti kurulmuştu. Halk tamamen politize olmuş, sohbetlerin yegâne konusu siyaset haline gelmişti. Siyasi linçler yapılmış, eski rejim-yeni rejim taraftarları ahlaktan yoksun bir siyasi mücadeleye girmişlerdi. Devlet dairelerinde muhalifler tasfiye edilmiş, yerlerini İttihatçılar doldurmuştu.

SİYASİ KAN DAVASI

31 Mart Olayı öncesinde tekelci ve başka hiçbir partiye hayat hakkı tanımayan İttihat ve Terakki Partisi (İT), iktidarda değildi ama adeta gerçek iktidar gibi her işe karışıyordu. Hükümet gölge kabine gibiydi. Ali Birinci’ye göre İttihatçılar, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti’ne karşı siyasi bir kan davası güdüyorlardı. Hâlbuki bu dernek, sadece siyasi rekabetin mağdurları için yardım topluyordu. Siyasi bir rakip olamayacak kadar güçsüzdü. Ancak İttihatçılar kendilerinden başka hiç kimseyi samimi vatansever olarak görmüyordu. Karşılarındaki herkes vatanı yıkmak için çalışan hainlerdi.

FÜTURSUZ SATAŞMAYA EDEB YAHU !

Meşrutiyet ilan edildikten sonra yeni ve güçlü bir basın ortaya çıkmıştı. Dizginsiz ve sınırsız bir özgürlük içinde yayın yapılıyordu. Satışların artması için yalan yanlış haberler yapmaktan çekinilmiyordu. Basında nezaket kalmamıştı. Muhbirler, makam avcıları, siyasi rakipler fütursuzca birbirlerine sataşıyordu. Bu durumu protesto için “Edeb Yahu” adlı bir dergi yayınlanmaya başlamıştı. Başyazarın ifadesiyle, “Edepli olanlar başlarını yorganlarının altına çekmeye mecbur olmuşlardı.” Bu durum uzun sürmedi ve İT, muhalifleri baskı altına almaya, sansüre tabi tutmaya ve muhalif gazete satanları bile cezalandırmaya başladı.

VATAN UĞRUNA ADAM ÖLDÜRMEYE AZMETMİŞ FEDAİLER

31 Mart Vak’ası öncesi İstanbul’da siyasi kavgalar iyice büyümüştü. Muhalifler ve iktidar yanlıları artık birbirlerine karşı hoşgörülü değildi. 7 Nisan günü meşhur muhalif gazetecilerden Hasan Fehmi’nin öldürülmesi İT’ye muhalif olanların sokağa dökülmesine bahane oldu. Cenaze töreninde mahşeri bir kalabalık vardı. Ali Birinci bu cinayetin İT’yi halkın gözünden düşürdüğünü ve partiye karşı bir nefret havası esmeye başladığını söyler. Alaylı oldukları için ordudan uzaklaştırılan subaylar, bu ortamdan yararlanmış, “Şeriat isteriz” diyen grupları arkalarına alarak siyasi ikbal kavgaları için kullanmışlardı.

VATAN VE MİLLET UĞRUNA

Meşrutiyet’ten sonra askerlik siyaseti değişmişti. Artık “beş vakit namaz, padişaha dua” yok, vatan ve millete bağlılık vardı. İttihatçı genç subaylar dine karşı ilgisizdi. Bu mektepli subay kadrosu, partili oldukları için hızla rütbe aldıkları için Alaylılar tarafından hiç sevilmiyorlardı.

Üstelik güçlü ordu kurmak temel hedefleri olduğundan sürekli talim ve eğitim istiyorlardı. Alaylılar bu durumdan hiç hoşnut değildi. Ancak bu onların ordudan atılması için bir bahane oldu. Tabii hepsi muhaliflerin saflarına katıldılar.

KAN DAVASI GİRDİ

İT’ye karşı artık güçlü bir muhalefet vardı. Bu yetmiyormuş gibi İT siyasi bakımdan intihar gibi bir icraata girişti. Gençler askerden kaçmak için, Sultan Abdülhamid döneminde akın akın medreselere kaydolmuşlardı. Her yerde medreseler açılmıştı.

