1917 BOLŞEVİK İHTİLÂLİNİN TÜRK DÜNYASINDAKİ YANSIMALARI

1917 BOLŞEVİK İHTİLÂLİNİN TÜRK DÜNYASINDAKİ YANSIMALARI

1. GİRİŞ

1917 Bolşevik İhtilâline kadar Rusya’daki Çarlık idaresi kısmen feodal ve kısmen kapitalist düzende ve koyu bir Ortodoks inancı içerisinde olduğu bilinmektedir. Çarlığın dış siyaseti bu yapının uzantısı mahiyetinde idi. Dünya siyasetinde İngiltere, Fransa, Almanya vb. gibi yeni sömürgeler elde etmeye çalışmaktaydı. Feodal geleneklere uygun olarak da askerî işgallerle ele geçirdiği toprakları Rusya’nın bir parçası haline sokup bu ülkelerdeki halkın arazisini ellerinden alarak Rus feodallere vermekteydi. Irkçı Rus karakteri icabı olarak da ele geçirdiği milletleri Ortodoks-Rus yapmaya çalışıyordu.

Bu politika sonucunda Rusya, bütün iktisadî imkânları özellikle toprağı elinde tutan bir Rus asiller sınıfının tahakkümü altında inleyen kültür ve milliyetleri hor görülen müşterek bir hapishane haline gelmiştir. İşte Lenin bu ortamdan faydalanarak ihtilâli başarmıştır[1].

A-Bolşevik İhtilâlinin Sebepleri

1. İktisadî Sebepler: Bolşevik ihtilâlini hazırlayan temel sebep korkunç sosyal adaletsizliktir. Rusya bu dönemde büyük servete sahip olan zenginler ile son derece fakir olan köylü ve işçi olmak üzere kesin çizgilerle ikiye ayrılmaktaydı. Lenin’in bunlardan sonunculara dayanarak ihtilâli yaptığı[2] bilinmektedir.

2. Kültürel Sebepler: XX. Yüzyıla girildiğinde Rusya’da aydınlar arasında fikir hareketleri çok güçlenmiş bulunuyordu. Aydınlar ülkenin içinde bulunduğu sosyal huzursuzluğun bir yansıması olarak derin bir kaynaşma içindeydiler. Fransız İhtilâlinin ortaya çıkardığı hürriyetçi akımlar Rusya’da daha 1825’den itibaren Çar idaresine karşı ayaklanmanın çıkmasına sebep olmuştur. Çarlığın sert ve hiç kimseye söz hakkı vermeyen idaresi aydınları yer altına itmiş onlara gizli ihtilâl çalışmaları tecrübesini kazandırmıştı. Marksistler de dahil bütün fikir akımları ya siyasî etkinliği olmayan akademik ve halktan kopuk durumdaydı yahut da grupların teşkil ettiği ve amaçları devlet adamlarını öldürmek olan terörist teşkilat halindeydi. Çarlığın bu zorba idaresi ve halkın isteklerinin dikkate alınmaması rejimin değil muhaliflerin gücünü artırıyordu[3].

3. Siyasî Sebepler: Bu sebeplerin başında çarlık iç politikasının gittikçe halktan uzaklaşması ile dünya savaşının doğurduğu iktisadî ve moral çöküntüsü de gelmektedir. I. Dünya Savaşı’na büyük umutlar ile giren Çarlık Rusya’sının Alman cephelerinde mağlup olmasının sonucunda bütün ümitleri boşa çıkmış, savaş esnasında ülke içerisinde sosyal ve ekonomik sıkıntılar baş göstermiştir. Bir yandan savaş zenginleri ortaya çıkarken diğer yandan yoksul halk tabakaları ve cepheden kaçan askerler güruhu ortaya çıkmıştır. Çaresizlik içindeki aç ve sefil bu kitlelere Lenin’in yapmış olduğu propaganda “EKMEK ve BARIŞ” idi[4].

