1.DÜNYA SAVAŞI’NDA NASIL SAVAŞTIK, NASIL KAYBETTİK?

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek09

Milyonlarca insanın can verdiği 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu sadece cephede değil cephe gerisinde de büyük kayıplar yaşadı. Açlık ve hastalıklar savaştan daha çok ölüme neden oldu. İstanbul’dan yaya olarak yola çıkan askeri birliklerin binlerce kilometre ötedeki cepheye çok azı ulaşabildi

Osmanlı askerlerinin I. Dünya Savaşı’nda dört yıl boyunca yedi cephede savaştığını hepimiz biliriz. Kahramanlık hikâyelerini ve Çanakkale cephesinde yazdıkları destansı mücadeleyi anlatmaktan zevk alırız. Ancak çok azımız onların cephede, düşman kadar açlık, susuzluk ve salgın hastalıklara karşı da bir ölüm kalım savaşı verdiğini düşünmüşüzdür.

Dünyanın şahit olduğu en korkunç ve ölümcül savaşlardan ilki olan I. Dünya Savaşı’nı 100. yıl dönümü münasebetiyle bundan önce birkaç yazımızda ele almıştık. Bu hafta savaş esnasında Osmanlı ordusunun ibretlik durumunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Osmanlı gerçekten çok büyük bir imparatorluktu ama savaşa ekonomisinin çöktüğü bir dönemde girmişti. Bu yüzden Almanya’nın sürekli yardımına muhtaçtı. Ancak savaşın yükünü bu ülkenin insanları çekti. Çok kıt kaynaklarla vatan savunması yapıldı. Çok ağır bir bedel ödendi. Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in Salgın Hastalıklardan Ölümler 1914-1918 adlı eseri bu konuda bize çok ilginç detaylar sunuyor.

ORDUNUN AÇLIKLA İMTİHANI

Hepimiz dedelerimizin Osmanlı askerinin kahramanlıkları kadar savaş esnasında çektiği sıkıntılara dair sayısız hikâye dinlemişizdir. Gerçekten de Osmanlı ordusunun I. Dünya Savaşı’ndaki durumu üzerine yapılan araştırmalar Osmanlı askerinin en büyük korkusunun düşman askeri değil, açlık ve salgınlar olduğunu ortaya koymuştur. Bilindiği gibi 1911 yılında Trablusgarp Savaşı’yla cepheye çağrılan Osmanlı askeri 1922 yılı sonlarına kadar 11 seneden fazla cephelerde kalmıştı. Bu esnada açlık ve salgın hastalıklardan ölen asker sayısının çatışmalarda ölenlerden daha fazla olduğu ifade edilmektedir.

100 GRAM EKMEĞE TALİM

Osmanlı ordusunun resmi beyanlarına göre bir askere günde 900 gram ekmek, 600 gram bisküvi, 250 gram et, 150 gram bulgur, 20 gram tereyağı ve tuz verilecekti. Ancak evrak üzerinde mükemmel olan bu diyeti belki de savaş boyunca hiçbir asker göremedi. Zaten ordu kayıtlarına bakıldığında yıllar geçtikçe askere verilen günlük tayinlerin azaldığını, özellikle cephede iyice düştüğünü görüyoruz. Daha savaşın ikinci yılında Suriye’de bir askere verilen ekmek miktarı 400-500 grama düşmüştü. Doğu cephesindeki askerler ise hatıralarında kendilerine sadece 60 gram un verildiğini anlatıyorlar. Bu unu karla karıştırarak yemekten başka yapacakları bir şey yoktu.

Birinci Dünya Savaşı’nda o kadar farklı cephelerde savaşılmıştı ki kimse kesin olarak ne kadar asker kaybedildiğini hesaplayamıyordu. Ordu defterlerine göre Osmanlı ordusunun asker sayısı 2.850.000 idi. İlginç olan, hastane kayıtlarına göre hastaneye sevk edilenlerin sayısının 3.155.138 kişi olmasıydı.

TİFO, VEBA VE HUMMA…

Muhtemelen birçoğu hastaneye de götürülmeden tedavi görmüştü. Ancak her halükarda ordu mevcudundan fazla asker hastaneye kaldırılmıştı. Savaş sırasında orduda doktor olarak görev yapan Tevfik Sağlam askerin baş düşmanının tifo, suçiçeği, veba, lekeli humma, kara humma gibi salgın hastalıklar olduğunu anlatır. Resmi rakamlara göre 4 yıl boyunca salgın hastalıklardan ölenler en az 500 bindi. Cephede çatışarak ölenler de en fazla bu kadardı.Yapılan araştırmalara göre salgınlar sivil halkın da baş düşmanıydı. Hastalıklara karşı askerde olanlar daha şanslıydı.

