2001 BİLGE KAĞAN KÜLLİYESİ KAZILARI

2001 BİLGE KAĞAN KÜLLİYESİ KAZILARI

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Türk işbirliği ve Kalkınma idaresi Başkanlığı’nın (TİKA), “Moğolistan’daki Türk Anıtlarını Araştırma Projesi” kapsamında yer alan Bilge Kağan Külliyesi kazıları bu yıl 21.06.2001-13.08.2001 tarihleri arasında yapılmıştır. 22 Türk ve 11 Moğol bilimadamının katılımıyla kazı ve araştırma faaliyetine başlanmıştır. 2000 yılında olduğu gibi bu yıl da kazılar Bilge Kağan Külliye’sinde sürdürülmüştür.

Çalışma grubu beş ekipten oluşmuş ve Türk ve Moğol bilim adamlarının oluşturdukları ekip üyeleri şu şekildedir; Koordinatör Doç. Dr. Sadettin Gömeç, Moğol tarafından koordinatörler L. Battulga, A. Ochir, Z. Oyunbileg kazı ekibi; Doç. Dr. Hasan Bahar (Kazı Ekip Başkanı), Prof. Dr. Salih Çeçen, Doç. Dr. İlhami Durmuş, Dr. Güngör Karauguz, Arş. Gör. Remzi Kuzuoğlu, Arş. Gör. Gürkan Gökçek ve Uzman Gülhan Mutlu Bozkurtlar; Moğol tarafından ise Prof. Dr. A. Ochir (Koordinatör), Prof. Dr. Bayar (Kazı Ekip Başkanı), Msc. Ch. Amartuvshin, Msc. A. Enkhtur, Dr. J. Gerelbadrah. Jeofizik ekibinde Dr. Emin U. Ulugergerli, Arş. Gör. M Emin Candansayar, Burcu Gündoğdu, Seyit Tosun, Moğol tarafından ise D. Batmunk, fotogrametri ve jeodezi ekibinde ise Yrd. Doç. Dr. Tayfun Çay, Arş. Gör. Murat Yakar, Arş. Hakan Karabörk, Arş. Gör. İbrahim Yılmaz, Moğol tarafından Ya. Serevja, Restorasyon ekibinden Prof. Dr. Sait Başaran, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Güleç, Okt. Yüksel Dede, Evren Belli, Moğol tarafından S. Javzan görev almışlardır. Ayrıca müze binasında düzenleme planlamaları için bir süre Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü İlhan Temizsoy çalışmalar yapmıştır. TİKA temsilcileri olarak Refik Çetinkaya ve Mustafa Karaset, tercüman olarak da B. Haschulun, B. Amgalan ve Batchimig Ganbat görev almışlardır.

Kazılar

Bilge Kağan Külliyesi jeofizik görüntüler ve yüzey bulgularından anlaşıldığına göre; dışardan içeriye doğru küçük bir hendek duvarı, hendek, hendekten sonra bir iç duvar; yüzeyden bulduğumuz verilere göre bu duvarın yüzeyinde beyaz badana üzerine kırmızı aşı boya izleri bulunmaktadır. Bu sözünü ettiğimiz unsurlar 3 önemli yapıyı korumaktadır.

Külliye’nin doğu kesiminde yazılı “Bengü Taş”ın bulunduğu kaplumbağa kaidenin yer aldığı giriş kısmı, ortada Bilge Kağan ve eşinin heykellerinin yer aldığı Bark ve batıda sunak taşının yer aldığı kutsal alan.

Külliye’nin en önemli yapıları olan bu kısımları ortaya çıkarmak yapı kompleksinin şimdiye kadar bilinmeyen özelliklerini göstermesi bakımından önem arz etmekteydi. Bu maksatla Külliye’nin bu üç bölümünü de içine alacak şekilde doğu batı yönünde 5×10 m’lik birbirini takip eden açmalarla kazı faaliyetlerine başlanmıştır. Kazı alanı yaklaşık 72 m uzunluğunda ve 10 m genişliğinde bir alan oluşturmaktadır.