4. Millî Sebepler: 1917 tarihine gelindiğinde çarlık Rusya’sı emperyalist ve yayılmacı siyasetinin sonucu olarak hemen hemen bütün Türk illerini hakimiyeti altına almış durumdadır. Çarlık Rusya’sı bu geniş coğrafyaya yayılan dil, din ve kültürel yönlerden değişik özellikler gösteren Türk topluluklarını iktisadî ve kültürel yönden sömürürken aynı zamanda bu Türk topluluklarının siyasî ve kültürel haklarını elinden alarak yoğun bir Ruslaştırma politikasına tabi tutmuştur. Türkleri sömürme ve Hristiyan-Ruslaştırmaya çalışan Çarlık idaresi ile millî şuuru gittikçe gelişen ve siyasî bir kuvvet olarak mücadele sahasına giren Türklük karşı karşıya gelmiştir[5].

Türklere yapılan bu baskıların bir benzeri de Çarlık Rusya’sının hakimiyeti altında bulunan Finlilere, Lehlilere, Ukraynalılara ve Yahudilere de uygulanmaktaydı. Bu milletler Çarlığın baskısından kurtulmak için yollar aramakta ve Çarlığı yıkmak ve sınırlamak isteyen “Hürriyetçi-Aydın” hareketlerini desteklemekteydiler. En çok destekleyecekleri hareket ise elbette Çarlığı yıkacak olan hareket olacaktı[6].

Yukarıda verdiğimiz bilgilere göre Bolşevik İhtilâli, Rusya içindeki sosyal, ekonomik ve kültürel huzursuzlukların sonucunda Marksist ve Leninist bir ideolojinin iktidara gelmesini sağlayan sosyalist nitelikli bir ihtilâl[7] olarak karşımıza çıkmaktadır.

B-Bolşevik ihtilâli Karşısında Türkler

1917 yılı Rusya açısından birçok birikimlerin ülkenin siyasî yapısında köklü değişikliklere yol açtığı bir yıl olmuştu. Bir taraftan 1905 Japon Savaşı yenilgisi ile başlayan demokratik yönetim istekleri ülke çapında şiddetlenerek artarken diğer taraftan I. Dünya Savaşı’nın getirdiği sıkıntılar ülkenin iktisadî ve sosyal yapısını sarsmaktaydı. Her iki gelişme bir noktadan sonra birbirini destekleyerek hızlanmış ve Çarlık idaresini yıkmıştı. Daha demokratik, daha sosyal yönetim isteklerini savunanlar, savaş şartlarının yıprattığı rejim karşısında seslerini daha gür çıkarırken, rejimin karşısında gittikçe güçlenen ve genişleyen muhalefet cephesi de moral bakımından orduyu zayıflatarak cephe başarısını engellemeye çalışıyordu. Ancak rejimin muhalefete karşı yumuşamaması üzerine muhalefetin daha güçlü ve güvenli hareket etmesini sağlamıştır. Sonunda Ekim ayında Petrograd olaylarından sonra Kerensky hükümeti yönetimi bırakmak zorunda kalmış ve sonunda Bolşevik İhtilâli gerçekleşerek Lenin döneminin başladığını görmekteyiz[8].

Kerensky’i bertaraf eden Lenin ve arkadaşları Rusya’nın karşı karşıya bulunduğu tehlike ve tehditler karşısında Kasım 1917 ve Ocak 1918 ayında yayınladıkları deklarasyonlarda Rus olmayan milletlere Rusya’nın himayesinde muhtar idareler kurma hakkını tanıdıklarını bildirdiler[9]. Lenin ve Stalin’in yayınladıkları bu deklarasyonda Çarlık rejimi altında ezilen halkların ihtilâl içerisinde desteğini almak ve sistemi oturtabilmek amacıyla yapmış oldukları samimî olmayan siyasî bir hareket olarak ortaya çıkmaktadır. Lenin’in bu vaadinde samimi olmadığını gören Türkler arasında millî idealin yeniden yeşermeğe başladığı görülmektedir. Bunu fark eden Lenin casusları ve satın almış olduğu kişiler vasıtası ile (parçala ve hükmet) Türk Millî Birliğini bozarak parçalamayı gerçekleştirdiğini görmekteyiz[10].

