1923-1938 DÖNEMİNDE TÜRKİYE’NİN SANAYİ POLİTİKASI

1923-1938 DÖNEMİNDE TÜRKİYE’NİN SANAYİ POLİTİKASI

Ondokuzuncu yüzyıldan itibaren İktisadî alanda bir tarım ülkesi görüntüsü veren Osmanlı İmparatorluğu, sanayi alanındaki faaliyetlerini küçük ölçekli müesseseleri vasıtası ile yürütüyor ve daha çok el emeğine dayanıyordu. Bununla beraber 18. yüzyıla kadar harp sanayi, tersane işleri, madencilik, halı ve dokuma gibi alanlarda Avrupa sanayii ile rekabet edebilmekteydi. Ancak Osmanlı Devleti Avrupa’daki Sanayi Devrimi’ni izleyemedi. Sanayi Devrimi ile Avrupa’da üretim maliyetlerinin büyük ölçüde düşmesi sonucu rekabet imkânını da kaybeden Osmanlı ekonomisi, 1809 ve 1838 ticaret antlaşmalarıyla önce İngiltere, daha sonra da 1878’den itibaren Bismark Almanyası’nın kontrolüne geçti. Bu ilişkiler sonucunda, ipek, demir ve dericilik gibi yerli zanaatlar çöktü. Nihayet alt yapı yetersizliği yüzünden yurt içinde yetiştirilen ürünler bile tüketici pazarlarına ulaştırılamaz oldu.[1]

Bunun sonucunda 1839’da İstanbul’da 2752 kumaşçı tezgâhı ve tezgâhlarda yaklaşık 3500 işçi çalışmaktayken, 1869’da tezgâh sayısı 25’e kumaşçı sayısı 42’ye düştü.[2]

Kötü gidişi durdurmak ve sanayiyi yeniden canlandırmak isteyen Osmanlı Devleti, 1863’te İslah¬ı Sanayi Komisyonu’nu kurdu. Ancak bu komisyonda alınan kararların Kapitülasyonlar sebebi ile uygulanamamasının üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra 1913’te “Teşvik-i Sanayi Kanunu Muvakkatı”nı[3] çıkararak sanayiyi teşvik etmeye çalıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gayretleri ile ortaya çıkan kanunun Meclis-i Mebusan’daki görüşmeleri sırasında sunulan Lâyihalarla Osmanlı halkının yerli malı kullanılması konusu üzerinde de duruldu. Ancak Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun kabulünden bir yıl sonra I. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine kanunun istenilen ölçüde uygulanması mümkün olmadı.[4] Buna rağmen kanunla bazı başarılar da elde edildi. 1909-1913 yılları arasında Osmanlı toprakları üzerinde 51 anonim şirket varken teşvikin uygulandığı 1914-1918 tarihleri arasında bu sayı 88’e yükseldi.[5] Aynı şekilde savaştan önce Türklerin ticarete ve sanayiye katılma oranları %10’un altında tahmin edilirken I. Dünya Savaşı sonrasında sermaye sahiplerinin önemli bir kısmının Türk olduğu görülmektedir.[6]

Osmanlı Devleti’nden, Cumhuriyet Türkiyesi’ne kalan sanayi mirasının ne olduğunu gösteren en iyi kaynak, dönemin Ticaret ve Ziraat Nezareti tarafından yaptırılan 1913 ve 1915 yılları sanayi sayımıdır.[7] İstanbul, İzmir, Bursa, İzmit, Manisa, Uşak, Bandırma ve Karamürsel kentlerini kapsıyan sayım bize Osmanlı sanayii hakkında genel bir izlenim vermektedir. Bu dönemde bazı kentlerde kurulan un ve deri fabrikaları ile Adana ve Tarsus’taki dört pamuk ipliği fabrikası dışında; sanayi sayımı yapılmayan diğer vilayetlerde önemli sayılabilecek herhangi bir sanayi kuruluşu bulunmamaktadır.[8]

Sayım sonuçlarından da görüleceği üzere Osmanlı Devleti’nde yüksek fırınlar ve metalurji fabrikaları yoktur.[9] İzmir’de bulunan ve montaj niteliği taşıyan buhar makinası, içten yanmalı motorlar, un, sabun, yağ ve havlu ile makarna fabrika tesisatı imal eden dört fabrika dışında Osmanlı Devleti makine yapan sanayiye de sahip değildir.[10]

Osmanlı imalat sanayiinin üretim değeri açısından %70.3’ünü gıda, %11.9’unu dokuma, %8.3’ünü deri, %6.1’ini kırtasiye, %2.2’sini kimya, %0.8’ini ağaç ve %0.3’ünü toprak sanayi oluşturmaktadır.[11]