ÜÇ MİLYON KİŞİ ÖLDÜ

Onların doktor ve hastane görme şansı çok daha fazlaydı. Belki de bu yüzden açlık ve salgınlardan dolayı 3 milyon kişi hayatını kaybetmişti. En öldürücü hastalık sıtmaydı. Daha sonra dizanteri, tifüs ve diğerleri geliyordu. O dönemde bu hastalıkların tedavisi neredeyse yoktu. Bir yerde salgın başladıktan sonra kontrolü mümkün olamıyordu. Tifüs ve dizanteri teşhisiyle hastaneye yatanların bile %27’si vefat ediyordu.

CEPHEYE GİDEN GELMEDİĞİ İÇİN FİRAR EDEN ÇOKTU

Osmanlı ordusunda firarlar üzerinde araştırmalar yapan Hollandalı tarihçi E. Zürcher’e göre Osmanlı ordusunda firarlar müttefik ordularının hepsinden fazlaydı. 1917 yılı sonlarındaki bir istatistiğe göre firar eden asker sayısı 300 bin kişiydi. Bir örnek vermek gerekirse 1917 yılı Ekim ayında İstanbul’dan 24. tümen 10.057 askerle yola çıkmıştı. Birlikler Filistin’e ulaştığında yapılan yoklamada kalan asker sayısı sadece 4.635 kişiydi. İşin kötüsü firar edenler evlerine de dönemediklerinden çetelere katılıyor ve ülkede ciddi bir iç güvenlik sorunu doğuruyorlardı.

YEMEN TÜRKÜSÜ GERÇEKTİ?

Osmanlı ordusu I. Dünya Savaşı’nda Galiçya, Yemen ve Süveyş gibi Anadolu’dan çok uzak cephelerde ölüm kalım mücadelesi veriyordu. Asker yakınlarının terhis konusunda en az beklenti içinde oldukları cephe belli ki Yemen ve Arabistan cephesiydi.

Bu cephede yaşanan dramları Falih Rıfkı Atay Zeytindağı adlı eserinde görgü tanığı olarak anlatır. Gerçekten de bir Osmanlı askerinin dediği gibi bu cephe adeta bir tuzla gibiydi. Askerler tuzun suda eriyip kaybolduğu gibi ortadan kayboluyordu. 1904-11 yılları arasında 10 bin, 1914-1918 yılları arasında buraya gönderilen 4 tümen askerden neredeyse dönen olmamıştı. İşte bu yüzden Yemen Türküsü ’nün şu sözleri çok manidardır:

Ah o yemendir gülü çemendir,
Giden gelmiyor acep nedendir.

ABDESTSİZ GİTMEYELİM!

Üsteğmen İ. Hakkı Bey hatıralarında koleraya yakalanmış askerlerin çaresizliğini şu çarpıcı örnekle anlatır: Yolda kolera salgını başlar. Asker cepheye gitmek zorundadır. Hastalar orada terk edilir. Açlıktan bir deri bir kemik kalmış olan askerlerin kimi kusar, kimi kımıldamayacak kadar zayıf düşmüştür. Bazı askerler ise birikmiş bir suda yıkanmaya çalışmaktadır. İ. Hakkı “Sırası mı şimdi yıkanmanın” der. Asker: “Efendim, kolera. Ölmekten korkuyorlar, abdestsiz gitmeyelim öbür dünyaya diye yıkanıyorlar” der.

BİTMEK BİLMEYEN YOLLAR

Osmanlı askerinin korkulu rüyası hiç bitmeyen yürüyüşlerdi. Savaş yıllarında demiryolları çok az, deniz yolu sınırlı ve çok tehlikeliydi. Çünkü İtilaf Devletleri’nin donanması denizlerimizde cirit atıyordu. Bu yüzden askerler cepheye genelde yaya olarak intikal ediyorlardı. İstanbul’dan Irak cephesine giden bir asker yaklaşık olarak 2 aylık bir yürüyüş sonrası cepheye ulaşabiliyordu. Yine Osmanlı ordusunda asker olan Bartınlı Hamit Efendi’nin naklettiğine göre kendisi 1915 yılı Mart ayında İran’ın Revandiz şehrinde Ruslar’la savaşan birliklere katılmak için yola çıkmış ancak 50 günde birliğine katılabilmişti. Askeri kayıtlara göre bir asker günde ortalama 20-30 kilometre yürütülüyordu.

OSMANLI ASKERİNİN ÇARESİZLİK SAVAŞI

1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı askerinin durumu çok az araştırma konusu olmuştur. Asker mektupları ve hatıratları savaşın 100. yıldönümü münasebetiyle yeni yeni yayımlanmaya başlanmıştır. Bu yayınlar sayesinde Osmanlı askerinin gerçek savaşı açlık, sefalet ve salgın hastalıklara karşı verdiğini ibretle görüyoruz.

KEŞKE HARPTE ÖLSEYDİM!

Osmanlı askerlerinin muharebe dışındaki kayıpları o kadar çoktu ki şehitlik mertebesine yükselmek isteyen askerlerin cephede düşman mermisiyle ölmek için dua ettikleri birçok hatıratta anlatılmaktadır. Sarıkamış Muharebesi’nde 53 bin asker soğuktan donarak ölmüştü. 30 bin kişi hastaneye gönderilmiş ve savaşamaz hale gelmişti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