Külliye’nin, giriş sınırlarını belirlediğimizde, 75 m uzunluğunda olabileceğini ve dış surları tespit ettiğimizde jeofizik ölçümlerin de gösterdiği gibi 40 m genişliğinde 80 m uzunluğunda bir yapı olabileceğini göstermektedir. Bu yapının dışını çevreleyen hendekleri de dikkate alacak olursak, yapının hendekten hendeğe 120×150 civarında olabileceği anlaşılmaktadır.

Bengü Taş ya da Giriş Alanı

“Bengü Taş”ın yer aldığı giriş kısmı; 40×40 m’lik kare bir alan olarak uzanmaktadır. Şu anda bazı kısımları açılan bu mekanın önümüzdeki yıllarda tüm kesimi açılınca genişliği daha da netlik

kazanacaktır. Üstü kapalı olmayan bu alanın açık bir avlu şeklinde bir surla çevrildiğini sanıyoruz. Bu avlulu mekana doğu kısımdan bir kapı ile giriliyordu, bu giriş kısmında 1893 yılında Radloff’un da kazılar yaptığını biliyoruz. Onun varlığından söz ettiği iki adet koç heykeli bu yıl yaptığımız çalışmalarda tekrar ortaya çıkarılmış ve müze binasına kaldırılmıştır. Açma planımıza göre kuzeyde olan koç heykeli NG 267 B açmasında -68,4 cm derinlikte ve simetrisinde olan koç heykeli ise NG 268 A açmasında-46 cm seviyede bulunmaktaydılar.

Bu giriş planı Jisl’in 1958  yılında Köl-tigin Külliyesi’nde yaptığı kazılarda ortaya çıkardığı plana benzerlik göstermektedir. Koç heykellerinin koruduğu girişten geçilince, daha önce Bengü Taş’ı taşıyan Kaplumbağa Kaide’ye gelinir. Bu yıl ortaya çıkardığımıza göre kaplumbağa kaidenin bulunduğu alanda, doğu-batı yönünde yaklaşık 30×20 m’lik dikdörtgen şeklinde kırmızı kerpiç ile yapılmış bir alanın varlığı tespit edilmiştir. Bu duvar izleri -107.0 cm’de görülmektedir.

Kaplumbağa Kaide’nin oturduğu, gri kil zeminin üzerine, kırmızı renkli bir tuğla yapı ile çıkılan, belli bir yükseklikten sonra ahşap direklerin üzerinde bir kiremitli çatının yer aldığı düşüncesindeyiz. Çünkü, burada tespit ettiğimiz kırmızı kerpiç duvar kalıntısı, çatıya kadar yükselebilecek bir duvarın var olabileceğini yansıtmaktadır. Ancak, bunun aksine kiremit kırıkları oldukça yoğundur. Bu da akla şunu getirmektedir: Yazıtın halk tarafından görülebilmesini sağlayacak bir yükseklikte bir duvar ve onun üstünde ahşap çitle yükselen bir duvar üstünde çatı yer almaktaydı.

Anıtı koruyan bu mekandan batıya doğru tuğla döşemeli bir alandan bark alanına geçiliyordu. Bu alandan 30 cm kadar bir kademeli inişle koridora geçiliyordu. Bu geçişteki tuğlaların bulunduğu derinlik NG 266 A açmasında -102. 4 cm’dir. Kaplumbağa Kaide ile bu koridor arasındaki geçişi sınırlayan -70.9 cm derinlikte kuzey güney yönünde uzanan 32 cm kalınlığında bir duvar kalıntısı tespit edilmiştir. -74.4 cm derinlikte ise yoğun bir kiremit parçaları ile karşılaşılmıştır.

Koridor kısımda gri kilden pişirilerek yapılmış tuğla döşeme levhaları yine 3 ila 5 cm kalınlıkta değişen gri bir zemin üzerine konmuştur. Oysa bu zemin Kaplumbağa Kaide altında 60 cm’ye kadar ulaşmaktadır. Ancak bu kısım 1893’teki Radloff’un kazılarından bu yana Moğol hükümetleri tarafından koruma maksatlı 1938’de ahşap ve 1970’de demirden yapılan çit çalışmaları nedeniyle bir hayli karıştırılmıştır. Zemin ve döşeme tuğlalar üzerinde çit direklerine açılan yuva izleri bulunmaktadır.