Mevcut sanayideki toplam kuruluşların %75’i, çalışanların da %84.8’i dokuma, gıda ve kırtasiye sahasındadır. Bu kuruluşların 22’si devlete, geri kalanların büyük çoğunluğu yabancılara ve onların himayesindeki yerli gayrimüslimlere aitti. Adana ve Tarsus’ta faaliyette bulunan dört pamuk ipliği fabrikası hariç olmak üzere sayımı yapılan 264 işletmeden 249’u kuvve-i muharrıkın (Çevirici güç) kullanmaktaydı. Bunların toplam 20.977 beygir gücünde çevirici güce sahip olduğu bilinmektedir.[12] Esasen işletme başına düşen 85 beygir güç; Osmanlı Devleti’ndeki işletmelerin Avrupa’daki çağdaşları ile mukayese edildiği zaman küçük işletme bile sayılamayacağını göstermektedir.[13]

I. Bölüm

Milli Ekonomi’nin Kuruluş Yıllarında Türkiye’de Sanayi Politikası (1923-1930)

İktisadî bakımdan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk on yılı (1923-1933) uygulanacak politikanın arayış yıllarıdır. Esasen Cumhuriyet döneminde uygulanacak politikanın arayışları Millî Mücadele yıllarında başlamıştır. Atatürk, I Mart 1922 tarihinde T.B.M.M.’yi açarken yaptığı konuşmasında uygulanacak iktisadi politikaya ait şu sözleri söylemiştir: “…Siyasî iktisadıyatımızın mühim gayelerinden biri de menafi-i umumiyeyi doğrudan doğruya alakadar edecek müessesat ve teşebbüsatı iktisadiyeyi kudreti maliye ve fenniyemizin musaadesi nisbetinde devletleştirilmesidir. Ezcümle topraklarımızın altında metruk duran maden hazinelerini az zamanda işleterek milletimizin menfaatına küşade bulunabilmek de ancak bu usul sayesinde kabildir.”[14] Bu sözler Türkiye’nin Cumhuriyet’in ilanından sonra uygulayacağı politikaya da ışık tutmaktadır.

1922   yılında kurulan Millî Türk Ticaret Birliği’nin, İzmir İktisat Kongresi’ne getirmek için hazırladığı tutanaklarında da izlenmesi istenen sanayi politikası ile ilgili bilgiler mevcuttur. Tutanaklarda, İstanbul tüccarlarının sanayiyi koruyucu bir gümrük politikasını ilke olarak serbest ticarete tercih ettikleri belirtilmekle beraber[15] raporun ilerliyen sayfalarında tüccar sermayedarların koruyucu bir gümrük sistemini arzulamadıkları anlaşılmaktadır.[16] Bu görüşleri İzmir İktisat Kongresi’nde daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.

1923 İzmir İktisat Kongresi’nde Sanayileşme Fikri

I. Lozan barış görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılından itibaren iktisadî alanda izleyeceği politikasının belirlenmesi amacı ile 17 Şubat-04 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de “Türkiye İktisat Kongresi” toplandı. Kongre’ye Türkiye’nin tarım, sanayi, ticaret ve işçi sınıfları arasından seçilmiş binden fazla (1135) temsilci katıldı.

Kongrenin açılış konuşmasını Mustafa Kemal Atatürk yaptı. Atatürk, bir taraftan kongreye katılanlara “Türkiye İktisat Kongresi tarihte ilk defa ihtiraz-ı mevki-i bülend (yüksek mevki) edecek bir kongredir. Ve sizler bu memleketin ihtiyacını, milletin ihtiyacını ve milletin kabiliyetini ve bunun karşısında dünyada mevcut olan çok kuvvetli iktisat teşkilâtını nazara alarak, alınması lazım gelen tedbirleri kemal-i vuzuh ile teati ve tesbit etmelisiniz” dedi.[17] Diğer taraftan Lozan görüşmeleri sırasında bilhassa iktisadî sahada Türk milletine yöneltilen suçlamalara da cevap verdi. “Konferanstaki muhataplarımız bizimle üç-dört senelik değil, üç yüz ve dörtyüz senelik hesabatı rü’yet (hesap görme) ediyorlar.” dedikten sonra Türkiye’nin Lozan’da yapılan suçlamaların aksine yabancı sermayaye karşı olmadığını ve kanunlarımıza riayet etmek kaydıyla yabancı sermayeye lazım gelen teminatı vermeye hazır olduğumuzu belirtti.[18]