Hükümet, mezuniyet sınavları yapılmadığı için 16 senedir mezun vermeyen bu medreselerde reform yapmak istedi. Çoğu sınavı geçecek bir eğitimi olmayan talebeler, protestolara başladılar. Çünkü sınavı geçemeyenler askere alınacaktı. Onlar da sözde dinsiz İT’ye karşı sokağa döküldüler.

31 MART ASKERİ BİR İSYANDIR, İRTİCA OLAYI DEĞİLDİR

Ali Birinci 31 Mart Olayı’nı bir askeri isyan olarak isimlendirmenin daha doğru olduğunu söyler. Olaydan sonra basılan gazeteler de olayı “askeri kıyam” vb. başlıklarla vermiştir.

Bu doğru tanımlamadan sonraları vazgeçilmiş, Sultan Abdülhamid’e bağlı kesimler, dindar bir sultanın tahtından indirilmesinden sonra olayı çarptırarak dini bir yorum katmışlardır. İsyancı askerlerin meydana çıkıp “Şeriat isteriz” demeleri sadece “Adalet isteriz” anlamındaydı. İsyancı askerlerin de ulemanın da Meşrutiyet taraftarı olduğu nedense unutuluyor. İsyancıların arasında dönemin tabiriyle “sarıklıların” olması medrese reformu ile açıklanmalıdır.

SULTAN ABDÜLHAMİT’İN 31 MART OLAYI İLE İLGİSİ YOKTUR

O gün olduğu gibi bugün de yobazları ve zorbaları kışkırtan bizzat padişahtı diyerek bazıları Sultan Abdülhamid’i suçlamaktadırlar. Hâlbuki padişah artık iyice yaşlanmıştı ve bu tür olaylarda şiddete başvurulmasına hep karşıydı. Padişahın siyaAsi bir risk alması için de sebep yoktu. Nitekim “Olayda benim katiyen medhalim yoktur” dediğine dair arşiv belgeleri vardır.

PRENS SABAHATTİN’İN AMACI ABDÜLHAMİT’İ DEVİRMEKTİ

İttihatçılar’ın muhalifi ve düşmanı Mevlanzade Rifat, 31 Mart isyancılarını destekleyenlerden birisinin de Prens Sabahattin olduğunu yazmıştır. Eğer isyancılar başarıya ulaşsaydı prens, Abdülhamid’i indirecek ve yerine Mehmet Reşat Efendi’yi tahta çıkaracaktı. İsyancılara yardım için şehzadeden 100 bin lira istemiş, donanmadan bazı subaylarla da Yıldız Sarayı’na top atışı yapmaları için anlaşmış olduğu ortaya çıkmıştır.

GAZETECİYE BENZETİLEN VEKİL ÖLDÜRÜLDÜ

31 Mart askeri isyanı sırasında yüze yakın insan hayatını kaybetmiştir. Ancak ilginç olan bazı ünlü şahsiyetlerin sırf başkasına benzediği için öldürülmüş olmalarıdır. Mesela Lazkiye mebusu Emir Mehmet Arslan, İttihatçı gazeteci Hüseyin Cahit’e benzediği için öldürülmüştü. Olayın tespit edilen ilk kurbanı ise Trabzonlu mülazım İlyas Efendi’dir.

KAMİL PAŞA SADRAZAM (BAŞBAKAN) OLACAKTI

Bugün olayı dine karşı olanların zaferi olarak görenler muhaliflerin yegane başbakan adayının İngilizler’in dostu ve mutemet adamı Kamil Paşa olduğunu nedense gizliyorlar. İsyancıların ve özellikle mürteci gazeteci Derviş Vahdeti’nin arkasında da o ve oğlu Sait Paşa vardı. Sultan Abdülhamid de Sait Paşa’nın isyandaki rolüne işaret etmiştir.

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