1895 ZEYTUN ERMENİ İSYANI

1895 ZEYTUN ERMENİ İSYANI

Köklü bir geçmişe sahip olan Türk-Ermeni ilişkileri, Türklerin XI. yüzyılda Anadolu’ya gelmesiyle başlamıştır. Bu dönemde Türklerin siyasi hakimiyetlerine giren Ermeniler, XIX. yüzyılın sonlarına kadar Türklerle barış içinde yaşamışlardır. Özellikle Osmanlı Devleti zamanında geniş bir hoşgörü ortamında hayatlarını sürdüren Ermeniler, Türk kültür ve hayat tarzını büyük ölçüde benimsemişlerdir. Osmanlı Devleti’nin en üst kademelerinde görev alan Ermeniler, devlete olan bağlılıkları ve hizmetleri nedeniyle “Millet-i Sadıka” unvanını almışlardır.

Ancak 1789 Fransız İhtilali’yle yayılan milliyetçilik fikirleri, Balkanlar’daki gayrimüslim unsurlardan sonra Ermenileri de etkilemiştir. Ermeniler, özellikle 1878 Berlin Antlaşması sonrası, kısa bir zaman içerisinde yıkılacağına inandıkları Osmanlı Devleti’nin Anadolu toprakları üzerinde bağımsız bir Ermeni Devleti kurmak için çalışmalara başlamışlardır. Bu amaçla örgütlenen Ermeniler, Anadolu’nun birçok yerinde isyanlar çıkarmışlardır. Ermenilerin Anadolu topraklarında bağımsız bir devlet kurabilmek için çıkardıkları isyanlardan birisi de 1895 Zeytun isyanı olmuştur.

1895 İsyanı Öncesinde Zeytun

Zeytun, Maraş vilayetine bağlı, çok dağlık bir kaza merkeziydi. Burada bulunan dağların her tarafında bol miktarda Zeytin ağacı bulunduğundan, buraya Zeytun denilmiştir.1 Kasabanın bugünkü adı ise Süleymanlı’dır. Maraş’ın kuzey-batısında, Ceyhan Nehri ile Göksun Çayı arasında 3.014 metre yükseklikteki sarp ve ormanlık Berit Dağı’nın eteğinde, dar bir vadi içindeki Zeytun Çayı üzerinde kurulmuştur. Zeytun Çayı, şehri Aşağı Zeytun ve Yukarı Zeytun olmak üzere ikiye ayırmıştır.2 Bölgenin yüzeyi, suyu bol ve şiddetli akışa sahip birçok dereler ile kesildiği için çok girintili ve çıkıntılı bir haldedir. Bu sebeple evler, dik yamaçlara yaslanmış, düzensiz anfi şeklinde sıralanmıştır. XIX. yüzyıl sonlarında evler düz çatılı ve kerpiçten yapılmıştır.3

Zeytun Ermenileri, mevkiin sarplığından istifade ederek Avrupa’daki derebeylik devrine ait bir mahalli idareye sahip olmuşlardır. Başkanlarına işhan-prens adını vermişlerdir. İşhan-prensler Zeytun’un dört mahallesini4 ayrı ayrı idare etmişlerdir.5 Bu mahalleler nadiren barış içerisinde olmuşlardır. Bozbayır Mahallesi’nden birisinin Yenidünya Mahallesi’nde piskopos olması veya tam tersi çok nadiren görülmüştür.6 İşhan-prensler ayrıca etraftaki köylerden Osmanlı Devleti’nin izni dışında vergi toplamışlardır.7 Bu vergiler işhan-prenslerin tayin ettiği kişiler tarafından toplanmıştır.8 Bu durum 1895 yılına kadar devam etmiştir.9

