27 MAYIS ANAYASAYI İHLÂL DAVASI İDDİANAMESİ ÜZERİNE BAZI TESPİT VE DÜŞÜNCELER

27 MAYIS ANAYASAYI İHLÂL DAVASI İDDİANAMESİ ÜZERİNE BAZI TESPİT VE DÜŞÜNCELER

A. Giriş

Türkiye’nin siyasî hayatında askerî darbelerin[1] ilki olması bakımından 27 Mayıs’ın önemli bir yeri vardır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında iç ve dış şartların zorlamasıyla Türkiye’de başlayan çok partili siyasî hayat, diğer bir söyleyişle demokrasi yolundaki bu önemli gelişme sürecinin kesintiye uğradığı ilk durak 27 Mayıs’tır.

27 Mayıs İhtilâli’nin sebepleri, Türkiye’de siyasî tarih araştırmalarının spekülatif konularından bir tanesidir. İhtilâlin icra organı ordu, muhalefet partisi CHP ve basın, üniversite gibi diğer baskı- muhalefet unsurları suçu iktidarda, yani DP’de; iktidar mensupları ve DP’liler ise diğer trafta,yani muhalefette ararlar. İktidar, 1950-1960 arasındaki on yıllık dönemde bazı hatalı icraatlarını da kabul eder. Doğru okuyuş; iktidar-muhalefet ilişkilerinde her iki tarafın yanlışlarının mevcut olduğu; iktidarın, sayı üstünlüğü ile her icraatını meşru gören bir anlayışa saptığı; muhalefetin ise, 27 yıllık uzun bir iktidar dönemi sonunda kaybetmeyi kabullenemeyerek üniversite, basın ve hatta ordu içinde oluşan muhalefeti yanına alarak ihtilâl şartlarının hazırlandığı yolunda olmalıdır.

Bu çalışma, ihtilâl sonrasında DP yönetici kadroları ve milletvekillerinin yargılandığı hukuk sürecinin; ihtilâl öncesi, ihtilâlin icra safhası ve sonrası olarak dönemlendirilebilecek siyasî olaylar içerisinde bir bölüm ve hukuki olmaktan ziyade siyasî bir vasfa sahip olduğu tezinden yola çıkmaktadır.

İktidar mensuplarını yargılamak üzere kurulan Yüksek Adalet Divanı (YAD) tarafından ihdas edilen “Anayasayı İhlâl Davası”nda (AİD), iktidar mensuplarına yöneltilen suçlamaların yer aldığı hukuki-şeklen-metinler; Yüksek Soruşturma Kurulu’nun (YSK) “Esbab-ı Mucibeli Kararı”, özellikle Başsavcı’nın İddianamesi, İddianame’nin üslubu ve burada yer alan bazı siyasî, sosyal ve tarihî hususlar ve YAD Karar Gerekçesi üzerinde durulacaktır.[2]

B. Yüksek Adalet Divanı’nın Kuruluşu

İhtilâlin icra heyeti olan Milli Birlik Komitesi (MBK), 28 Mayıs 1960 tarihînde kurulan yeni hükümet ve MBK arasındaki münasebetlerin hukuki yönden düzenlenmesi için, “Geçici Anayasayı” hazırlamak üzere, Üniversiteden H. N. Kubalı, H. V. Velidedeoğlu ve M. Aksoy; MBK’den Muzaffer Özdağ, Numan Esin ve Devlet Bakanı Amil Artus’tan müteşekkil bir komisyon kurar ve Kubalı’nın başkanlığında çalışmalara başlanır.[3] Geçici Anayasa “1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanun” adıyla, 12 Haziran 1960 tarihli 1 numaralı kanun olarak yayınlanır.[4]

Geçici Anayasa’nın 6. maddesi ile, DP iktidarı mensuplarının soruşturma ve yargılama işlemlerini gerçekleştirecek “Yüksek Soruşturma Kurulu” ve “Yüksek Adalet Divanı” teşekkül ettirilir. İlgili madde şöyledir: “Madde 6: Sakıt Reisicumhur ile Başvekil ve Vekilleri ve eski iktidar mebuslarını ve bunların suçlarına iştirak edenleri yargılamak üzere bir ‘Yüksek Adalet Divanı’ kurulur…

