11 EYLÜL SALDIRILARININ ÖZBEKİSTAN DIŞ POLİTİKASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

11 EYLÜL SALDIRILARININ ÖZBEKİSTAN DIŞ POLİTİKASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Özbekistan sınırları ve ulusal kimliği bakımından Sovyetler Birliği tarafından kurulmuş bir cumhuriyettir. 1924’te 19. yüzyılda Rusya tarafından işgal edilen Buhara, Hiva ve Hokand Hanlıklarının toprakları üzerine kurulan Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti 1991’e kadar SSCB içerisinde varlığını sürdürmüştür. SSCB’nin dağılmasıyla Özbekistan iç ve dış politikasında egemen bir devlet haline gelmiştir. On yıllık bağımsızlık dönemi boyunca da çok önemli mesafeler katetmiştir. Özbekistan bağımsızlığının ilk yıllarından itibaren Rusya’nın kendi üzerindeki ağırlığını mümkün olduğunca minimize etmeye çalışmış, buna karşın Batı’nın etkisini arttırmaya çalışarak bölgede dengeleri değiştirmeye çalışmıştır. En önemlisi ise ABD, Rusya, Çin gibi büyük güçlerden herhangi birinin etkisi altına tamamen girmekten kaçınarak bağımsızlık politikası uygulamaya koyulmuştur.

Bu bağlamda 11 Eylül saldırıları Özbekistan açısından önemli bir gelişme olmuştur. 11 Eylül öncesi güvenlik nedenleri ile Rusya ve Çin’in başat konumda olduğu Şanghay İşbiliği Örgütü’ne katılım için başvuran Özbekistan, ABD’ye yapılan saldırılar sonucu Batı ile yakınlaşma ve aynı zamanda güvenlik tehditlerini ortadan kaldırma fırsatı elde etmiş oldu.

Zira, Afganistan’a düzenlenen operasyon, ABD ve İngiltere’yi Afganistan’a coğrafî bakımdan yakın ülkelerde müttefik arayışlarına itmiştir. Bu müttefiklerden biri de Özbekistan olmuştur. Özbekistan, Afganistan’la görece iyi korunan sınırları, kapalı bir devlet olması ve halkın yönetimin kontrolü altında olması gibi özellikleriyle ABD’ye elverişli müttefiklik koşulları sunabilmiştir. Bu çalışmada, 11 Eylül sonrası gelişmeler Özbekistan’ın dış politikasındaki öncelikler açısından Rusya ve ABD ile ilişkileri bağlamında ele alınacak, önümüzdeki dönem için Özbekistan’ın kazanımlarının neler olabileceği incelenecektir.

Özbekistan Dış Politikasındaki Temel Öncelikler

Bağımsızlığını pekiştirme ve Orta Asya bölgesinde lider olma Özbekistan’ın 1991’den günümüze izlediği dış politikanın önceliklerini oluşturmaktadır. Bağımsızlık politikası Özbekistan’ın hem bölge devletleri hem de Rusya ile ilişkilerinde dönem dönem kendini göstermektedir. Bölge ülkeleri ile ekonomik entegrasyondan yana olduğunu söyleyen Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov, siyasî alanda entegrasyona inanmadığını her fırsatta dile getirmektedir. Fakat, ekonomik alanda da ciddî bir birliktelikten bahsetmek zordur. Bölge devletlerinden Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın,[1] Beyaz Rusya ve Rusya ile birlikte ilk başta Gümrük Birliği adı altında kurdukları ve daha sonra Avrasya Ekonomik Birliği’ne dönüştürdükleri örgüte Özbekistan katılmamıştır. Özbekistan, özellikle Rusya’nın başat konumda olduğu herhangi bir yapılanmaya girmekten kaçınmaktadır. Ocak 1994’te kurulan ve Özbekistan’ın da üyesi olduğu Orta Asya Ekonomik Birliği ise pek önemli sonuçlar elde edememiştir.[2]