Zeytun’da, 7 Kasım 1864’te yürürlüğe giren Vilayet Nizamnamesi’ne uygun olarak ıslahat yapılmaya başlanmıştır. Yapılan düzenlemeye göre, Zeytun kasabası işhanları idaresinde bulunan 40 Müslüman hanesi, nüfus defterine yazılmıştır. Bunlar askerlik görevi ile sorumlu tutulmuşlardır. Ermenilerin askerlik bedeli ödemeleri kabul edilmiştir. Zeytun kasabası merkez olmak üzere, civarda bulunan Müslüman köyleri buraya bağlanarak kaza şeklinde teşkilatlandırılmıştır. Burada yarısı Müslüman ve yarısı Ermeni olmak üzere Kaza Meclisi kurulmuştur. Ayrıca Zeytun’a kaymakam ve kaymakam vekili tayin edilmiştir.10 1895 yılında kazanın kaymakamlığını Avni Bey yürütmüştür. Aynı zamanda kazanın İdare Meclisi’nin başkanlığını da yapmıştır.11

1895 ve 1896 tarihli devlet salnamelerine göre, Halep vilayeti, Maraş sancağına bağlı olan Zeytun kazasının, 5 nahiyesi12 ile 22 köyü vardır. Kaza merkezinde bulunan 17.031 nüfustan, 4823’ü erkek ve 3659’u kadın olmak üzere 8.482’si Gregoryen Ermenilerden, 256’ı erkek ve 233’ü kadın olmak üzere 489’u Katolik Ermenilerden, 158’i erkek ve 125’i kadın olmak üzere 283’ü Protestan Ermenilerden ve 4116’sı erkek ve 3661’i kadın olmak üzere 7777’si Müslümanlardan oluşmuştur.13 Buna göre kasaba nüfusunun yarısından fazlasını Ermeniler teşkil etmiştir.

Zeytun Ermenileri ziraat, ticaret ve madencilik gibi mesleklerle meşgul olmuşlardır.14 İklim şartlarının uygun olması sayesinde kasabanın bağ ve bahçelerinde üzüm ve elma gibi meyveler üretilmiştir. Ancak arazinin engebeli olması nedeniyle tarım faaliyetleri çok sınırlı bir alanda yapılabilmiştir. Bu sebeple Zeytunlular ekseriyetle demircilik ve katırcılıkla meşgul olmuşlardır. Kasaba dahilinde bulunan 2 adet demir ocağından çıkarılan demirler halk tarafından işlenmiştir. İhtiyaç duydukları zahireyi de Elbistan kazasıyla Göksun nahiyesinden almışlardır.15 Olağanüstü dönemlerde ise yol kesip yağmacılık yapmışlardır.16

1895 yılı itibariyle kasabada 100 dükkan, 2 mağaza, 5 boyahane, 16 su değirmeni, 2 debbağhane, kasabaya yarım saat mesafede bir kaplıca, 1 mescit, 1 manastır, 5 kilise ve 6 mektep vardır.17 Söz konusu mekteplerden ikisi Amerikan misyonerleri tarafından 1871 yılında açılan Amerikan Protestan Kız ve Erkek Mektepleri’dir.18 Bu mekteplerde iki öğretmen çalışmıştır. Amerikan Protestan Erkek Mektebi’nde 1894 yılında 65, 1895 yılında 30, 1896 yılında 45 öğrenci eğitim görmüştür. Amerikan Protestan Kız Mektebi’nde ise 1894 yılında 25, 1895 yılında 40, 1896 yılında 30 öğrenci eğitim görmüştür. Bu okullarda Zeytunlu Ermeni çocuklara dini bilgilerin yanı sıra Ermeni tarihi ve kültürü de öğretilmiştir. Bu durum Zeytun’da görülen isyanların giderek milliyetçi bir karakter kazanmasında etkili olmuştur. Ayrıca Zeytun’da bulunan kiliselerden bir tanesi de Amerikan misyonerleri tarafından kullanılmıştır. 1895 yılında söz konusu kilisenin 85 erkek ve 30 kadın üyesi mevcuttur.19

Zeytun, Ermenilerin en faal oldukları ve sık sık isyanlara teşebbüs ettikleri bir merkez olmuştur.20 Dağlık ve ormanlık bir bölgede bulunan Zeytun’da 1545 tarihinden Kurtuluş Savaşı sonuna kadar yaklaşık dört yüz yıl isyanlar devam etmiştir. (1780, 1832, 1852, 1861, 1878 vd.)21 Zeytun isyanları, Osmanlı Devleti’nin çeşitli bölgelerinde görülen devlete başkaldırma hareketlerine benzer, derebeylik zihniyetinden kaynaklanan olaylardır.22