Sanıkların sorumluluklarını araştırmak ve haklarında son tahkikat açılarak yüksek adalet divanına verilmeleri gerekip gerekmediğine karar vermek üzere bir ‘Yüksek Soruşturma Kurulu’ teşkil olunur…”[5] Aynı maddede, YAD ve YSK’nin nasıl teşekkül ettirileceği de düzenlenmiş; düzenleme ile ilgili hükümlerde Ağustos-Eylül 1960 tarihlerinde bazı değişiklikler yapılmıştır.[6]

Eski iktidar mensuplarını yargılama kararının alınmasında özellikle siyasî bir gereklilik de vardır. Yargılama ile, iktidarın suçlu olduğuna karar verilirken müdahalenin meşruiyeti tescil ettirilmiş olacaktır. İhtilâlin toplum nazarında kabul görmesi için, iktidar mensuplarının itibarının düşürülmesi gerekmektedir. Bunun en uygun aracı da yargılama sürecidir; yargılama, ihtilâlin siyasî propaganda aracıdır.[7] Yargılamanın hukuki bir gerekliliği de vardır. Çünkü, yasama dokunulmazlıkları ortadan kalkan iktidar mensupları için daha önce isnat edilen suçların karara bağlanması, suçun şahsileştirilmesi gerekmektedir.

16 Haziran tarihli ve 3 nolu Geçici Kanun[8] ile YAD ve YSK’nin nasıl işleyecekleri, MBK’nin 16 sayılı kararı[9] ile de Divan üyeleri tespit edilmiştir. Yargıtay Birinci Ceza Dairesi Başkanı Salim Başol YAD başkanlığına, YSK üyesi Ömer Altay Egesel de başsavcılığa getirilmişlerdir.[10] Bu yargı organları, bir ihtilâl komitesi ve onun “ihtilâlci kanunu” ile ortaya çıkmıştır. Ölüm cezalarının tasdik ve infaz yetkisinin ihtilâl komitesinde olması, bu organların bir “ihtilâl mahkemesi” olduklarını ortaya koyar.[11] YAD’ın teşekkül şeklinin İnsan Hakları Beyannamesi ve Anayasa’nın öngördüğü “tabiî hakim” ilkesine uymadığı ise bir gerçektir. Çünkü, YSK üyeleri seçimle değil, tayin ile belirlenmişlerdir. Kurul üyelerinin tespitinde hakim veya savcı olmaları şartı aranmamıştır. Kurul başkanı da MBK tarafından tespit edilmiştir. Divan başsavcısı ile yardımcıları YSK üyeleri arasından, YAD başkanı da yine MBK tarafından tayin edilmişlerdir.

C. Esbab-ı Mucibeli Karar

Soruşturmalar sonunda YSK tarafından hazırlanan “Kararname” 7 Ekim 1960 tarihînde Yassıada’da tutuklu bulunan herkese ayrı ayrı ve resmen tebliğ edilir.[12] Adı kararname olmasına rağmen, tam bir “iddianame” özelliği taşıması ve burada yer alan suç isnatları şaşkınlıkla karşılanır.

47 sayfalık bu kararnamenin başında “Sanıklar Listesi” yer almaktadır. Sanıklar 7 grupta toplanmışlardır. Bunlar sırasıyla Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar Kurulu üyeleri, 7468 sayılı Kanunu teklif edenler, milletvekilleri, Meclis reisi ve vekilleri ile Tahkikat Encümeni azalandır. Listede, iller ve bu illerin milletvekilleri alfabetik sıralamaya göre -soyadı dikkate alınarak- yer almaktadırlar.