Öte yandan, Özbekistan 1999’da Bağımsız Devletler Topluluğu Ortak Güvenlik Anlaşması’ndan da ayrılmıştır. Özbekistan, ilk başlarda BDT şemsiyesi altında her üye devletin kendi ordusu ile katılacağı NATO tarzı bir askerî yapılanmaya gidilmesinden yanaydı. Bu öneri Özbekistan tarafından 15 Mayıs 1992’de Taşkent’te yapılan BDT toplantısında gündeme getirildi.[3] Bu toplantı üyeleri açısından önemli bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona ermişti. Rusya, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan arasında varılan ortak bir karara göre taraflardan herhangi birine dışarıdan yapılan saldırı tüm taraflara yapılmış olarak algılanacak ve gereken tedbirler alınacaktı. Fakat, daha sonra Rusya’nın kendi iç ekonomik sorunlarına yönelmesi ve uyguladığı yeni fiyat politikaları ruble alanındaki diğer ülkeler tarafından eleştirilmeye başlandı. Fiyatlardaki aşırı artış Özbekistan’da da yankı buldu: Başkent Taşkent’te üniversite öğrencileri protesto gösterileri ile hayat koşullarının ağırlaşmasına ilk tepki verenlerden oldular.

Bu gelişmeler üzerine Devlet Başkanı Kerimov, Rusya’nın BDT içinde uygulanan ekonomik reformlar konusunda ortak bir karar sonucu hareket etmediğini dile getirdi. Ardından, Kerimov ve Merkez Bankası Başkanı Feyzulla Mullazhanov tarafından Rusya’nın bu şekilde devam etmesi sonucu Özbekistan’ın kendi millî para birimine geçmek zorunda kalacağı açıklandı.[4] Rusya’nın 1993’te “yeni ruble”ye geçmesi ile Özbekistan 15 Kasım 1993’e kendi para birimi “som”u tedavüle soktu.

Bu arada, Özbekistan eski SSCB cumhuriyetleri arasında, Birliğin çöküşü nedeniyle yaşanan ekonomik çöküntüyü en az zararla atlatanlar arasında olduğunu söylemek pek yanlış olmaz. Şöyle ki, SSCB’nin dağılmasının hemen ardından, 1992’de Özbekistan GSYİH’si %11.1’lik bir düşüş gösterirken, sanayideki en büyük düşüş %12.3 oranında olmuştur.[5] EBRD’nin istatistiklerine göre, diğer cumhuriyetlerin çoğunda ekonomideki düşüş kendini daha büyük rakamlarla belli etmektedir.

Özbekistan genel olarak, Rusya’nın Orta Asya’daki askerî etkinliğini azaltmaya yönelik politikalar izlemiştir. Moskova’nın eski SSCB sınırlarını koruma hakkına ilişkin iddiaları da Özbekistan tarafından olumlu karşılanmamış, Taşkent, BDT Dış Sınırlarının Savunması Hakkında Anlaşma’yı imzalamayı reddetmiştir.[6] Özbekistan, Moskova ve Duşanbe arasında 201. Motorize Birliğin 20 yıllık bir süre için Tacikistan’da konuşlandırılmasına ilişkin anlaşmanın imzalanmasına da karşı çıkmıştır.

Bir taraftan Rusya’nın bölgede askerî varlığına karşı çıkan Özbekistan, bir taraftan da kendi ordusunu güçlendirmeye çalışıyordu. SSCB döneminde askere alınan Özbek kökenli gençler daha çok stroybat diye adlandırılan inşaat birliklerine gönderiliyordu. Bu nedenle, Birliğin dağılmasından sonra nitelikli Özbek subayların sayısı çok değildi. Fakat, bağımsızlıktan sonra Özbekistan hızlı bir şekilde eğitimli Özbek askerinin yetişmesi için girişimler başlattı. SSCB zamanındaki Özbekistan’ın birlik ordusundaki subay sayısı sadece %6’yı oluşturuyorken, 1997’de bu rakam %85’e yükseldi.[7]

Bölge liderliğine gelince, Özbekistan bağımsızlığının ilk günlerinden beri bu arzusunu yerine getirmek için çabalamaktadır. 31 Ağustos 1991’de uluslararası alanda yeni bir devlet olarak ortaya çıkan Özbekistan, Orta Asya’nın en güçlü devletlerindendir. Ayrıca, çoğunluğu Özbek olmak üzere yaklaşık 25 milyonluk nüfusla bölgenin en kalabalık ülkesidir. Bunun yanında, 447 bin km2’lik yüzölçümü, verimli toprakları ve doğal kaynakları ile Özbekistan Orta Asya’da en fazla gelecek vaadeden devletlerden biri olma özelliğini taşımaktadır. Özbekistan aynı zamanda, bölgede en güçlü askerî yapıya da sahiptir. 50 bin kişilik kara kuvvetleri, 9 bin 100 kişilik hava kuvvetleri personeli ve 17 bin ile 20 bin arasında değişen içişlerine bağlı birlik mensubuyla Özbek ordusu Orta Asya’nın en büyük ordusudur.[8]