Zeytun isyanları, önceleri yağmacılık maksadıyla çıkarılırken daha sonra komitecilerin telkinleriyle siyasi bir renk almıştır. Komiteler bu durumdan istifade ederek Zeytunlulara yardım için içte ve dışta topladıkları önemli miktardaki yardım paralarını Zeytunlulara vermek yerine kendileri almışlardır.23

1895 Zeytun Ermeni İsyanının Çıkması

Ermeniler tarafından bağımsız bir Ermeni devleti kurma fikriyle yurt dışında kurulan Hınçak Komitesi, Anadolu’da Ermenilerin yaşadığı bölgelerde isyanlar çıkararak büyük devletlerin Ermeni sorununa müdahale etmelerini sağlamayı amaçlamıştır. Zeytun bu düşünceyi gerçekleştirmek için çok uygun bir yer olarak görülmüştür. Bu amaçla Hınçak Komitesi, 1893 yılında bazı üyelerini Kilikya bölgesine göndermiştir.

1895 Zeytun isyanını, bölgeye gelen komitacılardan Agasi ile adamları çıkarmışlardır. Kendisinin verdiği bilgiye göre Agasi, Toroslar’da doğmuştur.24 Osmanlı kaynaklarına göre kendisi Haçin25 kazası ahalisindendir.26 1888 yılında köyünü terk edip, okumak için İstanbul’a gitmiştir.27 Amerika ve İngiltere’de de tahsil için bulunmuştur.28 1891 yılında Fransa’ya gitmiştir.29 1893 yılında birtakım arkadaşlarıyla birlikte Kıbrıs’a ve oradan çok miktarda cephane ve silahla birlikte yelkenli ile Antakya kazasına bağlı Süveydiye30 köyüne geçmiştir. Burada yaşayan Ermenileri Hınçak Komitesi’ne üye yapmıştır.31 Buradan da Kilikya bölgesine geçmiştir. Arkadaşları Abah, Mleh ve Hraçya da bölgeye gelmişlerdir. Hazırlıklar yapabilmek için Kilikya’nın farklı yerlerine dağılmışlardır. Bölgedeki Ermenileri Müslümanlara karşı organize etmişlerdir.32

Agasi, Maraş’a oradan da Antep’e gitmiştir. 1895 yılının yazında tekrar Maraş’a gelmiştir. Buradaki Ermenilerle, Zeytun’da çıkaracakları isyanla eş zamanlı olarak Maraş’ta da isyana başlamaları konusunda anlaşmışlardır.33 Agasi liderliğindeki söz konusu komitacılar, bölgede örgütlenmelerini tamamlamışlar ve 1895 yılının Temmuz ayında Avrupa’dan getirdikleri silahlarla beraber Zeytun’a geçmişlerdir.34

Zeytun Ermenilerinden büyük bir kitle, Agasi ve arkadaşlarıyla buluşmak için dağlık bölgelerdeki saklandıkları yere gelmişlerdir. Aralarında gençler ve yaşlılar da vardır. Agasi ve arkadaşlarının silahlarını öpmüşler ve “Mücadele bizim için bir bayramdır; Türkleri geri püskürteceğiz.” diye bağırmışlardır. Agasi’nin ifadesine göre, Avrupa’da yetişmiş olan genç nüfusun varlığı ve Zeytun’a gelip hemşerileri için kendilerini feda etmeleri, sarp dağlarda yaşayan insanların ruhlarında hayranlık ve heyecanla karşılanmıştır. Hepsi silahlarıyla birlikte gelmişlerdir. Hatta silah taşıyan ve bıçak bulunduran çocuklar bile vardır.35