YSK, Hayrettin Şakir Perk’in başkanlığında toplanarak, “Anayasa’yı İhlâl” suçunun tahkikatını yürüten 4 numaralı Soruşturma Kurulu’nun 26.9.1960 tarihli raporunu okur ve aynı gün nihai kararını verir.[13]

Kararın başlangıcı, kurulduğu günden 27 Mayıs 1960 tarihîne kadar DP iktidarının seyri ve yöneltilen suçlamalara ayrılmıştır. Bu suçlamalar, EMK’ye göre; ’’Ekseriyetim, şu halde milli iradeyim.” diyen DP iktidarının şu icraatlarına dayandırılmaktaydı: CHP mallarının hazineye devri, Kırşehir’in hükümet teklifi üzerine kaza yapılması, hakim teminatı ve mahkeme istiklalinin ihlâli, Seçim Kanunun üzerinde yapılan tadiller, Tahkikat Encümeni kurulması kararı, Tahkikat Encümeni’ne yetki veren 7468 sayılı Kanun’un çıkarılması.[14]

“Vatandaş ekseriyetinin masum reyleriyle…” iktidara gelen DP’ye millet, “… uzun yıllar beklediklerini bu siyasî heyetin programında ve sözcülerinin ifadesinde.” bulduğu için oy vermişti.[15] Fakat DP idaresi, anayasaya uygunluğu düşünülmeden aldığı tedbirlerle demokratik yoldan sapmıştı. Netice olarak, TK kurulması, ona yetki veren 7468 sayılı Kanun’un çıkarılması ve TK’nin kararları ile “.Anayasanın hükümleri ilga, tağyir ve iptal eder bir duruma düşmüş ve son zamanların dikta rejimlerinin tarihî vetiresi nihayet Türkiye’de de tahakkuk yoluna girmiştir”.[16]

Kararname’de daha sonra, listede yer alan sanıkların suçları, müdafaaları ve cezai sorumluluklarına yer verilmektedir. Milletvekilleri, sadece, okur-yazar olmayan cahil ekseriyete istinaden demokrasi ve Cumhuriyet prensiplerini yok farzederek iktidarda kalmanın yolunu arayan[17] ve bu uğurda Meclis’i millî iradeyi temsilden uzaklaştırarak fiilî bir topluluk haline getiren,[18] devletin idaresini hukuk dışı bir diktaya sürükleyenlere reyleriyle ve tasvipleriyle yardımcı olmuşlardır.[19] Murakabe (kontrol) vazifelerini yapmamışlar, TK kurulması ve 7468 sayılı Kanun’un çıkmasını temin etmişlerdir. Netice olarak milletvekilleri, “Fiili darbe yerine kanun yapmak yolu ile dikta rejimi kurmanın çıkar yol olduğu kabul edilen bir devirde.” Türkiye’de varılan sondan sorumludurlar ve dikta peşinde olan küçük bir zümrenin ihtiraslarına âlet olmuşlardır ve Anayasa’ya karşı işlenilen suçta “fer’an zimethal” olarak iştirak halindedirler.[20]

Milletvekillerinin sorgularda yaptıkları müdafaalar da üç grupta toplanmıştır. Anayasa’yı “tebdil, tagyir ve ilga”[21] eden karar ve kanunlara rey vermediklerini iddia edenler, Anayasa’nın 17. maddesindeki hükme[22] göre rey ve mütâlaalarından dolayı mesul tutulamayacaklarını söyleyenler, karar ve Kanunun müzakere ve oylamasına, mazeretleri sebebiyle katılmadıklarını bildirenler.[23]

YSK tarafından milletvekillerinin yaptıkları müdafaalar mûteber bulunmamıştır. 7468 sayılı Kanun açık oylama ile değil, işaretle oylandığı için kimlerin Meclis’te bulunup bulunmadığı veya lehte- aleyhte oy verip vermediğinin tespit edilemeyeceği belirtilmektedir. Teşrii murakabe (yasama kontrolu) yapmadıkları ve iktidar partisinden istifa etmeyerek milletvekili kalmakla, TK kurulması kararı ve Yetki Kanunu ve diğer icraatları tasvip ettikleri neticesine varılmıştır.[24]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