Bu anlattığımız Külliye’nin giriş bölümü açma planımıza göre, NG 268 A-B, NG 267 A-B açmalarıdır. O kodu 1381.50 cm olarak belirlenerek derinleşmeye başlanmıştır. Çalışmalarımızda bu plan verilerinin yanı sıra bu alanda anıta ait birkaç harflik kitabe parçaları da bulundu. Bunların dışında 2 kelimeden oluşan bir ve tek kelimeden oluşan bir diğer parçanın yer aldığı 2 parçalık yazıt parçaları da Sunak Taşı içine külliyenin ilk tahribatından sonra gelenler tarafından sunu için atılan taş, tuğla ve kiremit gibi parçaların içinde bulunmuştur.

Bark Alanı

Kitabe’nin yer aldığı NG 267 açmasından batıya doğru barka geçiş koridoru NG 266 ve NG 265 açmalarından sağlanmaktaydı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bark sıkıştırılmış bir kil zemin üzerine tuğla döşemeden meydana geliyordu. Bu tuğlalar -96.7 cm seviyede insitu durumda bulunmuştur. 30×30 cm boyutundadırlar. Ancak bu döşeme tuğlalarının büyük çoğunluğu, külliyeyi tahrip eden işgalciler tarafından toparlanıp götürülmüştü. Bu yıl, çalışmalarımız sırasında, götürülen tuğla ve kiremitlerin külliyenin 65 m doğusunda bulunan NH 273 A ve NI 273 A açmalarında yer alan bir kerpiç duvarın doğusuna toplandığı tespit edildi. NG 266 A açmasında kalkerden yapılmış bir insan heykeline ait gövde parçası bu geçiş koridorunun sağında ve solunda heykellerin yer alabileceğini göstermiştir. Ancak, bu heykel ilk işgalcilerin genel olarak Külliye’yi yağmaladıkları sırada tahrip ettikleri heykellerden olmalıydı. Külliye’nin asıl fonksiyonu dışında Oboy (Moğ. Owoo) olarak kullanılmaya başlandığı dönemde bu kırık parça özenle buraya dikilmiş görünüyor. Fakat ilk tuğla döşemeli evredeki taban seviyesinde değildi. Bu evrenin terk edilmesinden bir süre sonra oluşmuş erozyon toprağı üzerine oturtulmuştu. Büyük bir tahribat gördüğünü tespit ettiğimiz külliyede insitu durumda heykellerin bulunabileceğini düşünmüyoruz, ancak bu koridor alanı sınırlayan kesimlerde daha çok parçaların çıkabileceğini düşünmekteyiz. Önümüzdeki kazılarda bu konuda somut bilgiler elde edilecektir.

NG 266 açmasının batısında yer alan NG 265 açması Barkın doğu sınırlarını içine alan bir açma olma bakımından önemlidir. Bu açma da 5×10 m boyutunda olup yine=kodu 1380.500 cm olarak belirlenmiştir. Bu açmada da 1380.500 cm kodunda derinleşme çalışmalarına başlanmıştır.

Bu alanda da, Külliye’nin diğer alanlarında olduğu gibi, üst tabaka Moğol uzunca bir süre terk edilmiş yerleşmenin erozyonun getirdiği sarımsı kahverengi bir kumla kaplıdır. Bu tabaka; uzun yıllarda oluşumu sırasında, göçebelerin ziyaretleri sırasında çevreden topladıkları ya da yanlarındaki bir nesneyi kutsamak için bu alana atmalarından kaynaklanan, dönem ve malzeme olarak çok karışık bir dönemi yansıtır. Ancak -12 cm derinliğe inildiğinde açmanın kuzey kesiminde kiremit parçaları, batı kesiminde ise çeşitli boyutlarda taş parçaları yoğunluk göstermeye başlamıştır. Açmanın batısında – 12 cm’de görülen kiremit parçaları doğuya doğru gidildikçe meyilli bir şekilde daha alt seviyelerde ele geçmektedir. -117 cm.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