Bir önemli husus da, Orta Asya’da Özbek nüfusun dağılımıdır. Özbekistan’ı çevreleyen diğer cumhuriyetlerde yaklaşık 2,5 milyon etnik Özbek yaşamaktadır.[9] Bunların çoğu Kırgızistan’ın Oş ve Celalabad, Kazakistan’ın Çimkent ve Jambıl vilayetleri ve Tacikistan’ın Sughd ve Hisar bölgeleri olmak üzere Özbek sınırına yakın yerleşim birimlerinde yaşamaktalardır.[10]

Özbek dış politikasının temel özelliklerini kısaca ele aldıktan sonra iki büyük güç olan Rusya ve ABD ile gelişen ilişkilerini irdeleyebiliriz.

Rus-Özbek İlişkileri

1990’ların ortalarından itibaren toparlanmaya başlayan Rusya tekrar gözünü Orta Asya’ya çevirdi. Bölgedeki hidrokarbon yataklarının üzerinde kontrolünü artırmaya çalışan Rusya, diğer sanayi alanlarında da Orta Asya ülkeleri ile işbirliğine yöneldi. Nitekim, bu dönemde Rus tekstil bölgelerinden sanayiciler Özbekistan pamuğunu değerlendirme teklifleri ile ülkeye geldiler. Öte yandan, 1996’da Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı olarak Yevgeni Primakov’un atanması ile Rusya güney bölgelerle daha fazla ilgileneceğinin sinyalini vermiş oldu. Bir Orta Doğu uzmanı olan Primakov’un, göreve gelir gelmez Şubat 1996’da gerçekleştirdiği Orta Asya gezisinin bir durağı da Özbekistan’dı. Fakat, planlananın aksine, ziyaret sırasında sadece bir anlaşma imzalanabilmişti.[11] İmzalanamayanların içerisinde Özbekistan’daki Rusların durumuna ilişkin bir anlaşma da vardı.

Buna karşın Özbekistan ve Rusya birbirleri için önemli ticaret ortakları olarak kalmışlardır. 2000 yılı itibariyle Rusya’nın dış ticaretinde Özbekistan dördüncülüğü korurken, 1991-2000 yılları arasındaki rakamlar Özbekistan’ın en büyük dış ticaret ortağının Rusya olduğunu göstermektedir.[12]

Özbekistan ve Rusya arasındaki ilişkilerde Tacikistan ve Afganistan’da başlayan çatışmalar dönüm noktasını oluşturmuşlardır. Bağımsızlık sonrası Tacikistan’da radikal İslâmî eğilimlerin yükselmesi sonucu çıkan iç savaş ve Afganistan’da mücahitler arasında verilen iktidar savaşı Özbekistan’da ciddî güvenlik kaygısı yaratmıştır. Özbekistan’ın Afganistan ve Tacikistan’la ortak sınırlara sahip olması doğal olarak, çatışmaların kendi içine taşmasını engellemek amacıyla bu sınırların güvenlik altına alınması için gerekli tedbilerin alınmasına zorlamıştır. Bu noktada, Rusya’yı bölgede güvenlik ve istikrarı koruyabilecek tek güç olarak gören Özbekistan, Moskova’yla ilişkilerini iyileştirmeye çalışmıştır. Afganistan ve Tacikistan’da olanları sadece bölge için değil, tüm BDT için bir köktendincilik tehdidi olarak değerlendiren Rusya, aynı görüşte olan Özbekistan ile ortak tehdit algılaması sonucu özellikle güvenlik alanında sıkı işbirliğine yönelmiştir. Tacikistan’daki savaşın 1997’de sona ermesi doğu sınırları açısından bir miktar rahatlamaya neden olmuşsa da, 1996’da Afganistan’da aşırı dinci Taliban hareketinin yönetime gelmesi güneydeki tehdit algılamasını daha da arttırmştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