Lenin bir taraftan sözde muhtar olacak olan cumhuriyetlerin liderlerini Moskova’da yapılacak olan kongreye davet ederken diğer taraftan da Stalin’in başında bulunduğu Sovyet Milletler Komiserliği ve buna bağlı teşekkül ve ajanlar, muhtar olma vaadiyle parçalanmış olan Türkistan’da Bolşevizm’i yaymak ve Türklerin dil, din, örf ve adetlerini bozarak onları tam manasıyla Ruslaştırmak için gizli ve büyük bir faaliyete girmiş bulunuyordu[11]. Şubat 1919’da toplanan Moskova Kongresi Lenin ve arkadaşlarının gerçek niyetlerini ortaya koyması bakımından önemlidir. İhtilâlin Moskova’da yerleşmesinden sonra doğuya yani Başkurdistan, Kafkaslar, Kazakistan ve diğer Türkistan topraklarına taşınma konusu Lenin döneminin en temel problemlerinden birini oluşturmuştur. Çarlık yönetiminin çöküş döneminde Kazaklar arasında kurulmuş olan Alaş Orda ve diğer özgürlükçü hareketler siyasî bilinçlenmeyle beraber kültürel, iktisadî ve askerî gelişme ve oluşumların yolunu açtığını görmekteyiz. Bu şartlar altında Türk Halkları ve onların her geçen gün halkın gözünde artan bu gelişmeler sonucunda Moskova’dan daha bağımsız hareket etmeye başladıklarını[12] görüyoruz. Türklerin bu faaliyetleri karşısında harekete geçen Sovyetler eskiden de başvurdukları bir yöntemi yeniden kullanmaya başladılar ve Türkler arasındaki eski düşmanlıkları kışkırtarak kabileler arasında rekabeti körükleyerek onları birbirine karşı düşürmeye başlamışlardır. Bir müddet sonra 1924 Mart ayında Taşkent’te toplanan Türkistan Birlik Kongresi’ni de teşkilatlandırdıkları birlik aleyhtarı insanlar ile bastırıp münakaşa ve kavga çıkmasını sağladılar. Bu karışıklık üzerine Türklerin kurdukları komünist partileri beraberce Rus Komünist Partisine müracaat ederek ayrı cumhuriyetler halinde yaşamak istediklerini bildirmişlerdir[13]. Bu nedenle Rus Komünist Partisi durumu görüşerek Türkistan’daki komünist partilerin isteklerini kabul ettiklerini ve her Türk grubunun ayrı ayrı cumhuriyetler oluşturacağını 12 Haziran 1924’de ilân etmiş ve aynı yılın Eylül ayında Merkez Toprak Komitesi’ne bu cumhuriyetlerin sınırlarını tespit ettirerek bugünkü statüyü gerçekleştirmişlerdir[14].

Toprak Komitesi’nin bu taksimi Komünist Partisi tarafından kabul edilerek her komünist partisinin ileri gelenleri komiteler kurarak kendi idarî, iktisadî ve kültürel programlarını yapmaya başlamışlardır. Yapılan bütün programlarda her cumhuriyet halkının isteyerek Ruslar ile birleştikleri tezi ve teması iyi bir şekilde işlenecekti. Nihayet bu çalışmalar Ekim 1924 sonunda tamamlanarak Moskova’ya bağlı olarak kurulan beş sosyalist cumhuriyet (ki Kazakistan USSR, Özbekistan USSR, Türkmenistan USSR, Kırgızıstan USSR, Tacikistan USSR)’in kuruluşu tamamlanıyordu[15].

Türkistan’ı parçalayarak kendisine bağlamış olan Sovyetler doğuda bulunan Başkurdistan Cumhuriyeti’ni de 23 Mart 1919 tarihinde Başkurd Özerk USSR haline getirmiştir[16]. Diğer taraftan Kafkas ve Türkistan’ın dışında bulunduğu halde önemli bir Türk Yurdu olan ve Rusların Kafkaslar politikası ile tarihî ve staretejik ilgisi bulunan Kırım Türkleri de aynı şekilde Sovyet Rusya’sına bağlı bir cumhuriyet haline getirilmiştir[17]. Bu Sovyetler Birliği politikalarının en bariz başarılarından biridir. Türklerin anayurdu manasına gelen Türkistan gibi siyasî ve kültürel mana ifade eden terimler birden bire resmî yazışmalardan ve beyanlardan kaldırılarak yerine sosyal tansiyonu yükselten ve milletler arasında staretejik kaynakların rekabetine yönelen “milliyetçilik” kavramı getirilmiştir[18].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al