Açılış konuşmalarından sonra grup çalışmalarına geçildi. Alınan kararlar TBMM’ye ve hükümete takdim edildi. Sanayi Grubu adına hükümete sunulan raporda sanayileşme hareketi “devletin himaye ve teşviki ile, ferdi insiyatifin hamlesi” olarak vasıflandırıldı.[19]

Kongrede Sanayi Grubunun aldığı kararlar dört ana başlık altında toplanabilir:[20]

  1. Sanayinin Korunması

Ülke ihtiyaçları yurt içi üretimle karşılanan mallarına yüksek gümrük vergileri konarak ithalatına engel olunması; ülkede elde edilebilen hammaddelerin ithalatının önlenmesi; ülkede elde edilemeyen ve sanayinin gelişmesi için gerekli olan hammaddelerin gümrüksüz ithalatının sağlanması, sanayide kullanılacak makine ve parçaların gümrük vergisinden muaf olması ve ülkede bulunmayan sanayi ürünlerinin gümrüksüz ya da çok düşük bir gümrükle ithaline imkân tanınması.

  1. Sanayinin Özendirilmesi

Vergi muafiyetlerinin arttırılması, hükümet alımlarında yurt içi ürünlerin %20 pahalı da olsa yabancı ürünlere tercihi, sanayi kuruluşlarının kurulması ve genişletilmesi için beş döneme kadar arazinin bedelsiz verilmesi, Teşvik-i Sanayi Kanunu’ndan yalnızca Türk uyrukluların, Türk sanayi şirketlerinden de şirket sermayesinin en az %75’i Türklerin elinde bulunanların yararlandırılması.

  1. Sanayinin Finansmanı

Sanayicilere kredi sağlayacak bir sanayi bankasının kurulması.

  1. Sanayicinin Eğitimi

Sanayi eğitiminin takviyesi[21], sanayi mühendislerinin yetiştirilmesi ve sanayi odalarının kurulması.

İzmir İktisat Kongresi, Sanayi Grubu’nun aldığı kararlardan da anlaşılacağı gibi ülkenin içinde bulunduğu şartlara çözüm getirmekten uzak bir “dilek ve temenniler” kongresi niteliğindedir.[22] Bununla birlikte kongrede özel teşebbüse önem veren ve devletin ancak özel sermaye ile kurulması mümkün görülmeyen büyük müesseseleri kurmak için ekonomik hayata girmesini kabul eden bir anlayış hakim olmuş ve bu görüş, 1930’lara kadar uygulamada kendisini belirgin olarak göstermiştir.

Bu dönemde devlet politikalarının da bu görüşü benimsiyor görünmesinin sebebi özel teşebbüsün gücüne inanmışlığın bir sonucu değil, fakat böyle bir milli teşebbüs sınıfının yeterince bulunmayışının, bu sınıfı oluşturmak isteğinin ve devletin ekonomik kaynaklarının bazı işleri fiilen üstlenmeye yetmemesinin sonucudur.[23]

Nitekim kongrede öngörülen sanayinin etkin şekilde korunması talebi, kapitülasyonların kaldırılmasına rağmen,[24] bu sistemin artıklarının birden temizlenememesi yüzünden Lozan antlaşmasına konan ekli Ticaret sözleşmesi ile önemli ölçüde engelleniyordu. Ticaret sözleşmesi ile, aralarında İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya’nın bulunduğu ülkelere Türkiye, 24.08.1929 tarihine kadar 01.09.1916 tarihli Osmanlı gümrük tarifelerinin uygulanmasını kabul etmiştir. Aynı sözleşme ile Türkiye, bazı istisnalar dışında yurda mal sokmaya ve yurttan mal çıkarmaya ilişkin yasakları kaldırmayı ve bunları yeniden koymamayı taahhüt etmektedir.[25]

Bunun yanında Lozan’da, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan dış borçların yaklaşık üçte ikisinin devralınması ve bunların ödenmesine 1929 yılından itibaren başlanacak olmasının devlet bütçesine getirdiği yük, devletin kamu yatırım harcamalarının sınırlı kalmasına[26] ve 1929 yılına kadar etkili dış ticaret ve sanayileşme politikaları takip etmesine engel oldu. Bundan dolayı devlet, 1930’a kadar doğrudan sanayi yatırımlarına girişmek yerine sanayileşmeyi gerçekleştirmek için bütçe politikası ve devlet girişimini araç olarak kullandı. Buna karşılık 1920-1930 yılları arasında kurulan 14 hükümetin programında, sanayi ve sanayileşme süreci ile ilgili herhangi bir maddeye yer verilmedi.[27]

Dolayısı ile sanayinin korunması ile ilgili bir gümrük politikasından da söz edilmedi.[28] Buna rağmen devlet, sanayi alanında yatırım yapacak, ya da bu alanda yatırım yapacak kuruluşlara destek verecek olan müesseselerin kurulmasına öncülük edecekti.