Agasi ve arkadaşları, Zeytunlu Ermenileri gerek para dağıtarak gerekse yabancı dilde yaptıkları konuşmalarla etkilemişlerdir. Genelde Agasi Fransızca, Abah ile Mleh ise İngilizce konuşmuşlardır. Bu kişiler şapka takıp, askeri üniformalar giymişlerdir. Bu nedenle isyanın başlarında bu kişilerin Fransız ve İngiliz oldukları yönünde söylentiler çıkmıştır.36 Zeytunluların söz konusu Hınçak Komitesi mensuplarına katılmalarında, uzun yıllardır devam eden vergi konusundaki şikayetlerinin yanı sıra diğer bölgelerde yaşayan Ermenilere Müslümanlar tarafından zulüm yapıldığı yönündeki yalan haberlerin de etkisi olmuştur. Ayrıca Agasi, yapılan toplantılarda, gerekli silah ve paranın komite tarafından verildiğini söylemiş, İngiltere’nin Halep konsolosu ile sürekli irtibatta olduğuna ve İngiltere’nin, İskenderun limanına kendilerine destek için kuvvetler göndereceğine halkı inandırmıştır.37 Gerçekten de İngiltere, Ermenilerin çıkardıkları olaylar üzerine savaş gemilerini İskenderun veya yakın bir limana göndermeyi düşünmüştür.38

Agasi ve arkadaşları bölgeye geldikten sonra Ermenilerle jandarmalar arasındaki ilk çatışma 17 Ağustos’ta olmuştur. Annesini görmek için Taşoluk köyüne bir arkadaşı ile giden Cellat isimli Ermeni ile jandarmalar arasındaki çatışma yarım saat kadar sürmüş, iki taraftan da ölen olmamıştır.39

Agasi, Ekim ayının başlarında Abah, Mleh ve Hraçya ile beraber Zeytun’a bağlı Alabaş köyüne giderek oradaki Ermenileri Hınçak Komitesi’ne üye yapmış ve isyan için ihtiyaç duydukları malzemeleri temin etmiştir. Bu durumun haber alınması üzerine Zeytun’da görev yapan jandarmalardan Urfalı Mustafa ve Döngeleli Süleyman, tahkikat yapmak için Alabaş köyüne gönderilmişlerdir.40 Agasi bu konuda şunları yazmıştır: “Alabaştılar öfke ile iki jandarmayı bir ağaca bağlayıp yakmışlardır ve bu cüretkâr olay sonucu hükümet, Alabaş’a ne bir casus ne de bir asker göndermeye bir daha cesaret edememiştir.”41 Agasi, bu şekilde Ermenilerin iki jandarmayı yaktıklarını itiraf etmiştir.

19 Ekim’de Agasi bir grup Alabaşlı Ermeni ile Andırın kazasının sınırını geçerek Kemerli köyüne saldırmışlardır. 2 erkekle 1 kadını yaralamışlar, bir miktar sığırı da yanlarına alarak götürmüşlerdir. 20 Ekim’de ise Maraş ve Antep’ten gelen bazı Ermenilerin de katıldığı Zeytunlular, Göksun’un Döngel ve Kireç köylerine saldırmışlardır.42

Zeytunluların çıkardıkları olaylar üzerine Zeytun kışlasında bulunan Miralay İffet Bey, çıkacak bir isyanda Zeytun hükümet konağı ile kasabada bulunan karakolun ahalinin kontrolü altında kalacağını, bu nedenle bir karışıklık çıktığında kasabayı kışladan topa tutmaktan başka çare olmadığını belirterek bu konuda izin talebinde bulunmuştur. Ancak kasabanın topa tutulması uygun görülmeyerek, kesinlikle böyle bir şeye kalkışılmaması istenmiştir. Konu ile ilgili Sadaret tezkeresinde, Zeytunlulardan eşkıyalık yapanların adetinin etraftaki Müslüman köylerini vurup yağmalamak olduğu, bundan dolayı kasabada eşkıyalığa karışmamış olanları topa tutmanın caiz olamayacağı ifade edilmiştir. Fakat eşkıya hücum ederse top ile karşılık verilmesinin zaruri olduğu ve her halükarda gerekli tedbirler alınarak işin genişlememesine çalışılması cevap olarak adı geçen Mirliva’ya yazılmıştır.43

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al