Bu amaçla 1924’te Anadolu tüccarları ve bazı politikacıların ortaklığı ile İş Bankası kuruldu. Cumhuriyet döneminin ekonomik karar ve seçimleri ile sanayileşme çabalarında her zaman ağırlığını hissettiren bankanın amacı, tasarrufların millî bir bankada toplanması, teşvik edilmesi, artırılması ve yerli sanayinin finansmanı için fonların oluşturulmasıdır.

1925 yılında ise Osmanlı döneminden kalan devlet teşebbüslerini, özel teşebbüse devredinceye kadar yönetmek, sanayi ve madencilik konularında özel teşebbüsle ortaklaşa faaliyette bulunmak ve bu alanda çalışanlara kredi sağlamak amacı ile Sanayii ve Maadin Bankası kuruldu.

Diğer bir gelişme ise, şeker sanayii alanında oldu. 5 Nisan 1925 tarihinde çıkarılan bir yasa gereğince, gıda sanayiinin kurulmasında ilk hedef olarak, hammaddesi Türkiye’de yetişen şeker sanayii seçildi. O tarihe kadar ithal edilen şeker, bundan böyle -başta Alpullu Şeker Fabrikası olmak üzere- kurulan fabrikalar vasıtasıyla yurt içinde üretilmeye başlandı.[29] 1926 yılında şeker ithalatı devlet tekeline verildi ve başka bir kanunla da şeker fabrikasının ürünlerinin devlet tarafından alınması mecburi kılındı.

Bu dönemde sanayi alanındaki en büyük atılım 28 Mayıs 1927’de 10545 sayılı kanunla çıkarılan “Sanayii Teşvik Kanunu[30] ile gerçekleşmiştir. Bu yasa hem devletçiliğin anlamını ortaya koyması, hem de milli sanayileşme politikasının başlatıcısı olması nedeniyle ile çok önemlidir. Aynı yıl yapılan sanayi sayımına göre toplam 65.245 sanayi işletmesinin %43.59’u tarım, %22.61’i maden sanayi ve makine onarım ve imalatı, %14.34’ü dokuma, %12.10’u ağaç, %4.41’i bina inşaat, %1.07’si kimya ve %1.88’i de diğer sanayi kollarında faaliyet gösteriyordu.

Mevcut işletmelerin %35.74’üne karşılık olan 23.316 işletmede yalnızca birer kişi bulunmakta, 4.916 işletmede bir kişi ve aile bireyleri çalışmakta, 23.332 işletmede ise iki ya da üç kişi çalışmaktaydı.[31] Bu itibarla Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun amacı hem mevcut iş kollarında faaliyet gösteren özel sermayeyi ülke çapında yeterli konuma getirmek hem de sanayi malları üreten sanayinin stratejik sanayiler alanında da faaliyet göstermelerine imkân tanımaktı. Ancak bunun yapılabilmesi için, devletin özendirici hükümler aracılığı ile özel sermayeye destek vermesi gerekiyordu.[32] Teşvik-i Sanayi Kanunu’nda bu destek “müsaade ve muafiyetler” başlığı altında şu şekilde sıralanmıştır:[33]

  • Sanayi Kuruluşları için gerekli arazinin belediye hudutları içinde kamuya aitse parasız; şahıslara ait ise kamulaştırılarak sağlanması,
  • Belediye hudutları dışındaki arazinin bedeli on yılda ödenmek üzere verilmesi,
  • Gerekli özel telgraf ve telefon, enerji nakil hatlarının kuruluşu ve bakımı için kolaylıklar sağlanması,
  • Sanayi kuruluşları ile bunların “müştemilat ve tesisatlarının” çeşitli vergi ve rüsumdan; hisse senetlerinin damga vergisinden; gerekli maddelerin ithalinde, gümrük ve benzeri resimlerden muaf tutulması,
  • Bu kuruluşlar için gerekli, inşaat malzemesi ve makinalar için demir ve deniz yollarında %30 indirim yapılması; gene ilkel ve mamul madde taşınmasında indirimli tarife uygulanması,
  • Sanayi kuruluşlarına yıllık mamul kıymetlerinin %10’u kadar prim verilmesi,
  • Gerekli bazı maddelerin ucuza sağlamaları için kolaylıklar,
  • Yerli kuruluşların mamullerinin, dışarıdan gelenlerden %10 pahalı olsa bile hükümet, özel idareler, belediyeler ve bunlara ait müesseselerle imtiyazlı şirketler ve bu kanundan istifade eden müesseseler tarafından tercihan satın alınmasının mecburi tutulması.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al